Translate

25 Ocak 2026 Pazar

Mübadele kapanış belgesi


 



1923 Lozan Antlaşması uyarınca yürütülen Türk-Yunan Nüfus Mübadelesi,

Milletler Cemiyeti gözetiminde faaliyet gösteren Karma Mübadele Komisyonu

tarafından tamamlanmıştır.

Bu belgede, 19 Ekim 1934’te İstanbul’da imzalanan nihai raporun

2 Ocak 1935’te Cenevre’de Konsey’e sunulduğu

ve tüm üye devletlere resmen gönderildiği kayıt altına alınmaktadır.

Belge, mübadelenin uluslararası hukuk bakımından resmen kapandığını göstermektedir.

Mübadele resmi karar







Açıklama Metni:
Mübadele, yalnızca insanların yer değiştirmesi değil; mal ve mülkün de devletler arasında kayıt altına alınarak tasfiye edilmesidir.
Lozan Antlaşması uyarınca, Yunanistan’da kalan Müslüman Türk nüfus, ata topraklarında bıraktıkları taşınır ve taşınmaz mallarıyla birlikte mübadele kapsamına alınmıştır. Bu mallar, mübadele komisyonları tarafından tespit ve kayıt altına alınmış, karşılığında Türkiye’de iskân edilecekleri yerler devlet kararıyla belirlenmiştir.
Bu süreç, bireysel tercihlerle değil; uluslararası antlaşma ve uygulama yönetmelikleriyle yürütülmüş, mübadeleye tâbi nüfusun yerleştirilmesi hukukî ve idarî esaslara bağlanmıştır.
Bağımsız araştırmacı yazar Hüsnü Yazıcı


 


 

18 Ocak 2026 Pazar

Dinî çevrelerin karşı çıktığı uygulamaların TAM LİSTESİ


Dinî çevrelerin karşı çıktığı uygulamaların TAM LİSTESİ

1) Türkçe ezan, Türkçe hutbe, Türkçe dua

→ Gerekçe: “Arapça kutsaldır”

→ Gerçek: Ayet yok, zorunluluk yok

2) Şapka Kanunu

→ Gerekçe: “Gavur işi”, “secde olmaz”

→ Gerçek: Başlık din değildir

3) Kıyafet devrimi (sarık–cübbe sınırlandırması)

→ Gerekçe: “Sünnet elden gidiyor”

→ Gerçek: Kıyafet örftür

4) Tekke ve zaviyelerin kapatılması

→ Gerekçe: “İrşat engelleniyor”

→ Gerçek: Örgütlü dinî güç dağıtıldı

5) Tarikatların yasaklanması

→ Gerekçe: “Tasavvuf bitiyor”

→ Gerçek: Devlet içinde paralel yapı istemedi

6) Medreselerin kapatılması

→ Gerekçe: “Din eğitimi yok ediliyor”

→ Gerçek: Eğitim birleştirildi, denetime alındı

7) Tevhid-i Tedrisat (Eğitim Birliği)

→ Gerekçe: “Din elden gidiyor”

→ Gerçek: Çift başlı eğitim bitti

8) Laiklik ilkesinin kabulü

→ Gerekçe: “Devlet dinsizleşiyor”

→ Gerçek: Devlet mezhepsizleşti

9) Latin alfabesine geçiş

→ Gerekçe: “Kur’an okunamaz”

→ Gerçek: Kur’an dili Arapça, alfabe değil

10) Ayasofya’nın müze yapılması

→ Gerekçe: “Fetih ruhu”

→ Gerçek: Dini zorunluluk yok, sembol meselesi

11) Türbelerin kapatılması

→ Gerekçe: “Evliya düşmanlığı”

→ Gerçek: Hurafe ve aracılık sona erdi

12) Evliya, keramet, yatır kültünün sınırlandırılması

→ Gerekçe: “Maneviyat bitiyor”

→ Gerçek: Din–hurafe ayrıldı

13) Kadınların kamusal hayata girmesi

→ (okul, iş, meclis, sahne)

→ Gerekçe: “Fitne”

→ Gerçek: Toplumsal rol değişti

14) Karma eğitim

→ Gerekçe: “Ahlak bozulur”

→ Gerçek: Pedagojik tercih

15) Kadınlara seçme–seçilme hakkı

→ Gerekçe: “Kadın yönetemez”

→ Gerçek: Dinde yasak yok

16) Soyadı Kanunu

→ Gerekçe: “Atalar siliniyor”

→ Gerçek: Ağa–şeyh hiyerarşisi çöktü

17) Unvanların kaldırılması (ağa, şeyh, hafız vb.)

→ Gerekçe: “İtibar gidiyor”

→ Gerçek: Kişisel ayrıcalık bitti

18) Mezarlık ve defin düzenlemeleri

→ Gerekçe: “Gelenek bozuluyor”

→ Gerçek: Kamu düzeni

19) Miladî takvim, saat ve ölçü birimleri

→ Gerekçe: “Gelenek”

→ Gerçek: Modernleşme

20) Hukukun şeriat yerine laik esaslara bağlanması

→ Gerekçe: “Allah’ın hükmü”

→ Gerçek: Devlet hukuku evrenselleşti

21) Ceza hukukunun dinden ayrılması

→ Gerekçe: “Hadler uygulanmalı”

→ Gerçek: Çağdaş hukuk

22) Nikâhın resmîleşmesi

→ Gerekçe: “İmam nikâhı yeter”

→ Gerçek: Kadın ve çocuk güvencesi

23) Din adamlığının devlet denetimine alınması (Diyanet)

→ Gerekçe: “Devlet dine karışıyor”

→ Gerçek: Keyfî fetva bitti

24) Ramazan, ibadet ve dinin kamusal zorunluluk olmaktan çıkarılması

→ Gerekçe: “Toplum bozulur”

→ Gerçek: İnanç bireyselleşti

25) Bilimsel eğitim (evrim, fen, tıp)

→ Gerekçe: “Dine aykırı”

→ Gerçek: Bilim alanı ayrıldı

26) Müzik, heykel, resim

→ Gerekçe: “Haram”

→ Gerçek: Sanat yasak değil

27) Tiyatro, sinema, sahne sanatları

→ Gerekçe: “Günah”

→ Gerçek: Ahlak–sanat ayrımı

28) Bayram, tören ve millî semboller

→ Gerekçe: “Bidat”

→ Gerçek: Ulus-devlet inşası

29) Fes, sarık, cübbe dışında kıyafetler

→ Gerekçe: “Taklit”

→ Gerçek: Örf değişir

30) Akıl, eleştiri ve sorgulamanın teşviki

→ Gerekçe: “İman zayıflar”

→ Gerçek: İnanç körlük değildir

TEK CÜMLELİK SONUÇ

Bu itirazların hiçbiri doğrudan ayet zorunluluğuna dayanmaz.

Ortak payda şudur:

Din, inanç alanı olmaktan çıkıp güç ve denetim aracına dönüşünce; modernleşme tehdit gibi algılandı.

Bu tabloyu mümkün kılan siyasal irade Mustafa Kemal Atatürk döneminde netleşti.

Karşı çıkışın hedefi reformlar değil, kaybedilen ayrıcalıklardı.


4 Ocak 2026 Pazar

GENETİK TÜRK” – “KÜLTÜREL TÜRK” MESELESİ

 “GENETİK TÜRK” – “KÜLTÜREL TÜRK” MESELESİ

Türklerin genetik yapısının karma olduğu doğrudur. Ancak bu durum yalnızca Türklere özgü değildir. Tarih boyunca geniş coğrafyalara yayılan, göç eden, savaşan, yerleşen ve farklı toplumlarla temas kuran hiçbir halk biyolojik olarak saf kalmamıştır. Bugün dünyada genetik açıdan homojen kabul edilen tek bir millet yoktur.

Genetik karışım, Türk kimliğini zayıflatmaz. Aksine Türk tarihinin doğal sonucudur. Çünkü Türk kimliği hiçbir zaman yalnızca kan bağı üzerinden tanımlanmamıştır. Türk olmak, DNA oranıyla ölçülen bir aidiyet değil; dil, kültür, tarih ve devlet bilinciyle oluşan ortak bir kimliktir.

Tarih boyunca kurulan Türk devletlerinde resmî ve hâkim dil Türkçe olmuştur. Ancak bu, o devletlerin yalnızca etnik olarak Türklerden oluştuğu anlamına gelmez. Türk devlet geleneğinde esas olan, yöneten unsurun Türk olması ve devletin Türk töresiyle idare edilmesidir. Devletin bünyesinde yer alan farklı kökenlerden topluluklar, Türkçe konuşarak, Türk hukukuna ve kültürüne dâhil olarak zamanla Türk kimliği içinde yer almıştır. Bu durum, Türk devletlerinin kapsayıcı ve dönüştürücü yapısının doğal sonucudur.

Bu nedenle “Türk devleti” kavramı, yalnızca etnik bir tanımı değil; siyasal ve kültürel bir kimliği ifade eder. Türkçe konuşmak, Türk devlet düzeni içinde yaşamak ve bu düzeni benimsemek, tarih boyunca Türk kimliğinin temel belirleyicilerinden biri olmuştur.

“Gerçek Türk yoktur” iddiası bilimsel değil, ideolojiktir. Modern ulusların tamamı uzun etnik oluşum süreçlerinin ürünüdür. Türkler de bu kuralın dışındadır denemez. Farklı kökenlerden gelen topluluklar, yüzyıllar boyunca Türk dili ve kültürü etrafında birleşmiş, ortak bir tarihsel bilinç oluşturmuştur.

Türk tarihini ayakta tutan unsur genetik benzerlik değil; töre, devlet geleneği ve siyasal aidiyettir. Bu unsurları benimseyen herkes, tarih boyunca Türk toplumunun parçası olmuştur. Bu nedenle genetik farklılık, bir zayıflık değil; Türklerin tarihsel yayılımının ve dönüştürücü gücünün göstergesidir.

Türkiye Cumhuriyeti açısından bakıldığında ise mesele nettir. Cumhuriyet, etnik köken ya da inanç üzerine değil, ulusal kimlik üzerine kurulmuştur. Bu topraklarda yaşayan, bu devleti ayakta tutan ve geleceğine sahip çıkan herkes Türk’tür.

Türk olmak bir kan meselesi değil, bilinç meselesidir.

Genetik değişir, kültür kalır.

Devletler yıkılır, gelenek devam eder.

2 Ocak 2026 Cuma

Tarihçilere güvenmiyorum diyenlere

 Tarihçilere güvenmiyorum, yeni tarih yazalım” diyenlere basit bir soru soruyorum: Arşivlere inanmıyorsan neye inanıyorsun? Osmanlı arşivleri padişahlar döneminde tutuldu, Cumhuriyet tarihi ise yerli ve yabancı resmî belgelere dayanarak yazıldı. Bu kayıtların tamamını reddedersen sadece Cumhuriyet’i değil, Osmanlı’yı da inkâr etmiş olursun. O zaman Fatih Sultan Mehmed’in İstanbul’u fethettiğine, Osmanlı’nın üç kıtaya hükmettiğine de inanmıyorsun demektir. Tarih inanç meselesi değildir; belgeyle yazılır. Belgeyi reddeden tarih yazmaz, masal anlatır.

25 Aralık 2025 Perşembe

Karacaova Gustulüp köyü camii 1714 yılıp köyü Camii









Selanik sancağı 
Evladı Fatihan Kayıtlarında Yer Alan Mübadil Köy
Karacaabad/Karacaova Gustulüp köyü

Yer: Gastelip (Göstelip ?)
Bölge: Yenice Vardar
Yapı: Cami / Mescit
Durum: Mescit harap olmağa
Kayıt Tarihi: 1714
Sıra no 69
Yapım Tarihi (tahmini):
Osmanlı taşra yerleşimlerinde cami–mescit kayıtlarının çoğu, yapımdan 20–50 yıl sonra tutulmuştur. Bu nedenle yapının yaklaşık 1660–1690 yılları arasında inşa edilmiş olması makul bir tarih aralığıdır.
Tahmini yaşı:
Kayıt tarihine göre: ≈ 310 yıl
Yapım tarihine göre: ≈ 335–365 yıl
Kaynak:
Halit ÇAL, DergiPark’ta yayımlanan Osmanlı dönemi cami, mescit ve vakıf kayıtlarını içeren akademik tablo.

