Translate

21 Şubat 2026 Cumartesi

Bahçeköy Aramızda olmayanlar



BAHÇEKÖY

RAHMETLİLER & YAŞAYANLAR ALBÜMÜ

“Bir Mahallenin Hafızası”

 Hazırlayan: Hüsnü Yazıcı

Yıl: 2025


Mahallemizden hatıralar, unutulmasın diye…


Bu albüm, daha önce benim yönettiğim fakat çalınan sayfamda yıllar içinde biriken paylaşımlar ile ailelerin kendi rızalarıyla gönderdiği fotoğraflardan yeniden derlenmiştir.


Amaç; rahmetlilerimizi saygıyla anmak, yaşayan büyüklerimizi yaşarken onurlandırmak ve mahalle kültürümüzü geleceğe aktarmaktır.


Her fotoğraf bir emektir.

Emeği geçen ve katkı sağlayan herkese teşekkür ederim.


Herhangi bir fotoğrafın kaldırılmasını isteyen yakınlar benimle iletişime geçebilir; anında gereken yapılacaktır.

——————————


Bahçeköy'ün Unutulmaz İsimleri:

Bir Hikaye Anlatısı

Bahçeköy'ün tarihi, kasabaya adını veren pek çok önemli isimle doludur. Bu isimler, sadece birer kelime değil, aynı zamanda kasabanın dokusunu şekillendiren, hikayelerini yazan ve gelecek nesillere miras bırakan bireylerdir.


Abdullah Acar gibi isimler, sadece bir spor kulübünde yöneticilik yaparak değil, aynı zamanda kasaba hayatına aktif olarak katılarak iz bırakmışlardır.

Hüsnü Yazıcı gibi isimler, sporun yanı sıra farklı alanlarda da önemli başarılara imza atarak kasabanın gururu olmuşlardır. (Yazamadığım çok ilklerin öncü isimleri var kusura bakmasınlar, özet bir yazı oldu. )


Neco gibi sanatçıların babalarının Bahçeköy'de yaşaması, kasabanın kültürel zenginliğini gösterir. Can Tüysüz gibi sporcular, Türkiye'ye kazandırdıkları başarılarla kasabanın adını duyurmuşlardır.(Yazamadığım çok ilklerin öncü isimleri var kusura bakmasınlar, özet bir yazı oldu. )


Süleyman Yazıcı, Hasan Güzel gibi isimler, kasabanın ilk odun müteahhitlerinden olmuş ve modernleşme sürecinde önemli rol oynamışlardır. Sönmez ailesi gibi aileler, kasabanın ekonomik hayatına yön vererek, bir döneme damga vurmuşlardır.(Yazamadığım çok ilklerin öncü isimleri var kusura bakmasınlar, özet bir yazı oldu. )


Mustafa Şen, Abdül Gül, İsmet Barlas, Fethi Barlas gibi muhtarlar, kasabanın altyapısının gelişmesinde büyük emek sarf etmişlerdir. Ali Kıvanç, Mustafa Çetin, Hüseyin İpek,Kamil Tulum gibi ilk muhtarlar ise kasabanın yönetim tarihinde önemli bir yer tutmaktadır.

İlk kadın Muhtar Ayşe Çoban'ı da unutmayalım.(Yazamadığım çok ilklerin öncü isimleri var kusura bakmasınlar, özet bir yazı oldu. )


Şevket Sönmez gibi ilk imamlar, kasabanın dini hayatına yön vermişlerdir. Ali Özbekrem, Abdullah Altıparmak, Dursun Esen, Nurettin Özbekrem, Mustafa Yazıcı ve isimlerini yazamadığımız ilk üniversite mezunları ise eğitim seviyesinin yükselmesinde öncü olmuşlardır.(Yazamadığım çok ilklerin öncü isimleri var kusura bakmasınlar, özet bir yazı oldu. )


İbrahim Erkaptan gibi isimler, spor kulüplerinin kurulmasında ve yönetilmesinde önemli rol oynayarak, kasabanın spor hayatına yön vermişlerdir. Baç ailesi, Ali Yazıcı, Mustafa Şen, Nadir Yılmazel, Hasan Bileyci gibi isimler ise kasabanın ilk kasaplarından olmuştur.(Yazamadığım çok ilklerin öncü isimleri var kusura bakmasınlar, özet bir yazı oldu. )


Yazıcı ailesi, Sönmez ailesi, Güzel ailesi gibi aileler, kasabanın ekonomik hayatında önemli bir yere sahip olmuşlardır. Mustafa Şen gibi isimler, kasabanın ilk aygaz bayii olarak hizmet vererek, modernleşme sürecinde önemli bir rol oynamışlardır.(Yazamadığım çok ilklerin öncü isimleri var kusura bakmasınlar, özet bir yazı oldu. )


Mehmet Sönmez gibi isimler, kasabanın ilk ayakkabı mağazalarını açarak, ticaretin gelişmesine katkı sağlamışlardır. Çoşkun ailesi, Usta ailesi gibi isimler ise kasabanın ilk lokantalarını açarak, kasabanın sosyal hayatına renk katmışlardır.(Yazamadığım çok ilklerin öncü isimleri var kusura bakmasınlar, özet bir yazı oldu. )


Hasan bey gibi isimler, kasabanın ilk saraçları olarak hizmet vererek, kasabanın ihtiyaçlarını karşılamışlardır. Hüseyin Bargın gibi isimler ise kasabanın ilk kunduracıları olarak, kasabanın ekonomik hayatına katkı sağlamışlardır.(Yazamadığım çok ilklerin öncü isimleri var kusura bakmasınlar, özet bir yazı oldu. )


