Translate

1 Eylül 2024 Pazar

Karacaova (Karacaabad) Bölgesinin Tarihsel Gelişimi


Karacaova (Karacaabad) Bölgesinin Tarihsel Gelişimi

Karacaova (Karacaabad), tarih boyunca farklı medeniyetlere ev sahipliği yapmış önemli bir bölgedir. Özellikle Bizans ve Osmanlı dönemlerinde bölgenin önemi artmıştır.

Bizans Dönemi

 * Hristiyan Türkler: Bölgede Peçenek, Kuman (Kıpçak) ve Uz-Oğuz gibi Hristiyan Türk toplulukları yaşamını sürdürmüştür.

 * Makedonya'nın En Büyük Türk Yerleşimi: Bizans döneminde Karacaova, Makedonya'nın en büyük Türk yerleşim yeri olarak kabul edilir.

Osmanlı Dönemi

 * Müslüman Türkler: Osmanlı hakimiyetiyle birlikte bölge ağırlıklı olarak Müslüman Türklerin yaşadığı bir yer haline gelmiştir.

 * Evladı Fatihan, Konyar, Yörük: Bölgedeki Türkler, Evladı Fatihan, Konyar ve Yörük gibi farklı kökenlere sahip topluluklardan oluşmaktaydı.

 * Karacaova ve Karacaabad Adları: Osmanlı döneminde bölgeye Karacaova adı verilmiş, idari merkezi olan kaza ise Karacaabad olarak anılmıştır.

Farklı Dönemlerdeki Adları

 * Bizans, Bulgar ve Sırp Dönemleri: Bu dönemlerde bölgeye sırasıyla Alpomia, Moglena ve Olivir adları verilmiştir.

Özetle, Karacaova (Karacaabad) bölgesi, tarih boyunca farklı adlarla anılmış ve çeşitli halklara ev sahipliği yapmıştır. Bölgenin, özellikle Türkler açısından önemli bir yerleşim merkezi olduğu ve bu durumun Bizans döneminden itibaren devam ettiği görülmektedir.

Yazıcı Ailesi: Mübadelenin İnsan Yüzü

 




Yazıcı Ailesi: Mübadelenin İnsan Yüzü

1923 yılında Türkiye ve Yunanistan arasında yapılan nüfus mübadelesi anlaşmasıyla milyonlarca insanın hayatını kökten değiştirdi. Bu zorlu süreçte, evladı fatihan Müslüman Türkler den Yazıcı ailesi de yeni bir hayata başlamak zorunda kaldı. Torun Hüsnü Yazıcı'nın anlatımıyla şekillenen aile hikayesi, mübadelenin bireysel etkilerini gözler önüne sererek, bu büyük insanlık trajedisinin derinliğini ortaya koyuyor.

Selanik'ten Bahçeköy'e: Köklü Bir Ailenin Hikayesi

1700'lü yıllardan itibaren Selanik'in Karacaabad kazası, Gustulüp köyünde yaşayan Yazıcı ailesi, nesiller boyu bölgeye kök salmıştı. Osmanlı devlet arşivlerinde "yazıcı" olarak geçen aile, köylüler arasında saygın bir konuma sahipti. Ailenin soy ağacı, 1831 yılı nüfus defterinde 1700 yıllarına kadar takip edilebiliyor ve bu defterde "Yazıcı" lakaplı Mehmet Efendi'nin Fustan köyünden Ümran Hanım ile evlendiği ve bu evlilikten Hüsnü, Basri ve diğer çocuklarının olduğu belirtiliyor.

Ancak 1923 yılında gerçekleşen mübadele, bu köklü ailenin hayatını sonsuza dek değiştirdi. Aile, zorunlu göçle İstanbul'a geldi ve Bahçeköy'e  1924 yılında köyün kurucu aileleri olarak yerleştirildi. Mübadele öncesinde köyünde saygın bir konumu olan Yazıcı Hüsnü Efendi, yeni yuvasında da topluma faydalı olmak için çabaladı. Köye gelen misafirleri ağırladı, köyün sorunlarıyla ilgilendi ve çevresinde sevilen bir kişi oldu.

Kayıplar ve Yeni Başlangıçlar

Mübadele, Yazıcı ailesi için büyük kayıplar anlamına geliyordu. Selanik'teki evleri, toprakları ve sevdikleri geride kalmıştı. Bahçeköy'e geldiklerinde kendilerine verilen ev ve tarla, eski yaşamlarına göre oldukça yetersizdi. Üstelik, yaşadıkları ev kısa süre sonra bir yangında kül oldu. Ancak aile, bu zorluklara rağmen yılmadı ve yeni bir hayat kurmak için çabaladı.

Ailenin büyük oğlu Hüsnü, Trablusgarp'ta askerlik yaptığı sırada yaşadığı bir olay, ailenin hayatında önemli bir dönüm noktası oldu. Askerliğe giderken kayınpederine emanet ettiği altınları, dönüşünde bulamadı. Bu olay, ailenin yaşadığı zorlukların yanı sıra, o dönemki insanların güven duygusunun ne kadar zedelendiğini de gösteriyordu.

Bahçeköy'de Yeni Bir Hayat

Yazıcı ailesi, Bahçeköy'de yeni bir hayata başlarken, hem geçmişe özlem duyuyor hem de geleceğe umutla bakıyordu. Ailenin erkek bireyleri, tarım, ticaret ve hayvancılıkla uğraşarak geçimlerini sağlamaya çalıştı. 

Hüsnü Efendi, Bahçeköy'de de saygın bir konuma geldi. Komşularına yardım eden, sorunlarını dinleyen ve çözüm bulan bir kişi olarak tanındı. Aynı zamanda, köyün sosyal ve kültürel hayatına da önemli katkılar sağladı.

Mücadelenin İnsan Yüzü

Yazıcı ailesinin hikayesi, mübadelenin sadece bir istatistik değil, aynı zamanda bireylerin yaşadığı acı dolu bir deneyim olduğunu göstermektedir. Ailenin yaşadığı kayıplar, özlemler ve yeni bir hayata adapte olma mücadelesi, mübadelenin insan yüzünü ortaya koymaktadır. Aynı zamanda, ailenin dayanışması, birbirine destek olması ve yeni bir hayata tutunma çabası, insan ruhunun gücünü de gözler önüne sermektedir.

Miras ve Gelecek

Yazıcı ailesi, yaşadıkları zorluklara rağmen gelecek nesillere güçlü bir miras bıraktı. Çalışkanlık, dayanışma, yardımseverlik gibi değerler, ailenin temel taşlarını oluşturdu. Ailenin çocukları, farklı mesleklerde çalışarak toplum hayatına katıldı ve aile adını daha da ileriye taşıdı.

Sonuç

Yazıcı ailesinin hikayesi, mübadelenin bireyler üzerindeki derin izlerini gözler önüne seren önemli bir örnektir. Bu hikaye, aynı zamanda geçmişle gelecek arasında bir köprü kurarak, gelecek nesillere bırakılan değerlerin önemini vurgulamaktadır. Ailenin yaşadığı zorluklar ve başarılar, bize insan ruhunun dayanıklılığını ve umudun gücünü hatırlatmaktadır.

Anavatandan Ata toprağına  görevli gidiş, Ata toprağından Ana vatana zorunlu  göç yolculuğu

31 Ağustos 2024 Cumartesi

Mübadele, Mülteci, Sığınmacı, Göçmen ve Mübadil Kavramları

 Mübadele Nedir?

Mübadele, iki ülke veya toplum arasındaki nüfus değişimidir. 

1923 Türk-Yunan nüfus   mübadelesi, Lozan Antlaşması ile birlikte gerçekleştirildi. Yaklaşık 1 milyon Rum ve 550 bin Türk, yaşadıkları toprakları terk ederek karşılıklı olarak yer değiştirdi.

 Mübadele öncesinde her iki toplumun taşınmaz malları özel komisyonlarca değerlendirildi ve resmi kayıtlara geçirildi.

Mübadele, her iki toplum için de büyük ekonomik ve sosyal kayıplara yol açtı.

 Mübadeleyle mecburi göç edenlerin geriye kalan mallarının karşılığı verilmesi planlanmıştı ancak bu uygulama tam olarak gerçekleşmedi. 

Mübadele, iki ülke için de derin izler bırakan bir süreç oldu. Hem ekonomik hem de sosyal hayatta büyük dönüşümler yaşandı.


Mülteci, Sığınmacı, Göçmen ve Mübadil Kavramları


Günümüzde sıkça duyduğumuz "mülteci", "sığınmacı", "göçmen" ve "mübadil" gibi kavramlar, birbirine benzer görünmekle birlikte farklı anlamlara sahiptir. Bu kavramları doğru anlamak, göç hareketlerini daha iyi kavramamız için önemlidir.


Mülteci Kimdir?

 * Tanım: Vatandaşı olduğu ülkede ırkı, dini, milliyeti, belirli bir sosyal gruba mensubiyeti veya siyasi düşüncesi nedeniyle zulüm göreceği korkusu taşıyan ve bu nedenle ülkesini terk etmek zorunda kalan kişidir.

 Uluslararası koruma altındadırlar ve yaşadıkları ülkede temel hak ve özgürlüklerden yararlanırlar.


Sığınmacı Kimdir?

 Mülteci statüsü için başvuran ancak henüz bu statü verilmemiş kişidir.

Mülteci olma olasılığı değerlendirilirken geçici olarak koruma altına alınırlar.


Göçmen Kimdir?

 Daha iyi bir yaşam, iş imkanı veya eğitim gibi nedenlerle gönüllü olarak yaşadığı ülkeden başka bir ülkeye veya bölgeye yerleşen kişidir.

Mübadil Kimdir?

Devletler arasında yapılan anlaşmalar sonucu, yaşadığı ülkeden zorunlu olarak başka bir ülkeye yerleştirilen kişidir.

 Göç kararında kendi iradeleri olmadığı için diğer gruplardan ayrılırlar.

Özetle:

 Mülteci: Zulümden kaçan, uluslararası koruma altındaki kişi.

Sığınmacı: Mülteci olma olasılığı değerlendirilen kişi.

Göçmen: Daha iyi yaşam için gönüllü göç eden kişi.

 Mübadil: Devletler arası anlaşma sonucu zorunlu göç eden kişi.

Hüsnü Yazıcı 


Bir Hatıra Yolculuğu

Bir Hatıra Yolculuğu

Mayıs 2008'de, Lozan Mübadilleri Vakfı'nın düzenlediği bir geziyle tarihin derinliklerine doğru unutulmaz bir yolculuğa çıktık. Bahçeköy'den yola çıkan otobüsümüz, gece yarısı karanlığında ilerlerken heyecanımız giderek artıyordu. Sabahın ilk ışıklarında Ipsala sınır kapısını geçerek Yunanistan'ın Batı Trakya bölgesine ulaştık.

Tarihin İzinde Bir Yolculuk

Meriç ve Karasu nehirleri arasında kalan bu topraklar, yüzyıllardır Türklerin yaşadığı köklü bir geçmişe sahip. Gümülcine ve İskeçe gibi şehirlerdeki yoğun Türk nüfus, bizi derinden etkiledi. Dedeagac üzerinden Gümülcine'ye ulaştık ve ardından Rodop Dağları'nın eteklerindeki Türk köylerini geçerek İskeçe'ye vardık. Drama'da yöresel lezzetleri tadıp, Seres'te tarihi kaleyi ziyaret ettik.

Atalarımızın Topraklarında

Selanik'e doğru yol alırken, Langada ve Vodina gibi kasabalarda durarak atalarımızın izini sürdük. Vardar Ovası'nın bereketli topraklarında, mübadele sırasında Anadolu'dan getirilen Rumların yerleştirildiği köyleri gezdik. Özellikle Karacaova'daki ziyaretlerimiz, unutulmaz anılar biriktirmemize vesile oldu.  Kuzuşene'de düzenlenen gece, bizleri bir araya getirerek kardeşlik bağlarımızı güçlendirdi.

Geçmişle Geleceğin Buluşması

Vodina'da şelaleyi ziyaret edip, yöresel ürünler satın aldık. Gezdiğimiz köylerde, insanların sıcakkanlılığı ve misafirperverliği bizi çok etkiledi. Sieste saatlerinde sessizleşen sokaklar, akşamları yeniden canlanıyordu. Ancak atalarımızın evlerini bulabilmek mümkün değildi. Zamanın acımasızlığı, her şeyi değiştirmişti.

Selanik'te Anılar Canlandı

Selanik'te Beyaz Kule, sahil ve Atatürk'ün evini ziyaret ederek, mübadelenin zorlu süreçlerini bir kez daha hatırladık. Kavalya'da yola koyulmadan önce, deniz ürünleriyle donatılmış lezzetli bir akşam yemeği yedik. Gümrükte alışveriş yapıp, Tekirdağ'da mola verdikten sonra yorgun ama mutlu bir şekilde evlerimize döndük.

Bir Miras, Bir Sorumluluk

Karacaova mübadilleri olarak, Sarıyer, Kemerburgaz,  İzmir, Alaçatı, Çanakkale, Biga, Edirne, Kıyık, Bursa, Gürsu, Bilecik, Vezirhan ve Kütahya gibi farklı yerlere yerleştik. Birinci kuşak, sıfırdan başlayarak büyük zorluklar aştı ve ikinci kuşağa daha rahat bir yaşam sundu. Üçüncü kuşak ise geçmişini merak ederek, atalarının izini sürüyor. bu gezi, bize geçmişimizi hatırlatırken, geleceğe daha sıkı bağlanmamızı sağladı.

Atatürk Arboretumu

Atatürk Arboretumu

Bir Yaşamın İzinde, Doğanın Kalbinde

İstanbul'un yeşilin en yoğun hissedildiği köşelerinden biri olan Bahçeköy, bünyesinde barındırdığı doğal güzelliklerle ziyaretçilerini büyüler. Bu eşsiz coğrafyada yer alan Atatürk Arboretumu ise, hem bilimsel hem de estetik açıdan büyük öneme sahip bir yeşil ada olarak dikkat çeker.

1939 yılında İstanbul Üniversitesi Orman Fakültesi tarafından başlatılan arboretum projesi, uzun yıllar süren çalışmalarla günümüzdeki görkemli haline ulaşmıştır. 1973 yılında 56 hektara yayılan alan, 1980 yılında Atatürk'ün doğumunun yüzüncü yılı anısına Atatürk Arboretumu olarak adlandırılmış ve 343 hektara çıkarılarak önemli bir dönüm noktası yaşamıştır.

Atatürk Arboretumu, dünyanın en büyük arboretumlarından biri olma özelliğini taşır. Burası, adeta canlı bir ağaç ve bitki müzesi gibidir. Dünyanın dört bir yanından getirilen binlerce ağaç türü, bu eşsiz koleksiyona katılmıştır. Her bir ağacın üzerindeki kimlik kartı, ziyaretçilere ağacın türü, geldiği coğrafya ve yaşı hakkında bilgi verir. Arboretum içindeki göletler, yürüyüş parkurları ve çeşitli bitki örtüsü, ziyaretçilere huzurlu ve keyifli bir deneyim sunar.

Arboretum, sadece görsel bir şölen sunmakla kalmaz, aynı zamanda bilimsel araştırmalara da ev sahipliği yapar. İstanbul Üniversitesi Orman Fakültesi ile olan işbirliği sayesinde, arboretumda birçok önemli bilimsel çalışma yürütülmektedir. Özellikle bitki ıslahı, genetik çeşitlilik ve iklim değişikliğinin etkileri gibi konularda yapılan araştırmalar, bilim dünyasına önemli katkılar sağlamaktadır.

Atatürk Arboretumu, Orta Avrupa, Akdeniz ve Güney Avrupa, Karadeniz ve kısmen Kafkas olmak üzere üç farklı floraya ait 450'den fazla ağaç türünü bünyesinde barındırır. Bu zengin biyolojik çeşitlilik, arboretumun bilimsel önemini daha da artırmaktadır.

Not, Ulaşım ve Ziyaret Bilgileri

Atatürk Arboretumu, İstanbul'a ulaşımın oldukça kolay olduğu bir konumdadır. Taksim'e 20, Boğaz sahiline 6  kilometre uzaklıkta bulunan arboretum, toplu taşıma araçları veya özel araçlarla rahatlıkla ulaşılabilir. Arboretum, yılın her mevsimi ziyaret edilebilecek bir yerdir. Ancak bahar ve sonbahar ayları, doğanın en güzel renklerini sunduğu için ziyaret için en uygun zamanlardır.

Hüsnü Yazıcı 

BelgratOrmanı

 Belgrad Ormanları: İstanbul'un Yeşil Kalbi

İstanbul'un Kuzeyindeki Yeşil Cennet

İstanbul'un kuzeyinde yer alan Belgrad Ormanları, 5.300 hektarlık geniş bir alana yayılmış, şehrin hem akciğeri hem de doğal bir mirasıdır. Yıllardır İstanbul halkının dinlenme ve rekreasyon alanı olarak kullanılan orman, tarihi dokusu ve doğal güzellikleriyle ziyaretçilerini büyülemektedir.