1714 tarihli kayda göre Göstelüp adlı köyde bulunan mescidin imamı Veli, görevini gerektiği gibi yerine getirmemiştir. İmamın hizmetini ihmal etmesi nedeniyle mescit sahipsiz kalmış ve harap duruma düşmüştür. Bu durum üzerine Veli görevden alınmış, yerine Ali Halife’nin atanmasının uygun olduğu belirtilmiştir. Kadı naibi Osman’ın arzı doğrultusunda Ali Halife’ye berat verilmesi talep edilmiş ve bu atamanın yapılması emredilmiştir. Bu kayıt, Göstelüp’te faal bir mescidin bulunduğunu, imamlık görevinin devlet tarafından denetlendiğini ve görev ihmali durumunda doğrudan müdahale edildiğini göstermektedir.
Belge
Kaynak: DergiPark’ta yayımlanan 1714 tarihli Osmanlı vakıf ve berat defteri kayıtları.

Bağımsız Araştırmacı Yazar
Hüsnü Yazıcı

#karacaabad #karacaova #gustülüp #mübadele #mübadil rumeli lozan konstantia edessa

GUSTULÜP KÖYÜ (Gostolob / Konstantia)
Gustulüp Köyü, Osmanlı döneminde Gostolob adıyla anılmakta olup günümüzde Konstantia olarak bilinmektedir. Köy, Osmanlı İmparatorluğu döneminde Selanik Vilayeti’ne bağlı Vodina Kazası sınırları içinde yer almış, tarihî ve kültürel yapısıyla bölgenin dikkat çeken yerleşimlerinden biri olmuştur.
Osmanlı döneminde Gustulüp Köyü’nde ipek böcekçiliği, tarım ve hayvancılık başlıca geçim kaynakları arasında yer almıştır. Köyde bu dönemde iki cami, bir mescit ve üç su değirmeni bulunduğu kayıtlarca sabittir. Haftada bir kurulan pazar, köyün sosyal ve ekonomik hayatında önemli bir rol oynamıştır.
Mimari açıdan Gustulüp; geniş bahçeler içinde yer alan iki katlı büyük evleri, yüksek taş duvarları ve geniş sokakları ile öne çıkmaktaydı. Köyün içinden geçen dere, çevresindeki tarihi çınar ağaçları ve verimli ovalar, yerleşimin doğal zenginliklerini oluşturmaktaydı.
Osmanlı Arşiv Kayıtları (1568)
1568 tarihli Osmanlı kayıtlarında köy şu şekilde geçmektedir:
Karye-i Gostolob, an-ı zeamet-i müşarun ileyh İbrahim, tâbi-i Yenice-i Vardar.
Kayıtlarda köy ve çevresinde yer alan çiftlikler ve mülkiyet durumu ayrıntılı biçimde belirtilmiştir:
Çiftlik-i Hasan – merd-i timar
Çiftlik-i Hamza – haliya deryed-i Hüseyin veled-i O (bir çift)
Çiftlik-i Hacı Cafer – nim (yarım çiftlik)
Mahmud veled-i İlyas – nim
Mahmud veled-i Hasan – nim
Bu kayıtlar, Osmanlı timar sistemi, toprak mülkiyeti ve kırsal ekonomik yapı hakkında önemli bilgiler sunmaktadır. “Haliya deryed” ifadesi, geniş tarım arazilerini; “nim” ise yarım çiftlikleri ifade etmektedir.
Nüfus ve Hane Kayıtları (1683)
1683 tarihli Selanik Sancağı kayıtlarına göre, Karacaova bölgesindeki Gostolob Köyü’nde 23 Müslüman Türk hanesi bulunmaktadır. Kaydedilen haneler ve çiftlikler arasında şunlar yer almaktadır:
Hasan Bey Çiftliği
Mehmed Ahmed bin Mustafa
Mehmed bin İbrahim
İsmail bin Mehmed
Ali bin Veli
Veli bin Cafer
Sefer
Mustafa bin Hüseyin
Ahmed
Abdulbaki bin Hamza
Ali bin İbrahim
(ve diğer kayıtlı haneler)
Bu bilgiler, köyün 17. yüzyılda Müslüman Türk nüfus ağırlıklı, yerleşik ve üretime dayalı bir yapıya sahip olduğunu göstermektedir.
Mübadele ve Sonrası
1924 Mübadelesi ile birlikte Gustulüp Köyü’ndeki Türk nüfus Anadolu’ya göç etmek zorunda kalmıştır. Köyde geriye, Türkler tarafından inşa edilmiş çeşmeler, eski evler ve tarihi çınar ağaçları gibi kültürel miras unsurları kalmıştır. Mübadele sonrası köye yerleşen Rum nüfus tarafından 1930 yılında bir kilise inşa edilmiş, köyün adı ise 1925 yılında Konstantia olarak değiştirilmiştir.

Bağımsız Araştırmacı Yazar Hüsnü Yazıcı
 


 

23 Aralık 2025 Salı

PERAKENDE İŞYERİ AYLIK ve YILLIK SABİT / DEĞİŞKEN GİDERLER**

 #Deprem #sarıyer


**PERAKENDE İŞYERİ

AYLIK ve YILLIK SABİT / DEĞİŞKEN GİDERLER**

Aylık Giderler

Elektrik

Su

Telefon

İnternet

Personel maaşı

SGK (SSK)

Bağ-Kur

Muhasebe ücreti

Kira

KDV

Stopaj

Geçici (Peşin) Vergi

POS komisyonları

Banka hesap işletim / EFT – Havale giderleri

Poşet bedeli

Temizlik malzemeleri

Kırtasiye

Güvenlik / kamera sistemi (varsa)

Yazarkasa POS bakım gideri

Yıllık Giderler

Motorlu Taşıtlar Vergisi (Araç – senede 2 taksit)

Araç sigortası

Araç muayenesi (2 yılda bir ama fiilen gider)

Ticaret Odası aidatı

E-imza

Muhasebe / yazılım lisansları

Emlak vergisi

Çevre temizlik (çöp) vergisi

Terazi muayenesi

Yangın tüpü dolumu

İşyeri ruhsat harçları (yenileme / denetim)

Düzensiz ama Kaçınılmaz Giderler

Tamirat / bakım

Nakliye

Raf, dolap, ekipman yenileme

Elektrik–tesisat–su arızaları

Zayi / fire / son kullanma tarihi geçen ürünler

Hırsızlık – kırık – dökük zararları


PERAKENDE İŞYERİNDE GİZLİ GİDERLER

1. Fire ve Zayi

Son kullanma tarihi geçen ürün

Kırılan, dökülen, bozulmuş mal

Tartı farkları

👉 Kâğıt üstünde yok, kasadan gerçek para çıkar.

2. Fiyat Artışı Farkı

Malı pahalı alıp eski fiyattan satmak

Etiket güncellenene kadar oluşan kayıp

👉 Sessiz kâr erimesi.

3. POS Komisyonu + Vade

Banka komisyonu

Geç ödeme (blokaj)

👉 Satış var sanırsın, para ortada yoktur.

4. Zaman Kaybı (En Büyük Gizli Gider)

Banka, muhasebe, vergi dairesi işleri

Mal peşinde koşma

👉 Kimse yazmaz ama maaşsız çalışırsın.

5. Eksik veya Yanlış Fiyatlama

Maliyet hesabı yapılmadan konan etiket

“Sürüm olsun” diye zararına satış

👉 En tehlikelisi budur.

6. Personel Kaybı

Hatalı kasa işlemleri

Fazla iskonto

Dikkatsizlik

👉 Küçük gibi görünür, ay sonunda büyük çıkar.

7. Elektrik ve Enerji Kaçağı

Eski dolaplar

Kapısı açık kalan soğutucular

👉 Fatura şişer, sebebi anlaşılmaz.

8. İade Edilen Ürünler

Satıldı sanılır, geri gelir

Ambalaj bozulur, satılamaz

👉 Çift zarar.

9. Vergi Ceza ve Gecikme Faizleri

Bir gün geciken beyan

Küçük ihmal, büyük ceza

👉 Esnafı sessizce bitiren kalem.

10. Moral ve Motivasyon Kaybı

Yorgunluk

Dikkatsizlik

👉 Hata oranı artar, kâr düşer

18 Aralık 2025 Perşembe

17 Aralık 2025 Çarşamba

İsmar kuruluşu

 İSMAR’ın kurucu üyelerinden biri olarak birkaç satır yazmak istedim.


İlk olarak kendi markalarımızla yerel marketçilik yaptık. Antalya’da Unilever firmasının düzenlediği toplantıya İstanbul’dan yaklaşık yirmi marketçi olarak katıldık. Çoğumuz birbirimizi ilk kez orada tanıdık. O toplantıda önemli bir karar aldık: Marketçiler bir araya gelmeliydi.


O dönemde yerel marketler hem büyük holding marketleriyle hem de belediyelerin tanzim satış mağazalarıyla rekabet etmek zorundaydı. Tek tek ayakta kalmak zordu. Bu nedenle önce dernekleşme yoluna gittik, ardından şirketleşerek bu birlikteliği kurumsal bir yapıya kavuşturduk.


İSMAR, yerel marketlerin ortak alım gücünü artırmak, kendi markalarını oluşturmak ve piyasa karşısında güçlü durabilmesini sağlamak amacıyla kuruldu. Marketçiliği bir yerde biz öğrendik, bir yerde de geliştirerek öğrettik. Yerel marketçiliğin de doğru organizasyonla başarılı olabileceğini fiilen gösterdik. Türkiye’de marketçiliğin yalnızca büyük sermayeye ait olmadığını ortaya koyduk.


Biz bu yola çıktığımızda bugünkü anlamda ulusal zincir marketler yoktu. Migros gibi holding marketlerine ve tanzim mağazalarına karşı yerel marketlerin varlığını koruması için mücadele ettik. Yerel marketçiliğin öncülüğünü yaptık. Bizden sonra ulusal zincirler yaygınlaştı.


Söz uçar, yazı kalır. Hafızalarda kalması için bunları yazıya dökmek istedim.


Yazıcı Market Sarıyer


Bağımsız Araştırmacı Yazar

Hüsnü Yazıcı

10 Aralık 2025 Çarşamba

Türk Kültürünün Derinliği: Töre, İnanç ve Sentez

 



🇹🇷 Türk Kültürünün Derinliği: Töre, İnanç ve Sentez


Türk kültürü, Orta Asya’nın Töre geleneği ile Anadolu-İslam medeniyetinin hikmet anlayışını birleştiren güçlü bir sentezdir. Bu kültür, etnik bir çerçevenin ötesine geçip geniş bir tarih ve coğrafya birikimini taşır.


I. Töre ve Karakterin Temel Yapısı


Türk kültürünün merkezinde yazısız ama bağlayıcı bir düzen olan Töre bulunur. Töre, dürüstlük, cesaret (alplik), adalet, misafirperverlik ve devlet bağlılığı gibi temel davranış kurallarını belirler. Bozkır yaşamının pratikliği, dayanışma zorunluluğu ve aile yapısı bu değerlerin oluşmasında etkili olmuştur.


Ordu-millet anlayışı: Savunma sorumluluğunun toplumun bütün bireylerine ait olduğu düşüncesi, güçlü bir güvenlik ve birlik bilinci yaratır.


Aile ve hiyerarşi: Büyüklerin sözünün dinlenmesi, bilge kişilere saygı gösterilmesi kültürel düzenin temelidir.


II. İnançların Sentezi ve Felsefi Miras


Eski Türk inançlarında Gök Tanrı, atalar kültü ve şamanizm önemli yer tutuyordu. 10. yüzyıldan itibaren İslamiyet’in kabulüyle bu inançlar tamamen yok olmadı; Anadolu’da İslam ile birlikte yeni bir uyum içinde yaşamaya devam etti.


Tasavvuf etkisi: Ahmet Yesevi’nin öğretileri, daha sonra Yunus Emre ve Mevlana’nın yaklaşımıyla birleşerek Anadolu’da güçlü bir hoşgörü ve insan merkezli düşünce geleneği oluşturdu.


Halk inançları: Nazar inancı, Hızır kültü, dilek ağaçları gibi kadim öğeler, İslami pratiklerle yan yana varlığını sürdürdü.