Osman usta gibi isimler, kasabanın ilk at arabası tamircileri olarak hizmet vererek, ulaşımın gelişmesine katkı sağlamışlardır. Abdül Gül, Hasan Yazıcı gibi isimler ise kasabanın ilk nalburları olarak,  katkı sağlamışlardır.(Yazamadığım çok ilklerin öncü isimleri var kusura bakmasınlar, özet bir yazı oldu. )


Tulum ailesi, Yazıcı ailesi, Çoşkun ailesi, Güzel ailesi gibi aileler, kasabanın ilk kahvelerini açarak, insanların sosyalleşmesine olanak sağlamışlardır. Yunus bey, Ali Yazıcı gibi isimler ise kasabanın ilk berberleri olarak, insanların kişisel bakımına hizmet vermişlerdir.(Yazamadığım çok ilklerin öncü isimleri var kusura bakmasınlar, özet bir yazı oldu. )


Süleyman Yazıcı, Gürhanel ailesi, Man ailesi gibi isimler, kasabaya ilk kamyonları getirerek, ulaşımın gelişmesine katkı sağlamışlardır. Man ailesi ve Konyalı Ömer gibi isimler ise kasabanın ilk oto tamircileri olarak, ulaşımın daha güvenli hale gelmesine katkı sağlamışlardır.(Yazamadığım çok ilklerin öncü isimleri var kusura bakmasınlar, özet bir yazı oldu. )


Mustafa Özbekrem gibi isimler, kasabanın ilk iğnecileri olarak, insanların ihtiyaçlarını karşılamışlardır. Muzaffer Altınsoy gibi isimler, kasabanın ilk belediye başkanı olarak, kasabanın gelişimi için önemli çalışmalar yapmıştır.(Yazamadığım çok ilklerin öncü isimleri var kusura bakmasınlar, özet bir yazı oldu. )


Hüsnü Yazıcı, Mustafa Şen, Sami Kasap, Osman Aktaş, Mehmet Güney, Baki Yurttaş, Yakup Çakıroğlu,  isimler, kasabanın ilk meclis üyeleri olarak, kasabanın yönetimine katılmışlardır.(Yazamadığım çok ilklerin öncü isimleri var kusura bakmasınlar, özet bir yazı oldu. )


Kastamonulu Sadık bey gibi isimler, kasabanın ilk börekçileri olarak, insanların damak zevkine hitap etmişlerdir. Fehmi bey gibi isimler, kasabanın ilk okul müdürleri olarak, eğitimin gelişmesine katkı sağlamışlardır.(Yazamadığım çok ilklerin öncü isimleri var kusura bakmasınlar, özet bir yazı oldu. )


Süleyman Yazıcı gibi isimler, kasabanın ilk büyük düğünlerini yaparak, kasabanın sosyal hayatına renk katmışlardır. Hasan Barlas, Ahmet Altıparmak, İbrahim Konuk gibi isimler, kasabanın ilk polisleri olarak, güvenliğin sağlanmasında önemli rol oynamışlardır.(Yazamadığım çok ilklerin öncü isimleri var kusura bakmasınlar, özet bir yazı oldu. )


Kazım Zeren, Orman Fakültesi’nden emekli boyacı olup aynı zamanda Bahçeköy’de yıllarca boyacılık yaparak köyün emek veren isimlerinden biri olmuştur. Mustafa Uslu ise Fakültenin traktörüyle uzun yıllar Bahçeköy’de çöp toplama hizmeti vermiştir. (Yazamadığım çok ilklerin öncü isimleri var kusura bakmasınlar, özet bir yazı oldu. )


Ahmet Dalkıran, Foto Nuri kardeşler gibi isimler, kasabanın ilk fotoğrafçıları olarak, kasabanın anılarını ölümsüzleştirmişlerdir. Nurettin Özbekrem, Ahmet Sönmez gibi isimler, kasabanın ilk avukatları olarak, adalete hizmet etmişlerdir.(Yazamadığım çok ilklerin öncü isimleri var kusura bakmasınlar, özet bir yazı oldu. )


Ali Özbekrem, Abdullah Altıparmak, Hüseyin Çimen, Hüsnü Esen gibi isimler, kasabanın ilk orman mühendisleri olarak, çevrenin korunmasına katkı sağlamışlardır. Celal Barlas gibi isimler, kasabanın ilk subayları olarak, ülkesine hizmet etmişlerdir. Mustafa Yazıcı ise Bahçeköy’ün ilk üniversite mezunlarından olup köyün eğitim tarihinde ayrı bir yere sahiptir. (Yazamadığım çok ilklerin öncü isimleri var kusura bakmasınlar, özet bir yazı oldu. )


Bu isimler, sadece birer başlangıç noktasıdır. Bahçeköy'ün tarihinde iz bırakan birçok başka isim de vardır. Bu isimleri araştırmak ve onların hikayelerini öğrenmek, kasabanın geçmişini daha iyi anlamamızı sağlayacaktır.


Unutmayalım ki, bir kasabanın tarihi sadece binalardan ve sokaklardan ibaret değildir. Asıl önemli olan, o kasabada yaşayan insanların hikayeleri, hayalleri ve mücadeleleridir. 


Yazamadığım çok ilklerin öncü isimleri var kusura bakmasınlar, özet bir yazı oldu. 


#bahçeköy #Sarıyer 


#bahçeköy #Sarıyer 


Hüsnü Yazıcı



Cumhuriyet Köyü Bahçeköy:

 Tarih ve Kültür MirasıBahçeköy’ün tarihi ve kültürel mirası, yüzyıllar boyunca farklı dönemlerde şekillenmiş zengin bir geçmişe sahiptir.