Belgrad Ormanları adını, Kanuni Sultan Süleyman'ın Belgrad seferi dönüşünde getirdiği esirlerin buraya yerleştirilmesinden alır. Osmanlı döneminde şehrin su ihtiyacının büyük bir kısmı bu ormandaki bentlerden sağlanmıştır. Kömürcü Bent, Büyük Bent, Topuzlu Bendi gibi tarihi yapılar, hem sulama sisteminin önemli bir parçası olmuş hem de ormanın doğal güzelliklerine ayrı bir hava katmıştır.

Ormanın en dikkat çekici özelliklerinden biri, zengin bitki örtüsüdür. Meşe, kayın, gürgen ve kestane ağaçları, ormana hakim türler arasında yer alır. Ayrıca, çeşitli çalı ve bitki türleri de ormanın biyolojik çeşitliliğini artırır. Belgrad Ormanları, birçok kuş türüne de ev sahipliği yapar.

Belgrad Ormanları, İstanbul halkının hafta sonlarını değerlendirmek için sıkça tercih ettiği bir yerdir. Orman içindeki yürüyüş parkurları, piknik alanları, bisiklet yolları ve spor tesisleri, ziyaretçilere farklı aktiviteler sunar. Özellikle Neşet Suyu çevresi, temiz havası ve doğal güzellikleriyle öne çıkar.

Belgrad Ormanları, uzun yıllardır koruma altında olan bir alandır. Ancak, artan nüfus ve şehirleşme, ormanın doğal yapısını tehdit etmektedir. Bu nedenle, ormanın korunması ve sürdürülebilir kullanımı büyük önem taşımaktadır.

Not

 Ormanı temiz tutun, çöp bırakmayın.

  Ateş yakmayın, sigara izmaritlerini yere atmayın.

 Bitkilere zarar vermeyin, hayvanları rahatsız etmeyin.

 Ormanın doğal yapısını korumak için belirlenen yolların dışında dolaşmayın.

Belgrad Ormanları, İstanbul'un en değerli doğal miraslarından biridir. Hem tarihi hem de doğal güzellikleriyle ziyaretçilerine unutulmaz anlar yaşatan bu orman, gelecek nesillere aktarılması gereken bir değerdir.

30 Ağustos 2024 Cuma

Peçenek Türkleri Büyükdere de

 Sarıyer'in Unutulmayan Hikayesi: Boğazı  Atla Yüzen 15 Bin Peçenek Türkleri 

Sarıyer, İstanbul'un gözde ilçelerinden biri olmasının yanı sıra, köklü bir tarihe sahip.  İki denizi birleştiren Boğaz, Marmara ve Karadeniz'i aynı anda görebildiğimiz eşsiz coğrafyasıyla, sadece doğal güzellikleriyle değil, aynı zamanda tarihi olaylara tanıklık etmiş olmasıyla da dikkat çekiyor.

Bizans kaynaklarından öğrendiğimiz üzere, 15 bin kişilik bir Peçenek Türk topluluğu, bir zamanlar Bizans'a paralı askerlik yaparken, Selçukluların ilerlemesini durdurmak üzere yola çıkmış. Ancak Üsküdar'a ulaştıklarında, soydaşlarına karşı savaşmak istemeyerek geri dönmek istemişler. Bizanslıların engellemesi üzerine çaresiz kalan Peçenekler, atlarıyla birlikte boğaza atlayarak yüzer halde Sarıyer Büyükdere'ye ulaşmışlar. Bu sayede, dünyada boğazı denizde atla geçen ilk Türkler olarak tarihe geçmişler.


Bu unutulmaz olayı ve iki denizin birleşmesini aynı anda görülmesi Sarıyer Spor Kulübü önü ve Büyükdere sahili gibi sembolik noktalara bu hikayeyi anlatan bilgilendirme panoları yerleştirilerek, hem yerli hem de yabancı turistlerin bu tarihi olaya tanıklık etmeleri sağlanabilir.

Bu tür tarihi olayları gelecek nesillere aktarmak, ilçemizin zengin mirasını korumak ve gelecek kuşaklara taşımak adına hepimizin görevidir.


Hüsnü Yazıcı

29 Ağustos 2024 Perşembe

Sarıyer Gazetesi nde kitabım ile ilgili yazı

 SARIYER GAZETESİ'NDE

BEŞİNCİ KİTABIMIN HABERİ 


Hüsnü Yazıcı’dan Sarıyer’e yeni eser


Sarıyer’in sevilen isimlerinden Hüsnü Yazıcı, geçmişten günümüze mübadele yıllarını anlatan eserlerine bir yenisini daha ekledi. “Mübadele Selanik’ten Sarıyer’e 1924” kitabı yayınlanan Yazıcı, Sarıyer Gazetesi’ni ziyaret ederek kitabı üzerine sohbet etti.



Rukiye Ay29 Ağustos 2024, 18:16 yayınlandı






  


Sarıyer’in sevilen simalarından Hüsnü Yazıcı, mübadele yıllarını anlattığı kitaplarına bir yenisini daha ekledi. Araştırmalarıyla zenginleştirdiği ve Sarıyer’in geçmişten bugüne kadar mübadele yıllarına kaynak oluşturacak bilgilerle kaleme aldığı 4 kitabına bir yenisini daha ekleyen Hüsnü Yazıcı, Sarıyer Gazetesi’ne ziyarette bulundu. Sarıyer Gazetesi İmtiyaz Sahibi ve Genel Yayın Yönetmeni Bekir Batu ile Haber Müdürü Rukiye Ay’ın misafiri olan Hüsnü Yazıcı önemli değerlendirmelerde bulundu.





“AKADEMİSYEN DEĞİLİM, AKTARACAK SÖZÜ OLAN YAZABİLİR”


Renkli kişiliği ve araştırmayı seven yapısıyla çevresindekilerin sevgisini kazanan Hüsnü Yazıcı, basılı olarak yayınlanan beşinci kitabı “Mübadele Selanik’ten Sarıyer’e 1924” isimli kitabı üzerine değerlendirmelerde bulundu. Yazıcı, “Bu kitapta ailemin geldiği ata toprağı Selanik Karacaova bölgesi ve Anavatanda iskan oldukları Sarıyer bölgesi Bahçeköy’ün bilgileri ailem ve biraz da benim hakkımda hatıraları yazdım. Mübadele konusuna ilgim ilk olarak 2005 yılında başladı. Akademisyen değilim, akademisyenlerin yapması gereken çalışmalardaki boşlukları yerinde kaynaklarını araştırarak yazıyorum. Yazar olmak için eğitim zorunlu değildir, yazarlık becerisi olan herkes yazar olarak çalışabilir. Söyleyecek, aktaracak sözü olan herkes kitap yazabilir ve kitap çıkarabilir. Kitaplarım çok sayıda kütüphaneye kaynak eser olarak girdi ve o yılları araştıran öğrenciler için de kaynak bilgiler sağlıyor. O yılları hem yaşayan hem de araştıran bir isim olarak bu beni çok mutlu ediyor” dedi.





 “KISA VE ÖZ YAZILARLA BİLGİLERİ PEKİŞTİRMEYİ AMAÇLIYORUM”


Kitaplarının genellikle az sayfa sayısına sahip olduğuna da dikkat çeken ve bunu ne için yaptığını da anlatan Hüsnü Yazıcı; “Günümüzde ne yazık ki kitap okuma oranları yeterli seviyede değil! Ben de kitaplarımla bilgileri pekiştirmeyi hedeflerken bunu da göz önünde bulunduruyorum. Yani benim kağıt olarak basılı beşinci ve dijital ortamda da yer alan kitaplarımla sayıları dokuzu bulan araştırma kitaplarımı herkes rahatlıkla kısa sürede okuyabilir. Mübadele yıllarını Sarıyer’de yaşadığım ve o yıllardan günümüze anılarımızın da kaynak oluşturduğu için merak eden herkesin okumasını tavsiye ederim. Google Kitaplar’dan da rahatlıkla ulaşıp okuyabilirler” diye konuştu.





Hüsnü Yazıcı, geçmişten bugüne Sarıyer’de mübadele yıllarını anlatan ve fotoğraflarla da tarihe not düştüğü kitabını Sarıyer Gazetesi ekibi adına imzalayarak misafirperverliklerinden ötürü teşekkür ettiği Sarıyer Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Bekir Batu’ya takdim etti. Sarıyerliler için önemli ve faydalı bir çalışma olduğunun altını çizen Bekir Batu, ziyaretinden duyduğu memnuniyeti ifade ederek Hüsnü Yazıcı’ya başarılar diledi.





HÜSNÜ YAZICI KİMDİR?


1964 Sarıyer Bahçeköy doğumlu, ilkokulu Bahçeköy’de, orta ve liseyi Sarıyer’de okudu. Ticaret hayatına Bahçeköy’de zahireci ve odun mütahiti olarak başladı. Askerlik dönüşü, 1987 yılında Sarıyer’de marketçilik yapmaya başladı. O zamanki şartlarda değişik promosyonlarla İstanbul’da ses getirdi. Askerliğini İzmir Poligon’da 84/2 Talim Öğretmeni ve Yazıcı olarak yaptı. Bahçeköy Spor Kulübü Başkanlığı döneminde, kulüp binası ve lokali kazandırdı. Sarıyer Spor Kulübü’nde birinci lige çıkan takımda şampiyonluk gören yöneticilerden ve kulüpte haysiyet divan kurulu üyesidir. İki dönem Belediye Meclis Üyeliği, Sarıyer Lozan Mübadiller Derneği Kurucu Üyeliği ve çeşitli sosyal derneklerde üyeliği vardır. Babası hayrına, Bahçeköy Cami Şadırvanı’nı 1994 yılında yapmıştır. “Dünden Bugüne Sarıyer’in Bahçeköy’ü”, “Karacaova ve Göstelup Köyü ve Karacaova/Karacaabad 1831 yılı nüfus defteri”, “Selanik Karacaova Bölgesi Mübadelede Köylerinden Gelen Aileler” adlı yazdığı baskılı 4 kitabı, 5 kitabı da dijital e-kitap ile toplamda 9 kitabı bulunmakta.









Beşinci kitabım hakkında

 Hüsnü Yazıcı'dan Sarıyer'e Yeni Bir Eser: "Mübadele Selanik'ten Sarıyer'e 1924"

Sarıyer'in sevilen simalarından Hüsnü Yazıcı, mübadele yıllarını anlatan kitaplarına bir yenisini daha ekledi. Yeni kitabı "Mübadele Selanik'ten Sarıyer'e 1924" ile Sarıyer'in geçmişine ışık tutan Yazıcı, bu çalışmasında aile geçmişini ve mübadelenin Sarıyer'e etkilerini detaylı bir şekilde anlatıyor.

Sarıyer Gazetesi'ni Ziyaret Etti

Yazıcı, yeni kitabı hakkında konuşmak üzere Sarıyer Gazetesi'ni ziyaret etti. Gazete İmtiyaz Sahibi ve Genel Yayın Yönetmeni Bekir Batu ve Haber Müdürü Rukiye Ay ile bir araya gelen Yazıcı, önemli değerlendirmelerde bulundu.

Akademisyen Olmadan Yazmak

Yazıcı, akademisyen olmadan da önemli araştırmalar yapılabileceğini ve bilgi paylaşımında bulunulabileceğini vurguladı. Kendi deneyimlerini ve araştırmalarını birleştirerek yazdığı kitapların, mübadele dönemi hakkında bilgi edinmek isteyenler için önemli bir kaynak olduğunu belirtti.

Kısa ve Özet Kitaplar

Yazıcı, kitaplarının genellikle kısa ve öz olmasına dikkat ettiğini belirterek, günümüzde kitap okuma alışkanlıklarının azalması nedeniyle insanların kısa sürede bilgi edinebilmeleri için bu yöntemi tercih ettiğini söyledi.

Sarıyer'in Geçmişi İçin Önemli Bir Kaynak

Yazıcı'nın kitabı, Sarıyer'in geçmişine ilgi duyanlar için önemli bir kaynak niteliği taşıyor. Kitapta yer alan fotoğraflar ve anlatılar, o dönemin atmosferini yansıtıyor.

Hüsnü Yazıcı Kimdir?

Sarıyer'de doğan ve büyüyen Hüsnü Yazıcı, ticaret hayatının yanı sıra sosyal hayata da aktif olarak katılmış bir isim. Çeşitli sivil toplum kuruluşlarında görev almış ve Sarıyer'in gelişimi için önemli çalışmalar yapmıştır. Yazıcı, mübadele yıllarını anlatan bu kitabı ile de tarih bilincine katkıda bulunuyor.

Sonuç

Hüsnü Yazıcı'nın "Mübadele Selanik'ten Sarıyer'e 1924" kitabı, hem Sarıyer'in hem de Türkiye'nin geçmişine ışık tutan önemli bir eser. Yazıcı'nın bu çalışması, gelecek nesillere aktarılması gereken değerli bir miras niteliğinde.

26 Ağustos 2024 Pazartesi

Spor da rumeli kökenliler

 Rumeli Kökenli Sporcular ve Kulüp Yöneticileri

Rumeli, Türkiye'nin Balkanlara açılan kapısı olmuş ve bu coğrafyadan birçok yetenekli sporcu çıkmıştır. İşte futbol, basketbol, güreş gibi farklı branşlarda önemli başarılara imza atan Rumeli kökenli bazı sporcular ve kulüp yöneticileri:

Futbol

 * Metin Oktay, Hakan Şükür, Arda Turan, Semih Şentürk, Emre Belözoğlu, Mecnur Çolak, Saffet Sancaklı, Sedat Balkanlı, Hakkı Yeten: Bu isimler, Türk futbol tarihine damga vurmuş hizmetler vermiş Rumeli kökenli futbolcular arasında yer alır.

 * Arif Erdem: Makedonya kökenli başarılı bir futbolcudur.

 * Elvir Boliç: Boşnak asıllı  futbolcu  ülkemize önemli katkılarda bulunmuştur.

Basketbol

 * Hidayet Türkoğlu, Mirsad Türkcan, Hüseyin Beşok, : Türk basketbolunun altın dönemlerinde önemli rol oynayan bu isimler, Rumeli'nin spor dünyasına armağanıdır.

Güreş

 * Koca Yusuf, Halil Mutlu, Ahmet Kara, Zekeriya Güçlü, Kurtdereli Mehmet, Muharrem Atik: Türk güreşinin gururu olan bu isimler, Rumeli'nin güreş kültürünün ne kadar güçlü olduğunu kanıtlar niteliktedir.

Diğer Branşlar

 * Naim Süleymanoğlu: Halter branşında ülkemizi dünya birincisi yaparak büyük bir başarıya imza atan Naim Süleymanoğlu da Rumeli kökenlidir.

Kulüp Başkanları ve Yöneticiler

 * Özhan Canaydın: Arnavut kökenli olan Özhan Canaydın, Galatasaray'a başkanlık yapmış ve kulübe önemli katkılarda bulunmuştur.

 * Ali Şen: Kosovalı kökenli olan Ali Şen ise Fenerbahçe'ye başkanlık yaparak kulübün tarihine adını yazdırmıştır.

 * Abdullah Acar: Selanik Karacaova kökenli olan Abdullah Acar, Fenerbahçe'de yöneticilik yapmıştır.

 * Hüsnü Yazıcı: Selanik Karacaova kökenli olan Hüsnü Yazıcı, iş insanı, yazar olmasının yanı sıra Sarıyer spor kulübünde yöneticilik yapmıştır.

Sonuç olarak, Rumeli, Türkiye'nin spor tarihine önemli isimler kazandırmış bir coğrafyadır. Bu isimler, sadece spor alanında değil, aynı zamanda iş dünyası ve sivil toplumda da önemli başarılara imza atarak toplumumuza örnek olmuşlardır.

Not: Bu listede yer alan isimler sadece birkaçıdır. Rumeli'nden yetişen birçok başarılı sporcu ve yöneticinin olduğu unutulmamalıdır.

13 Ağustos 2024 Salı

Osmanlı Döneminde Yazıcılar Rumeli Köylerinde

 OSMANLI  DÖNEMİNDE

RUMELİ KÖYLERİNDEKİ 

"YAZICILAR" NE İŞ YAPARDI 

Günümüzdeki noter ve memurların birleşimi gibi çok yönlü görevler üstlenirlerdi. 

İşte başlıca işleri:

* Evrak İşleri: Tapu, miras, satış gibi konularda resmi evrak düzenler, şahitlik yapar, anlaşmaları kaydederlerdi.

 * Mektup Yazma: Okuma yazma oranının düşük olduğu dönemlerde insanlar adına mektup yazar, önemli mesajları iletirlerdi.

