16 Mayıs 2009 Cumartesi

“Rumeli’den gelenler Cumhuriyet’i kurdu”



İlber Ortaylı: “Rumeli’den gelenler Cumhuriyet’i kurdu”

 May 18, 2016 | 14:09

Galatasaray Üniversitesi öğretim üyesi, tarihçi Prof. Dr. İlber Ortaylı, Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi’nde ‘Balkanlar’ üzerinde konferans verirken, ‘Türkler’ üzerine çarpıcı yorumlar yaptı.
Tekirdağ Valisi Ali Yerlikaya, üniversite rektörü Prof. Dr. Osman Şimşek başta olmak üzere salondan taşan bir öğrenci kalabalığı tarafından dinlenen Ortaylı, Balkanlar’ın çektiği sıkıntıları anlatırken, “Bizler Balkan İmparatorluğu’nu değil Rumeli’deki anavatanı kaybettik” derken yürek sızlattı.
Sık sık alkış alan Ortaylı daha sonra şöyle devam etti:
“Balkanlar’dan çekilirken, orası yıkıldı, Rumeli’deki bütün zenginliklerimiz gitti; hem kültürel, hem ekonomik anlamda demek istiyorum. Osmanlı İmparatorluğu’nun temeli çöktü. Bu Rumeli’den gelenler de aslında Cumhuriyet’i kurdular. Zaten 1. Cihan Harbi’ne, Balkanlılığın getirdiği şuurla ve kimlikle girdik.
Bu bütün Şark’ta çok önemli bize özgü önemli bir veçhedir. Yani Türklük öyle öğreniliyor; kitaptan okuyarak değil… Türklerin ‘milli hafızası’ budur…”
Türklerin Balkanlar’dan çekilmesiyle Rumeli’deki ‘sosyal dengenin’ bozulduğunu ancak Anadolu’da öbür yarısını yaşatmaya başladığını anlattı. Ortaylı, “Balkanlar’dan gelenler ekilmeyen arazileri ziraata açtılar; onlar sayesinde modern ziraat gelişti. 1895’te Yunan savaşında ordu, ilk kez Anadolu’da ekilen buğdayın ununu yedi. Balkan devletlerine bakarsak… Milli sınırların tespiti için çok uğraştılar… Aslında bu mümkün değildir. Çünkü hepsinde azınlıklar vardır. Ayrıca, her Türk azınlığı, o ülke için bir ‘talih’ olmuştur. Bu tarihi bir vakadır. Mirastır.
Balkanlar’da enerji sorunu vardır, çünkü bütün Balkanlar’da ne ziraat, ne büyük zenginlikler, ne de maden kaynakları, hele de sadece bir dönem Romanya’nın çıkardığı petrol vardı; o da bitti.” ifadelerini kullandı.
Hürriyet


OSMANLILAR ANADOLU’YU İHMAL ETTİ Mİ?

Sıkça dile getirilen bir iddia da Osmanlılar’ın Anadolu’yu ihmal ettikle­ridir. Anadolu’nun şu anda yaşadığımız vatanımız olmasından dolayı bizim için vazgeçilmez bir önemi vardır. Ancak Anadolu, Osmanlı İmparatorluğu zamanında devletin topraklarının sadece bir kısmı idi.
Osmanlı Beyliği, Söğüt ve çevresinde kurulmuş olduğu için Anadolu kö­kenli kabul edilip, bu bölge imparatorluğunun ana çekirdeği olarak görülürse mesele anlaşılamaz. Osmanlı İmparatorluğu’nun dünyanın en büyük impa­ratorluklardan birisi olarak tarih sahnesine çıkması Anadolu sayesinde değil, zengin ve siyasi direnişlerin az olduğu Rumeli sayesinde olmuştur. Osmanlı beyliğinin yayılma alanı uygun fırsatlar çıkmadığı takdirde Rumeli olmuştur. Osmanlı beyliğinin Rumeli’de kuvvetlendikten sonra Anadolu’yu içine aldığına dikkat etmek gerekir. Devletin ana siyasi organizasyonunu sağladığı bölge de Rumeli’dir. Osmanlı İmparatorluğu Rumeli’de öylesine sağlam bir yapı kurmuştur ki, Fetret Devri’nde Anadolu toprakları çok kısa sürede elinden çıkarken, bu bölgenin büyük bir bölümü elinde kalmış ve bu saha sayesinde varlığını sürdürebilmiştir. Timur istilasından sonra Osmanlılar Rumeli’yi gerçek yurtları saymaya başladılar ve Ankara Savaşı’na kadar başkent Bursa iken, bu gelişmeler içerisinde Edirne başkent oldu.
Dikkat edilmesi gereken bir husus da, Osmanlı devlet teşkilatında kuru­lan ilk yönetim birimlerinin Rumeli adını taşıması ve bu görevlerin teşrifatta daha sonra kurulan Anadolu adlı memuriyetlerden önde gelmesidir. Örneğin, Rumeli Beylerbeyliği’nin Anadolu Beylerbeyliği’nden, Rumeli Kadıaskerliği’nin Anadolu Kadıaskerliği’nden üstün olması.
Paul Wittek, Rumeli’nin Osmanlılar için “varlık sebebi” olduğunu, Balkan Harbi sonunda Osmanlılar’ın varlık sebeplerini yitirdiklerini söyler. İlber Ortaylı da Osmanlı İmparatorluğu’nun fiilen 1912’de sona erdiğini belirtir. Yukarıda bahsettiğimiz gibi Rumeli olmasaydı, Osmanlı İmparatorluğu da olmazdı. Bu yüzden Osmanlı İmparatorluğu’nun anavatanı Rumeli’dir.
Bugün Trakya hariç bütün Rumeli elimizden çıktığı için bunu tam olarak anlayamayabiliriz. Ancak Sofya’nın 1385’te, Erzurum’un 1518’de, Selanik’in 1387’de Van’ın ise 1530’larda Osmanlı hakimiyetine girdiği düşünülürse durum biraz daha rahat anlaşılabilir.