 16. Yüzyıl: Kökenler ve Belgrat KöyüBahçeköy’ün tarihi, 

16. yüzyılda Kanuni Sultan Süleyman döneminde başlar. 1521’deki Belgrat Seferi sonrasında, Sırp esirler Belgrat Ormanı çevresine yerleştirilir ve bölge Belgrat Köyü olarak adlandırılır. O dönemde Bahçeköy adında bir yerleşim yoktur; bölge, ağırlıklı olarak Rum nüfusun yaşadığı Belgrat Köyü’dür. Köy, ormanın su kaynakları ve doğal zenginlikleriyle geçimini sürdürür.

19. Yüzyıl: Çınar Ağaçları ve Bahçeköy’ün Kuruluşu

 Sultan II. Mahmut döneminde (1808-1839), Bahçeköy’ün doğal çevresi önem kazanır. 1830’larda, II. Mahmut’un bendin temel atma töreni için Çayırbaşı’ndan Bahçeköy’e giderken yolların ağaçsız olduğunu fark etmesi üzerine, Çayırbaşı-Bahçeköy hattına yüzlerce çınar ağacı dikilmesini emreder. Bu ağaçlar, günümüzde hâlâ ayakta olup köyün tarihine tanıklık eder.1894 yılında, II. Abdülhamid döneminde, İstanbul’da kolera salgını ortaya çıkar. Belgrat Köyü’nde yaşayan Rumlar, Beyoğlu’ndaki otellerin çamaşırlarını yıkayarak geçimlerini sağlar. Ancak su kaynaklarının kirlenmesi salgının yayılmasında etkili görülür ve Belgrat Köyü bu kirlilikten sorumlu tutulur. Su bendlerini korumak amacıyla, köy sakinleri 1894 yılında bugünkü Bahçeköy’e taşınır. Böylece Bahçeköy, yeni bir yerleşim olarak kurulur.

1922: Mübadele ve Toplumsal Değişim1922 yılı, 

Bahçeköy için önemli bir dönüm noktasıdır. Türkiye-Yunanistan arasındaki savaş sonrası mübadele anlaşmalarıyla, Bahçeköy’deki Rum nüfus bölgeden ayrılır. Bazı Rumlar, tahrip olmuş evlerine dönerek yeniden yerleşmeye çalışır, ancak bu süreç gerginlik yaratır. 18 Eylül 1922’de, Bahçeköy’deki Orman Okulu binasının Rum muhacirler tarafından işgal edilmesi, köydeki etnik ve mülkiyet sorunlarını yansıtır. Bu olay, mübadele sürecinin Bahçeköy’deki etkilerini gösterir.

1924: Mübadil Türkler ve Müslüman-Türk Kimliğinin İnşası1924 yılı, 

Bahçeköy’ün Müslüman ve Türk kimliğinin yerleştiği bir yıldır. Lozan Antlaşması (1923) gereği, Selanik’ten gelen Müslüman Türk aileler, 19 Ocak 1924’te Bahçeköy’e iskan edilir. Bu mübadil aileler, geride bıraktıkları mallarına karşılık anavatanlarında  malvarlığı alır. Ancak kayıtlarda, bıraktıkları malların değeri, aldıkları mallardan daha yüksektir. Kurucu aileler olarak bilinen bu aileler, Bahçeköy’ü yeniden inşa eder; muhtarlık ve okul gibi kurumları kurarak köyü Müslüman ve Türk kimliğine uygun hale getirir.Mübadiller, eğitime büyük önem verir. 1924 Temmuz’unda, Bahçeköy’de okul açılması için resmi talepte bulunurlar. 28 Haziran 1924 tarihli bir yazıda, Bahçeköy’de iki öğretmenli bir okul açılması planlanır. Bu, köyün eğitim hayatının temelini oluşturur ve mübadillerin eğitime verdiği önemi açıkça gösterir.

1946-1948: İmece Usulü Cami İnşası

Selanik’ten gelen mübadil Müslüman Türkler, köyde ibadet için başlangıçta farklı yerleri kullanır. 1946 yılında, mübadiller imece usulüyle bir araya gelerek Bahçeköy’de yeni bir cami inşa eder. Cami, köyün Müslüman kimliğinin önemli bir sembolü olur. İnşaat iki yıl sürer ve 1948 yılında caminin minaresi tamamlanır. Bu imece çalışması, mübadillerin dayanışma ruhunu ve köye olan bağlılığını yansıtır.İleriki Yıllarda Göç ve GelişimBahçeköy, mübadele sonrası yıllarda farklı illerden göç almıştır. Bu göçler, köyün demografik ve kültürel yapısını çeşitlendirmiştir. Belgrat Ormanı’nın yanı başında yer alan köy, tarihi bentler, göller ve piknik alanlarıyla hem İstanbullular hem de turistler için bir cazibe merkezi olmuştur. Atatürk Arboretumu bilimsel bir merkez, İstanbul Üniversitesi Orman Fakültesi ise akademik bir kurum olarak köyün önemini artırır. Mübadil ailelerin getirdiği gelenekler, festivaller ve etkinliklerle kültürel hayat canlılığını korur.