* Vergi Toplama: Köydeki vergi toplama işlemlerinde devlete yardımcı olurlardı.

 * Kayıt Tutma: Köyün nüfus kayıtlarını tutar, doğum, ölüm, evlilik gibi önemli olayları belgeleyerek köyün tarihini oluştururlardı.

* Mahalle Hukuku: Köy içindeki ufak tefek anlaşmazlıklarda hakemlik yapar, barışı sağlarlardı.

 * Dinî İşler: Bazı durumlarda köy camisinde imam veya müezzinlik görevini de üstlenirlerdi.

Yazıcılar sadece yazı yazmakla kalmaz, köyün sosyal, ekonomik ve hukuki hayatında önemli bir role sahiptiler. Köy halkının güvendiği, saygı duyduğu kişilerdi.

TIMAR SİSTEMİNDEKİ İŞLERİ 

Yazıcılar genellikle köyün eğitim görmüş veya yazma-okuma bilen kişileri bu göreve getirilirdi. Tımar sahibi veya devlet tarafından atanırlardı.

* Vergi kayıtları: Köylülerin ödediği vergileri, tarım ürünlerinin miktarını ve diğer gelirleri detaylı bir şekilde kaydederlerdi.

* Toprak kayıtları: 

Tımarın sınırlarını, hangi ailenin hangi tarlayı işlediğini gibi toprak mülkiyetine dair bilgileri tutarlardı.

* Tımar sahibi için: Tımarın geliri ve köylülerin durumu hakkında bilgi sahibi olmasını sağlıyordu.

* Köylüler için: Haklarını korumak ve anlaşmazlıklarda delil olarak kullanmak için önemliydi.

 Köylerdeki yazıcılar, tımar sisteminin düzenli işlemesi için vazgeçilmez bir role sahiptiler. Hem devlet hem de tımar sahibi ve köylüler için önemli bir bilgi kaynağıydılar.


Hüsnü dedemin babası Mehmet 1920 li yıllarda  köyde YAZICI

Hüsnü dedemin dedesi Ahmet 1830 lu yıllarda köyde YAZICI ( lakap Yazıcı Soyadımız ordan gelmekte) Kaynak bilgi, Osmanlı arşivleri, nüfus sayımları ve tasfiye talepnamesi 

Hüsnü Yazıcı 



Hüsnü Yazıcı Konferans konuşmamdan

 MÜBADELE İLE İLGİLİ YAPILAN KONFERANSTAKİ KONUŞMAM

1924 Mübadelesi: 

Selanik'ten Sarıyer'e Uzanan Bir Hikaye


Değerli misafirlerimiz, bugün burada özel bir hikayeyi birlikte anmak için toplanmış bulunmaktayız. 1924 Mübadelesi'nin acı tatlı izlerini taşıyan, kökleri Selanik'e uzanan ailelerimizin hikayesini... Bu mübadele, sadece coğrafyalar değil, hayatlar ve kaderler arasında derin yaralar açmıştı. Ancak aynı zamanda, yeni bir başlangıç, yeni bir vatan ve yeni bir umut demekti.


Selanik'ten Kopuş

Dedelerimiz, yüzyılların biriktirdiği hatıralarla dolu, asırlık evlerinden kopmak zorunda kalmışlardı. Selanik, sadece bir şehir değil, onların kimliğinin, kültürlerinin ayrılmaz bir parçasıydı. Arkalarında bıraktıkları her taş, her sokak, her ağaç onlara bir ömür boyu eşlik edecekti.

"Selanik'in dar sokaklarında duydukları ezan sesleri, Sarıyer'in denize vuran dalgalarında yankılanmaya devam ediyor."


Sarıyer'e Tutunma Mücadelesi

Yeni vatanları Sarıyer, onlara hem yabancı hem de umut dolu bir toprak parçasıydı. Farklı bir kültür, yeni baştan kurulması gereken hayatlar... Ancak dedelerimiz, zorluklara göğüs gererek, bu topraklara kök salmayı başardılar. El birliğiyle kurdukları mahalleler, bugün de varlığını sürdürüyor.


Mirasımız

Bugün burada olduğumuz, dedelerimizin bu fedakarlığı sayesinde. Onların bize bıraktığı en büyük miras, azim, dayanışma ve vatan sevgisi. Bizler, bu mirası gelecek nesillere taşımakla yükümlüyüz.


1924 Mübadelesi, tarihin acı bir sayfası olsa da, aynı zamanda birlik ve beraberliğin önemini bir kez daha göstermiştir. Dedelerimizin hikayesi, bize kim olduğumuzu, nereden geldiğimizi hatırlatıyor. Onları saygıyla anarken, geleceğe daha umutla bakabiliriz.

Hüsnü Yazıcı

3 Ağustos 2024 Cumartesi

Bahçeköy Spor Kulubü ve Avcılık Derneği ile ilgili anılarım

 




Bahçeköy spor kulübü ve Avcılar derneği ile ilgili anılarım. 

Bahçeköy Spor Kulübünde ilk yönetim kurulu yönetici üyeliğim 1983 yılında 19 yaşında oldu, kulüp bir ara kapanıp yeniden devir oldu. 1990 yılında yeniden üyelik yapmak zorunda kaldık 1990-1992 yılında yönetime tekrar seçildim. Kulübe minibüs almak için para toplanması gerekiyordu Ramazan da  kulüp kafeteryasında resmi yerlerden izin  alınıp tombala oynatıldı ve bir ayda minibüs parası çıktı o tarihte kulüp ve belediye seçimleri vardı ben de DYP den meclis üyesi adayıydım seçimi kazandık meclis üyesi olduk, Anaplılar bir gece önce toplandı spor kulubü seçiminde DYPlileri yönetim adaylığından silmek için haberimiz oldu ve adaylıktan çekilmedik. Karar aldık önlem almayacağız, silsinler. Sabah, seçim günü Rahmetli Ahmet Güzel geldi sizi silecekler dedi biz de sağ ol haberimiz var dedik. Maalesef silindik yeni gelen yönetim kurulu tarafından  bir yılda minibüs parası da gitti ve borçlanarak yönetimi bıraktılar, zaman geçti Bahçeköy Spor Kulübünde Başkan oldum iki adet kulüp binası, kafeterya, ilk defa maaşlı antrenör ve kulüp çalışanı eleman sistemi getirdik anlayana.

Avcılar Derneği ile anım.

Avcılar derneği kuruldu, bana da üyelik teklifi Rahmetli Atacan Özsu ve Cevat Karamandan geldi. Üye olduk, üye sıram 10. Kuruluş devam ediyor yer kiralandı üye Adem Öz geldi derneğin eksikleri var yardımcı olur musun dedi. Tamam dedim nedir eksik çay teşkilatı kazanı çaydanlık vs aldım teslim ettim.  Yıllar sonra Adnan Aydın bana dedi ki, seni üyelikten çıkarmışlar. Belediye Başkanı ile Mübadiller Derneği için yer tahsisinde bulunduğumda Avcılar Derneği için de yer tahsisinde de bulunmakta bayağı emeğim geçti ve yer tahsis edildi anlayana. 


1 Ağustos 2024 Perşembe

Sarıyer Lozan Mübadiller Derneği

 



Mübadele Dernekleri

Sarıyer Lozan Mübadiller Derneği 2008 yılında kurulmuştur. 

Sarıyer ilçesine bağlı Bahçeköy, Selanik'ten 1924 yılında mübadil olarak gelen Müslüman Türkler den oluşan 80 ailenin kuruculuğunda kurulmuştur. 

Birinci kuşaklar yerleşimi ve yaşam hakkını sağlamıştır. 

İkinci kuşak sosyal faaliyete önem vermiştir.Güzelleştirme derneği, spor kulubü ve avcılık  derneği gibi dernekler kurmuşlardır. Rumeliler derneği kurmak için girişim de bulunmuşlar devamını getirmemişlerdir. 

Üçüncü kuşak bizler de mübadil derneği kuralım zamanı geldi dedik kültürümüzü,yemeklerimizi, düğünlerimizi ve düğünlerde oynanan oyunları gelecek kuşaklara miras olarak bırakalım dedik. Hüsnü Yazıcı, Abdullah Ziya Şen ve Saim Karaman Sarıyer Spor Kulübünde buluşup dernek kurmaya karar verdik. Beyoğlu'nda bulunan Lozan Vakfına bilgi almak için gittik ve onlar siz dernek kurmayın bize üye olun dedi ben de size üye olursak üç kişi bizi yönetmiş olur kendi kararlarımızı veremeyiz ayrı dernek kurarsak diğer dernek kuranlara da örnek olur seslerimiz anlatmak istediklerimizi daha çok kişilere duyururuz dedik ve ordan ayrıldık dernek projemiz için kurucu yönetimi oluşturmak için arkadaş aradık inanın dördüncü kişiyi bulamıyoruz o çok konuşanlar ortada yok veya teklif ettiklerimiz kabul etmiyor. Uzun uğraşlar sonucu derneğin kurucu üyelerini oluşturduk dernek kuruldu dernek binası kiralandı ve üye yapmaya başladık altı ay sonra yeni yönetim kurulu oluştu ve zamanı geldikçe seçimler ile yeni yönetimler oluştu kalıcı dernek binamız olsun diye Belediye Başkanı ile görüşüp durumu anlattık onlar da meclisi toplayıp derneğimize köyün merkezin de ücretsiz bina tahsis ettiler. Belediye el değiştirince bizim dernek binasındaki eşyaları dışarı atmışlar bunu gören yönetim kurulu resimler çekerek bunu belgelemişler ve yeni Belediye Başkanından randevu alarak durumu anlatmışlar. Belediye Başkanı yeniden yer tahsisinde bulunmuş ve Belediye ile güzel bir diyalog sağlanmış ve Belediye den büyük destek alınmıştır. Ücretsiz Selanik gezmeleri ve onlarca ücretsiz geziler yapılmıştır Anıtkabir Sivas Kongresi gezileri gibi ayrıca  onlarca seminerler düzenlenmiştir bu olaylardan sonra dernek üyeliğinde artış olmuştur bugün Türkiye' de ki  mübadil rumeli balkan dernekleri arasında en iyi çalışanların başlarında bulunmaktadır. Sosyal medyada zayıf kurucu üyesi olarak başarılardan dolayı çok memnunuz 

Kurucu Üyelerimiz

Hüsnü Yazıcı, Abdullah Ziya Şen, Saim Karaman, Murat Yazıcı, Ahmet Özdemir, Mehmet Dalkıran, Doğan Altıntaş, Mehmet Gül





31 Temmuz 2024 Çarşamba

Mübadillerin kendilerini ifade etmeleri

 MÜBADİLLER KİM OLDUKLARINI DOĞRU YERLERDEN ÖĞRENİP KENDİLERİNİ İFADE ETMEK İÇİN BİLGİ SAHİBİ OLSUNLAR

YAŞANMIŞ  OLAYLARDAN BİRİNİ YAZDIM 

Mübadele ile ilgili program yapıyoruz sizin ile röportaj yapabilirmiyiz diye ortak tanıdıkla televizyoncular geldiler tabi dedim çekim başlamadan önce sunucu bana burdan giden Rum aileler çok eziyet çekti gittikleri yerde sıkıntı çekmişler Yunanistan dan gelen mübadiller boğazda yalı almışlar en güzel yerlere konmuşlar dedi ben de konuşmanız bitti ise ben konuşayım dedim siz ben den bilgi almaya geldiniz ama farkındamısınız beni yönlendiriyorsunuz sizin istediğiniz gibi konuşma yapmamı istiyorsunuz gelmişken ben size ders vereyim gerçekleri öğrenin mübadele Türkiye Büyük Millet Meclisi ve Yunanistan Krallığı'nın Lozan Antlaşmasına konulan ek madde ile yürürlüğe girmiştir iki tarafın mübadilleri de aynı sıkıntıları çekmiştir antlaşma gereği tasfiye talepnameleri hazırlanarak bıraktıkları mallar kayıt altına alınmış ve gittikleri yerlerde de kayıtlı ona göre mal alınmıştır sizin dediğiniz gibi değil bakın doğruyu öğrenmiş oldunuz dedim sonuç röportaj yapmadan gittiler onun için diyorumki mübadiller önce kim olduklarını doğru yerlerden öğrenip bilgi sahibi olsun ona göre kendilerini ifade etsinler.

29 Temmuz 2024 Pazartesi

Mübadele konusu

 Mübadele konusuna ilgim ilk olarak 2005 yılında başladı. Dedelerimin 1924 yılında Selanik sancağı Karacaabat kazası Karacaova bölgesinden mübadelede geldiği ve iskan sonucu Bahçeköy'e  köyün  kurucu aileleri  olarak iskan edildikleri yeri onların hatıralarını yaşatmak ve geleceğe kayıt etmek için çalışmalara başladım önce 2008 yılında geldikleri bölgeyi gezerek gördüklerimi anlatmak için sosyal medyada gruplar ve blog sayfaları kurdum daha sonra Osmanlı arşivlerinde çalışarak aile seceremi 1650 li yıllara kadar kayıtlı olarak buldum burda aile lakabının faydası oldu. (Ana vatandan asker ve memur aile olarak gidenlerdeniz mübadelede Ata toprağından yeniden Ana vatana dönüşümüz oluyor ailem ile ilgili bilgi)

Bizans kaynakları kilise kayıtları Osmanlı arşivlerini tarayarak seyyahlar Türk ve yabancı yazarları araştırarak bulduğum bütün yazılı kaynaklardan aldığım bilgileri kitaplar yazarak geleceğe resmi kayıtlı belgeli bilgileri aktardım. Karacaova bölgesi ve Bahçeköy hakkında olabildiğince yazdım yeni kaynak bilgiler bulunursa onlarda paylaşılacak. Bu yazıyı neden paylaşıyorum,  gördüklerim tecrübeler sonucu mübadil torunu kendini tanımadığımdan ifade edemiyor yazılan yanlış   veya duyduğu bilgileri  incelemeden doğru kabul ediyor ve kendini yanlış tanıtıyor  konuları tartıştıklarında cevap vermekte zorlanıyor. Sosyal medyada hemşehri aramakta ama yanındaki komşusuna akrabasına selam vermemekte kardeşi veya bir başka yakını ile konuşmamakta cenazesine düğününe gitmemekte bunları görmüyor  sosyal medya grupların da hemşehri aramakla  klavye başında vaktini geçiriyor öncelik bilgiye ulaşıp kendini ifade etmek. Konumuza dönelim Karacaova bölgesi ve Bahçeköy ile ilgili resmi kayıtlı yazılar tarafımdan tek tek incelenip yazılmıştır dibini bulduk başka kaynak bulamıyoruz. Yeni bir şey bulunduğunda yazmaya devam ederiz.

Bağımsız araştırmacı yazar

Hüsnü Yazıcı

Kültür Bakanlığında kayıtlı Yazar listesindeyim yazdığım kitaplar Dünyanın en büyük kütüphanelerinde mübadele konusunda bilgilerimi almak için Liseler de konuşmacı olarak davetler alıp bilgilendirme yapıyorum Belediyelerin yaptığı seminerlere konuşmacı olarak katılıyorum Üniversitelerden tez hazırlayan öğrenciler veya Öğretim görevlileri konu hakkında bilgilerimi alıp yazarak veya konuşarak paylaşıyorlar en büyük ödül aldığım plaketler.

Not. Mübadele ile ilgili program yapıyoruz sizin ile röportaj yapabilirmiyiz diye ortak tanıdıkla televizyoncular geldiler tabi dedim çekim başlamadan önce sunucu bana burdan giden Rum aileler çok eziyet çekti gittikleri yerde sıkıntı çekmişler Yunanistan dan gelen mübadiller boğazda yalı almışlar en güzel yerlere konmuşlar dedi ben de konuşmanız bitti ise ben konuşayım dedim siz ben den bilgi almaya geldiniz ama farkındamısınız beni yönlendiriyorsunuz sizin istediğiniz gibi konuşma yapmamı istiyorsunuz gelmişken ben size ders vereyim gerçekleri öğrenin mübadele Türkiye Büyük Millet Meclisi ve Yunanistan Krallığı'nın Lozan Antlaşmasına konulan ek madde ile yürürlüğe girmiştir iki tarafın mübadilleri de aynı sıkıntıları çekmiştir antlaşma gereği tasfiye talepnameleri hazırlanarak bıraktıkları mallar kayıt altına alınmış ve gittikleri yerlerde de kayıtlı ona göre mal alınmıştır sizin dediğiniz gibi değil bakın doğruyu öğrenmiş oldunuz dedim sonuç röportaj yapmadan gittiler onun için diyorumki mübadiller önce kim olduklarını doğru yerlerden öğrenip bilgi sahibi olsun ona göre kendilerini ifade etsinler. 