III. Sanatta Biçim ve Sembol Düzeni


Türk sanatının estetik dili, İslam’ın figüratif temsile mesafeli yaklaşımıyla birleşerek güçlü bir soyutlama geleneği ortaya çıkardı.


Mimari: Selçuklu ve Osmanlı mimarisi; kubbe, minare ve avlu düzeniyle hem işlevsel hem sembolik bir bütün oluşturur.


İnce sanatlar: Hat, tezhip, minyatür ve ebru; sabrı, tertibi ve estetik disiplini temsil eder. Halı ve çini desenleri (rumi, hatayi) evren düzenini ve sürekliliği ifade eden semboller taşır.


IV. Gündelik Hayat ve Ritüeller


Türk kültürü en çok gündelik yaşamda görünür. Ritüeller, toplumsal birlik duygusunun en güçlü taşıyıcılarıdır.


Misafirperverlik: Eve giren misafirin “Tanrı misafiri” olarak kabul edilmesi, kültürün temel davranış kodudur.


Yemek kültürü: Ortak sofra geleneği aile bağlarını güçlendirir. Çay ve Türk kahvesi sosyal iletişimin sembolüdür.


Toplumsal mekânlar: Köy odaları ve kahvehaneler, hafızanın aktarıldığı, sözlü kültürün canlı tutulduğu yerlerdir.


V. Modernleşme ve Cumhuriyet


Bu derin kültürel miras, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşuyla birlikte Atatürk’ün önderliğinde çağdaş bir çerçeveye taşınmış, geleneksel yapı ile modern devlet anlayışı arasında yeni bir denge kurulmuştur.


Bağımsız Araştırmacı Yazar Hüsnü Yazıcı








🇹🇷 Türk Kültürünün Derinliği: Töre, İnanç ve Sentez

Türk kültürü, Orta Asya’nın Töre geleneği ile Anadolu-İslam medeniyetinin hikmet anlayışını birleştiren güçlü bir sentezdir. Bu kültür, etnik bir çerçevenin ötesine geçip geniş bir tarih ve coğrafya birikimini taşır.


I. Töre ve Karakterin Temel Yapısı


Türk kültürünün merkezinde yazısız ama bağlayıcı bir düzen olan Töre bulunur. Töre, dürüstlük, cesaret (alplik), adalet, misafirperverlik ve devlet bağlılığı gibi temel davranış kurallarını belirler. Bozkır yaşamının pratikliği, dayanışma zorunluluğu ve aile yapısı bu değerlerin oluşmasında etkili olmuştur.


Ordu-millet anlayışı: Savunma sorumluluğunun toplumun bütün bireylerine ait olduğu düşüncesi, güçlü bir güvenlik ve birlik bilinci yaratır.


Aile ve hiyerarşi: Büyüklerin sözünün dinlenmesi, bilge kişilere saygı gösterilmesi kültürel düzenin temelidir.


II. İnançların Sentezi ve Felsefi Miras


Eski Türk inançlarında Gök Tanrı, atalar kültü ve şamanizm önemli yer tutuyordu. 10. yüzyıldan itibaren İslamiyet’in kabulüyle bu inançlar tamamen yok olmadı; Anadolu’da İslam ile birlikte yeni bir uyum içinde yaşamaya devam etti.


Tasavvuf etkisi: Ahmet Yesevi’nin öğretileri, daha sonra Yunus Emre ve Mevlana’nın yaklaşımıyla birleşerek Anadolu’da güçlü bir hoşgörü ve insan merkezli düşünce geleneği oluşturdu.


Halk inançları: Nazar inancı, Hızır kültü, dilek ağaçları gibi kadim öğeler, İslami pratiklerle yan yana varlığını sürdürdü.


III. Sanatta Biçim ve Sembol Düzeni


Türk sanatının estetik dili, İslam’ın figüratif temsile mesafeli yaklaşımıyla birleşerek güçlü bir soyutlama geleneği ortaya çıkardı.


Mimari: Selçuklu ve Osmanlı mimarisi; kubbe, minare ve avlu düzeniyle hem işlevsel hem sembolik bir bütün oluşturur.


İnce sanatlar: Hat, tezhip, minyatür ve ebru; sabrı, tertibi ve estetik disiplini temsil eder. Halı ve çini desenleri (rumi, hatayi) evren düzenini ve sürekliliği ifade eden semboller taşır.


IV. Gündelik Hayat ve Ritüeller


Türk kültürü en çok gündelik yaşamda görünür. Ritüeller, toplumsal birlik duygusunun en güçlü taşıyıcılarıdır.


Misafirperverlik: Eve giren misafirin “Tanrı misafiri” olarak kabul edilmesi, kültürün temel davranış kodudur.


Yemek kültürü: Ortak sofra geleneği aile bağlarını güçlendirir. Çay ve Türk kahvesi sosyal iletişimin sembolüdür.


Toplumsal mekânlar: Köy odaları ve kahvehaneler, hafızanın aktarıldığı, sözlü kültürün canlı tutulduğu yerlerdir.


V. Modernleşme ve Cumhuriyet


Bu derin kültürel miras, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşuyla birlikte Atatürk’ün önderliğinde çağdaş bir çerçeveye taşınmış, geleneksel yapı ile modern devlet anlayışı arasında yeni bir denge kurulmuştur.


Bağımsız Araştırmacı Yazar Hüsnü Yazıcı


#türk

#rumeli

#anadolu

#mübadele

#mübadil 

#töre

#kültür 

#inanç

#iskan


5 Aralık 2025 Cuma

DNA testleri etnik kimlik söylemez.

 


DNA TESTLERİ ETNİK KİMLİĞİ GÖSTERMEZ

DNA yalnızca genetik benzerlik oranlarını ölçer.


Türklerin tarihi tek bir coğrafyaya sığmayacak kadar geniştir.

Orta Asya’dan Balkanlar’a, Kafkasya’dan Anadolu’ya ve Orta Doğu’ya uzanan binlerce yıllık yolculuk, genetik izlerimizin de çok geniş bir alana yayılmasına neden olmuştur.


Bugün kullanılan DNA testleri, tarihte yaşamış toplulukları değil, modern popülasyonları referans alır.

Bu nedenle aynı aile bireylerinde bile farklı sınıflandırmalar görülebilir.

Anadolu kökenliye “Balkan–Levant”,

Azeri’ye “Kafkas”,

İran Türklerine “Pers” yazılabilmektedir.


Sorun kimlikte değil; metodolojidedir.

Referans setleri doğru oluşturulmazsa sonuçlar, kimliği değil teknik sınırlılıkları yansıtır.


Kimlik; dildir.

Kimlik; kültürdür.

Kimlik; yaşadığın toplulukla bağın, hissettiğin aidiyettir.

DNA ise sadece biyolojik benzerliğin kaydıdır.


İnsanı belirleyen yalnızca genetik değildir.

Geçmişimiz çoktur; kimliğimiz tektir.


Bağımsız Araştırmacı – Yazar

Hüsnü Yazıcı


DNA Testleri NE Söyler?


• Genetik olarak hangi modern popülasyonlara yakınsın

• Anne / baba hattından gelen büyük göç yönleri

• Yakın akraba eşleşmeleri (örneğin 3.-4. dereceden kuzen)

• Bazı hastalık riskleri veya taşıyıcılık özellikleri

• Yüzdelik oranlarla genetik benzerlik haritası


Bu veriler istatistiksel tahminlerdir, mutlak gerçek değil.

Bilimsel doğruluk payı vardır ama yorum kısmı çok önemlidir.



---


DNA Testleri NE SÖYLEYEMEZ?


• “Atan kesin şu topluluktandı” diyemez

• Antik kavimlerle doğrudan soy bağı kuramaz

• Tarihi bir kişinin senin akrabın olup olmadığını kanıtlayamaz

• Kültür, kimlik ve aidiyeti tanımlayamaz

• Bir köyden veya belirli bir aileden geldiğini gösteremez


Bu sınırlar görmezden gelindiğinde yanlış tarih anlatıları doğar.



---


Nerede işe yarar?


• Soy araştırmasına ek veri sağlar

• Arşiv belgeleri ve sözlü tarih ile birleştirildiğinde çok güçlü olur

• Büyük göç hareketlerini anlamada araçtır

• Aile içi kayıp bağları bulmada etkilidir



---


Nerede tehlikeli olur?


• Sonuçları etnik kimlik gibi yorumlamak

• “%X şu millettenmişim” şeklinde milliyet eşitlemesi yapmak

• Tarihi soy bağlarını kanıtladığını düşünmek

• Kültürel aidiyeti DNA’ya indirgemek


DNA biyolojidir.

Aidiyet ise tarih, toplum ve insan hikâyesidir.

Bu ikisi karıştırıldığında hem bilim hem kültür zarar görür.


26 Kasım 2025 Çarşamba







---
Yazılarım, Rumeli ve mübadele hafızasına dair yürüttüğüm bu çalışmanın ne denli geniş bir karşılık bulduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Paylaşımlarım binlerce kişiye ulaşıyor, binlerce kişi tarafından okunuyor ve yüksek oranda paylaşılıyor. Ancak bu paylaşımları çoğaltanların kendi erişim ve okunma sayılarını göremiyoruz. Bu durum, etki alanının görünen rakamların çok daha üzerinde olduğunu göstermektedir.

Bu tablo, doğru bilgiye ve kolektif hafızaya duyulan ihtiyacın somut göstergesidir. Gösterilen ilgi, sahiplenme ve güven, sorumluluğumu daha da büyütmektedir. Yapılan her paylaşım, sadece bir gönderi değil; belgeye dayalı, kalıcı bir kültürel kayıt niteliğindedir.

Emeğimi takip eden, okuyan ve paylaşarak büyüten herkese teşekkür ederim. Bu yol, kişisel değil; kültürel bir mirasın sürdürülebilirliğidir.

Çalışmalar, aynı titizlik ve kararlılıkla devam edecektir.

Bağımsız Araştırmacı Yazar
Hüsnü Yazıcı

#rumeli
#mübadele
#mübadil
#iskan
#balkan


 

22 Kasım 2025 Cumartesi

Osmanlı’nın Yeniden Toparlanma Sürecinde Rumeli’nin Yeri


Osmanlı’nın İkinci Kuruluşunda Rumeli’nin Rolü

Osmanlı Devleti, 1402 Ankara Savaşı’nın ardından Fetret Devri olarak adlandırılan ağır bir dağılma sürecine girmiştir. Şehzadeler arasındaki taht mücadeleleri, merkezî otoriteyi zayıflatmış ve devleti fiilen parçalanma noktasına getirmiştir. Bu karmaşık süreçten çıkışta ise en belirleyici unsur Rumeli olmuştur.

Çelebi Mehmed’in merkezî otoriteyi yeniden tesis etmesi, yani Osmanlı’nın Fetret sonrası toparlanma süreci, büyük ölçüde Rumeli’deki askerî ve siyasî desteğe dayanmıştır. Rumeli beyleri, akıncı kuvvetleri ve uç beylerinin sağladığı destek, Çelebi Mehmed’in rakip şehzadeler karşısında üstünlük kurmasında kritik rol oynamıştır. Güç dengesi bu dönemde önemli ölçüde Rumeli üzerinden şekillenmiş, bölgeyi kontrol eden taraf siyasal meşruiyet kazanmıştır.

Timur istilâsı sonrasında Anadolu’dan Rumeli’ye yönelen yoğun Türk göçü, bu coğrafyayı Osmanlı için yalnızca bir fetih alanı olmaktan çıkararak kalıcı bir yurt hâline getirmiştir. Edirne’nin başkent yapılması ve Rumeli Beylerbeyiliği’nin devletin en etkili askerî-idarî yapılarından biri hâline gelmesi, bu dönüşümün somut göstergeleridir.

Bu sebeple Osmanlı’nın Fetret Devri’nden çıkışı ve yeniden toparlanışı, yalnızca Anadolu merkezli bir gelişme olarak değil, ağırlıklı biçimde Rumeli merkezli bir yeniden yapılanma süreci olarak değerlendirilmelidir. Rumeli, bu dönemde Osmanlı’nın askerî gücünü, idarî devamlılığını ve siyasî meşruiyetini taşıyan ana zemin olmuştur.

Kısacası, Osmanlı’nın Fetret sonrası yeniden teşkilatlanma sürecinde Rumeli yalnızca destek veren bir bölge değil; süreci yönlendiren temel güç kaynaklarından biri olarak öne çıkmıştır.