Bahçeköy’ün Öncü İsimleri

Bahçeköy’ün tarihini, kurucu aileler ve onların iz bırakan bireyleri şekillendirmiştir. Köyün sosyal, ekonomik ve kültürel hayatına katkı sağlayan bazı isimler şunlardır:Abdullah Acar: Spor kulübüne destek ve toplumsal katkılarıyla bilinir.Hüsnü Yazıcı: Spor ve sosyal alanlarda köyün gelişimine öncülük etmiştir.Süleyman Yazıcı ve Hasan Güzel: Odun müteahhitliğiyle ekonomik katkıda bulunmuştur.Sönmez Ailesi: Köyün ekonomik hayatında önemli bir rol oynamıştır.Mustafa Şen, Abdül Gül, İsmet Barlas, Fethi Barlas: Muhtar olarak altyapı ve yönetimde çalışmıştır.Ali Kıvanç, Mustafa Çetin, Hüseyin İpek: İlk muhtarlar olarak idari yapıyı kurmuştur.Şevket Sönmez: İlk imam olarak manevi hayatı desteklemiştir.Ali Özbekrem, Abdullah Altıparmak, Nurettin Özbekrem, Mustafa Yazıcı, Esen Ailesi, Aksu Ailesi, Sönmez Ailesi: İlk üniversite mezunları olarak eğitimi ilerletmiştir.İbrahim Erkaptan: Spor kulübününkurulmasında rol oynamıştır.Baç Ailesi, Ali Yazıcı, Mustafa Şen, Nadir Yılmazel, Hasan Bileyci: İlk kasaplar olarak ihtiyaçları karşılamıştır.Mehmet Sönmez: İlk ayakkabı mağazasını açmıştır.Çoşkun ve Usta Aileleri: Lokantalarla sosyal hayatı canlandırmıştır.Hasan Bey: Saraç olarak köyün ihtiyaçlarını karşılamıştır.Hüseyin Bargın: Kunduracı olarak ekonomik katkıda bulunmuştur.Osman Usta: At arabası tamircisi olarak ulaşımı desteklemiştir.Tulum, Yazıcı, Çoşkun, Güzel Aileleri: Kahvehanelerle sosyal ortam yaratmıştır.Yunus Bey ve Ali Yazıcı: Berber olarak hizmet vermiştir.Süleyman Yazıcı, Gürhanel Ailesi: İlk kamyonları getirmiştir.Man Ailesi ve Konyalı Ömer: Oto tamircisi olarak ulaşımı güvenli kılmıştır.Mustafa Özbekrem: İğneci olarak ihtiyaçları karşılamıştır.Muzaffer Altınsoy: İlk belediye başkanı olarak köyün gelişimini yönetmiştir.Kastamonulu Sadık Bey: Börekçilik yapmıştır.Fehmi Bey: İlk okul müdürü olarak eğitimi güçlendirmiştir.Ahmet Dalkıran, Foto Nuri Kardeşler: Fotoğrafçılıkla anıları kaydetmiştir.Nurettin Özbekrem, Ahmet Sönmez: İlk avukatlar olarak adalete hizmet etmiştir.Ali Özbekrem, Abdullah Altıparmak, Hüseyin Çimen, Hüsnü Esen: Orman mühendisleri olarak çevreyi korumuştur.Celal Barlas: İlk subaylardan biri olarak ülkeye hizmet etmiştir.Ahmet Altıparmak, İbrahim Konuk: İlk polisler olarak görev yapmıştır.Ali Yapıcı: İlk astsubay olarak hizmet vermiştir.Ve adını yazamadığımız daha birçok kişi… Kusura bakmasınlar.

Sonuç

Bahçeköy, Kanuni döneminde Belgrat Köyü olarak başlayan, 1894’te kolera salgınıyla yeni bir yerleşim olarak kurulan, 1924’te Selanik’ten gelen mübadillerle Müslüman-Türk kimliğine kavuşan bir köydür. 19 Ocak 1924’te iskan edilen mübadiller, bıraktıkları malların daha yüksek değerine rağmen köyü muhtarlık, okul ve camiyle yeniden inşa etmiştir. 1924 Temmuz’unda okul talep ederek eğitime verdikleri önemi göstermiş, 1946’da imece usulüyle cami inşa etmiş, 1948’de minaresini tamamlamışlardır. İleriki yıllarda farklı illerden göç alan Bahçeköy, Belgrat Ormanı, Atatürk Arboretumu ve Orman Fakültesi ile doğal ve akademik bir merkezdir. Bu tarih, kurucu ailelerin ve öncü bireylerin emekleriyle yazılmıştır. Bu mirası korumak hepimizin görevidir.

Saygılarımla.

Hüsnü Yazıcı 


















 

20 Şubat 2026 Cuma



Slav, Slavca ve Slavlaşma
Slav:
Doğu Avrupa ve Balkanlarda yaşayan etnik toplulukların genel adıdır.
Slavca:
Slavların konuştuğu dil grubudur (Bulgarca, Makedonca, Sırpça vb.).
Slavlaşma:
Bir topluluğun zamanla Slav dilini ve kültürünü benimsemesi sürecidir.
En bilinen örnek: Ön Bulgarlar (Proto-Bulgarlar).
7. yüzyılda Balkanlara gelen bu Türkî kökenli yönetici topluluk, birkaç yüzyıl içinde Slav nüfus içinde eriyerek Slav dilini ve kültürünü benimsedi.
Slavlaşmış:
Kökeni farklı olup zamanla Slav dili ve kültürünü benimseyen topluluk.
Belgeli ✅
Kaynak:
Britannica – Bulgars
https://www.britannica.com/topic/Bulgar�


Doğu Avrupa ve Balkanlarda Slavca konuşan ülkeler
Doğu Avrupa (Doğu Slavları):
Rusya – Rusça
Ukrayna – Ukraynaca
Belarus (Beyaz Rusya) – Belarusça
Balkanlar ve Güney Slavları:
Bulgaristan – Bulgarca
Kuzey Makedonya – Makedonca
Sırbistan – Sırpça
Karadağ – Karadağca (Sırpçaya çok yakın)
Bosna-Hersek – Boşnakça, Sırpça, Hırvatça
Hırvatistan – Hırvatça
Slovenya – Slovence
Orta Avrupa (Batı Slavları – coğrafi olarak Doğu Avrupa ile birlikte anılır):
Polonya – Lehçe
Çekya – Çekçe
Slovakya – Slovakça
Bu ülkelerin tamamında konuşulan diller Slav dil ailesine aittir.

