Karacaova bölgesinin eğitimli, sanatkâr, hafız yetiştiren yapısını; dürüstlüğü, çalışkanlığı ve toprak bereketini yazması gerekirken; sürekli uydurma röportajlarla, sahte DNA testleri vs tek etnik kimlik dayatması yaparak Türk iskânını yok sayan paylaşımlar yapılmaktadır.
Bunu yapanlardan biri Drama mübadili olup Karacaova ile doğrudan bağı olmayan bir kişi; diğeri ise Karacaova mübadili. Muhatap almaya değmezler. Ancak oluşturdukları bilgi kirliliği, özellikle Karacaova mübadil torunlarını, konuya hâkim olmayan üçüncü kuşağı etkilemektedir.
Biz, büyüklerimizin anlattıklarına bizzat şahit olduk. Karacaova insanı eğitimli, terbiyeli, sözünün eri, çalışkan ve üretken yapısıyla bilinir. Birinci kuşak ile ikinci kuşak arasında güçlü bir bağ vardı; aileler birbirini sürekli ziyaret eder, bağlarını koparmazdı. Bu kültür uzun yıllar devam etti.
Edirne, Kütahya, Bursa, İzmir, Bilecik ve İstanbul’a iskân edilen Karacaovalı aileler kendilerini “soy aile” olarak ifade ederdi. Görevle giden asker ve memur ailelerdi. Köylerde yerli halk da vardı; yerli halk, bu soy ailelerin yanında çalışırdı. Yerli halka takılan bir lakap da vardı; ancak bunu burada yazmayı doğru bulmuyorum. Ana vatanda bu ailelerle kız alıp verme yapılmazdı.
Bugün şartlar değişmiştir; fakat geçmişin gerçekleri inkâr edilerek tarih yazılamaz.
Bağımsız Araştırmacı Yazar Hüsnü Yazıcı
KARACAOVA MÜBADİLİ BİRİNCİ KUŞAK NE DEMİŞ
Gazeteci-yazar İskender Özsoy’un kitabından aktarılan bu anlatım, yüz yılı aşan bir ömrün tanıklığını içerir. Üç padişah, bir halife ve on cumhurbaşkanı gören Ali Solmaz’ın Kapiyan’daki yaşamı daha sonra Bilecik Vezirhan’da devam eder. Ali Solmaz, her mübadil gibi söze köyünü anlatarak başlar:
“Benim köyüm Türk köyüydü. 40-50 hane Hristiyan vardı. Hristiyanlar Rum, Bulgar ve Roman karışıktı. Bize ‘ağa’ derlerdi. Ağalar, gâvurlara küçük küçük evler yapmıştı. Onlar bizim işçimizdi. İş zamanı dışında özel hayatımıza karışmazdık Hristiyanlarla.”