Bağımsız Araştırmacı Yazar Hüsnü Yazıcı

---

Halil İnalcık’ın değerlendirmelerine göre, Osmanlı Devleti’nin kurumsal kimliğinin şekillenmesinde Rumeli coğrafyası büyük önem taşımış, devlet örgütlenmesinin bazı temel unsurları burada olgunlaşmıştır. Rumeli Beylerbeyiliği, güçlü timarlı sipahi ordusuyla hem askerî düzenin hem de idarî yapının sürekliliğini sağlamış; uç beyleri aracılığıyla fetihler devam ederken devlet otoritesi de yeniden inşa edilmiştir.
Kaynak: Halil İnalcık, “Rumeli”, TDV 

#rumeli
#balkan
#mübadele
#mübadil

#rumeli
#balkan
#mübadele
#mübadil



 

20 Kasım 2025 Perşembe

RUMELİ’DEN GELENLERE YÖNELİK İFTİRA VE BELGEYE KARŞI İNKÂR

 RUMELİ’DEN GELENLERE YÖNELİK İFTİRA VE BELGEYE KARŞI İNKÂR

Rumeli’den gelen Türklere ve diğer Müslüman halklara yönelik sosyal medya üzerinden yürütülen ithamlar, yalnızca bireylere değil; doğrudan devlete, resmi kayıtlara ve tarihsel hafızaya yönelmiş ciddi bir saldırıdır. Bu söylemler, Osmanlı’nın asırlardır titizlikle tuttuğu nüfus sayımları, tahrir defterleri, tapu ve vakıf kayıtlarını görmezden gelen, belgeye mesafeli bir zihniyetin ürünüdür.


Selanik özelinde oluşturulan algı da bu çarpıtmanın bir parçasıdır. 1430 yılında Osmanlı idaresine giren Selanik’te Müslüman varlığının başladığı gerçeği bilinmesine rağmen, tarihsel bağlam bilinçli şekilde dışlanmaktadır. 1492’de İspanya’dan kovulan Sefarad Yahudilerinin II. Bayezid’in fermanıyla Osmanlı topraklarına kabul edilerek Selanik başta olmak üzere birçok şehre yerleştirildiği tarihi bir vakıadır. Bu iskân politikasıyla Yahudi nüfus artmış, ancak bu durum Selanik’in tamamını temsil edecek bir yapı oluşturduğu anlamına gelmemektedir. Selanik, bir sancak ve vilayet merkeziydi; demografik yapı çok katmanlıydı.


Sorun bir görüş ayrılığı değil; veriye ve arşive karşı sergilenen seçici bir inkâr tutumudur. Belgeyi dışlayıp söylentiyi esas almak, bilimsel yöntemi reddetmek anlamına gelir. Bu yaklaşım eleştiri değil, açık bir itibarsızlaştırma girişimidir.


Gerçek açıktır:


Tarih kanaatle değil, kayıtla yazılır.


Belgeler yok sayılamaz.


İftira geçicidir, arşiv kalıcıdır.


Bu tür söylemler günü kurtarabilir; ancak yarını inşa edemez.


Bağımsız Araştırmacı Yazar Hüsnü Yazıcı


Not, Hafızada olsun.

1923 Lozan Mübadelesi kapsamında Yunanistan’dan Türkiye’ye 355–400 bin Müslüman gönderilmiştir. Bu rakam akademik kaynaklarla doğrulanmıştır.

Selanik Yahudileri ise mübadeleye dâhil edilmemiş, yani zorunlu göçe tabi tutulmamıştır. Türkiye’ye gerçekleşen Yahudi göçü toplu değil, sınırlı ve gönüllü niteliktedir. Göç edenlerin büyük bölümü Türkiye yerine Filistin (manda dönemi), Fransa ve diğer Avrupa ülkeleri ile ABD ve Güney Amerika’ya yönelmiştir. Selanik Yahudilerinin Türkiye’ye gelişiyle ilgili resmî mübadele rakamı bulunmamaktadır.


Sabetay

Selanik merkezli Sabetay topluluğunun 20. yüzyıl başındaki büyüklüğü 15.000 – 20.000 kişi civarındadır.


1923 mübadelesi uygulanırken kriter din esaslıydı. Pazarlık konusu onların Müslüman mı, Yahudi mi sayılacağı konusunda yaşandı. Sonuçta büyük çoğunluğu Müslüman kabul edilerek Türkiye’ye geçti.


Bu nedenle:


Türkiye’ye mübadeleyle gelen Sabetay nüfusu için en makul tahmin:

400 bin mübadil arasındaki  sayıları

12.000 – 18.000 kişi arası


#rumeli


#balkan


#mübadele


#mübadil


#göçmen


#selanik

17 Kasım 2025 Pazartesi

Türkiye İllerin Meşhurları

 Türkiye’nin 81 ili, her biri kendi kimliğini taşıyan birer marka alanı gibi durur. Birine yemek sorarsın lezzet döker, birine tarih sorarsın çağ açıp kapayan hikâyeler çıkarır. Her ilin hafızaya kazınmış bir “meşhuru” vardır; kimi zaman ürün, kimi zaman yapı, kimi zaman da bir kültür kodudur.


Aşağıdaki liste, illerin yıllardır kamuoyunda kabul gören, herkesin duyduğu, dillere yerleşmiş meşhurlarıdır. Resmî bir kayıt olmadığı için tamamı kamu algısı niteliğindedir ve bu nedenle Söylenti ⚠️ olarak işaretlidir.


---


TÜRKİYE’NİN 81 İLİ — MEŞHURLARI


Adana – Kebap

Söylenti ⚠️


Adıyaman – Nemrut Dağı

Söylenti ⚠️


Afyonkarahisar – Sucuk, kaymak, lokum

Söylenti ⚠️


Ağrı – İshak Paşa Sarayı

Söylenti ⚠️


Aksaray – Ihlara Vadisi

Söylenti ⚠️


Amasya – Elma

Söylenti ⚠️


Ankara – Tiftik keçisi, simit

Söylenti ⚠️


Antalya – Turizm başkenti

Söylenti ⚠️


Ardahan – Çıldır Gölü, Kafkas balı

Söylenti ⚠️


Artvin – Macahel doğası

Söylenti ⚠️


Aydın – İncir

Söylenti ⚠️


Balıkesir – Höşmerim

Söylenti ⚠️


Bartın – Amasra salatası

Söylenti ⚠️


Batman – Hasankeyf

Söylenti ⚠️


Bayburt – Dede Korkut kültürü

Söylenti ⚠️


Bilecik – Ertuğrul Gazi Türbesi

Söylenti ⚠️


Bingöl – Bal

Söylenti ⚠️


Bitlis – Büryan

Söylenti ⚠️


Bolu – Mengen aşçıları, Abant

Söylenti ⚠️


Burdur – Bucak salebi

Söylenti ⚠️


Bursa – İskender, ipek

Söylenti ⚠️


Çanakkale – Gelibolu tarihi

Söylenti ⚠️


Çankırı – Tuz mağarası

Söylenti ⚠️


Çorum – Leblebi

Söylenti ⚠️


Denizli – Pamukkale

Söylenti ⚠️


Diyarbakır – Karpuz, Sur kültürü

Söylenti ⚠️


Düzce – Fındık

Söylenti ⚠️


Edirne – Ciğer, Kırkpınar

Söylenti ⚠️


Elazığ – Orcik, Harput

Söylenti ⚠️


Erzincan – Tulum peyniri

Söylenti ⚠️


Erzurum – Cağ kebabı, Oltu taşı

Söylenti ⚠️


Eskişehir – Lületaşı, çiğ börek

Söylenti ⚠️


Gaziantep – Baklava

Söylenti ⚠️

Baklava UNESCO kaydında olduğu için ürünün kendisi Belgeli, fakat “şehrin meşhuru” yorumu halk kabulüdür.


Giresun – Fındık

Söylenti ⚠️


Gümüşhane – Pestil köme

Söylenti ⚠️


Hakkâri – Ters lale

Söylenti ⚠️


Hatay – Künefe, Antakya mutfağı

Söylenti ⚠️

(Not: Hatay UNESCO Gastronomi Şehridir; ancak “meşhurluk” algı niteliğindedir.)


Iğdır – Kayısı

Söylenti ⚠️


Isparta – Gül, gül yağı

Söylenti ⚠️


İstanbul – Tarihi yarımada

Söylenti ⚠️


İzmir – Boyoz, kumru

Söylenti ⚠️


Kahramanmaraş – Dondurma

Söylenti ⚠️


Karabük – Safranbolu

Söylenti ⚠️


Karaman – Buğday kültürü

Söylenti ⚠️


Kars – Kaşar, Ani Harabeleri

Söylenti ⚠️


Kastamonu – Pastırma, siyez

Söylenti ⚠️


Kayseri – Mantı, pastırma

Söylenti ⚠️


Kırıkkale – MKE kültürü

Söylenti ⚠️


Kırklareli – Hardaliye

Söylenti ⚠️


Kırşehir – Ahilik geleneği

Söylenti ⚠️


Kilis – Zeytinyağı, cennet çamuru

Söylenti ⚠️


Kocaeli – Pişmaniye

Söylenti ⚠️


Konya – Mevlana, etli ekmek

Söylenti ⚠️


Kütahya – Çini

Söylenti ⚠️


Malatya – Kayısı

Söylenti ⚠️


Manisa – Mesir macunu

Söylenti ⚠️


Mardin – Taş mimari, Süryani şarabı

Söylenti ⚠️


Mersin – Tantuni, cezerye

Söylenti ⚠️


Muğla – Turkuaz sahiller

Söylenti ⚠️


Muş – Lale

Söylenti ⚠️


Nevşehir – Kapadokya

Söylenti ⚠️


Niğde – Patates

Söylenti ⚠️


Ordu – Fındık

Söylenti ⚠️


Osmaniye – Yer fıstığı

Söylenti ⚠️


Rize – Çay

Söylenti ⚠️


Sakarya – Islama köfte

Söylenti ⚠️


Samsun – Bafra pidesi

Söylenti ⚠️


Siirt – Perde pilavı

Söylenti ⚠️


Sinop – Mantı, tarihi cezaevi

Söylenti ⚠️


Sivas – Kangal köpeği

Söylenti ⚠️


Şanlıurfa – Göbeklitepe

Söylenti ⚠️

(Göbeklitepe UNESCO’dadır; fakat “ilin meşhuru” yorumu halk algısıdır.)


Şırnak – Cudi Dağı

Söylenti ⚠️


Tekirdağ – Köfte, şarap

Söylenti ⚠️


Tokat – Tokat kebabı, Zile pekmezi

Söylenti ⚠️


Trabzon – Hamsi, Sümela

Söylenti ⚠️


Tunceli – Munzur Vadisi

Söylenti ⚠️


Uşak – Tarhana, battaniye

Söylenti ⚠️


Van – Van kahvaltısı, inci kefali

Söylenti ⚠️


Yalova – Termal kaplıcalar

Söylenti ⚠️


Yozgat – Testi kebabı

Söylenti ⚠️


Zonguldak – Taş kömürü

Söylenti ⚠️

Bağımsız Araştırmacı Yazar Hüsnü Yazıcı 

10 Kasım 2025 Pazartesi

RUMELİ’DE DOĞAN VEYA ATALARI RUMELİ’DEN GELEN TANIDIKLARIMIZ

Not:

Bu çalışma, Rumeli’de doğan veya ataları Rumeli’den gelen tanıdık isimleri kayıt altına almak amacıyla derlenmiştir. Bilgiler çeşitli kaynaklardan derlendiği için eksik ya da hatalı isimler bulunabilir. Katkı veya düzeltme yapmak isteyenlerin anlayışına sunulur.


RUMELİ’DE DOĞAN VEYA ATALARI RUMELİ’DEN GELEN TANIDIKLARIMIZ


Derleyen: Hüsnü Yazıcı


Mustafa Kemal Atatürk – 1881 Selanik doğumlu.


Zübeyde Hanım – Langaza, Vodina sancağı.


İsmet İnönü – Anne tarafı Deliorman (Bulgaristan) kökenli.


Fevzi Çakmak – Anne tarafı Varna göçmeni.