Slav dilleri üç ana gruba ayrılır. Aynı gruptakiler genelde rahat anlaşır, farklı gruplar zor anlaşır.
1. Güney Slavları (Balkanlar)
Sırpça, Hırvatça, Boşnakça, Karadağca → Neredeyse aynı dil. %90’dan fazla anlaşırlar.
Bulgarca ve Makedonca → Birbirini iyi anlar, ama Sırp-Hırvat grubuyla anlaşma zorlaşır.
2. Doğu Slavları
Rusça, Ukraynaca, Belarusça → Büyük ölçüde anlaşırlar.
Rusça bilen biri Ukraynacayı ana hatlarıyla çıkarır.
3. Batı Slavları
Lehçe (Polonya), Çekçe, Slovakça → Kendi aralarında anlaşma yüksektir.
Çek ve Slovak neredeyse sorunsuz konuşur.
Gruplar arası durum
Bir Rus ile bir Bulgar → Zor anlaşır.
Bir Sırp ile bir Polonyalı → Çok zor anlaşır.
Bir Çek ile bir Hırvat → Temel kelimeleri yakalar ama akıcı konuşamaz.
Sebep basit:
Aynı kökten gelseler de diller 1000 yıl ayrı gelişti.
Bugün Latin dilleri gibi düşün: İtalyanca, İspanyolca, Fransızca akraba ama herkes herkesle konuşamaz.
Sonuç:
Slavca tek dil değil; aynı aileden ama farklı dillerdir.
Yakın olanlar anlaşır, uzak olanlar sadece kelime yakalar.


 

18 Şubat 2026 Çarşamba


 

Bahçeköy’e 1924 yılında mübadele ile Selanik Sancağı’ndan Türkler iskân edildi.

Gelen kurucu 80 aile içinden Bahçeköy’ün ilk muhtarı Ali Kıvanç oldu.

Lakabı “Aga Paşa” idi.


Bahçeköy Merkez Mahalle muhtarları:

Ali Kıvanç (Aga Paşa)

Mustafa Çetin (Müftü)

Hüseyin İpek

Osman Man

Kamil Tulum

İbrahim Gülsev

Fehmi Gürhanel

Hasan Güzel

Fethi Barlas

Süleyman Kasap

Abdül Gül

Mustafa Şen

Sadık Güney

İsmet Barlas

Salih Kavrazlı

Ali Gül

Muhittin Atmaca

Ayşe Çoban

Mehmet Sevinç

Unuttuğumuz veya yazamadığımız muhtar ismi varsa ekleyebilirsiniz.

Bağımsız Araştırmacı Yazar Hüsnü Yazıcı

#bahçeköy #sarıyer #bahçeköymuhtarlığı #bahçeköycamii #bahçeköyilkokulu



Mübadele sonrasında boşalan yerleşimlere devlet tarafından yerleştirilen muhacir aileler, bu köy ve kasabaların yeni dönem kurucu nüfusunu oluşturmuştur. İskân edilen aileler, yerleşim hayatını yeniden kurmuş; cami, mektep ve muhtarlık gibi temel idarî ve sosyal kurumların oluşmasına zemin hazırlamıştır. Köylerin sosyal düzeni, üretim yapısı ve idarî teşkilatı bu ilk yerleşen muhacir haneler tarafından şekillendirilmiştir.

Bazı yerleşimlerde mübadele öncesinden veya iskân sürecinde bulunan memurlar ise kurucu nüfus kapsamında değerlendirilmez. Devlet hizmeti nedeniyle görevli olarak bulunan bu kişiler, iskân edilen muhacir haneler arasında yer almamış, toprak ve hane tahsisi yapılan yerleşik nüfusun parçası sayılmamıştır. Bu nedenle mübadeleyle yerleştirilen aileler, bulundukları tüm bölgelerde yerleşimin kurucu aileleri olarak kabul edilir.

17 Şubat 2026 Salı



Bahçeköylü Yazarlar

Mehmet Sönmez, 
gerçek bir sinema aşığıdır. Sadece sevgi uğruna Yeşilçam’ın hayal dünyasının adeta bir esiri olmuş, sinemaya olan tutkusunu uzun yıllara yayılan çalışmalarıyla ortaya koymuştur.

Dr. Fatma M. Şen, 
Boğaziçi Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü mezunudur. İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Eski Türk Edebiyatı Anabilim Dalı’nda yüksek lisans ve doktora eğitimini tamamladı. Milli Eğitim Bakanlığına bağlı okullarda Türk Dili ve Edebiyatı ile İngilizce öğretmenliği yaptı; ders kitapları hazırlama komisyonlarında editör, yazar ve dil uzmanı olarak görev aldı. Türkiye Cumhuriyeti Filistin Başkonsolosluğu Türk Kültür Merkezi’nde Türkçe öğretimi başta olmak üzere çeşitli faaliyetlerde bulundu. İstanbul, İstanbul Medeniyet ve İstanbul Şehir üniversitelerinde alanıyla ilgili dersler verdi. Osmanlı edebiyatı, kültürü ve kaligrafisi üzerine projelerde araştırmacı olarak yer aldı; bu konularda tercüme ve yayınları bulunmaktadır. Akademik çalışmalarını Yalova Üniversitesi’nde sürdürmektedir.