6 Temmuz 2024 Cumartesi

Yazıcı Ailesi Yaptığı küçük hizmetler

 Yazıcı Ailesi

Yaptıkları küçük hizmetlerden örnekler 

1924 yılında Bahçeköy'ü kuran 80 aileden biri.

Aile reisi  1972 yılında rahmetli olan 1893 doğumlu Hüsnü Yazıcı Bahçeköy'e gelen kalacak yeri olmayan misafirleri kahve ve yem dükkanında ağırlardı, köyün çeşmesinin eksiklerini tamamlardı, 70 li yıllarda köyde kurulan pazarı köydeki çiftçi ne yapacak çok ses çıkarıyorsunuz vesaire diyerek kaldırtmıştı,  annesi Ümmühan Kur'an ı okuyup mealini de yapan ve köy İmamın gelip bazı konularda ona  danışması onun ne kadar bilgili olduğunu göstermekte, şanslıyım 130 yıllık Kur'anı bende kendi el yazısı ile aldığı notlar da durmakta, Hüsnü aganın altı çocuğu vardı, kendisi ve oğulları köyde bir çok yenilikleri başlattı, ilk kamyon alanlardan, ilk apartman yapan, ilk köyde yemekli meydan veya restaurantlarda düğün yapan, düğünleride meydanda üç gün sürer misafirler ve köy halkına da öğle ve akşam yemekleri düğün boyunca ikram, edilirdi, oğulları esnaf kasap, odun mütahiti, bakkal,kahve, berber, çiftçilik, yemcilik, nakliye, serbest meslek ile uğraşırlardı, devlet memurluğunu bir tek kardeşleri yapmıştır Deniz Liman İşletme Müdürü olarak emekli olmuştur, sülalede başka devlet dairesinde çalışanı yoktur, Hüsnü Ağanın damadı köyün yıllarca sağlık iğne vurma işini ücretsiz yapmıştı ve damadı Kilyos yolu geçince arsası ikiye bölünmüş bölünen arsanın yarısını köye mezarlık arsası olarak bağışlamış bugün eski köydeki eski mezarlığın böyle de hikayesi var, Hüsnü ağa oğulları ile çalışarak mal mülk almış Ağa lakabınıda boşuna almamıştır, 1946 yılında geçen kadastro da tapulu tarlaları orman diye istimlak oldu yıllarca mahkemeler sürdü 60 yıl kadar sonra AİHM Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Anayasa Mahkemesi burası orman değil tapuda orman yazmıyor araziler mal sahiplerine verilsin diye karar alıyor ama iş işten geçtikten sonra.

Torunların hizmetleri

Hüsnü Yazıcı, Babası va amcası adına Kardeşleri Metin ve Çetin ile 1994 yılında köy caminin iki katlı şadırvanını yaptılar, 

Hüsnü Yazıcı, siyaset yaptığı dönemde kendi şahsi çalışması ile Bahçeköy 'e PTT den 500 telefon getirilmesini, İlkokulda öğretmen açığı olan üç öğretmenin getirilmesini, 

Sağlık ocağına  örnek kalp pompası gibi  ve diğer cihazların getirilmesini. 

Ruşen beyin Müdür  olduğu dönemde Okulun temel ihtiyaçlarını karşılaması 

Mübadele ile ilgili Sarıyer Lozan Mübadiller Derneği Kurucu Üyeliği. 

Bahçeköy spor kulübü Başkanlığı döneminde kulübe iki bina yaptırması, 

Köy ile ilgili kitap yazarak köyün bilgilerini kayıt altına alması, saymakla bitmez bu kadar yazalım,Hüsnü aganın

kızının oğlu Avukat Nurettin Özbekrem, spor kulubü, Güzelleştirme derneği gibi derneklerin kurulmasına öncülük etmiştir. 

Güngör Yazıcı, Belediye Başkan adaylığı döneminde Sarıyer

 Bahçeköy 153 İETT otobüsünü getirtmesi

Metin ve Çetin Yazıcı, Esnaflık yaptığı dönemlerde Bahçeköy'e bir sürü yenilikler getirdiler örnek 80 li yıllarda müşterilere araba ile servis ve ürünlerin üzerine etiket, kampanyalar onları yazı yolu ile duyurmak gibi gibi

Aklıma gelenleri yazdım kayıt olsun diye. 

Hüsnü Yazıcı



Yazıcı Ailesinin Bahçeköy'e Hizmetleri

Yazıcı Ailesi, 1924'te kurulan Bahçeköy'ün köklü ailelerinden biridir. Ailenin başı olan Hüsnü Yazıcı, köyün gelişimine önemli katkılarda bulunmuştur. Misafirperverliği, köyün eksiklerini tamamlama çabaları ve köy halkına yönelik hizmetleri ile tanınan Hüsnü Bey, aynı zamanda köyün ekonomik ve sosyal hayatına da yön vermiştir.

Hüsnü Yazıcı Dönemi

 * Misafirperverlik: Köye gelen misafirleri kendi dükkanında ağırlayarak onlara sıcak bir yuva sunmuştur.

 * Köyün Gelişimi: Köyün çeşmesini tamir etmiş, pazarın kurulmasına öncülük etmiş ve köyün ilk kamyonunu almıştır.

 * Sosyal Hayata Katkı: Köyde ilk apartmanı yaptırmış, düğünlerin daha görkemli hale gelmesini sağlamış ve köy halkına yemek ikramında bulunmuştur.

 * Ekonomik Faaliyetler: Oğullarıyla birlikte çeşitli işlerle uğraşarak köy ekonomisine katkı sağlamıştır.

 * Toplumsal Sorumluluk: Köyün sağlık sorunlarına çözüm bulmak için çaba göstermiş, mezarlık yeri bağışlamış ve köyün gelişimine yönelik projelerde yer almıştır.

Torunların Hizmetleri

Hüsnü Yazıcı'nın torunları da dedelerinin izinden giderek köylerine hizmet etmeye devam etmişlerdir.

 * Dinî Yapılar: Köy camisine şadırvan yaptırmışlardır.

 * Sosyal Hizmetler: Köye telefon getirilmesi, okulda öğretmen açığının kapatılması, sağlık ocağına cihaz temini gibi hizmetlerde bulunmuşlardır.

 * Eğitim: Köy okulunun ihtiyaçlarını karşılamış ve eğitim alanında önemli çalışmalarda bulunmuşlardır.

 * Spor: Köy spor kulübüne başkanlık yapmış ve kulübe yatırım yapmıştır.

 * Kültürel Çalışmalar: Köy hakkında kitaplar yazmış ve köyün tarihini kayıt altına almıştır.

Yazıcı Ailesi, nesilden nesile devam eden hizmet anlayışı ile Bahçeköy'ün gelişiminde önemli bir rol oynamıştır. Ailenin köyüne olan bağlılığı ve yaptığı hizmetler, takdire şayandır.

Ek Bilgiler:

 * AİHM Kararı: Ailenin tarlalarının haksız yere istimlak edilmesiyle ilgili olarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nden alınan karar, hukuk mücadelesinin önemini göstermektedir.

 * Köyün Gelişimi: Yazıcı Ailesi'nin çabaları sayesinde Bahçeköy, sosyal, kültürel ve ekonomik olarak önemli bir gelişme göstermiştir.

 * Gelecek Nesillere Örnek: Yazıcı Ailesi, gelecek nesillere topluma hizmet etme konusunda örnek teşkil etmektedir.











Hüsnü Yazıcı'nın Yaşamı ve Katkıları: Özet ve Analiz

Hüsnü Yazıcı, Bahçeköy'e yerleşen ilk ailelerden biri olup, köyün gelişimine önemli katkılarda bulunmuş bir şahsiyettir. Hem kendi ailesi hem de köy halkı için birçok hizmette bulunmuş, sosyal ve ekonomik hayata yön vermiştir.

Aile ve Köy İçin Yapılan Hizmetler

 * Misafirperverlik: Köye gelen misafirlere ev sahipliği yaparak, köyün sıcaklığını yansıtmıştır.

 * Altyapı Çalışmaları: Köyün çeşmesini tamir ederek, pazar kurulmasına öncülük etmiştir.

 * Eğitim: Annesi Kur'an öğretimiyle tanınan biri olup, köy imamı da ona danışırdı. Kendisi de çocuklarına ve köylüye bilgi aktarmayı önemsemiştir.

 * Ekonomik Kalkınma: Köyde ilk kamyonu alan, ilk apartmanı yapan ve ilk köy düğününü düzenleyen kişidir.

 * Toplumsal Yaşam: Köyde çeşitli derneklerde görev almış, spor kulübü başkanlığı yapmış ve siyasete atılmıştır.

 * Hayırseverlik: Köy camisine şadırvan yaptırmış, mezarlık arsası bağışlamıştır.

Ailenin Diğer Üyelerinin Katkıları

 * Torunlar: Köy camisine şadırvan yaptırmış, köyün altyapısı için çalışmış, dernek kurmuşlardır.

 * Oğullar: Esnaf olarak köy ekonomisine katkı sağlamış, çeşitli hizmetlerde bulunmuşlardır.

Hüsnü Yazıcı'nın Önemi

Hüsnü Yazıcı, sadece bir aile reisi değil, aynı zamanda köyün lideri, hayırseveri ve gelişimine yön veren bir figürdür. Hem maddi hem de manevi olarak köyüne birçok şey kazandırmıştır. Onun ve ailesinin katkıları, Bahçeköy'ün bugünlere gelmesinde önemli bir rol oynamıştır.

Değerlendirme

Hüsnü Yazıcı'nın yaşamı, Anadolu'nun birçok köyünde görülen, aile büyüklerinin köylerine olan bağlılıklarını ve hizmetlerini yansıtmaktadır. Bu tür kişiler, köylerin sosyal dokusunu güçlendirir, dayanışmayı artırır ve gelecek nesillere örnek olurlar.


18 Haziran 2024 Salı

Rumeli ve Balkan kökenlilerin Türkiye'de nüfus sayısı

 RUMELİ VE BALKAN KÖKENLİLERİN TÜRKİYE 'DE NÜFUS SAYISI  AYRINTILAR YAZININ İÇİNDE

RUBASAM ARAŞTIRMASINDAN


Rumeli ve Balkanlardan Türkiye’ye (Anadolu’ya)  gelen Göçmenlerin 2020 yılı için Ulaşabileceği Toplam Nüfus sayısı;


Maksimum yaklaşık –  32 MİLYON,

MİNİMUM yaklaşık  –  27 Milyon 650 bindir.


Anadolu’ya göçler konusunda

Mustafa Kemal Atatürk'ün 1923 yılında yaptığı Nutuklarından 


Atatürk, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti’nin göçlere ilişkin demografik beklenti ve niyetlerini;  

 “ Memleketin Nüfusu şayan-ı teessüf bir derecededir. Zannederim ki bütün Anadolu halkı  sekiz milyonu geçmez.  Şimdi biz bunu telafi etmek istiyoruz.. hudud-u   milliye haricinde kalan  ayni  ırk ve harstan olan anasırı da getirmek ve onlara da müreffeh bir hayat sağlamak lazımdır.

* Eğer Rusya’dan da getirmek mümkün olursa  oradan da getireceğiz.

 “Fakat bence Garbi Trakya’dan Kâmilen Türkleri nakletmek lazımdır.(*) İfadeleri ile Genç Cumhuriyetin  “ULUS-DEVLET “  olma ve “ULUS – YARATMA ” hedefini ortaya koymuştur. Bu politikaların sonucunda 1923 ve sonrasında Balkanlar ve Rumeli’den Anadolu’ya Türk göçleri hızlanmıştır.

 (*)Kaynak, Mustafa Kemal Atatürk’ün 1923 yılında yaptığı İzmit ve Eskişehir Nutuklarından (1),(2)


Bu çalışma RUBASAM’ın talebi doğrultusunda yapılmıştır.


23 Nisan 2022


Prof. Dr. Necdet TEKİN


RUBASAM Yön.Krl.Üyesi


(E.Milli Eğitim Bakanı)

11 Haziran 2024 Salı

7 Haziran 2024 Cuma

.Prof.Dr. Levent Kayapınar Moglena Karacaova bölgesi

 



Balkan Araştırma Enstitüsü

ENSTİTÜMÜZ TARAFINDAN “ANADOLU’DAN BALKANLAR’A TÜRK GÖÇÜ, SELANİK VE ATATÜRK KONULU KONFERANS GERÇEKLEŞTİRİLDİ.

Enstitümüz tarafından 15 Mayıs 2024 tarihinde Balkan Kongre Merkezi Senato Salonunda Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Dekanı ve Balkan Araştırma Enstitüsü Danışma Kurulu Üyesi Prof. Dr. Levent Kayapınar’ın konuşmacı olduğu “Anadolu’dan Balkanlar’a Türk Göçü, Selanik ve Atatürk ” konulu bir konferans gerçekleştirildi. Konferansa Üniversitemiz Rektörü Prof. Erhan Tabakoğlu, Edebiyat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Yüksel Topaloğlu,  Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdürü Dr. Öğr. Üyesi Levent Doğan, Dış İlişkiler Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Dr. Öğr. Üyesi Rıfat Gürgendereli, Roman Dili ve Kültürü Araştırmaları Enstitüsü Müdür Yardımcısı Dr. Öğr. Üyesi Muhammed Tağ, Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Başkanı Prof. Dr. Nurten Çetin, Milli Savunma Üniversitesinden Danışma Kurulu Üyemiz Prof. Dr. Ayşe Kayapınar, Dış Paydaşlarımızdan Rumeli Edirne Kültür ve Folklor Derneği Başkanı Ahmet Dörtler, Üniversitemizin farklı fakülte ve yüksekokullarından çok sayıda öğretim üyesi ve öğrenci katıldı.

Konferans, Balkan Araştırma Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. İbrahim Kelağa Ahmet’in açılış konuşması ve Üniversitemiz Rektörü Prof. Dr. Erhan Tabakoğlu’nun selamlama konuşmasının ardından başladı.

Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesindeki görevinden önce Bolu Abant İzzet Baysal Üniversitesi, İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi ve Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesinde görev yapmış olan, Osmanlı ve Bizans tarihi üzerine çok sayıda çalışması bulunan Prof. Dr. Levent Kayapınar konuşmasına Balkanlar neresidir sorusuyla başladı ve Balkan tabirinin Osmanlı arşiv belgelerinde çok erken dönemde kullanıldığına dikkat çekerek çağlar boyunca Balkan coğrafyasına gelen ve yerleşen Türk boyları hakkında bilgi verdi. Karadeniz’in kuzeyinden Balkanlar’a ulaşan Türklerin Avrupa Hunları, Avarlar, Ogurlar ve Tuna Bulgarları, Peçenekler, Uzlar, Kumanlar ve Tatarlardan oluştuğunu, Anadolu’dan Balkanlar’a geçen Türklerin ise Selçuklu Türkleri, Aydınoğulları, Karesioğulları ve Osmanlı Türklerinden oluştuğunu belirtti.

Prof. Dr. Levent Kayapınar, Moglena olarak adlandırılan Vardar Ovası bölgesine 10. ve 11. asırlar boyunca Uzlar ve Peçeneklerin yerleştiğini ve Peçeneklerin yerini alan Kumanların 13. yüzyılda Balkanlar’ın en kalabalık halklarından birisi olduğunu belirttikten sonra bu tezi destekleyen bir kanıt olarak Bulgaristan’da 11. yüzyıla ait Peçenek, 12. ile 13. yüzyıllara ait Kuman mezarlarının bulunduğu bölgeleri harita üzerinde gösterdi. Konuşmasının devamında Osmanlılardan önce diğer Türk Beyliklerinden Balkanlar’a Türk göçü oldu mu sorusuna cevaben, Bizans kaynaklarına dayanarak Umur Bey’in Balkanlar’da Sırp ve Bulgarlarla yürüttüğü mücadeleyi ve yaptığı seferler hakkında bilgi verdi. Türklerin Süleyman Paşa ile birlikte Anadolu’dan Gelibolu’ya yerleşmek üzere göç ettiklerini ve bunun en önemli kanıtının da orada tarıma başlamaları olduğunu ifade ettikten sonra Osmanlı kroniklerinde Balkanlar’a Türk göçünü Aşıkpaşazade, Oruç Beğ ve Neşri’den örnekler vererek anlattı.

Prof. Dr. Levent Kayapınar, konuşmasının devamında Balkanlar’da görülen ve yarı askeri nitelik taşıyan Osmanlı teşkilatları olan Akıncı, Yörük ve Evlad-ı Fatihan teşkilatlarına değindi. İlk olarak Balkan coğrafyasındaki Yörük yerleşimlerini harita üzerinde gösterdi ve Osmanlı arşiv belgelerinden örnekler vererek Anadolu’dan Balkanlar’a göç edenlerin Türkler olduğunu ve bunların kayıtlarının da tutulduğunu vurguladı. Prof. Dr. Kayapınar 1472 tarihli Akıncı defterine dayanarak ve Yenişehir (Larisa) Yunan Devlet Arşivi belgelerinden de istifade ederek akıncıların kimler olduğu sorusuna yönelik açıklamalar yaptı.