Refet Bele – 1881 Selanik doğumlu.


Ali Fethi Okyar – Pirlepe (Makedonya) doğumlu.


Kazım Özalp – 1882 Köprülü (Veles, K. Makedonya) doğumlu.


Şeyh Bedrettin – 1359 Simavna (Yunanistan) doğumlu.


Köprülü Mehmed Paşa – Rudnik (Berat, Arnavutluk) doğumlu.


Harbiye Nazırı Enver Paşa’nın annesi Ayşe Hanım Manastır doğumludur.


Debre/Tanuşay doğumlu


Müderris Deli Cafer Hoca’nın oğlu, Arnavut klanlarının şefi ve Altunizade Mazlum Ağa Köşkü’nün banisi Mazlum Özbilici Manastır doğumludur.


Necip Draga’nın yeğeni olan, Mitrovice/Kosova kökenli, İstanbul’un ilk seçilen belediye başkanı, milletvekili, yazar ve fikir adamı Nuri Eroğan da aynı bölgedendir.


Kosova kökenli olan, Tarabya Oteli ve diğer önemli eserlerin müellifi, Türkiye’nin ilk ödüllü sinema aktörü Yüksek Mimar Kadri Eroğan 


Tepedelenli Ali Paşa, 1740 civarında Arnavutluk’un Tepedelen kasabasında doğdu. Genç yaşta bölgesel güç mücadelesi içinde öne çıktı. 1788’de Osmanlı tarafından Yanya Valisi yapıldı ve zamanla Epir, Tesalya ve Güney Arnavutluk’ta yarı-bağımsız bir güç odağına dönüştü. Kendi ordusu, vergi düzeni ve diplomatik ilişkileriyle merkezden büyük ölçüde bağımsız hareket etti. 19. yüzyıl başında etkisi zirveye ulaştı ancak II. Mahmud’un merkezileşme politikalarıyla çatıştı. 1820’de isyanla suçlanarak kuşatıldı ve 1822’de Yanya Kalesi’nde öldürüldü. Ölümüyle birlikte bölgedeki otoritesi tamamen sona erdi.


Kavalalı Mehmet Ali Paşa – 1769 Kavala (Yunanistan) doğumlu.


Barbaros Hayreddin Paşa – Midilli doğumlu, babası Yenice-i Vardar (Selanik).


Fatih Sultan Mehmed – 1432 Edirne doğumlu.


Ali Sami Yen – Babası Frashër (Arnavutluk) kökenli.


Korgeneral Abdüllâtif Naci Eldeniz (1875–1948)


Manastır doğumlu, Osmanlı ve Cumhuriyet dönemlerinde görev yapmış, Harbiye’de Atatürk dâhil birçok komutanın yetişmesinde rol oynayan üst düzey bir asker ve devlet adamı.


Yahyapaşazâde Arslan (Aslan) Paşa (ö. 1566)


Kanuni Sultan Süleyman döneminde Budin Beylerbeyi olarak görev yapan, 16. yüzyılın etkili askerî yöneticilerinden biri.


Vrioni Ailesi (18.–20. yy.)


Berat ve Fier bölgelerinde etkin olmuş, Arnavut kökenli köklü bir aile. Aile mensupları uzun yıllar bölge yönetiminde ve siyasette önemli roller üstlenmiştir.


Kenan Evren – Baba tarafından Manastır göçmeni.


İlker Başbuğ – Aile Manastır kökenli.


Tansu Çiller – Anne tarafı Selanik göçmeni.


Ahmet Necdet Sezer – Dede tarafı Serez mübadili.


Ali Dinçer – 1945 Razgrad (Bulgaristan) doğumlu.


Meral Akşener – Selanik mübadili bir ailenin kızı.


Lütfullah Kayalar – Selanik kökenli aile.


Cavit Çağlar – Aile Batı Trakya göçmeni.


Şarık Tara – 1930 Üsküp doğumlu.


Ali Şen – 1939 Priştine (Yugoslavya) doğumlu.


Özhan Canaydın – Arnavut kökenli.


Saffet Sancaklı – 1966 Tutin (Sırbistan, Sancak) doğumlu.


Hakan Şükür – Aile Priştine kökenli.


Arda Turan – Anne ve baba tarafı Kalkandelen (Tetova) kökenli.


Arif Erdem – Aile Kumanova (Makedonya) kökenli.


Metin Oktay – Makedonya kökenli Rumeli Türkü.


Naim Süleymanoğlu – 1967 Kırcaali (Bulgaristan) doğumlu.


Hakkı Yeten – 1910 Vodina (Yunanistan) doğumlu.


Candan Erçetin – Lüleburgaz doğumlu, aile Makedonya mübadili.


Can Yaman – Arnavut / Makedonya


Bergüzar Korel – Girit


Özgü Namal – Selanik / Makedonya


Kıvanç Tatlıtuğ – Boşnak / Arnavut / Yugoslavya


Tolgahan Sayışman – Selanik / Arnavut


Engin Altan Düzyatan – Balkan Göçmeni


Cansu Dere – Selanik / Bulgaristan


Çağatay Ulusoy – Boşnak / Bulgaristan


Pelin Karahan – Arnavut / Selanik


Merve Boluğur – Yugoslavya


Bade İşçil – Romanya / Bulgaristan


Erdal Beşikçioğlu – Arnavut / Kosova


Fatih Artman – Boşnak


Şahan Gökbakar – Balkan Göçmeni


Seda Bakan – Boşnak / Yunanistan


Farah Zeynep Abdullah – Boşnak


Birkan Sokullu – Boşnak


Hande Ataizi – Selanik


Filiz Ahmet – Makedonya


Ertan Saban – Makedonya


Nur Fettahoğlu – Girit / Kosova


Tuba Büyüküstün – Girit


Demet Evgar – Arnavut


Ozan Güven – Bulgaristan


Cem Yılmaz – Selanik


Halit Ergenç – Arnavut


İsmail Hacıoğlu – 


 Bulgaristan


Vahide Perçin – Yunanistan


Canan Ergüder – Boşnak


İlker Ayrık – Makedonya


Hidayet Türkoğlu – Aile Yugoslavya-Boşnak kökenli.


Mirsad Türkcan – Novi Pazar (Yugoslavya) doğumlu.


Hulusi Kentmen – 1911 Tırnovo (Bulgaristan) doğumlu.


Emel Sayın – Aile Selanik göçmeni.


Suzan Kardeş – 1960 Priştine (Kosova) doğumlu.


Arif Şentürk – 1941 Kumanova (Makedonya) doğumlu.


Sibel Can – Babası Üsküplü müzisyen.


Beyazıt Öztürk – Annesi Dobriç (Bulgaristan) kökenli.


Yeşim Salkım – Babası Arnavut müzisyen Dursun Salkım.


Cem Adrian – 1980 Novi Sad (Yugoslavya) doğumlu.


Hüsamettin Cindoruk – Aile Yanya-Selanik kökenli.


Uğur Dündar – Aile Selanik mübadili.


Ali Kırca – Aile Bulgaristan göçmeni.


İlhan Selçuk – Anne tarafı Selanik göçmeni.


Necip Hablemitoğlu – Aile Bulgaristan göçmeni.


Hasan Tahsin (Osman Nevres) – 1888 Selanik doğumlu.


Zekeriya Sertel – 1890 Ustrumca (Selanik) doğumlu.


Nazım Hikmet Ran – 1902 Selanik doğumlu.


Makbule Atadan – 1885 Selanik doğumlu.


Yahya Kemal Beyatlı – 1884 Üsküp doğumlu.


Sezen Aksu – Aile Selanik mübadili.


Hülya Koçyiğit – Anne tarafı Bulgaristan göçmeni.


Pakize Suda – Aile Girit kökenli.


Fikret Kuşkan – Arnavut kökenli.


Gani Müjde – Kosova-Prizren kökenli.


Oktay Sinanoğlu – Aile Kavala-Selanik kökenli.


Ahmet Piriştina – Arnavut kökenli.


Yusuf Nalkesen – Aile Selanik göçmeni.


Affet İnan – Selanik doğumlu.


Şefik Hüsnü Değmer – Selanik doğumlu.


Mithat Şükrü Bleda – Selanik doğumlu.


Cavit Bey – Selanik doğumlu.


Ali Osman Sönmez – Bulgaristan doğumlu.


Serdar Hotiç – Saraybosna doğumlu.


Burhan Öcal – Kırklareli doğumlu, baba tarafı Arnavut.


Hakan Peker – Arnavut kökenli.


Şoray Uzun – Bulgaristan göçmeni aile.


Müşerref Akay – Selanik göçmeni aile.


Nilüfer Yumlu – Babası Selanik kökenli.


Arzu Balkan – Aile Makedonya kökenli.


Melike Öcalan – Balkan göçmeni aile.


Hüsnü Yazıcı –iş insanı ,siyasetçi,yazar,spor insanı,Selanik Karacaova (Karacaabad) kökenli mübadil Türkler.


Abdullah Acar – Fenerbahçe yöneticisi; aile Selanik Vodina Karacaova kökenli mübadil Türk ailesi.


Köprülü Hamdi Bey – 1869 Vize (Kırklareli) doğumlu.


Debreli Hasan – Drama-Debre bölgesinden, Rumeli’nin halk kahramanlarından.


Adalı Halil – Kilise Köy / Yunanistan – Güreşçi


Adem İbrahimoğlu – Manastır – Futbolcu


Nevzat Güzelırmak – “İngiliz Nevzat”, milli futbolcu, Kumanova kökenli.


Ayfer ve Yavru Ayhan Elmastaşoğlu – Galatasaray ve Altay formaları giyen milli futbolcu kardeşler, Priştine kökenli.


Ertan Gürkan – “Kelebek Ertan”, milli futbolcu (Altay, Galatasaray), Selanik kökenli.


Bahri Altıntabak – Milli futbolcu (Göztepe, Altınordu, Galatasaray), Gümülcine kökenli.


Beytullah Baliç – Futbolcu ve antrenör (Altınordu), Priştine kökenli.


Metin Oktay – “Taçsız Kral”, anası Köprülü (Makedonya) doğumlu.


Yahya Kaptan – Nutuk’ta da adı geçen milli kahraman, Köprülü kökenli.


Necati Cumalı – Yazar, “Viran Dağlar” eseriyle tanınır, Makedonya doğumlu.


Yılmaz Gürbüz – Sporcu ve yazar, Makedonya kökenli.


Adnan Cahit Ötüken – Manastır – Kütüphaneci, yazar


Afet İnan – Doyran / Selanik – Tarihçi, akademisyen


Ahmet Derviş – Selanik – Asker


Ahmet Emin Yalman – Selanik – Gazeteci, yazar


Ahmet Fuat Bulca – Selanik – Asker, siyasetçi


Ahmet Hamdi Martonaltı (Manastırlı Hamdi) –


 Manastır – Telgraf memuru, kahraman


Ahmet Naci Eldeniz – Manastır – Asker


Ahmet Naci Tınaz – Serfice / Manastır – Asker, devlet adamı


Ahmet Nuri Diriker – Rusçuk – Asker


Ahmet Orhan Arda – Selanik – Mimar (Anıtkabir)