Hüsnü Yazıcı,
 1964 yılında Sarıyer Bahçeköy’de doğdu. İlkokulu Bahçeköy’de, ortaokul ve liseyi Sarıyer’de tamamladı. Ticaret hayatına Bahçeköy’de zahirecilik ve odun müteahhitliği ile başladı. Askerlik dönüşü 1987 yılında Sarıyer’de marketçilik yapmaya başlayarak dönemin şartlarında gerçekleştirdiği farklı promosyonlarla İstanbul’da dikkat çekti. Askerliğini İzmir Poligon’da 84/2 Talim Öğretmeni ve yazıcı olarak yaptı. Bahçeköy Spor Kulübü başkanlığı döneminde kulüp binası ve lokalini kazandırdı. Sarıyer Spor Kulübü’nde birinci lige çıkan takımda yöneticilik yaptı ve kulübün haysiyet divanı kurulunda yer aldı. İki dönem Belediye Meclis Üyeliği, DYP Belde Başkanlığı, İsmar Marketçiler Kurucu Üyeliği ve Sarıyer Lozan Mübadiller Derneği Kurucu Üyeliği ile çeşitli sosyal derneklerde görev aldı. Babası hayrına 1994 yılında Bahçeköy Camii şadırvanını yaptırdı. “Dünden Bugüne Sarıyer’in Bahçeköy’ü”, “Karacaova ve Göstelup Köyü”, “Karacaova/Karacaabad 1831 Yılı Nüfus Defteri”, “Selanik Karacaova Bölgesi Mübadelede Köylerinden Gelen Aileler” ve “Selanik’ten Sarıyer’e 1924” adlı beş kitabın yazarıdır.


 

15 Şubat 2026 Pazar


 


RUMELİ BİLGİLERİ


YABANCI SEYYAHLAR

Rumeli’yi gezen yabancı seyyahların tuttuğu notlar, çoğu zaman masum bir gezi hatırası değildi. Yazılanlar; siyasi, askerî ve misyoner amaçlarla toplanan istihbarat niteliği taşıyordu. Köyler ve halklar, yerinde gözlemden çok, kendi devletlerinin çıkarlarına göre sınıflandırıldı ve kayda geçirildi. Bu nedenle seyyah metinleri, dönemin güç mücadelelerinden bağımsız ve tarafsız kaynaklar olarak değerlendirilmemelidir


HARİTALAR


Haritalar 19. yüzyıl sonu ve 20. yüzyıl başında hazırlanan Rumeli haritaları çoğunlukla bilimsel meraktan değil, toprak ve nüfuz mücadelesi için üretildi. Balkanlar’daki devletler ve büyük güçler, bir bölgeyi sahiplenebilmek için nüfus çoğunluğunu kendi milletlerinden göstermek istedi. Bu nedenle aynı köy farklı haritalarda farklı etnik kimlikle gösterildi; haritalar siyasî ve askerî iddiaların aracı olarak kullanıldı.


Bağımsız Araştırmacı Yazar Hüsnü Yazıcı

 1923 Lozan Mübadelesi sonrasında Selanik’te bırakılan yüksek değerli mülkler ile Bahçeköy’de verilen sınırlı tarım araçları ve küçük bir ev arasında ciddi bir değer farkı oluştu. Mübadeleyle gelen aileler, bıraktıkları geniş topraklar ve varlıklı yaşamın yerine bir öküz, bir pulluk, 10 dönüm tarla ve az miktarda tohumla yeni bir hayata başlamak zorunda kaldı. Bu tablo, mübadelenin ekonomik dengesizliğini ve yeni hayata zor başlangıcı açık biçimde ortaya koymaktadır.








12 Şubat 2026 Perşembe




 

10 Şubat 2026 Salı








Selanik sancağına bağlı Karacaova (Moglena) bölgesinde Türk iskânı, yalnızca tarihî belgeler ve birincil kaynaklar üzerinden değerlendirilmelidir. İnanç ve varsayımlar değil, imparatorluk mühürlü belgeler ve arşiv kayıtları esas alınır.
Bizans dönemi birincil kaynakları, bölgede Osmanlı fethinden önce Türk kökenli toplulukların varlığını açık biçimde göstermektedir. 1091 Lebounion Savaşı sonrası Bizans İmparatorluğu, yenilen Peçenek gruplarını Moglena (Karacaova) bölgesine yerleştirmiştir. Bu yerleştirme askerî ve ziraî amaçlıdır. Bizans kronikleri ve Zonaras’ın kayıtları, Peçeneklerin bölgeye iskân edilerek asker ve çiftçi statüsüyle yerleştirildiğini doğrular.
yüzyıla ait imparatorluk mühürlü belgeler de Türk varlığını teyit eder. Andronikos I Komnenos dönemine ait ve Büyük Lavra Manastırı arşivinde bulunan 1184 tarihli prostaxis belgesi (Lavra belgesi), Kuman topluluklarının Moglena’da kayıtlı ve yerleşik olduğunu gösterir. Bu belge, imparatorluk mührü taşıyan resmî bir kayıt olup bölgede Osmanlı öncesi Türk iskânının doğrudan kanıtıdır. Peçenek ve ardından gelen Kuman grupları, Bizans idaresi altında vergiye bağlanmış ve yerleşik nüfus yapısına dahil edilmiştir.
Osmanlı fethi sonrasında bölgedeki Türk varlığı sistemli bir iskân politikasıyla güçlendirilmiştir. Osmanlı arşivlerindeki müdevver defterler, tahrir defterleri ve 1831 nüfus defterleri Karacaova, Yenice Vardar ve Vodina çevresinde Evlad-ı Fatihan yerleşimini açıkça kaydeder. Evlad-ı Fatihan köyleri, fetihlere katılan gazi ve akıncı nesillerinin Rumeli’de iskân edilmesiyle oluşmuş, askerî ve stratejik nitelikli yerleşimlerdir. Bu köyler, Osmanlı devlet teşkilatı içinde özel statüye sahip olup vergi muafiyetleri ve askerî yükümlülükleri belgelerde açıkça belirtilmiştir.
Sonuç olarak Karacaova bölgesinde Türk iskânı iki ana safhada belgelerle izlenebilir: Bizans döneminde Peçenek ve Kuman yerleştirmeleriyle başlayan erken Türk varlığı ve Osmanlı fethi sonrası Evlad-ı Fatihan iskân politikası. Bu tarihî süreç, imparatorluk mühürlü Bizans belgeleri ve Osmanlı arşiv kayıtlarıyla sabittir; yorum veya inançla değil, doğrudan belge ile yazılır.