Prof. Dr. Levent Kayapınar konuşmasının Selanik ile ilgili bölümünde şehrin ilk defa 1387 yılında I. Murad zamanında Osmanlılar tarafından fethedildiğini, 1403 Gelibolu Antlaşması ile elden çıktığını, 1430 yılında ikinci defa fethedildiğini ve 1912 yılına kadar Osmanlı toprağı olarak kaldığını dolayısıyla İstanbul’un fethinden 66 yıl önce vatan haline gelmek suretiyle 525 yıl bu durumunu muhafaza ettiğini belirtti. Selanik kentinin fethi ile bağlantılı olarak Prof. Dr. Kayapınar Evlad-ı Fatihan Teşkilatına da değinerek harita üzerinde teşkilatın yapılandığı bölgeleri ayrıntılı bir şekilde gösterdi. Daha sonra görseller eşliğinde Selanik’teki Osmanlı dönemi kültür mirası olan mimari yapılardan söz etti ve konuşmasının izleyen bölümünde Mustafa Kemal Atatürk’ün Selanik’teki evi ve ailesini konu alan Yunanca arşiv belgelerine dayanan ve Türk Tarih Kurumu tarafından yayımlanan, kendisinin de içinde yer aldığı Vasilis Dimitriadis’in “Bir Evin Hikâyesi” adlı çalışmasına değindi.  Prof. Dr. Kayapınar bu çalışmayı esas alarak 20. yüzyıl başlarındaki Selanik şehrinin Türk, Rum ve Yahudi mahallelerinin yerleşim planından söz etti ve Atatürk’ün doğduğu evin lokalizasyonunu ve evin Atatürk’ün babası Ali Rıza Efendi tarafından 1877 yılında satın alınmasını anlatarak Selanik’in Balkan Savaşları sonunda kaybedilmesinin ardından evin 1925 yılında mübadiller için Yunan Milli Bankası tarafından istimlak edildiği bilgisini verdi.

Prof. Dr. Kayapınar konuşmasının son bölümünde Atatürk’ün aile şeceresini anlattı ve Prof. Dr. Şükrü Hanioğlu’nun “Atatürk Entelektüel Biyografi” adlı çalışmasına atıfta bulunarak onun: Rumeli’de «evlad-ı fatihan» olarak yeniden örgütlenen Yörüklerin en yoğun olduğu bölge «Selanik’tir» ve «evlad-ı fatihan kavramı, kültürel Türkçülüğün zemin kazandığı yüzyıl sonu ortamında farklı biçimlerde işlevselleştirilmeye başlandığında bölgedeki Türkler ona daha sıkı biçimde sarılmışlardır. Bu eğilim, kendisini anne ve baba tarafından «evlad-ı fatihan» olarak gören Mustafa Kemal’de de belirgin biçimde gözlemlenmektedir.  Kendisi yıllar sonra «doğuştan bir ayrıcalık varsa Türk oluşumdan ibarettir» vurgusunu yaparken, buna gönderme yapmıştır. Bunun ise onu, ileride göreceğiniz gibi, önce Türkçülük daha sonra da Türk milliyetçiliğine yönelttiği şüphesizdir, şeklindeki görüş ve tespitlerine yer verdi.

Prof. Dr. Levent Kayapınar konferansının son bölümünde Selanik yıllarında Atatürk’ü etkileyen düşünceleri 1) Eski-Yeni çatışmasında yeniden yanadır, 2) Dini ve seküler olmak üzere bir arada yapılan eğitim, hukuk ve idari Tanzimat anlayışına karşıdır, 3) Batıya yönelik «aşk ve nefret» ilişkisi içindedir, 4) Türkçülüğe eğimlidir, 5) Yabancı müdahale ve ekonomik kontrole karşıdır, 6) Çok uluslu Osmanlılık idealinin hayal olduğunu düşünür şeklinde sıraladıktan sonra bu düşüncelerinin Selanik yıllarında çocuk ve ergin olarak oluştuğunu ve  harbiye yıllarında tahkim edildiğini ifade etti.

Prof. Dr. Levent Kayapınar konferansını bitirirken “Cumhuriyetin İkinci Yüzyılı” ile ilgili düşüncelerine de yer vererek “Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün kurduğu Türkiye Cumhuriyeti 100 yıldır kendi toprakları üzerinde büyük bir savaş görmemiş, barış içinde yaşamıştır. Anadolu ve Trakya topraklarında nüfus tarihin hiçbir döneminde bu kadar yoğunlaşmamış ve yaklaşık 85 milyona ulaşmamıştır. Eğitim seviyesi tarih boyunca Anadolu ve Trakya topraklarında hiç bu kadar yüksek oranda olmamış ve bu kadar yaygınlık kazanmamıştır. Kadın, iş hayatında ve sosyal yaşamda hiç bu kadar yüksek oranda yer almamıştır. Bundan dolayı Asr-ı Saninin selefleri diğer Türk devletleri gibi Türkiye Cumhuriyeti’nin altın yüzyılı olacağına olan inancımı ifade etmek istiyorum” diyerek sözlerine son vermiştir.

Konferansın sonunda Üniversitemiz Rektörü Prof. Dr. Erhan Tabakoğlu, Prof. Dr. Levent Kayapınar’a vermiş olduğu konferanstan dolayı teşekkür belgesini takdim etmiş ve soru cevap bölümünün ardından etkinlik son bulmuştur.  

T.C. Trakya Üniversitesi

Balkan Araştırma Enstitüsi

Copyright © 2024 Trakya Üniversitesi.

Tüm hakları saklıdır.





2 Haziran 2024 Pazar

Araştırmacı Yazar ve sosyal Bilim konuları

HÜSNÜ YAZICI 


Araştırmacı yazar olmak için hangi bölüm okunmalı

Yazar olmak için eğitim almak zorunlu değildir. Yazarlık becerisi olan herkes yazar olarak çalışabilir.


Herkes kitap yazabilir mi?

Bilgi dolu eserler, her dönem ilgi gören çalışmalar arasında yer alıyor. Kısacası, söyleyecek, aktaracak sözü olan herkes kitap yazabilir ve kitap çıkartabilir. 


Araştırmacı-yazar" 

 herhangi bir üniversiteye veya sivil toplum kuruluşuna bağlı olmadan sosyal bilimler dalında araştırma ve yayın yapan bağımsız kişi.

Sosyal bilimlerin konuları nelerdir?

Öncelikle tarih, coğrafya, ekonomi, siyaset bilimi, hukuk, sanat tarihi, yurttaşlık ve sosyoloji konularını içermektedir

7 Mayıs 2024 Salı

BALKAN COĞRAFYASINDA TÜRKLÜĞÜN ANLAMI TÜRKLÜKTÜR

 BALKAN COĞRAFYASINDA TÜRKLÜĞÜN ANLAMI TÜRKLÜKTÜR












Türk milliyetçilerinin çok sık tekrar ettiği bir yanlış da şudur: "Balkan coğrafyasında Türküm demek Müslümanım demek anlamına gelir". 

Bu ifade sadece Bosna coğrafyası için doğrudur. 

Diğer coğrafyalara bakalım:

Bulgaristan'da Türklük Balkan yenilgisine kadar hakim unsurdur ve evladı fatihan torunları gururla Türküm derler.

Romanya'daki Türkler Kırım Hanlığının torunlarıdır, gururla Türküm derler.

Romanya'nın kuzeyindeki Gökoğuzlar Türklüklerinin bilincindedir, hatta Türkiye'deki siyasal İslamcılar gibi Türklüğü aşağılamazlar. Dinleri Hristiyan olduğu için herhalde onların Türklüklerinden "Müslümanız" anlamı çıkaramazsınız.

Macaristan "Hunların torunuyuz ve Türküz" derler dinleri Hristiyan olduğu için onların da "Türküz" ifadesinden "Müslümanız" anlamı çıkaramazsınız.

Yunanistan Batı Trakya Türklüğü de "Müslümanım" anlamına Türküz demez, bir soy şuuru ile Türküz derler.

Geriye sadece Boşnaklar kaldı.

O halkın da yarısını Müslüman yapmışız, çoğunluğu  Hristiyan olarak kalmış.

Boşnaklar "Türküz" diyorsa işte o coğrafyada bu ifade "Müslümanız" anlamı taşır.

Boşnaklara özel bu durumu bütün Balkan coğrafyasına genellemek yanlışın padişahıdır.


Alper Aksoy'un ( Facebook sayfasından alıntıdır)





4 Mayıs 2024 Cumartesi

Bizans kaynaklı kitaplardan Karacaova

 Sayfa 477


 Yaklaşık olarak XVI.  19. yüzyılda Türkmen Juruklar ve Türk Konjarları Trakya ve Makedonya'nın güney bölgelerine, özellikle Moglena'ya yerleştiler.  Bu işgalcilerin saldırıları sonucunda yerli Rumunlular ve Bulgarlar sıklıkla İslam'a geçtiler.  Geçtiğimiz yüzyılda Balkanlardaki Tozluk ve Gerlovo bölgelerinin (Türkçe: Karlova, 45 köy) Asyalı Türk sömürgeciler tarafından işgal edildiği söyleniyor.  Gerlovo'daki tek Bulgar köyü olan Vrbica, yurttaşlarıyla birlikte (1776'da 20.000 kişiydi) Kırım'dan Türkiye'ye taşınan Tatar padişahlarının ikametgahı oldu.  Diğer

W

Sayfa 335


 Athos Dağı'ndaki belgelerde Kumanların etnik adından türeyen yer adlarına ilişkin pek çok referans yer alıyor, ancak bunların hiçbirinin Chalcidice Yarımadası'nda yer alamadığı anlaşılıyor.  Çar Stephen Uros III Decanski'nin (1321-1331) 1327'de Hilandar Manastırı'na bağışladığı köyler arasında Komanovo adlı bir köy de vardı.°!!  Üsküp'ün kuzeydoğusundaki modern Kumanovo kasabasının aynısı olabilir.  Hilandar Manastırı ile Novo Selo arasında 1621 yılında yapılan anlaşmada geçen KovpavoBeC isimli yer.7?  Despot Jovan Draga' ve kardeşi Konstantin'in 1372 ile 1375 yılları arasındaki bir fermanı, Aumanicevo adlı bir köyün de dahil olduğu Aziz Panteleem Manastırı'na daha önce arazi bağışları yapıldığını doğruluyordu.  Vardar nehrinin sağ kıyısında, Kavadarcı'dan çok da uzak olmayan bir yerde bulunmaktadır.  Moglena temasına yerleşen Kumanlar'ın Makedonya'da bu tür kişi ve yer adlarının yaygınlaşmasına önemli katkıları olmuş olabilir.  ‘Bu Türklerden aslında 1181 ve 1184’te Lavra keşişleriyle yaşanan anlaşmazlıklarla ilgili olarak özellikle bahsediliyor.?!*


 Sayfa 512


 Moglena, bölge 180, 326, 33

Sayfa 67


 Dinyeper'in doğusundaki topraklar;  diğerdördübatıda.'^' Şefleri kalıtsal chan'lardı, soylularına ise kangar deniyordu.  Kuzeyde Dinyester şelalelerine kadar uzandılar ve orada Ruslarla sürekli savaşa girdiler;  güneyde Tuna'yı geçerek Makedonya ve Trakya'nın her tarafını harap ettiler;  Yunanlılar umutsuzluk içindeydi;  borcunu ödemeye çalıştılar ama Bizanslılar ışıltılı tavırlarıyla onların altına olan susuzluğunu daha da artırdılar;  Barbarlar arasındaki iç savaş Aleksios'u kurtardı;  Seçkin bir Petçenek olan Chan Kegen ülkeden kaçtı, din değiştirdi ve 1050'de Yunan ordusunun başında kendi vatandaşlarını yendi ve onların bir kısmını Makedonya'daki Moglena'ya yerleştirdi.  Ancak diğer sürüler saldırılarına devam etti; ta ki 1122'de Volga'daki kadim rakipleri Kumaniler ve Uzi'nin yanı sıra büyük imparator KaloJohannes'in saldırısına uğrayana kadar.  İyi planlanmış manevralarla canavarlar sonunda tuzağa düşürüldü;  onlara HO yardımı vardı;  kılıcın keskin tarafıyla yok edildiler ve tarihte bir daha asla ortaya çıkmadılar.  Petçenekler, şimdiye kadar yaşamış en canavarca ve iğrenç kişiler olarak tanımlanıyor: şimdiye kadar yaşamış zavallılar;  onlar sadakatsiz ve hainlerdi;  açgözlülükleri doyumsuzdu;  tutkuları acımasızdır;  en sevdikleri yiyecekler kedilerin, farelerin, tilkilerin, kurtların çiğ eti;  dillerini konuştukları Tatarlar gibi uzun saçları, sakalları ve uçuşan kıyafetleri vardı.  Petçenekler hiçbir zaman atlarını bırakmadılar;  sayısız süvari oluşturdular ve attıkları oklar kadar hızlı hücum ediyorlardı;  hiçbir insanlık kıvılcımı, hiçbir yetiştirme ışını onlara ulaşmadı;  onların nefret edilen isimleri on birinci yüzyıldan itibaren Bizans tarihçilerinin her sayfasında yer almaktadır;  ve Alman rahipler kroniklerinde onlardan bahsederken pessiini ve vilissiini sıfatlarını eklemeyi asla ihmal etmezler.  Köylerine veya kulübelerle inşa edilmiş kasabalarına katai deniyordu;  Tuna Nehri'nde bir miktar tarım yapıyorlardı ve Cherson, Theodosia ve Karadeniz'deki diğer Yunan şehirleriyle canlı bir ticaret yapıyorlardı.  Sığırlarını Ruslara sattılar ve ganimetlerini mor elbiseler, ipek elbiseler, değerli kürkler ve aromatik maddeler gibi her türlü Doğu lüksüyle takas ettiler.  Kalabalıklarının dağılmasından sonra, başıboş kalan bazı Petçenekliler, Komnenos imparatorlarının Yunan ordularına katıldılar ve burada iyi hizmet ettiler;  Macaristan Kralı Zultan ise Almanları korkutmak için batı sınırlarında bu canavarlardan bir koloni kurdu.


 Sayfa 227


 Moglena, 254.

Sayfa 335


 Athos Dağı'ndaki belgelerde Kumanların etnik adından türeyen yer adlarına ilişkin pek çok referans yer alıyor, ancak bunların hiçbirinin Chalcidice Yarımadası'nda yer alamadığı anlaşılıyor.  Çar Stephen Uros III Decanski'nin (1321-1331) 1327'de Hilandar Manastırı'na bağışladığı köyler arasında Komanovo adlı bir köy de vardı.°!!  Üsküp'ün kuzeydoğusundaki modern Kumanovo kasabasının aynısı olabilir.  Hilandar Manastırı ile Novo Selo arasında 1621 yılında yapılan anlaşmada geçen KovpavoBeC isimli yer.7?  Despot Jovan Draga' ve kardeşi Konstantin'in 1372 ile 1375 yılları arasındaki bir fermanı, Aumanicevo adlı bir köyün de dahil olduğu Aziz Panteleem Manastırı'na daha önce arazi bağışları yapıldığını doğruluyordu.  Vardar nehrinin sağ kıyısında, Kavadarcı'dan çok da uzak olmayan bir yerde bulunmaktadır.  Moglena temasına yerleşen Kumanlar'ın Makedonya'da bu tür kişi ve yer adlarının yaygınlaşmasına önemli katkıları olmuş olabilir.  ‘Bu Türklerden aslında 1181 ve 1184’te Lavra keşişleriyle yaşanan anlaşmazlıklarla ilgili olarak özellikle bahsediliyor.?!*


 Sayfa 512


 Moglena, bölge 180, 326, 335


Sayfa 140


 Osmanlı milletinin büyük çoğunluğu artık yavaş yavaş pastoral yaşamdan vazgeçerken, Anadolu ve Avrupa'daki Jürükler eski yaşam tarzına takılıp kalmaya devam ediyor.  Jürüklerin kış köyleri Gümürdün'ün kıyı ovasında, Seres'ten Vardar'a kadar olan dağlık bölgede, Moglena bölgesinde ve Tesalya ovasında bulunmaktadır.  Bhodope yerlileri Konjari*) (Ngr. Koviagideg) adını Türk kojun koyunundan veya Bulgar kon atından yorumluyorlar, ancak Selanik ve Tesalya Konjarlarının efsanelerinden bunun eski Seldiuk ikametgahıyla ilgili olduğu açıktır. Antik İkonion olan Konie ile ilgilidir.  Jürük adı, Türkçe jürümek gezgininden gelir ve genel olarak bir göçebeyi tanımlar;  Gururla kendilerine öyle diyorlar (ben Jürükum: Ben Jürük'üm).  Lehçeleri yerel Türklerinkinden farklıdır;  Vambery'ye göre, Küçük Asya'da Jürüklerin dili Azerbaycan Türkçesine yaklaşmakta ve Osmanlılar arasında yerini Arapça ve Farsça yabancı kelimelere bırakan pek çok eski kelimeyi içermektedir.^)

Mahkumların öldürülmesi savaşın ardından gece boyunca devam etse de, Anna Komnene'nin tüm Peçenek ulusunun soykırımını iddia etmesine rağmen Lebounion savaşının onların sonu olmadığını belirtmek gerekir.  Pek çok göçebe savaştan sağ kurtuldu ve bunların çoğu, yeni Bizanslı derebeyleri tarafından batı Makedonya'daki Moglena kalesine nakledildi ve çevredeki bölgeye yerleşmek üzere aniden şekillendi.