Ahmet Priştina – Kosova – İzmir Belediye Başkanı


Ahmet Şefik Gürmeriç – Cisri Mustafapaşa – Besteci, öğretmen


Ahmet Zeki Soydemir – Selanik – Asker


Aka Gündüz (Enis Avni) – Ketrin / Alasonya – Gazeteci, yazar


Akif Erdemgil – Debre – Asker, siyasetçi


Ali Dinçer – Razgrad – Siyasetçi, belediye başkanı


Ali Fethi Okyar – Pirlepe – Asker, siyasetçi, Başbakan


Ali Galip Pekel – Gümülcine – Siyasetçi, vali, yazar


Ali Kemali Aksüt – Yanya – Bürokrat, yazar


Ali Rıza Artunkal – Filibe – Asker, siyasetçi


Ali Rıza Tuncay (Sarı) – Üsküp – Fotoğraf sanatçısı, Atatürk’ün fotoğrafçısı


Ali Şevket Öndersev – Selanik – Asker


Ali Tanrıyar – Pravişte / Kavala – Doktor, bakan, GS başkanı


Ali Ulvi Elöve – Selanik – Öğretmen, “Gençlik Marşı” yazarı


Ali Ülkü Azrak – Resmo / Girit – Hukukçu, akademisyen


Aliye Mutlu – Varna – Besteci, ses sanatçısı


Arif Kazım Taşkent – Preveze – Sanayici, iş insanı, milletvekili


Ata (Ataullah) Nutku – Preveze – Ordinaryüs Prof. Dr., deniz mühendisi


Ayhan Işık – Selanik / İzmir – Oyuncu, yönetmen, ressam


Ayla Algan – Girit – Oyuncu, tiyatrocu


Aziz Basmacı – Selanik – Tiyatro, sinema oyuncusu


Besim Rasim Abdullah – Kırcaali – Doktor, yazar


Bigalı Mehmet Çavuş – Filibe – Asker, Çanakkale gazisi


Bombacı Ali Çavuş – Girit – Çeteci, İstiklal madalyalı kahraman


Cafer Tayyar Eğilmez – Priştine – Asker, siyasetçi


Cahit Arf – Kayalar / Kosova – Matematikçi


Cahit Uçuk (Cahide Üçok) – Selanik – Yazar


Celile Hikmet Uğuraldım – Selanik – Ressam


Cenap Şahabettin – Manastır – Doktor, yazar, şair


Cevat Abbas Gürer – Niş – Asker, siyasetçi


Cevat Şakir Kabaağaçlı (Halikarnas Balıkçısı) – Girit – Yazar, denizci


Çağan Irmak – Girit kökenli – Film yönetmeni


Delimeyrem (Meryem Alaca) – Kırımşa / Kayalar – Direnişçi


Dramalı Hasan Güler (Hasgüler) – Drama – Müzisyen, besteci


Dramalı Rıza Bey – Drama – Komitacı, milli kahraman


Edip Rüştü Akyürek – Sakız Adası – Doktor, belediye başkanı


Emin Fikri Eralp – Manastır – Asker, siyasetçi


Enver Ziya Karal – Kosova / Osmaniye – Tarihçi, Ordinaryüs Prof.


Esin Afşar – Kavala – Sanatçı, piyanist


Fahrettin Altay – İşkodra – Asker


Fakihe Öymen – İşkodra – Milletvekili, eğitimci


Fatma Hikmet İşmen – Yanya – Ziraat mühendisi, senatör


Fatma Müfide Kazım Küley – Sakız Adası – Doktor, akademisyen


Halil Adalı – Adaiçi / Yunanistan – Güreşçi, Kırkpınar başpehlivanı


Kazım Taşkent – Preveze – Sanayici, Yapı Kredi kurucusu


Manastırlı Hamdi (Martonaltı) – Manastır – Telgrafçı, kahraman


Mihri Müşfik Hanım – Selanik – Ressam


Nehar Tüblek – Manastır – Karikatürist


Neveser Kökdeş – Drama – Besteci


Nezihe Viranyalı – Vidin – Pilot


Nüzhet Haşim Sinanoğlu – Kavala – Diplomat, yazar


Oktay Sinanoğlu – Bari / Kavala kökenli – Bilim insanı, akademisyen


Osman Kibar (Asfalt Osman) – Selanik – Siyasetçi, İzmir Belediye Başkanı


Ömer Fahrettin Türkkan (Fahrettin Paşa) – Rusçuk – Asker, Medine Müdafii


Pertev Naili Boratav – Darıdere / Zlatograd – Halkbilimci, yazar


Ragıp Gümüşpala – Balkan kökenli – Asker, siyasetçi


Rıfat Ilgaz – Balkan kökenli – Yazar


Sabahattin Ali – Balkan kökenli – Yazar


Selahattin Pınar – Girit kökenli – Besteci


Şakir Zümre – Varna – Sanayici, mühimmat üreticisi


Şarık Tara – Üsküp – İş insanı (ENKA Holding kurucusu)


Yıldız İbrahimova – Razgrad / Bulgaristan – Caz sanatçısı


---


Kaynaklar:


– Evladı Fâtihan Blog, 2009


– Bitaraf Haber Gazetesi, 22 Ocak 2016


– T.C. Devlet Arşivleri, TDV İslam Ansiklopedisi, Wikipedia, biyografya.com


Sosyal medya


Bağımsız Araştırmacı Yazar Hüsnü Yazıcı


#




Soy Ağacı: Göbek Soyu ile Toplam Atalar Arasındaki Fark

 Soy Ağacı: Göbek Soyu ile Toplam Atalar Arasındaki Fark

Yedi göbek geriye gittiğinde iki farklı ölçü vardır: “Göbek soyu” ve “toplam atalar.”

Göbek soyu, yalnızca yedinci nesildeki ataları kapsar. Bu, 128 kişi eder.

Toplam atalar ise birinci göbekten yedinciye kadar tüm kuşakları içerir. Yani:

2 (anne-baba) + 4 + 8 + 16 + 32 + 64 + 128 = 254 kişi.

Özetle, göbek soyu ağacın uç dalları, toplam atalar ise tüm ağacın kendisidir.

Kaynak: FamilySearch Number of ancestors by generation

Bağımsız Araştırmacı Yazar Hüsnü Yazıcı

128 Ata

Yedi kuşak geriye gittiğinde, insanın arkasında tam 128 ata durur. Her biri farklı bir hikâyenin taşıyıcısı, farklı bir toprağın sesidir. Onların genleri, kararları, inançları ve hayalleri bugün bizim damarlarımızda dolaşır. Bu sayı sadece bir istatistik değildir; bir kimliğin sessiz haritasıdır.




9 Kasım 2025 Pazar

Bağımsız araştırmacı yazar,

ö


Bağımsız araştırmacı yazar, herhangi bir kurum, üniversite veya finansal destek kuruluşuna bağlı olmadan kendi kaynaklarıyla araştırma yapan ve bulgularını yazılı ya da dijital yayınlarda paylaşan kişidir.

Kısacası; özgür, kendi fikir ve verileriyle üreten araştırmacı yazardır.


Kaynak: MEB - Araştirma Jygulama izinleri Başvuru ve Değerlendirme Kilavuzu (16.07 .2025)


 Dönem: II. Abdülhamid (1876–1909)

Doğum: Selanik (arşivlerde açık gün/ay/yıl kaydı yok)


Baba: Ali Rıza Efendi — Selanik Rüsumat (Gümrük) memuru; memuriyet/maaş ve vefat sonrası varis kaydında eşi Zübeyde Hanım ve çocukları geçer.


Anne: Zübeyde Hanım — varis kaydında zevce olarak yer alır.


Öğrenim (kayıtlı kurumlar): Şemsi Efendi Mektebi (sivil), Selanik Askerî Rüştiyesi, Manastır Askerî İdadisi, Mekteb-i Harbiye-i Şahane, Erkân-ı Harbiye Mektebi (kayıtlar ilgili okul ve devlet dairelerinin arşivlerinde).


Bu belgeler, tamamı II. Abdülhamid dönemine ait Osmanlı arşivlerinde yer almaktadır.


Bugün bu kayıtlara inanmayanlar, aslında Atatürk’e değil, Abdülhamid’in kurduğu devlet düzenine ve kendi arşiv sistemine inanmıyor demektir.


Tarih, belgeyle konuşur.


📚 Kaynaklar:


– Cumhurbaşkanlığı Devlet Arşivleri Başkanlığı (Osmanlı Arşivleri)


– T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı — Atatürk Portalı


– Mehmet Ali Öz, Atatürk ve Ailesi: Osmanlı Arşiv Belgelerine Göre, Türk Tarih Kurumu Yayınları, 2019


Not:


Mustafa Kemal Atatürk’ün doğum yılı Osmanlı arşivlerinde kesin gün ve ay olarak kayıtlı değildir, yalnızca yaklaşık yıl (1881) bilgisi bulunur. Bunun nedeni, o dönemde Selanik gibi taşra bölgelerinde doğum tarihleri genellikle sadece yıl olarak kaydedilmesidir. Gün ve ay bilgisi ise daha çok saray mensupları ve üst düzey memurlar için tutulurdu. Modern doğum kayıt sistemi 1900’lerin başında düzenli hale gelmiştir. Bu nedenle Atatürk’ün doğum günü olarak 19 Mayıs 1881 tarihi sonradan sembolik olarak kabul edilmiştir.


Bağımsız Araştırmacı-Yazar Hüsnü Yazıcı


#Atatürk


#selanik


#Abdülhamid


 #osmanlıarşivleri


 #mustafakemal


#rumeli


#mübadele


#mübadil


2 Kasım 2025 Pazar

BAHÇEKÖY RAHMETLİLER & YAŞAYANLAR ALBÜMÜ

 https://www.facebook.com/share/p/18tt6mcbSH/

LİNKİN ÜZERİNİ TIKLAYIP AÇ KISMINA BASILINCA FACEBOK SAYFASI PAYLAŞIMI ÇIKAR RAHMETLİLER VE YAŞAYANLARIN RESMİ ÇIKAR


BAHÇEKÖY

RAHMETLİLER & YAŞAYANLAR ALBÜMÜ

“Bir Mahallenin Hafızası”

 Hazırlayan: Hüsnü Yazıcı

Yıl: 2025


Mahallemizden hatıralar, unutulmasın diye…


Bu albüm, daha önce benim yönettiğim fakat çalınan sayfamda yıllar içinde biriken paylaşımlar ile ailelerin kendi rızalarıyla gönderdiği fotoğraflardan yeniden derlenmiştir.


Amaç; rahmetlilerimizi saygıyla anmak, yaşayan büyüklerimizi yaşarken onurlandırmak ve mahalle kültürümüzü geleceğe aktarmaktır.


Her fotoğraf bir emektir.

Emeği geçen ve katkı sağlayan herkese teşekkür ederim.


Herhangi bir fotoğrafın kaldırılmasını isteyen yakınlar benimle iletişime geçebilir; anında gereken yapılacaktır.

——————————


Bahçeköy'ün Unutulmaz İsimleri:

Bir Hikaye Anlatısı

Bahçeköy'ün tarihi, kasabaya adını veren pek çok önemli isimle doludur. Bu isimler, sadece birer kelime değil, aynı zamanda kasabanın dokusunu şekillendiren, hikayelerini yazan ve gelecek nesillere miras bırakan bireylerdir.


Abdullah Acar gibi isimler, sadece bir spor kulübünde yöneticilik yaparak değil, aynı zamanda kasaba hayatına aktif olarak katılarak iz bırakmışlardır.

Hüsnü Yazıcı gibi isimler, sporun yanı sıra farklı alanlarda da önemli başarılara imza atarak kasabanın gururu olmuşlardır. (Yazamadığım çok ilklerin öncü isimleri var kusura bakmasınlar, özet bir yazı oldu. )


Neco gibi sanatçıların babalarının Bahçeköy'de yaşaması, kasabanın kültürel zenginliğini gösterir. Can Tüysüz gibi sporcular, Türkiye'ye kazandırdıkları başarılarla kasabanın adını duyurmuşlardır.(Yazamadığım çok ilklerin öncü isimleri var kusura bakmasınlar, özet bir yazı oldu. )


Süleyman Yazıcı, Hasan Güzel gibi isimler, kasabanın ilk odun müteahhitlerinden olmuş ve modernleşme sürecinde önemli rol oynamışlardır. Sönmez ailesi gibi aileler, kasabanın ekonomik hayatına yön vererek, bir döneme damga vurmuşlardır.(Yazamadığım çok ilklerin öncü isimleri var kusura bakmasınlar, özet bir yazı oldu. )


Mustafa Şen, Abdül Gül, İsmet Barlas, Fethi Barlas gibi muhtarlar, kasabanın altyapısının gelişmesinde büyük emek sarf etmişlerdir. Ali Kıvanç, Mustafa Çetin, Hüseyin İpek,Kamil Tulum gibi ilk muhtarlar ise kasabanın yönetim tarihinde önemli bir yer tutmaktadır.