Bu mevzu iyice anlaşılamadığından, Osmanlılar’ın kendi anavatanları olan Anadolu’yu ihmal ettikleri sıkça söylenen, kalıplaşmış düşüncelerden birisidir. Osmanlılar fethettikleri bütün yerleri vatan olarak benimsemişlerdir. İlk yayıldıkları saha olduğu ve daha önce üzerinde Türk ve İslam kültürüne ait eserler bulunmadığı için Rumeli’de Osmanlı eserine sıkça rastlamak normal bir durumdur. Ayrıca Anadolu daha önce Selçuklular ve beylikler tarafından çeşitli eserlerle donatılmıştı. Hiç Türk eseri olmayan yerler varken, Anadolu’ya yeni eserler ve alt yapının yapılması beklenemez. Bunların yanısıra Anadolu’ya göre daha zengin ve daha uygun coğrafi şartlara sahip bir bölgenin hayat şartlarının da daha iyi olması çok normal bir durumdur



























































Türk-İslam devletlerinde ötedenberi yazılı ve yazısız kağıda hürmet fevkalade idi.
 Bilhassa kul hakkı geçmesi tehlikesi sebebiyle devlet evrakının muhafazasına daha çok ehemmiyet verilirdi.
 En büyük Türk-İslam devletlerinden biri olan Osmanlılar da aynı ananenin devamı olarak devlet evrakını en müstesna yerlerde muhafaza etmişlerdir
. Ortadoğu ve Balkanlarda asırlarca hüküm süren Osmanlı İmparatorluğunda devletin ilk devirlerinden başlayarak, resmi evraklar, ehemmiyet derecesine bakılmaksızın kese, torba ve sandıklarda belli usul ve düzenlere göre büyük bir titizlikle saklanmıştır
. “Maliye defterleri hazinesi” ile “Defterhane hazinesi” devletin önemli hazinelerindendi
. Çok değerli kayıtlar ve belgeler bu hazinelerde saklanırdı
. Osmanlı Devletinde, devlet dairelerindeki evrakların düzenli muhafaza edilmesi, hakkında çeşitli direktiflerin verilmesi bu vesikaların muhafazasındaki ehemmiyeti göstermektedir.
 1785’te Birinci Abdülhamid Hanın Reis-ül-küttab’a gönderdiği emirde, evrak ve defterlerin muhafazasına dikkat edilmesi istenilmektedir
. Osmanlı arşivleri, Türkiye için olduğu gibi, dünya milletleri için de en sağlam ve geniş olanıdır
. Üç kıtaya yayılıp, çeşitli dil, din ve ırktaki insanları asırlarca idare eden Osmanlılar, arşivlerinde bu milletlere ait bilgileri titizlikle kağıt üzerine geçirip saklamışlardır


osmanlı döneminde taşralarda arşiv talimatı

Devlet merkezinde arşivleme adına bu işlemler yapılırken, taşrada da beylerbeyi ve kadıların bağlı oldukları arşivcilik talimatları vardı.
 Belgelerin saklanması ve korunması yönündeki arşivcilik anlayışı, taşrada da geçerli idi
. Taşrada bulunan görevlilerin karar ve işlemlerini defterlere kaydetmeleri ve bu defterleri muhafaza etmeleri gerekiyordu.
 Nitekim Kanuni Sultan Süleyman devrinde Rumeli beylerbeyi Mehmed Paşa’ya gönderilen 943/1536 tarihli femanda “ bu hükm-i şerifim sûretini defterde kayd eyleyüb, kendüsün dahi ayniyle defter sanduklarında hıfz edüb dâimâ mazmûn-ı şerîf ile amel eyleyesin”. İfadesi ile defter sandıklarından bahsedilmiştir.
 Bu defterlerin saklandığı beylerbeyi arşivlerinden, Osmanlı arşivlerine vesika intikal etmemiştir
. Ancak bazı eski eyalet merkezlerinde hâlâ Osmanlı dönemi vesikalarına rastlanmaktadır.

Arşiv kelimesinin kökü, eski Yunanca arkheion kelimesinin Latinceye geçmiş hali olan archivumdur. Mana itibariyle arşiv; resmi dairelerin, çeşitli müesseselerin veya kişilerin işlerini yürütürken, muamelesi tamamlanmış ve muhafazası icab eden vesikaların düzenli bir şekilde, belirli kaidelere göre bir araya getirilerek saklandığı yerdir. Arşivler, vesikaların çıktığı yerler olan devletin, şehrin veya müessesenin, ailenin hizmetinde oluşuna göre devlet arşivi, şehir arşivi, özel arşiv, aile arşivi gibi isimler alırlar

arşivtanımı itibari ile çok muhtelif manalara gelmektedir.Bu tanım kişiden kişiye,kurumdan kuruma,tanımlanması gereken koşullara uygun olarak çeşitli tanımlar olabilir.Arşiv,İngilizce archives,Fransızca archives,Almanca archiv ve başka muhtelif dillerde de çeşitli yazılış farkları dışında ortak olan bu terim, belli bir kuruma mal olmuş işlevi bitmiş resmi evrakın,belli bir düzen çerçevesinde bir arada toplanması,bu belgelerin saklanıp korunmaya alındığı yer anlamına da gelmektedir