Page 139


Orthodox Christianity, and slowly fused with the Slav agriculturists, the new nation identifying itself by the name of the Herrenvolk: Bulgarians, and the country Bulgaria.? From the tenth to the thirteenth century other large Turkic groups — the Uz, the Pechenegs and the Kipcak or Cumans — arrived from Eurasia and settled on both sides of the lower Danube, leaving behind them many inscriptions and graffiti written in the runes of the Orkhon-Jenissej type.4 After 960 Byzantium was again in control of most of Bulgaria. Large groups of Pechenegs, after having been defeated militarily, were settled in the mountain canton of Moglena (on the border of Greece and the former Yugoslav Macedonia) and in the mountainous south-western corner of Bulgaria. There they still survive as a distinct ethnic group, the Sop. They converted to Christianity, and slowly adopted the Slav-Bulgarian language. In the twelfth century, Anna Komnene mentions other Pecheneg groups, who were settled in the south-eastern Rhodopes, in what later was to become the Ottoman kaza of Ortakéy (since 1934, Ivajlovgrad). The oldest preserved Ottoman census and taxation register from 1452/5 mentions in this area a remarkably large number of Turkish toponyms evidently dating back to pre-Ottoman times, descriptive toponyms with a Christian connotation such as Baskilise and Kara Kilise. Ansbert, the historian of the third crusade, mentions that in 1190 the important


 Sayfa 139


 Ortodoks Hıristiyanlık ve yavaş yavaş Slav tarımcılarıyla kaynaşan yeni ulus, kendisini Herrenvolk adıyla tanımlıyor: Bulgarlar ve ülke Bulgaristan.?  Onuncu yüzyıldan on üçüncü yüzyıla kadar diğer büyük Türk grupları (Uzlar, Peçenekler ve Kıpçaklar veya Kumanlar) Avrasya'dan gelerek aşağı Tuna'nın her iki yakasına yerleştiler ve arkalarında Orhun runik yazılarıyla yazılmış birçok yazıt ve duvar yazısı bıraktılar.  -Jenissej tipi.4 960'tan sonra Bizans yeniden Bulgaristan'ın büyük bölümünü kontrol altına aldı.  Askeri açıdan yenilgiye uğratılan büyük Peçenek grupları, Moglena dağ kantonuna (Yunanistan ve eski Yugoslav Makedonya sınırında) ve Bulgaristan'ın dağlık güneybatı köşesine yerleştirildi.  Orada hala ayrı bir etnik grup olan Sop olarak hayatta kalıyorlar.  Hıristiyanlığa geçtiler ve yavaş yavaş Slav-Bulgar dilini benimsediler.  On ikinci yüzyılda Anna Komnene diğer Peçenek gruplarından bahseder…

573 Zonaras, 740-741;  Ephraemus, Kronoloji: Keiuevo —yetadppaon —oxdMa 05. Aapwpidn.  Tdpos A' (Atina: Ellinon Ecdesias Center, 1984), 123;  Angold, İmparatorluk, 133;  Birkenmeier, Ordu, 158;  Marculet, "Petchénégues", 101. Moglena'ya yerleşen Peçeneklerin ilk komutanı, mührü Jordanov tarafından basılan, tur pazarlaması yapan Joseph Maniakes olduğu anlaşılıyor.  Bkz. Jordanov, Corpus 1, 127;  Jordanov, Corpus 2, 273-274;  Jordanov, Corpus 3, 459-460

122 Bu, göçebe kökenli çeşitli Bizans askeri komutanlarının (Tatikios, İkhan, Skaliarios, Monastras, Ouzas ve Argyros Karadja) isimleriyle kanıtlanmaktadır.  Örneğin böyle bir birlik, Lebounion'daki (Patzinakai Moglenitai) yenilgiden sonra Moglena'ya yerleşen ve Bizans ordusuna katılan Peçeneklerden oluşan tagma idi.  Yukarıdaki metne ve Zonaras, 740-741'e bakınız;  Zlatarski, Ucmopus, 209;  Kiihn, Armee, 251. Bkz. MeSko, “Göçebe Etkileri”, 66-80

Kumanlardan geldiğini söyledi.  Ancak Peçenekler göz ardı edilemez, çünkü dilleri Kumanların diline çok benzer olmalı ve Peçenek yerleşimleri, Balkanlar'da konfederasyonun 1041'de Bizanslılar tarafından nihai yenilgisinden sonra on ikinci yüzyılda ortaya çıkmış olmalıdır.  12. yüzyılda Ulah ve Kuman nüfusunun belirli bir karışımını hesaba katmak gerekir.  Avrupa'ya doğudan gelen göçebe halkların çoğunda olduğu gibi Kumanlar da yağmacı ve yağmacı savaşçılardı; zafer veya yenilgilerinden sonra genellikle akın ettikleri bölgelerden geri çekilirlerdi.  Ancak çoğu göçebe halkta olduğu gibi, göçebelerin belirli bir kısmı sıklıkla konfederasyonun büyük kısmından ayrılıyordu.  Bazı Kuman gruplarının Balkanlarda kalıp Ulahlarla birleşmiş olması gerekir.  Her iki halkın göçebe yaşam tarzının pek çok ortak özellik göstermesi, onların kaynaşmasını kolaylaştırmış olabilir.  Burada İmparator Andronikos Komnenos'un Şubat 1184'te yayınlanan ve Moglena (Batı Makedonya) bölgesindeki Kumanlardan, Ulahlardan ve Bulgarlardan söz eden meşhur prostagmasına atıfta bulunabilirim."  Hayvancılıkla (muhtemelen at ve koyun) uğraşıyorlardı ve Ulah ve Bulgar meslektaşlarından farklı olarak özgür insanlardı ve eyaletin seçkinlerine aittiler.'® Moglena'daki bu Kumanlardan on yıl sonra (Ekim 1196'da) bahsedildiğinden  aynı ilde" olduklarından, bunların bölgenin köklü yerleşimcileri oldukları rahatlıkla varsayılabilir.  Malingoudis, haklı olarak Asen ve kardeşlerinin, Moglena Kumanlarına çok benzeyen, Balkan Dağları'nın ötesindeki yerel bir Kuman grubundan ortaya çıkmış olabileceğini öne sürüyor.'*°


 Sayfa 225


 Mesene 47, 52 Michael, bkz. Glabas Michael, Tsarica oğlu Maria 81 Michael Asen, Bulgar çarı 70, 81 Michael Sigman, Bulgar çarı, Sigman oğlu 98, 107, III, 113, 122, 125, 129, 149, 150 Michael  I] Doukas, Epeiros'lu 84, 115 Michael VIII Palaiologos, Bizans imparatoru 2, 69, 71'ler 72'ler 73-43 763 79'lar 80-35 84, 85, 86-8, 95, IOI, 114, II5, 116, 119, 120  , 161 Michael IX Palaiologos, Bizans imparatoru 119, 120, 123 Mico 81 Mihald, Nagymihald (Mehadia), kasaba 144, 149, 154 Mikch, Ban of Slavonia 150 Mikola, Bogdan'ın babası 159 Milcov (Milké), kasaba 63, 136,  157 Milutin, bkz. Stefan Uro§ II Mlava, nehir 104 Moesia 19 Moglena, eyalet 41 Mogovari/Mogovars 109 Mogul 71 Moldavya 4, 7, 27, 32, 64, 93, 94, 104, 134, 136, 137-41, 143  , 155) 157-60, 165 Kara Bogdan 140, 160 Mauroblachia (MaupoBAaxia) 140, 143 MoAdoPAayia 143 Moldova Cumhuriyeti 143 PwooBaAaxia 143 Moldva, nehir 143, 156, 158 Moncastro, bkz. Akkerman Monembasia, kasaba 116 Montferrat, bkz. Montferrat'ın nesi  ;  Boniface of Montferrat Moravia 70 Moravos (Morava), nehir 45, 103, 105 Morea 116 Peloponnesos 116 Morea, Chronicle of 115, 117 Morrha 127 Ahrido 127 Moskova 124 Miinjiik 92, 93 Muntenia 134, 143, 147, 148, 149, ben50,  155 Murinos, protovestiaritler 83 Mutaftiev, S. 18, 24, 37, 38, 39, 78 Mysia 42 Mysoi (Mucot) 15, 23, 43

İmparatorluğun merkezini hedef alıyordu. Aleksios kurtuluşu bir başka Türk soyu olan Kumanlarda görerek onlar ille ittifak yapmış ve Kumanları Peçeneklerin üzerine salmıştır. Sayıları 40.000 olan Kumanlar, 29 Nisan 1091”de Meriç ağzında Lebounion denilen yerde Peçenekleri bozguna uğratarak kıyıma tabi tutmuşlardır.”? Mateos, bu savaşlar sırasında aralarında kadın ve çocukların da bulunduğu birçok Peçenek”in tutsak edildiğini söyler.”” Bu tutsakların bir kısmı Bizans hizmetinde yararlanılmak üzere, ailesi ile birlikte, Moglena şehrine yerleştirilmiş. Bunlardan seçkin bir birlik oluşturulmuş ve bunlara Moglenarlı Peçenekler denilmişti. Zonaras, bu Peçeneklerin XII. yüzyılın başında dahi burada

Sayfa 178


 Mann'lara karşı - Moglena eyaletindeki Khosztiané adlı bir yerleşim yerini vergi muafiyeti ve ölümünden sonra mülkü torunlarına bırakma hakkı ile bağışladı (LEMERLE-GUILLOU-SVORONOS 1970, 255-259).  182.  Belgedeki liste: Bizanslılar, Ruslar, Varegler, Kulpingonlar (kimlikleri tartışmalıdır), İngilizler, Normanlar, Almanlar, Bulgarlar, Sarazenler, Alanlar, Abhazlar (MIKLOSICHMÜLLER 1890, 47).  Tüzük, Christodoulos'a, keşişin imparatorun desteğiyle bir manastır kurduğu Patmos adasını genel vergi muafiyeti ile tanıyor (MIKLOSICH-MÜLLER 1890, 44-48).










Aynı şekilde, Bizans devletinin yeniden yerleştirme vakalarının tümü, yalnızca imparatorluk devletinin uygulanabilir askeri ve siyasi otoritesinin sınırları dahilinde gerçekleşmedi.  İmparatorluk ayrıca sürekli olarak imparatorluğun dışından insanları da buraya yerleştirdi.  Örneğin, 7. yüzyılda Amanos Dağları'ndan (Suriye'de) Küçük Asya'ya yerleştirilen Miafizit Mardaitler ve 19. yüzyılda I. Aleksios Komnenos tarafından Moglena'ya (Makedonya) yerleştirilen Peçenekler.


 Sayfa 163

Sayfa 163


 Hareketin tarihsel önemi: Bazen büyük insan ve hayvan gruplarının hareketliliği, pastoralistler ile yerleşik nüfus arasında çatışmalara yol açıyordu, ancak otlatma alanı ihtiyacı da pastoralistler arasında çatışmalara neden oluyordu.  İmparatorun kendisi ve patrik müdahale edebilse de, vakayı incelemek ve anlaşmazlığı çözmek genellikle eyalet yetkililerinin göreviydi.  Özellikle bir manastırla ilgili tartışmalarda yazılı kararlar, başka bir anlaşmazlık ortaya çıktığında sunulmak üzere genellikle korunurdu.  Büyük Lavra'da hayvancılıkla uğraşan Ulah pastoralistlerine karşı tutum Kekaumenos'unkinden tamamen farklıdır.  11" ve 12" yüzyıllarda Bizans komutası altında süvari okçuları olarak görev yapan Türk grupların imparatorluk topraklarına yerleşmesine tanık olundu.  Bunların en önde gelenleri, her ikisi de Makedonya'da Kozuf Dağı'nın bulunduğu Moglena'da görülen Peçenekler ve Kumanlardı.' Ancak Avrasya'nın bozkırlarından gelen bu göçebelerden bazıları, otlatma alanları konusunda yerel çobanlarla anlaşmazlığa düştü.  Böyle bir durumda, Büyük Lavra gibi güçlü dini toprak sahipleri, bizzat imparatorun yardımını istemek için gereken otoriteye ve ağlara sahipti.  Tahmin edilebileceği gibi imparator, Lavra'nın Ulah kökenli yaylacı çobanlarının lehine müdahale etti, manastırın Moglena'daki otlaklar üzerindeki haklarını onayladı ve Ulah çobanlarına bölgede hayvanlarını otlatırken tam güvenlik garantisi verdi.  Hareket türü: Gönüllü (yaylacı çobanlar olarak).


 Sayfa 163


 Hareketin yerleri ve tarihi: Yazlık meralar (Pouzouchia, muhtemelen Kozuf Dağı/Tzena'da) ile Moglena'daki (Güney Makedonya) kışlık meralar arasında;  1180'lerin başı.


 Sayfa 164


 [P.  343] İmparatorluk yönetimimiz, Athos Dağı'ndaki saygıdeğer Aziz Athanasios manastırının partisinden, Moglena'da yaşayan Kumanların Pouzouchia adlı dağ otlağına çıktıklarını belirten bir muhtıra aldı, [s.  344] kendi manastırlarına ait olan ve orada hayvanları için çitler yapıp özgürce otlatmalarına izin veren ve hayvanları için gereken ondalık parayı oraya ödemeyi reddeden kişilerdir.  Ve eğer durum böyleyse, imparatorluk yönetimimiz Moglena'nın ilgili vergi görevlilerine imparatorluk yönetimimizin bu emrini onlara göstermelerini ve onları Aziz Athanasios manastırına aşar vergisinin tamamını veya ona ait olan diğer herhangi bir ücreti ödemeye zorlamalarını emreder.  BT.  Eğer bundan sonra ve benim imparatorluk yönetimimin şimdiki komutasından sonra böyle bir şeye cesaret ederlerse, kendilerine ait olmayan Ulahlara ve Bulgarlara kendilerininmiş gibi muamele etmelerine izin vermeyebilirler ve hepsinin partiye katılmasını talep edebilirler.  Yukarıda adı geçen manastırın yerleşik bir geleneği olduğu için.  Ancak buna razı olmazlar ve yine bir şeyleri engellemeye çalışırlarsa veya şu ana kadar yürürlükte olan adaletsiz gelenek uyarınca Ulahları ve Bulgarları muaf tutmaya çalışırlarsa, bundan sonra vergi memurları tarafından yukarıda bahsedilen dağ otlağından kovulurlar.  hatta onların isteğine karşı.  Ancak daha sonra kanuna aykırı bir şekilde yukarıda adı geçen dağ otlağına giden yolu kullanırlarsa veya adı geçen manastıra borçlu olunan diğer herhangi bir şey konusunda imparatorluk yönetimimin emrine uygun davranmayı reddederlerse cezalandırılacaklar.  onlar tarafından meşru ve adil olana göre.  Ancak adı geçen manastıra mensup Ulahlara gelince, yaylalardan indikten sonra hayvanları için yeterli otlak alanı olmadığından ve bu nedenle büyük ihtiyaç nedeniyle hayvanlarını Moglena bölgesinde otlatmalarına izin verdikleri için, benim  imparatorluk yönetimi, kendilerine ait her türlü hayvanı aynı Moglena eyaletinin sınırları içinde taciz edilmeden, rahatsız edilmeden ve herhangi bir hediye vermeden otlatmalarına izin vermelerini emrediyor.  Eğer vergi memurlarından biri, askerler veya taşra memurları ve hatta Kumanların kendileri tarafından engellenir veya tehdit edilirlerse, istemeseler bile, kim olursa olsun benim imparatorluk yönetimimin emrine karşı hareket etmeye kalkışan kişi, bunun cezasını çekecek.  imparatorluk yönetimimden duyduğum en büyük hoşnutsuzluk.  O halde Aziz Athanasios manastırının Ulahları, daha önce de belirtildiği gibi, yanlarında bulunan hayvanları bundan sonra ve gelecekte tacize uğramadan, rahatsız edilmeden veya kötü muameleye maruz kalmadan Moglena eyaleti sınırları içinde otlatmalarına izin vereceklerdir.  her türlü ücret.