İlk kadın Muhtar Ayşe Çoban'ı da unutmayalım.(Yazamadığım çok ilklerin öncü isimleri var kusura bakmasınlar, özet bir yazı oldu. )


Şevket Sönmez gibi ilk imamlar, kasabanın dini hayatına yön vermişlerdir. Ali Özbekrem, Abdullah Altıparmak, Dursun Esen, Nurettin Özbekrem, Mustafa Yazıcı ve isimlerini yazamadığımız ilk üniversite mezunları ise eğitim seviyesinin yükselmesinde öncü olmuşlardır.(Yazamadığım çok ilklerin öncü isimleri var kusura bakmasınlar, özet bir yazı oldu. )


İbrahim Erkaptan gibi isimler, spor kulüplerinin kurulmasında ve yönetilmesinde önemli rol oynayarak, kasabanın spor hayatına yön vermişlerdir. Baç ailesi, Ali Yazıcı, Mustafa Şen, Nadir Yılmazel, Hasan Bileyci gibi isimler ise kasabanın ilk kasaplarından olmuştur.(Yazamadığım çok ilklerin öncü isimleri var kusura bakmasınlar, özet bir yazı oldu. )


Yazıcı ailesi, Sönmez ailesi, Güzel ailesi gibi aileler, kasabanın ekonomik hayatında önemli bir yere sahip olmuşlardır. Mustafa Şen gibi isimler, kasabanın ilk aygaz bayii olarak hizmet vererek, modernleşme sürecinde önemli bir rol oynamışlardır.(Yazamadığım çok ilklerin öncü isimleri var kusura bakmasınlar, özet bir yazı oldu. )


Mehmet Sönmez gibi isimler, kasabanın ilk ayakkabı mağazalarını açarak, ticaretin gelişmesine katkı sağlamışlardır. Çoşkun ailesi, Usta ailesi gibi isimler ise kasabanın ilk lokantalarını açarak, kasabanın sosyal hayatına renk katmışlardır.(Yazamadığım çok ilklerin öncü isimleri var kusura bakmasınlar, özet bir yazı oldu. )


Hasan bey gibi isimler, kasabanın ilk saraçları olarak hizmet vererek, kasabanın ihtiyaçlarını karşılamışlardır. Hüseyin Bargın gibi isimler ise kasabanın ilk kunduracıları olarak, kasabanın ekonomik hayatına katkı sağlamışlardır.(Yazamadığım çok ilklerin öncü isimleri var kusura bakmasınlar, özet bir yazı oldu. )


Osman usta gibi isimler, kasabanın ilk at arabası tamircileri olarak hizmet vererek, ulaşımın gelişmesine katkı sağlamışlardır. Abdül Gül, Hasan Yazıcı gibi isimler ise kasabanın ilk nalburları olarak,  katkı sağlamışlardır.(Yazamadığım çok ilklerin öncü isimleri var kusura bakmasınlar, özet bir yazı oldu. )


Tulum ailesi, Yazıcı ailesi, Çoşkun ailesi, Güzel ailesi gibi aileler, kasabanın ilk kahvelerini açarak, insanların sosyalleşmesine olanak sağlamışlardır. Yunus bey, Ali Yazıcı gibi isimler ise kasabanın ilk berberleri olarak, insanların kişisel bakımına hizmet vermişlerdir.(Yazamadığım çok ilklerin öncü isimleri var kusura bakmasınlar, özet bir yazı oldu. )


Süleyman Yazıcı, Gürhanel ailesi, Man ailesi gibi isimler, kasabaya ilk kamyonları getirerek, ulaşımın gelişmesine katkı sağlamışlardır. Man ailesi ve Konyalı Ömer gibi isimler ise kasabanın ilk oto tamircileri olarak, ulaşımın daha güvenli hale gelmesine katkı sağlamışlardır.(Yazamadığım çok ilklerin öncü isimleri var kusura bakmasınlar, özet bir yazı oldu. )


Mustafa Özbekrem gibi isimler, kasabanın ilk iğnecileri olarak, insanların ihtiyaçlarını karşılamışlardır. Muzaffer Altınsoy gibi isimler, kasabanın ilk belediye başkanı olarak, kasabanın gelişimi için önemli çalışmalar yapmıştır.(Yazamadığım çok ilklerin öncü isimleri var kusura bakmasınlar, özet bir yazı oldu. )


Hüsnü Yazıcı, Mustafa Şen, Sami Kasap, Osman Aktaş, Mehmet Güney, Baki Yurttaş, Yakup Çakıroğlu,  isimler, kasabanın ilk meclis üyeleri olarak, kasabanın yönetimine katılmışlardır.(Yazamadığım çok ilklerin öncü isimleri var kusura bakmasınlar, özet bir yazı oldu. )


Kastamonulu Sadık bey gibi isimler, kasabanın ilk börekçileri olarak, insanların damak zevkine hitap etmişlerdir. Fehmi bey gibi isimler, kasabanın ilk okul müdürleri olarak, eğitimin gelişmesine katkı sağlamışlardır.(Yazamadığım çok ilklerin öncü isimleri var kusura bakmasınlar, özet bir yazı oldu. )


Süleyman Yazıcı gibi isimler, kasabanın ilk büyük düğünlerini yaparak, kasabanın sosyal hayatına renk katmışlardır. Hasan Barlas, Ahmet Altıparmak, İbrahim Konuk gibi isimler, kasabanın ilk polisleri olarak, güvenliğin sağlanmasında önemli rol oynamışlardır.(Yazamadığım çok ilklerin öncü isimleri var kusura bakmasınlar, özet bir yazı oldu. )


Kazım Zeren, Orman Fakültesi’nden emekli boyacı olup aynı zamanda Bahçeköy’de yıllarca boyacılık yaparak köyün emek veren isimlerinden biri olmuştur. Mustafa Uslu ise Fakültenin traktörüyle uzun yıllar Bahçeköy’de çöp toplama hizmeti vermiştir. (Yazamadığım çok ilklerin öncü isimleri var kusura bakmasınlar, özet bir yazı oldu. )


Ahmet Dalkıran, Foto Nuri kardeşler gibi isimler, kasabanın ilk fotoğrafçıları olarak, kasabanın anılarını ölümsüzleştirmişlerdir. Nurettin Özbekrem, Ahmet Sönmez gibi isimler, kasabanın ilk avukatları olarak, adalete hizmet etmişlerdir.(Yazamadığım çok ilklerin öncü isimleri var kusura bakmasınlar, özet bir yazı oldu. )


Ali Özbekrem, Abdullah Altıparmak, Hüseyin Çimen, Hüsnü Esen gibi isimler, kasabanın ilk orman mühendisleri olarak, çevrenin korunmasına katkı sağlamışlardır. Celal Barlas gibi isimler, kasabanın ilk subayları olarak, ülkesine hizmet etmişlerdir. Mustafa Yazıcı ise Bahçeköy’ün ilk üniversite mezunlarından olup köyün eğitim tarihinde ayrı bir yere sahiptir. (Yazamadığım çok ilklerin öncü isimleri var kusura bakmasınlar, özet bir yazı oldu. )


Bu isimler, sadece birer başlangıç noktasıdır. Bahçeköy'ün tarihinde iz bırakan birçok başka isim de vardır. Bu isimleri araştırmak ve onların hikayelerini öğrenmek, kasabanın geçmişini daha iyi anlamamızı sağlayacaktır.


Unutmayalım ki, bir kasabanın tarihi sadece binalardan ve sokaklardan ibaret değildir. Asıl önemli olan, o kasabada yaşayan insanların hikayeleri, hayalleri ve mücadeleleridir. 


Yazamadığım çok ilklerin öncü isimleri var kusura bakmasınlar, özet bir yazı oldu. 


#bahçeköy #Sarıyer 


#bahçeköy #Sarıyer 


Hüsnü Yazıcı

28 Ekim 2025 Salı

DNA, Şecere, Genetik Benzerlik ve Kimlik Üzerine

 DNA, Şecere, Genetik Benzerlik ve Kimlik Üzerine


Son yıllarda DNA testleri popüler hale geldi. Birçok kişi sonuçlarda çıkan yüzdelere bakarak kimliğini oradan tanımlamaya çalışıyor. Oysa gerçek tablo çok daha farklı. DNA testleri etnik kimlik vermez; yalnızca genetik benzerliği ölçer.


Genetik benzerlik, bir kişinin DNA’sının belirli bir bölgedeki insanların DNA örneklerine hangi oranda benzediğini gösteren bilimsel bir karşılaştırmadır. Bu bir kimlik değil, sadece coğrafi yakınlık verisidir.


Örneğin bir DNA testinde “%60 Batı Anadolu” sonucu çıkabilir. Bu, atalarının bir dönem İzmir, Manisa, Aydın, Balıkesir, Denizli, Muğla, Kütahya, Uşak gibi Batı Anadolu illerinde yaşamış olma ihtimalini yükseltir. Ama bu sonuç, “etnik olarak şu millettendir” anlamına gelmez. Çünkü bu topraklarda tarih boyunca Türk, Rum, Yahudi, Ermeni, Levanten, Yörük, Balkan muhaciri gibi pek çok topluluk iç içe yaşamıştır. DNA sadece yer işareti verir, kimlik vermez.


Aynı şekilde, bir Türk’ün DNA testinde “Türkiye” yazmaması da çok doğaldır. Çünkü Türk kimliği dil, kültür, tarih ve aidiyetle tanımlanan bir üst kimliktir. DNA ise “Türk” kavramını ölçemez. Bu yüzden bir Türk’ün test sonucunda Balkan, Kafkas, Orta Asya, Orta Doğu, Alman veya İtalyan gibi bölgeler çıkması şaşırtıcı değildir. Anadolu yüzyıllardır büyük bir karışım coğrafyasıdır. Osmanlı göçleri, Balkan ve Kafkas muhacirleri, farklı halklar ve kültürler birbirine karışmış, bu çeşitlilik DNA sonuçlarına yansımıştır.


7 göbek şecere çıkarmak da değerlidir. Emek, belge ve tarih bilgisi gerektirir. Ancak şunu unutmamak gerekir: Şecere yalnızca baba hattını gösterir. Oysa yedi göbekte 128 ata vardır ve bunun sadece bir kolu belgelendiğinde, büyük resmin tamamı görülemez. Anne hattı, diğer kollar, göçler ve karışımlar bu tabloda yer almaz. Bu nedenle şecere de tek başına mutlak kimlik değildir.


Burada asıl belirleyici olan kültürdür. Deden başka bir dil konuşmuş olabilir, onun dedesi daha farklı bir dil konuşmuş olabilir. Bu hayatın doğal akışıdır. Devletler, sınırlar, nüfus hareketleri değişir; aileler göç eder, kültürler birbirine karışır. Ama insanın kim olduğuna dair en güçlü belirleyici, bugün senin hangi dili konuştuğun, evde ailenle nasıl iletişim kurduğun ve hangi kültürde yaşadığındır. Kimlik, biyolojik kökenden çok, içinde yetiştiğin kültürle şekillenir.


Son söz nettir:


DNA veri verir… Şecere belge sunar… Dil, kültür ve hayat tarzı ise kimliği belirler.


Bir insan nerede büyüdüyse, hangi dili konuşuyorsa, hangi değerlerle yaşıyorsa ve kendini nereye ait hissediyorsa, kimliği oradadır.

Biyolojik köken sadece başlangıç çizgisidir; insanı tanımlayan esas unsur aidiyet ve kültürdür

Bağımsız araştırmacı yazar

Hüsnü Yazıcı

24 Ekim 2025 Cuma

Kurucusu olduğum Sarıyer Lozan Mübadiller Derneği ve İstanbul Beyoğlu’ndaki Lozan Vakfı, yıllardır mübadele konusuna emek veren biri olarak kaleme aldığım yazıları ve kitapları paylaşamadılar — nedeni her neyse…

 Kurucusu olduğum Sarıyer Lozan Mübadiller Derneği ve İstanbul Beyoğlu’ndaki Lozan Vakfı, yıllardır mübadele konusuna emek veren biri olarak kaleme aldığım yazıları ve kitapları paylaşamadılar — nedeni her neyse…

Akademisyen değilim, ama 20 yıldır mübadele tarihini araştırıyorum. Atalarımın geldiği toprakları gezdim; Osmanlı arşivlerinden Bizans kaynaklarına, kilise kayıtlarına kadar her belgeyi inceledim. Bu çabanın ürünü olan kitaplarım bugün dünya üniversitelerinin kütüphanelerinde referans kaynak olarak yer alıyor.


Kurucusu olduğum gruplarda paylaştığım yazılar binlerce kişiye ulaşıyor. Yalnızca son yazım, dört günde 30 bin erişim aldı. İnsanların ilgisi, yılların emeğinin karşılığıdır.