 



 


Selanik sancağına bağlı Karacaova (Moglena) bölgesi, Osmanlı fethinden önce de Türk varlığının görüldüğü bir sahaydı. XI. yüzyıl sonlarından itibaren Bizans kaynakları, bölgeye yerleştirilen Peçenek ve ardından gelen Kuman topluluklarını kaydeder.

1091 Lebunion (Enez/Edirne) Savaşı’nda Bizans’a yenilen Peçeneklerin sağ kalanları imparator Aleksios Komnenos tarafından Moglena (Karacaova) bölgesine aileleriyle birlikte yerleştirildi. Bu yerleştirme askerî iskân niteliğindeydi. Peçenekler Bizans hizmetine alınarak süvari ve sınır askeri olarak kullanıldı; aynı zamanda çiftçi-yerleşik nüfus haline getirildi. Bizans tarihçisi Ioannes Zonaras, Lebunion yenilgisi sonrası kurtulan Peçeneklerin Moglena’ya yerleştirildiğini ve sonradan Bizans ordusunda görev aldıklarını yazar.


Türk konargöçer varlığı XII. yüzyılda da devam etti. İmparator Andronikos I Komnenos’un 1184 tarihli Lavra (Büyük Lavra Manastırı) prostaxis belgesi, Kumanların Moglena ve çevresindeki manastıra ait yaylaklarda hayvan otlattığını ve vergi verdiğini kaydeder. Bu kayıt, Kumanların Bizans’a bağlı, yerleşik ve kayıtlı bir topluluk olarak Karacaova sahasında bulunduğunu gösterir.


Belgeli ✅


Kaynak: Ortaçağ Araştırmaları Dergisi 2022, s.499; Ioannes Zonaras; 1184 Lavra prostaxis belgesi.


Peçenekler Lebunion Savaşı’nda hezimete uğratıldılar. Zonaras’a göre

kurtulanlar Moglena’ya yerleştirildiler [25, s. 303–304] ve sonraları Bizans

ordusunda süvari olarak görev aldılar. Peçenekler Birinci Haçlı Seferi

sırasında Haçlıları takip etmek ve Haçlı ordularının kırsal bölgeleri

yağmalamalarını önlemekle görevlendirildiler [48, s. 18–19]. 1122’de 


Moglena (karacaova) ve Lavra Belgesi (1184) İmparator Andronikos I Komnenos’un 1184 tarihli prostaxis belgesi, Kumanların Büyük Lavra Manastırı’na ait yaylaklarda hayvanlarını otlattığını ve vergi ödediğini kaydeder.


1184 tarihli Lavra prostaxis belgesi, Moglena (Karacaova) bölgesinde Kumanların yerleşik ve vergiye bağlı bir topluluk olarak bulunduğunu açıkça göstermektedir.

İmparator Andronikos I Komnenos dönemine ait bu belgede, Kumanların Büyük Lavra Manastırı’na ait yaylak ve mera alanlarında hayvan otlattıkları ve “pakton” vergisi ödedikleri kayıtlıdır.

Bu kayıt, Karacaova’da Osmanlı’dan önce Türk varlığının yerleşik, kayıtlı ve Bizans idaresi altında bulunduğunu kesin olarak ortaya koymaktadır.

Kaynak: Actes de Lavra I, no.66 (1184); Mark C. Bartusis, 2012.

8 Şubat 2026 Pazar




 





1720 yılına gelindiğinde bölgenin idari yapısında belirgin bir değişim görülür. 16. yüzyılda tahrir defterlerinde ayrı bir kaza ve yerleşim alanı olarak görülen Olivir adı, 18. yüzyıl başlarında kaybolur ve yerini Karacaova bölge adı alır. Bu dönemde Karacaova, idari olarak Karacaabad kazası içinde değerlendirilir ve kayıtlar bu yeni düzen üzerinden tutulur. Böylece Olivir’e bağlı köyler de Karacaabad ve Yenice-i Vardar idari sistemi içinde yeniden sınıflandırılır.

1600’lü yılların başlarında savaşlar,  salgınlar ve ekonomik zorluklar sebebiyle Rumeli’nin birçok köyünde yerel hiristiyan nüfus azalmış, bazı köyler kısmen boşalmıştır. 17. yüzyıl sonlarından itibaren Osmanlı idaresi bu durumu dengelemek amacıyla yeniden iskân politikası uygulamaya başlamıştır. 1720 yılı müdevver ve avarız defterlerinde görüldüğü üzere, nüfusu azalan veya boşalan köylere Evlad-ı Fatihan zümresinden aileler ile birlikte karma Müslüman nüfus yerleştirilmiştir. Bu iskân hareketi yalnız askerî amaçlı değil, aynı zamanda üretimi artırmak, vergi düzenini yeniden kurmak ve bölgedeki Osmanlı varlığını güçlendirmek amacı taşımaktadır.