Page 295


12. yüzyılda İoannes Tzetzes gibi bir entelektüelin yazılarından birinden anlaşılacağı üzere bir nevi kozmopolitizm, dönemin önemli dilleri ile ilgili fikir sahibi olunmasını gerektiriyordu. Latince ve Arapçadan önce Tzetzes Kumanlara ve Selçuklu Türklerine dillerinde hitap edebildiğini vurguluyordu: Örneğin Kumanları selamlamak için İslami formülle Kuman unvanı Altu Begi birleştirip, “Salamalek altupeg” demesi gibi. Türkler arasında kullanılan bazı formülleri bildiğini göstermek için karındaş/kardeş (Yunanca metinde karantasi olarak geçiyor) terimlerini kullanıyor.


Page 393


Moglena kuşatması 343-344

Sayfa 1201


 Batılı takviye kuvvetlerinin gelmesini bekleyen Kumanlar, savaşa hemen girişilmesinde ısrar etti;  Aleksios, Peçenek-Kuman ittifakından korktuğu için savaşmak zorunda kaldı.  Byz.  Kumanlar ise şafak vakti kendilerini ve ailelerini kapalı vagonların arkasına sığınan Peçeneklere karşı hilal şeklinde ilerlediler.  Başlangıçta Peçenekler, Kumanlara sığınmaları nedeniyle zayıfladılar.  Çatışma günün büyük bölümünde sürdü;  Byz'ın susuzluğunu gidermek için komşu köylüler su getirdiler.  askerler.  Anna Komnene'ye göre (An.Komn. 2:142f) mücadele, bazı esirlerin alınmasına rağmen aralarında kadın ve çocukların da bulunduğu korkunç bir katliamla sona erdi.  12.C.  tarihçi (Zon. 3:740f), hayatta kalan Peçeneklerin MOGLENA temasına yerleştiğini kaydeder.  Peçeneklerin gücü kırıldı;  Anna Komnine popüler bir şarkıdan bir parça aktarıyor: "İskitler bir gün bile olmadığı için May'i görmeyi kaçırdılar."


 Sayfa 1389


 MOGLENA (MoyAéeva), güneydoğu Makedonya'da bir bölge.  Yaklaşık 1015 yılında Moglena, arkon Elitzes (Skyl. 352-33—34) tarafından yönetilen bir Bulgar bölgesiydi.  II. Basileios tarafından ele geçirilen bu yapı, ilk kez 1086'da kanıtlanan bir temayı (Lavra 1, no.48.6) ve 1020 tarihli bir fermanda bahsi geçen bir piskoposluğu oluşturmaktaydı. Athanasios Lavra'sı Moglena'da topraklar elde etti ve yaklaşık 1196'da yerel stratiotai ile bir anlaşmazlık yaşadı ve  Manastıra kira (dekateia) ödemeyi reddeden Moglena paroikoi piskoposu (Lavra 1, no.69).  Başka bir çatışma, yaklaşık 1181 yılında manastırın Moglena'da kendisine zamir verilen Kumanların haklarına itiraz etmesiyle ortaya çıktı (Lavra 1, no.65).  1205 yılında Moglena Kalojan tarafından fethedildi.

 Sayfa 477

 Yaklaşık olarak XVI.  19. yüzyılda Türkmen Juruklar ve Türk Konjarları Trakya ve Makedonya'nın güney bölgelerine, özellikle Moglena'ya yerleştiler.  Bu işgalcilerin saldırıları sonucunda yerli Rumunlular ve Bulgarlar sıklıkla İslam'a geçtiler.  Geçtiğimiz yüzyılda Balkanlardaki Tozluk ve Gerlovo bölgelerinin (Türkçe: Karlova, 45 köy) Asyalı Türk sömürgeciler tarafından işgal edildiği söyleniyor.  Gerlovo'daki tek Bulgar köyü olan Vrbica, yurttaşlarıyla birlikte (1776'da 20.000 kişiydi) Kırım'dan Türkiye'ye taşınan Tatar padişahlarının ikametgahı oldu.  Diğer
W
Sayfa 335

 Athos Dağı'ndaki belgelerde Kumanların etnik adından türeyen yer adlarına ilişkin pek çok referans yer alıyor, ancak bunların hiçbirinin Chalcidice Yarımadası'nda yer alamadığı anlaşılıyor.  Çar Stephen Uros III Decanski'nin (1321-1331) 1327'de Hilandar Manastırı'na bağışladığı köyler arasında Komanovo adlı bir köy de vardı.°!!  Üsküp'ün kuzeydoğusundaki modern Kumanovo kasabasının aynısı olabilir.  Hilandar Manastırı ile Novo Selo arasında 1621 yılında yapılan anlaşmada geçen KovpavoBeC isimli yer.7?  Despot Jovan Draga' ve kardeşi Konstantin'in 1372 ile 1375 yılları arasındaki bir fermanı, Aumanicevo adlı bir köyün de dahil olduğu Aziz Panteleem Manastırı'na daha önce arazi bağışları yapıldığını doğruluyordu.  Vardar nehrinin sağ kıyısında, Kavadarcı'dan çok da uzak olmayan bir yerde bulunmaktadır.  Moglena temasına yerleşen Kumanlar'ın Makedonya'da bu tür kişi ve yer adlarının yaygınlaşmasına önemli katkıları olmuş olabilir.  ‘Bu Türklerden aslında 1181 ve 1184’te Lavra keşişleriyle yaşanan anlaşmazlıklarla ilgili olarak özellikle bahsediliyor.?!*

 Sayfa 512

 Moglena, bölge 180, 326, 33
Sayfa 67

 Dinyeper'in doğusundaki topraklar;  diğerdördübatıda.'^' Şefleri kalıtsal chan'lardı, soylularına ise kangar deniyordu.  Kuzeyde Dinyester şelalelerine kadar uzandılar ve orada Ruslarla sürekli savaşa girdiler;  güneyde Tuna'yı geçerek Makedonya ve Trakya'nın her tarafını harap ettiler;  Yunanlılar umutsuzluk içindeydi;  borcunu ödemeye çalıştılar ama Bizanslılar ışıltılı tavırlarıyla onların altına olan susuzluğunu daha da artırdılar;  Barbarlar arasındaki iç savaş Aleksios'u kurtardı;  Seçkin bir Petçenek olan Chan Kegen ülkeden kaçtı, din değiştirdi ve 1050'de Yunan ordusunun başında kendi vatandaşlarını yendi ve onların bir kısmını Makedonya'daki Moglena'ya yerleştirdi.  Ancak diğer sürüler saldırılarına devam etti; ta ki 1122'de Volga'daki kadim rakipleri Kumaniler ve Uzi'nin yanı sıra büyük imparator KaloJohannes'in saldırısına uğrayana kadar.  İyi planlanmış manevralarla canavarlar sonunda tuzağa düşürüldü;  onlara HO yardımı vardı;  kılıcın keskin tarafıyla yok edildiler ve tarihte bir daha asla ortaya çıkmadılar.  Petçenekler, şimdiye kadar yaşamış en canavarca ve iğrenç kişiler olarak tanımlanıyor: şimdiye kadar yaşamış zavallılar;  onlar sadakatsiz ve hainlerdi;  açgözlülükleri doyumsuzdu;  tutkuları acımasızdır;  en sevdikleri yiyecekler kedilerin, farelerin, tilkilerin, kurtların çiğ eti;  dillerini konuştukları Tatarlar gibi uzun saçları, sakalları ve uçuşan kıyafetleri vardı.  Petçenekler hiçbir zaman atlarını bırakmadılar;  sayısız süvari oluşturdular ve attıkları oklar kadar hızlı hücum ediyorlardı;  hiçbir insanlık kıvılcımı, hiçbir yetiştirme ışını onlara ulaşmadı;  onların nefret edilen isimleri on birinci yüzyıldan itibaren Bizans tarihçilerinin her sayfasında yer almaktadır;  ve Alman rahipler kroniklerinde onlardan bahsederken pessiini ve vilissiini sıfatlarını eklemeyi asla ihmal etmezler.  Köylerine veya kulübelerle inşa edilmiş kasabalarına katai deniyordu;  Tuna Nehri'nde bir miktar tarım yapıyorlardı ve Cherson, Theodosia ve Karadeniz'deki diğer Yunan şehirleriyle canlı bir ticaret yapıyorlardı.  Sığırlarını Ruslara sattılar ve ganimetlerini mor elbiseler, ipek elbiseler, değerli kürkler ve aromatik maddeler gibi her türlü Doğu lüksüyle takas ettiler.  Kalabalıklarının dağılmasından sonra, başıboş kalan bazı Petçenekliler, Komnenos imparatorlarının Yunan ordularına katıldılar ve burada iyi hizmet ettiler;  Macaristan Kralı Zultan ise Almanları korkutmak için batı sınırlarında bu canavarlardan bir koloni kurdu.

 Sayfa 227

 Moglena, 254.
Sayfa 335

  Dağı'ndaki belgelerde Kumanların etnik adından türeyen yer adlarına ilişkin pek çok referans yer alıyor, ancak bunların hiçbirinin Chalcidice Yarımadası'nda yer alamadığı anlaşılıyor.  Çar Stephen Uros III Decanski'nin (1321-1331) 1327'de Hilandar Manastırı'na bağışladığı köyler arasında Komanovo adlı bir köy de vardı.°!!  Üsküp'ün kuzeydoğusundaki modern Kumanovo kasabasının aynısı olabilir.  Hilandar Manastırı ile Novo Selo arasında 1621 yılında yapılan anlaşmada geçen KovpavoBeC isimli yer.7?  Despot Jovan Draga' ve kardeşi Konstantin'in 1372 ile 1375 yılları arasındaki bir fermanı, Aumanicevo adlı bir köyün de dahil olduğu Aziz Panteleem Manastırı'na daha önce arazi bağışları yapıldığını doğruluyordu.  Vardar nehrinin sağ kıyısında, Kavadarcı'dan çok da uzak olmayan bir yerde bulunmaktadır.  Moglena temasına yerleşen Kumanlar'ın Makedonya'da bu tür kişi ve yer adlarının yaygınlaşmasına önemli katkıları olmuş olabilir.  ‘Bu Türklerden aslında 1181 ve 1184’te Lavra keşişleriyle yaşanan anlaşmazlıklarla ilgili olarak özellikle bahsediliyor.?!*

 Sayfa 512

 Moglena, bölge 180, 326, 335

Sayfa 140

 Osmanlı milletinin büyük çoğunluğu artık yavaş yavaş pastoral yaşamdan vazgeçerken, Anadolu ve Avrupa'daki Jürükler eski yaşam tarzına takılıp kalmaya devam ediyor.  Jürüklerin kış köyleri Gümürdün'ün kıyı ovasında, Seres'ten Vardar'a kadar olan dağlık bölgede, Moglena bölgesinde ve Tesalya ovasında bulunmaktadır.  Bhodope yerlileri Konjari*) (Ngr. Koviagideg) adını Türk kojun koyunundan veya Bulgar kon atından yorumluyorlar, ancak Selanik ve Tesalya Konjarlarının efsanelerinden bunun eski Seldiuk ikametgahıyla ilgili olduğu açıktır. Antik İkonion olan Konie ile ilgilidir.  Jürük adı, Türkçe jürümek gezgininden gelir ve genel olarak bir göçebeyi tanımlar;  Gururla kendilerine öyle diyorlar (ben Jürükum: Ben Jürük'üm).  Lehçeleri yerel Türklerinkinden farklıdır;  Vambery'ye göre, Küçük Asya'da Jürüklerin dili Azerbaycan Türkçesine yaklaşmakta ve Osmanlılar arasında yerini Arapça ve Farsça yabancı kelimelere bırakan pek çok eski kelimeyi içermektedir.^)
 Mahkumların öldürülmesi savaşın ardından gece boyunca devam etse de, Anna Komnene'nin tüm Peçenek ulusunun soykırımını iddia etmesine rağmen Lebounion savaşının onların sonu olmadığını belirtmek gerekir.  Pek çok göçebe savaştan sağ kurtuldu ve bunların çoğu, yeni Bizanslı derebeyleri tarafından batı Makedonya'daki Moglena kalesine nakledildi ve çevredeki bölgeye yerleşmek üzere aniden şekillendi.


On ikinci yüzyılda Pronoia​

askerlik hizmeti, daha sık ve daha açık bir şekilde vurgulanan bir şey daha sonraki belgelerde .” Belgenin kendisi hiçbir şey sağlamasa da​​ bu üç askerin ve Pankratios'un mülklerini ellerinde tuttuklarına dair kanıt​ pronoia çünkü onlar askerdi , Ostrogorsky birinin doğal olarak olduğunu savundu bu tür bir belgenin askeri yükümlülüklere hitap etmesini bekleyemeyiz ve​ pronoia ile bağlan
uğunu iddia etti . hepsi aile doğurduğu için erkeklerin daha az soylulara ait olduğunu gösteriyor​​ isimler ve Pankratios'un kendisine resmi olmayan saygı unvanıyla hitap ediliyor​​ Kyr?”

Bu askerlerin zamirleri ile orduları arasında bir bağl
Sayfa 54

Öte yandan belge birkaç sonuca da varıyor. "Temasının Kuman zamirlerinin yetkilendirilmesi" ifadesiMoglena” Kumanlara ilişkin az çok önemli bir hükümet politikası öneriyor. Açıkçası "Kuman zamirlerinin" ne olduğunu açıklamaya gerek yoktu çünkü bu fenomen en azından bu bölgede oldukça yaygındı. George Ostrogorsky bunu, sanırım doğru bir şekilde, I. Manuil Komnenos'un hükümdarlığı sırasında zamirin özellikle yabancılara doğru önemli ölçüde yayıldığının kanıtı olarak yorumladı.°”

Sayfa 54

Gennadij Litavrin, KumanlarınMoglenaaskerlik hizmeti koşuluyla devlet topraklarından yararlanma hakkını elde etmişti ve Ostrogorsky, Kumanların askeri yapısının, pronoiai sahiplerinin asker olma eğiliminde olduğu yönündeki tezine daha fazla destek sağladığını düşünüyordu.*? Kumanların askerlik hizmetleri ile zamirleri arasındaki bağlantı belgede tespit edilemese de oldukça muhtemeldir. Bu belgeye dayanarak pronoia bağışı sahiplerinin asker olduğu sonucuna varılamaz, ancak bu yasa artı Kontostefanos yasası ve onikinci yüzyıldan başka bir belge /2.5] bunu da makul bir sonuca ulaştırır.

07 telos bkz . telos vergiler, Osmanlı angarya (korveler), 581, 582, 583, 585 kötü-i hava, 583 cizye, 582 haradj (xapérthi, harac), 552, 563, 564, 565, 567, 572, 573 bas haraç, 582 harac mukasama, harac muv
Osiir (ondalık), 583 resm-i çift, 582, 591 resm-i kulluk, 582 tekalif-i drfiye, 582 vergiler, ikincil tal

Sayfa 55

Lavra Manastırı'nın bölgede yaşayan Kumanlarla sorunlarıMoglenaalan devam etti. Andronikos Vatatzes'in praktikon'undan üç yıl sonra Andronikos I Komnenos tarafından Lavra ile bazı Kumanlar arasındaki başka bir anlaşmazlığı konu alan bir prostaksis yayınlanmıştır. Rahipler imparatora şu şikayette bulundular: “Kumanların [oikountes]MoglenaManastıra ait bir dağa girmiş ve Lavra'ya "hayvanlarının dekateia'sını", yani otlakların kullanımı için kira ücretini ödemeyi kabul etmeden orada bazı hayvancılık barınakları (mandria) inşa etmişti. İmparator, vergi tahsildarlarına (praktores) Kumanları bu dekateia'yı ve diğer tüm borçlarını ödemeye zorlamalarını ve başkalarının elinde bulunan Ulah veya Bulgarlara el koymalarını engellemelerini emretti. Belli ki bunlardan bazıları manastırın paroikoi'siydi.
Sayfa 56

Belki de bu suçlamalardan biri hayvanları otlatma ücretiydi, çünkü imparator ayrıca manastıra bağlı Ulahların, hayvanlarını serbestçe otlatmalarına izin verilmesini emretmişti.Moglenahiçbir ücret ödemeden ve “orada bulunanlardan, vergi tahsildarları [praktores], askerler, tematik [memurlar] veya Kumanların kendileri tarafından engellenmeyecek veya uzaklaştırılmayacaklar” (satır 10).