Yine de bu iki sivil toplum örgütü yazdıklarımı görmedi ya da paylaşmadı. Sebebini bilmiyorum, ama artık susmak da istemiyorum. Bu emeği, bu mücadeleyi kayda geçirmek istiyorum. Çünkü söz uçar, yazı kalır. Bu satırlar, hem tarihe bir not, hem de emeğin görünür olması için kaleme alındı.


Bağımsız Araştırmacı Yazar

Hüsnü Yazıcı


#lozanvakfı

#sarıyerlozanmübadillerderneği


18 Ekim 2025 Cumartesi

Rumeli kültürü

 Rumeli kültürü


dediğimiz şey, coğrafyadan daha büyük, tarihten daha derin, folklordan daha canlı bir ruhtur. Rumeli sadece bir bölge değildir. Rumeli, Türk’ün Avrupa’daki nefesidir. Bu nefes kimi zaman İstanbul terbiyesi kadar zarif, kimi zaman Balkan dağları kadar sert, kimi zaman göç yolları kadar hüzünlü, kimi zaman düğün meydanları kadar neşelidir. Rumeli kültürü bu dört halin aynı bedende birleşmiş halidir.


Rumeli Türkü hem savaş görmüş hem medeniyet kurmuştur. Hem kaybetmiş hem direnmiştir. Hem başkentte yaşamış hem sürgün yemiştir. Bu yüzden Rumelili insanın karakteri tek boyutlu değil, katmanlıdır. Görgülü ama kibirli değildir. Neşeli ama laubali değildir. Hüzünlü ama karamsar değildir. Sert ama kaba değildir. Cesur ama gözü dönmüş değildir. Bu denge, başka hiçbir coğrafyada bu kadar ustalıkla tutturulamamıştır.


Anadolu Türkü toprağın insanıdır. Rumeli Türkü ise tarih ve hafızanın insanıdır. Anadolu’da töre kökse, Rumeli’de hatıra köktür. Bu yüzden Rumeli insanı geçmişini asla unutmaz. Nereden geldiğini bilir. “Biz Üsküplüyüz, biz Manastırlıyız, biz Selanikliyiz” demek onun için sadece yer belirtmek değildir; kimlik, onur, aidiyettir. Kaybedilen toprakların acısı hâlâ kuşaktan kuşağa aktarılır. Dedelerin mezarı orada kaldıysa, Rumelili çocuk bile o acının ağırlığını hisseder.


Rumeli’de aile hayatı Anadolu’ya göre daha açıktır. Evler küçüktür ama kalpler geniştir. Büyük saygı görür ama küçük susturulmaz. Sofrada herkes konuşabilir. Kadın evin içinde hapsedilmez; toplumsal hayatta yer alır. Rumeli’de kadın-erkek yan yana oturur, birlikte sohbet eder, birlikte karar alır. Rumeli kadını güçlüdür, zekidir, lafını bilir, sözünü esirgemez. Erkeği de bu gücü kabul eder. Rumeli erkeği “delikanlı”dır ama dayatma yapmaz. Erkeklik göstererek adamlık kazanılmaz; zarafetle, vefa ile, adaletle kazanılır. Bu yüzden Rumeli efendiliği diye bir kavram vardır. “Efendi adam” olmak, sadece kibar olmak değil; adil, vicdanlı, tutarlı, sözünün eri olmak demektir.


Komşuluk Rumeli’de kan bağı kadar kuvvetlidir. Kapılar kilitlenmezdi. Kimse randevuyla misafirliğe gitmezdi. Akşamları avluda, balkonda, kapı önünde herkes toplanır, çay demlenir, muhabbet edilir. Mahalle sadece oturulan yer değil, sosyal ailedir. Bir evde düğün varsa bütün mahalle yardım eder. Bir evde cenaze varsa herkes yas tutar. Kimse kimseyi yalnız bırakmaz. “Biz” duygusu Rumeli’nin en büyük hazinesidir.


Rumeli Türkçesi berraktır. İstanbul Türkçesine en yakın konuşma Rumeli’den çıkar. Çünkü Osmanlı’nın eğitimli, şehirli, okumuş kitlesi büyük oranda Rumeli’dendir. Kadı, paşa, subay, öğretmen, hattat, şair… Birçoğu Rumeli kökenlidir. Bu yüzden dil temizdir, telaffuz düzgündür. Ağız vardır ama kabalık yoktur. Rumelili biri küfretse bile kulağa zarif gelir çünkü ifade tarzı bile estetik taşır. “Yavaş ol hele…” dediğinde tehdit etmez ama duruş koyar. Kelimeler bazen Balkan dillerinden etkilenir, “komşina, sepetko, peçenek” der, ama cümlenin ruhu tamamen Türktür.


Rumeli’de yemek sadece karın doyurmak değildir. Sofra bir kimliktir. Rumeli mutfağı sade ama derin lezzetlidir. Gösterişsizdir ama zevklidir. En bilinen yemekler: Boşnak böreği (burek), su böreği, kol böreği, çiğ börek (Tatar etkisiyle), Arnavut ciğeri, papara (bayat ekmeği tirit yaparlar), kaçamak (mısır unuyla yapılan ama kuymak gibi değil), kelle paça (baharatı hafif, limonlu), yoğurt mutlaka sofradadır. Tatlılarda kaymaçina, trileçe (yeni bir tatlı olsa da mantık Rumeli), revani, şerbetli ama hafif tatlılar. Rumeli sofrasında aşırılık yoktur. Her şeyin kararı vardır. Ekmek, yoğurt, turşu, börek… Basit ama rafinedir. Çünkü Rumeli kültürü içten gelen zarafettir, dıştan değil.


Rumeli giyim kuşamında da zarafet vardır. Osmanlı’nın şehir modası halka kadar iner. Kadınlar entari giyer, başörtüsü bağlar ama yüzünü örtmez. Erkekler setre pantolon, yelek, fes ya da şapka takar. Köylüsü bile şıktır. Temizlik, düzen, özen Rumeli kültürünün temel alışkanlığıdır. “Üstün başın düzgün olsun” lafı boşuna değildir.


Düğünler Rumeli’nin en görkemli adetidir. Düğün sadece iki kişinin evlenmesi değil, bütün mahallenin bayramıdır. Kadın-erkek birlikte oynar. Oyunlar hızlıdır, hareketlidir. Klarnet başroldedir. Keman eşlik eder. Tambura, darbuka, def, bazen davul-zurna. Hora oynanır, oro oynanır, çiftetelli coşturur. Ama düğünün ortasında bir anda hüzünlü türkü çalınır. Çünkü Rumeli neşeyi de hüznü de aynı anda yaşar. Anadolu’da zeybek ağır ağır yürür, Rumeli’de hora coşarak akar. Biri Anadolu’nun vakur duruşuysa, biri Rumeli’nin içindeki fırtınadır.


Sünnet, nişan, asker uğurlama… Her biri hem ritüel hem şölendir. Sünnette çocuk korkmasın diye şakalaşılır. Nişanda kahve tuzlu yapılır ama küçük düşürmek için değil, tatlı bir oyun için. Asker uğurlamada ağlayan da olur, oynayan da. Çünkü Rumeli insanı duyguyu saklamaz. Ağlamak ayıp değildir. Gülmek de günah değildir. İnsan olmak doğal olandır. Rumeli doğallığı sever ama disiplini de elden bırakmaz.


Cenaze adetlerinde saygı esastır. Sessizlik vardır. Ağlamak vardır ama feryat figan yoktur. Ölüm Allah’tandır, teslimiyet vardır. Cenaze sonrası yemek verilir, mevlit okunur. Cenazeye gelen aç bırakılmaz. Bu Anadolu’da da vardır ama Rumeli’de daha düzenli, daha sistemlidir. Çünkü tertip ve denge Rumeli’de hayatın her alanına sızmıştır.


Müzik Rumeli’nin dilidir. Rumeli türküleri sadece melodi değildir; hatıra defteridir. “Manastır’ın ortasında var bir havuz” dediğinde sadece bir yer anlatmaz, bir kaybı anlatır. “Drama köprüsü bre Hasan” dediğinde sadece köprüyü değil, ıstırabı söyler. Rumeli türküleri hep ikilidir: Neşeli çalar, hüzünlü söyler. Bu Rumeli insanının ruhudur. Müzik bazen halk müziğine benzer, bazen sanat müziğine yaklaşır. Çünkü Rumeli, saray kültürü ile halk kültürünü birlikte taşımıştır. Anadolu’da uzun hava tek kişi söylerken, Rumeli’de koro halinde söylemek doğaldır. Çünkü Rumeli acıyı da sevinci de tek başına yaşamaz.


Din ve inanç Rumeli’de köklüdür ama fanatik değildir. Rumeli insanı Allah’a bağlıdır, camiye gider, oruç tutar, bayram yapar. Ama dini baskı için kullanmaz. Tasavvuf geleneği güçlüdür. Bektaşilik, Halvetilik, Mevlevilik etkisi büyüktür. Rumeli’de tekkeler vardı. Hem Sünni hem Alevi-Bektaşi Türkler yüzyıllarca birlikte yaşadı. Bu yüzden Rumeli İslam’ı yumuşak, insancıl, vicdanlıdır. Katılık yoktur, şekilcilik azdır. İman kalptedir, gösterişte değil.


Eğitim Rumeli’de büyük değerdir. Osmanlı’nın en iyi okulları Rumeli’deydi. Medreseler, rüştiyeler, askeri okullar… Rumeli’den çok paşa, öğretmen, kadı, şair, subay çıktıysa nedeni budur. Okumuş adam kibirli olmaz, rehber olurdu. Dil bilen, yazı yazan, fikir üreten, kültür taşıyan çoktur. Rumeli efendiliğinin arkasında bu eğitim birikimi vardır.


Vefa, sadakat, dostluk Rumeli’de sadece ahlâk değil şereftir. Birine “arkadaşım” demek kolay değildir ama dediyse ömür boyudur. Dostunu satmaz. Yanında olur. Rumeli insanı iki yüzlülüğe tahammül etmez. Dürüstlüğü sever. Lafı eğip bükmez ama kalp kırmadan söyler. Devlete bağlıdır. Osmanlı ona sadece yönetim vermedi, kimlik verdi. Bu yüzden Rumeli insanı devlete küsmeyeceği gibi devleti de hafife almaz. Bayrak onun için sembol değil, namustur.


Rumeli’nin en ağır gerçeği göçtür. Bu coğrafya defalarca el değiştirdi. Savaşlar, katliamlar, zorunlu göçler… Yüz binlerce Türk Anadolu’ya sığındı. O göç yollarında analar çocuklarını kaybetti, evler bırakıldı, mezarlar geride kaldı. Rumeli çok kaybetti ama kimliğini kaybetmedi. Göçle gelen Rumelililer Türkiye’de yeniden kök saldı ama hafızasını asla bırakmadı. Bu yüzden Rumeli kültürü bugün bile canlıdır. Sofrasında, dilinde, tavrında, türküsünde, bakışında yaşar. Rumelili biri “bizim oralar” dedi mi sadece yer anlatmaz, bir medeniyet anlatır.


Ve işin özü şudur:

Rumeli kültürü zarafet ile mertliğin aynı bedende birleşmiş halidir.

Rumeli insanı hem bey gibi yaşar hem asker gibi durur.

Hem incelir hem kırılmaz.

Hem güler hem ağlar.

Hem geçmişi taşır hem bugüne uyum sağlar.


Rumeli kaybedildi sananlar yanılıyor. Toprak kaybedildi ama Rumeli ruhu bugün Türkiye’nin her şehrinde yaşayan milyonlarca insanın yüreğinde capcanlı duruyor. Bu ruh, Türk milletinin en rafine, en zarif, en dirençli damarlarından biridir.


İşte Rumeli budur:

Sadece tarih değil, karakterdir.

Sadece coğrafya değil, terbiyedir.

Sadece hatıra değil, canlı hafızadır.

Sadece kültür değil, insanlık kalitesidir.


Ve bu kalite kolay oluşmadı…

Asırlarca acı çekerek, savaşarak, kaybederek, dirilerek, koruyarak geldi.


Rumeli bir yer değil, bir duruştur.


Ve o duruş hâlâ dimdik ayaktadır.


Bağımsız araştırmacı yazar

Hüsnü Yazıcı