Sayfa 56

Aynı belge keşişlerin karşılaştığı başka bir soruna da değiniyor. Bazı “paroikoi işçileri” (douleutai veya paroikoi douleutai), Chostianes köyünde bulunan Lavra'nın bir mahallesi olan St. John Prodromos manastırının dışına yerleşmişlerdi. Bu işçilere manastırda praktikon yoluyla bahşedilmediğinden, görevli, bölgenin (paradoseis) verilmesini (petiton) yapmakla görevlendirildi.Moglenaonları "verilmemiş" olarak taciz ediyordu (satır 20: çünkü &trapaddtous), yani vergilerini ve iş yükümlülüklerini ne maliyeye ne de herhangi bir toprak sahibine veriyorlardı. Ve böylece “bunlardan ikisini zamir olarak Kumanlara verdi.”*? İmparator bu karara karşı çıktı ve bu insanları manastıra bağışladı; Kumanlara ise diğer paroikoi'lerden tazminat ödenmesi gerekiyordu (satır 23). Bunların, önceki belgede [2.4] adı geçen ve Chostianes bölgesinden ayrılmaları emredilen on altı Kuman askeriyle aynı olup olmadığını bilmek imkansızdır. Öyle olsaydı, taşınma emri yerine getirilmemişti; eğer öyle olmasalardı, Chostianes bölgesinde epeyce Kuman varmış gibi görünüyor.

Sayfa 57

1181 [2.4], her ikisi de Kumanlarla ilgiliMoglenaSöz konusu bölgelerde kimlerin yaşadığı ve çalıştığı ile ilgili olarak. Kontostefanos'un kanununda, pronoia sahiplerinin elinde bulunan “paroikoi evlerinden” bahsediliyor ve pronoia sahibi askerlerin ve Pankratios Anemas'ın Archontochorion bölgesinde fiziksel bir varlığa sahip olduklarına dair hiçbir işaret yok. Öte yandan, 1181 tarihli yasada Kumanların Hristianes bölgesinde yaşadığı belirtiliyor ve "evleri ve otlakları"ndan bahsediliyor.Moglena” manastırın mülküne izinsiz girmiş ve “hayvanları için bazı hayvan barınakları inşa etmişti.” Kumanların hayvan barınaklarına yapılan atıflar, bu insanların pastoral gelenekleri ışığında anlaşılabilir. Ancak üretimin ekonomik kaynaklarıyla Kontostefanos'un eylemindeki askerlerden daha yakın bir ilişkileri olduğu görülüyor. Bununla birlikte, her iki kanunun Kumanları da paroikoi'ye sahipti ve paroikoi'ye sahip olan manastırlara paralel olarak, paroikoi'nin vergilerinden ve işçilik hizmetlerinden faydalanabilirlerdi.
Sayfa 57

ile ilgili son bir belgeMoglenaBurada, hem Lavra keşişlerinin talebini hem de III. Aleksios Angelos'un Ekim 1196 tarihli kararını (lizis) içeren iki bölümlü bir kanundan bahsetmek gerekir. Rahipler, sahip oldukları bir köyle ilgili olarak imparatora Verrhoia temasıyla ilgili dilekçe verdiler. İmparatorun amcası tarafından manastıra bağışlanan bu para. Belgede köyün adı yer almıyor ancak Khostianes yakınlarında değildi. Lavra bu köydeki bazı arazileri (topia) “bazı askerlere” kiralıyordu (ekdidei).Moglenave piskoposun paroikoi'sineMoglenabir dekateia uğruna.” Ancak "bazıları yaz aylarında manastırımıza dekateia'larını ihtiyatlı bir şekilde ödemediler." Lavra imparatordan Verrhoia ve İtalya'nın vergi tahsildarlarına emir vermesini istedi.Moglenainatçıları iki kat kira ödemeye (dekateia) zorlamak. İmparator, eğer söz konusu parseller gerçekten Lavra'nın sınırları içerisindeyse, yerel yetkililerin Lavra'nın kiraladığı mülkle ilgili haklarını uygulaması ve bu mülkleri kiralayanların borçlu olunan dekateia'yı alıkoymasına izin vermemesi gerektiğine karar verdi.“
Ostrogorsky ve Dragutin Anastasijeviç, kanunda adı geçen askerlerin zamir sahibi oldukları sonucuna vardı ve Paul Lemerle, askerlerin "şüphesiz Kuman" olduğunu düşündü.*° Zamir sahibi Kuman askerlerinin güçlü bir varlığı olduğu görülüyor. bölgedeki sahipleriMoglenaaskerlere yapılan her atıfın
Sayfa 58

bölge onlara bağlıydı. Belgenin bu askerleri piskoposluk paroikoi'leriyle yan yana getirdiğini gözlemliyoruz, bu da onların oldukça düşük statüde olma ihtimalini ortaya çıkarıyor. Dahası, 1118'den sonra ve muhtemelen 12. yüzyılın ortalarında yazılan Zonaras'ın tarihinden biliyoruz ki, yağma için imparatorluğa giren bir grup Peçenek, imparatorluğa asker olarak yerleştirildi.Moglena1091'de I. Aleksios Komnenos'a yenildikten sonra imparator "onları eşleri ve çocukları ile yerleştirdi.Moglenave onları 'çok ayrı bir birlik' olarak organize etti. Kalıtım yoluyla günümüze kadar gelmişlerdir ve yerleştikleri yerin sıfatı olarak Peçenekler Moglenitai [TlatZivaxor MoyAevitat] olarak adlandırılmıştır.”*© Zavorda Risalesi'ndeki pasaja göre, bu Peçenekler zamir sahibi olamazlar. çünkü toprakları kalıtsaldı ve dolayısıyla küçük toprak sahibi askerler olmalılar.*” Bu, 1196 lizisindeki askerlerin Peçenek olduğu anlamına gelmez, ancak onların Kuman ya da zamir sahibi oldukları sonucuna varamayacağımız anlamına gelir

Sayfa 62

(i) noktasına gelince, Synadenos, Pankratios Anemas ve Kumanları [2.2—2.3] [2.5] içeren belgelerin tümü, zamirin veya zamirde tutulan nesnelerin mülkiyet içerebileceğini göstermektedir. 1162 Kontostefanos Yasası, pronoia'da tutulabilecek nesnelerin yalnızca mülkiyeti (bir proasteion) değil aynı zamanda paroikoi'yi de içerdiğini ekler; Kumanlarla ilgili 1181 ve 1184 belgelerindeMoglenaPronoia'da tutulduğu özel olarak belirtilen tek nesneler paroikoi'ydi. Bu belgelerin her ikisi de, pronoia bağışları içindeki paroikoi'lerin, paroikoi değişimleri veya ikamelerinin kolayca yapılabilmesi nedeniyle takas edilebilir olduğunu öne sürüyor. Pronoia'da gayrimenkul ve paroikoi tutulabilir.

Sayfa 62

Dört belgenin sağladığı bilgiler (ii) ile tutarlıdır: 1136 typikon'da II. John tarafından ölen bir adamın zamirinin bir manastıra verilmesi, imparatorun zamirlerin dağıtımını düzenleme hakkına sahip olduğunu zımnen gösterir; 1162 Kontostefanos kanunu, askerlerin ve Pankratios'un proasteion ve paroikoi'lerini ilk kez nasıl tuttukları hakkında doğrudan hiçbir şey söylemezken, bu askerlere paroikoi'lerinin yerleşebileceği bir yer olarak "mali bir topos" verildiğini söyleyerek devleti belirtir. geçimlerinin düzenlenmesinde yer alıyordu; Andronikos Vatatzes'in 1181 tarihli praktikonu, paroikoi'nin Kumanlara "Kuman pronoiai'sini verenler" tarafından atfedildiğini açıkça belirtmektedir.Moglena”; ve I. Andronikos'un 1184 prostaxis'i, bir mali yetkilinin "Kumanlara pronoia olarak" iki paroikoi bağışladığını açıkça belirtmektedir. Bu nedenle Pronoiai, doğrudan veya dolaylı olarak imparatorun emriyle imparatorluk görevlilerine verildi.

Sayfa 63

Bu tür bağışların ömür boyu olduğu şeklindeki (iii) noktasına gelince, 1136 typikon'undaki pronoia'nın II. John'un elinde olmasının nedeninin, asıl alıcının ölmüş olması olduğu sonucuna varabiliriz. Kontostefanos kanunu zamirin miras alınıp alınamayacağı konusunda belirsizdir ve iki kanun da Kumanlarla ilgilidir.Moglenabu tür konulardaki bilgimize hiçbir şey katmayın.

Sayfa 87

(iii) Leo Kephalas, Chostianes köyünü şu temayla kabul etti:Moglena1086'da I. Aleksios'tan alınmıştır. Hibe köyde yaşayan az sayıda köylüyü kapsamaktadır [4.6].

Sayfa 92

Bu aynı zamanda Choniates'in bu yeni askerlerden bazılarını “yarı barbar cüceler” olarak tanımlamasını da açıklamaktadır (Michael Angold'un Yunanca dvSpapio uigoBapBdapo kelimesini uygun bir şekilde tercüme etmesini ödünç alırsak). Choniates'in her söylediğini kabul etmememiz gerektiğini düşünen Ostrogorsky, yine de bu ifadenin, Kuman gibi Yunan olmayanlar anlamına geldiğini iddia etmiştir.Moglena/2.4—2.5], Manuel'in bağışlarını alanlar arasındaydı. Ancak “yarı barbar” asla “yabancı” anlamına gelmez. “Yarı Yunan” ya da hakaret olarak “kültürsüz Yunan” anlamına geliyor. Honiates, yeni askerlerin imparatorluk içinden geldiğine zaten işaret ettiğine göre, "yarı barbar" ifadesinin yalnızca onların sosyal kökenlerini onaylamamasıyla ilgili olduğu sonucuna varmalıyız. Aslında bu ifadeyi sözdizimsel olarak "gururlu bir Romalı"ya atfederek kullanıyor, yani "gerçek bir Romalı" artık bir "yarı Romalı"ya vergi ödemek zorundaydı."

Sayfa 110

Bizans'a yerleştirilen ve orduya kaydolan mağlup yabancılara ilişkin on birinci ve on ikinci yüzyıldaki örneklerin çoğu, muhtemelen bu tür tematik olmayan küçük toprak sahibi askerlerin örnekleridir. Ancak bunları tartışan Bizans tarihçileri o kadar belirsiz ki, modern bilim adamları bu yerleşimlerle ilgili kanıtları üç yoldan biriyle yorumladılar: (i) yeni orta Bizans askeri topraklarının yaratılması olarak, (ii) kendine özgü küçük yerleşim birimlerinin yaratılması olarak. Orta Bizans askeri topraklarıyla gerçek bir bağlantısı olmayan yabancıların varlığı veya (iii) zamir sahibi askerlerin yaratılması. Örneğin Zonaras, I. Aleksios'un 1091'de Peçenekler'i yenmesinden sonra imparatorun onları eşleri ve çocuklarıyla birlikte şu temaya göre yerleştirdiğini bildirir:Moglenaburada “çok farklı bir birim” (tayua...iSiaitatov) halinde oluşturuldular. Eugen Stanescu bunu yeni eski tarz askeri toprakların yaratılması olarak gördü; Ahrweiler ve Lemerle, kendilerine özgü etnik yerleşim bölgeleri oluşturan küçük çiftçiler oldukları sonucuna vardılar; Hohlweg, bu Peçeneklere ya eski tarz askeri toprakların ya da zamirlerin verildiğini yazdı.”*

Sayfa 111

Gerçekte, kaynaklarda, Choniates'in, on ikinci yüzyılın ikinci yarısında pronoia askerlerinin sayısında dramatik bir artış olduğu yönündeki görüşünü doğrulayacak çok az kanıt bulunmaktadır. Bölüm 2'deki belgelerin kanıtlarına sahibiz: Kontostefanos'un 1162 tarihli kanunu [2.3] ve özellikle de Kumanlarla ilgili on ikinci yüzyılın sonlarına ait belgeler.Moglena[2.42.5].

Sayfa 139

(iv) General Leo Kephalas, Nikephoros Botaneiates'ten aldığı Tadrinou köyündeki klasma'ya [4.4] ve I. Aleksios'tan aldığı Selanik yakınlarındaki Mesolimna adlı yerdeki proasteion'a [4.3] ek olarak iki tane daha aldı. Aleksios'tan her biri kendine özgü karaktere sahip mülk bağışları: Mayıs 1086'da Aleksios, Khostianes köyünden Kephalas'a şu temayla bir hediye verdiğini doğruladı:Moglena. İmparator, Kephalas ve mirasçılarının, voidatoi ve aktemones köylüleriyle birlikte mülkten tüm vergi ve harçlardan muaf olarak yararlanmalarını özellikle emretti ve bunun karşılığında kendisine bir praktikon verildi [4.6]. Ve 1089'dan bir süre önce Kephalas dördüncü bir mülkü, Ano'nun proasteionunu aldı. 1089 yılında Kephalas'ın çocuklarından gelen bir chrysobull, babalarının aldığı tüm mülkler üzerindeki haklarının ve bunları çocuklarına miras bırakma hakkının onayını aldı. Tadrinou, Mesolimna ve Chostianes'in yanı sıra, başlangıçta Makedonya episkepsisine ait olan ve yabancılaştırma hakkıyla birlikte tamamen mülkiyeti ve süresiz olarak Kephalas'a verilen Ano'dan bahsedilir (éxtro1gio8a1). Kısa girişte vergilerden özel olarak bahsedilmiyor. İçinde

Sayfa 140

Mayıs 1086 tarihli bir fermanda, Kephalas'ın Larissa'yı savunması nedeniyle "Khostianes köyünü alarak" ödüllendirildiği belirtiliyor.Moglenave bunun verilmesi için bir praktikon taşımak... bu köyün [bölgenin paroikoi'sini], en az sayıda voidatoi ve aktemonu ve böyle bir hediye için majestelerinin imzalı prostaksis'ini ismen göstermek için."°? Başka bir deyişle, Kephalas bir süre önce köyü imparatorluk prostaksisi aracılığıyla aldı ve az sayıda köylünün isimleriyle listelendiği de dahil olmak üzere hibe kapsamında nelerin yer aldığını ayrıntılarıyla anlatan bir praktikon yayınlandı. Her iki belge de korunmaz. Bundan sonra Kephalas bağışı onaylayan bir emir istedi ve imparator bu isteği kabul etti. Chrysobull, Chostianes'in "onunla, tüm partisiyle, tüm mirasçıları ve halefleriyle birlikte kalacağını" kabul etti... hiçbir engel olmadan ve ayrılmaz bir şekilde, sonsuza dek vergisiz ve ücretlendirilmeden, ne kendisi ne de partisi bu yükümlülüğü yerine getirmedi.

Sayfa 151

Bu bağışların hiçbirinde görmediğimiz şey, bağışın yararlanıcının ömrüyle sınırlı olduğunun bir göstergesidir ve on ikinci yüzyılda pronoia bağışı alan adamlarla pek bir bağlantı da görmüyoruz. Tartışılan alıcıların hiçbiri, İoannis Kontostefanos'un 1162 tarihli kanununda [2.3] bahsi geçen üç asker, Romanos Rentinos ve Theotimos ve Leo Loukites kardeşler ya da yine Kumanlarla karşılaştırılamaz.Moglena.”

Sayfa 159

saraylılar — Kumanların bu algısına uymanın bir yolu var mı?Moglena? Genel olarak bakıldığında, charistike ile pronoia arasındaki tek bağlantının oldukça genel üç unsurda bulunduğunu düşünüyorum: (i) imparatorların, özellikle de I. Aleksios'un yeni gelir kaynaklarından yararlanması, (ii) ömür boyu bağış unsuru ve (iii) zamir kelimesinin ima ettiği geniş kapsamlı bakım kavramı.

Sayfa 417

Konuyla ilgili en eski modern tarih yazımından bu yana, zamir, alıcının hayatta olması koşuluna bağlı bir bağış (yani, ömür boyu bir bağış), alıcının hizmet gerçekleştirmesi koşuluna veya her ikisine birden bağlı olarak kabul edilmiştir. Kesinlikle, on ikinci ve on üçüncü yüzyılın ilk yarısının kaynaklarında, pronoiai sahibi olmayı askerlik hizmetiyle dolaylı olarak ilişkilendiren pek çok kanıt vardır. Honiates'in kanıtları I. Manuel'in pronoiai vermesini askerlik hizmeti yapma yükümlülüğüne bağlamaktadır. 12. yüzyıla ait Kumanlarla ilgili belgelerMogl


  • LAVRA NEDİR hristiyanlığın yayıldığı ilk dönemlerde ibadet etmek için bir araya gelen keşişlerden oluşan topluluklara verilen ad. çeşitli manastır topluluklarının keşişleri belli bir yörede toplanıp hafta içi ayrı ayrı hücrelerde oturup çile çeker ve hasır örerlerken hafta sonları hep birlikte ibadet ederlermiş, lavralar genelde çöllerde konumlanırmış ki keşişler hristiyanlığın ilk yıllarında baskıdan kaçmak için toplumdan uzakta dinlerini  yaşayabilsinler