Evlad-ı Fatihan olarak kaydedilen nüfus, Rumeli’nin fethinden itibaren bölgeye yerleştirilen Türk-yörük kökenli askerî ailelerin torunlarıdır. 18. yüzyılda bu zümre yeniden teşkilatlandırılmış ve nüfusu azalan köylere yerleştirilerek hem güvenlik hem de tarımsal üretim açısından bölgenin canlandırılması hedeflenmiştir. Bu süreçte bazı köyler tamamen Müslüman nüfus ağırlıklı hale gelirken, bazı köylerde ise yerli Hristiyan halk ile birlikte karma yerleşim düzeni oluşmuştur.

1720 kayıtları, Karacaova ve çevresinde köy sayısının ve hane miktarının arttığını, özellikle Yenice-i Vardar ve Karacaabad hattında nüfusun yeniden toparlanma sürecine girdiğini göstermektedir. Böylece 16. yüzyılda nüfus kaybı yaşayan yerleşimlerin önemli bir bölümü 18. yüzyıl başlarında Evlad-ı Fatihan ve Müslüman iskânı ile yeniden canlanmış, bölgenin demografik yapısı belirgin biçimde değişmiştir. Bu dönüşüm, Karacaova’nın yalnızca coğrafi bir bölge adı değil, aynı zamanda yeniden yapılandırılmış bir iskân ve idari düzenin merkezi haline geldiğini ortaya koymaktadır.


1600’lü yıllarda Yenice-i Vardar ve Karacaova bölgesinde yerli Hristiyan nüfusun azalmasının temel nedeni doğrudan savaş değil, savaşların oluşturduğu ekonomik ve güvenlik baskısıdır.

1593-1606 Osmanlı-Avusturya (Uzun Türk) savaşları sırasında bölgeden yoğun asker ve zahire sevkiyatı yapılmış, köyler ağır vergi ve iaşe yükü altında kalmıştır.

1600-1620 arasında salgın hastalıklar ve kıtlık Balkanlar’da nüfusu ciddi biçimde düşürmüştür.

1683-1699 Osmanlı-Avusturya savaşları ve ardından gelen karışıklık döneminde bazı köyler kısmen boşalmış, göçler artmıştır.

Bu süreç sonucunda Yenice-Vardar ve Karacaova köylerinde 17. yüzyıl boyunca hane sayısı azalmış, bazı köyler küçülmüş veya geçici olarak zayıflamıştır.

18. yüzyıl başında ise boşalan ve nüfusu azalan köylere Evlad-ı Fatihan ve Müslüman iskânı yapılarak yerleşim düzeni yeniden güçlendirilmiştir.


1530

Yenice-i Vardar: 40 köy

Vodina: 32 köy

Olivir (Karacaova): 24 köy

Toplam: 96 köy

1720 (Yenice-i Vardar – Vodina – Karacaabad)

Toplam köy: 146

Evlad-ı Fâtihan kayıtlı köy: 51

Karacaova (Karacaabad): 18 köy

Karacaova köylerinin 14’ü Evlad-ı Fâtihan kayıtlıdır

1530–1720 arası köy artışı: +50 köy

7 Şubat 2026 Cumartesi







Balıkesir’den gelen Karacaovalı 230 hanenin Kemerburgaz’da iskân edildiğini gösteren resmî devlet kaydıdır.
Anlamı:
1924 nüfus mübadelesi ve sonrasındaki yerleştirme politikası kapsamında, Rumeli/Karacaova kökenli muhacirlerin bir kısmı önce Balıkesir’e alınmış, ardından Kemerburgaz’a toplu yerleştirme yapılmıştır. Bu belge o sevkiyat ve yerleşimin resmî kaydıdır.
Teknik bilgiler:
Kurum: İskân Müdürlüğü (Cumhuriyet Hükümeti)
Fon: 272-0-0-11 / İskân
Tarih: 27 Ekim 1924
Konu: Karacaova muhacirlerinin yerleştirilmesi
Yer: Kemerburgaz
Hane sayısı: 230 (yaklaşık 900–1200 kişi demektir)
#rumeli
#mübadele 
#mübadil 
#Kemerburgaz 
#Balıkesir


 

 

2 Şubat 2026 Pazartesi

 7 Ocak 1930 tarihi itibarıyla

İstanbul ve kazalarına yerleştirilen mübadil ve muhacirler

Cumhuriyet arşiv kayıtlarına göre, 7 Ocak 1930 tarihinde İstanbul vilayeti ve kazalarına yerleştirilen mübadil ve muhacirlerin sayısı aşağıdaki gibidir:

İstanbul Merkez Kazası:

Kadın 6.941 – Erkek 8.370 – Toplam 15.311

Beyoğlu:

Kadın 4.710 – Erkek 5.528 – Toplam 10.238

Üsküdar:

Kadın 4.117 – Erkek 1.463 – Toplam 2.574

Adalar:

Kadın 43 – Erkek 53 – Toplam 96

Bakırköy:

Kadın 1.300 – Erkek 1.161 – Toplam 2.461

Çatalca:

Kadın 6.546 – Erkek 6.911 – Toplam 13.427

Şile:

Kadın 16 – Erkek 29 – Toplam 45

Kartal:

Kadın 2.196 – Erkek 2.163 – Toplam 4.359

Beykoz:

Kadın 250 – Erkek 308 – Toplam 558

Silivri:

Kadın 1.209 – Erkek 8.073 – Toplam 9.282

Genel toplam:

Kadın 24.292 – Erkek 34.054 – Toplam 58.346 kişi.

Bu rakamlar, mübadele ve Balkan göçleri sonrası İstanbul’da kalıcı olarak nüfusa dâhil edilen mübadil ve muhacirleri göstermektedir. 1930 yılı itibarıyla bu kişiler artık geçici iskân kapsamında değil, İstanbul nüfusunun bir parçası olarak kabul edilmiştir.

1927 ve 1935 genel nüfus sayımları birlikte değerlendirildiğinde, 1930 yılı itibarıyla İstanbul’un nüfusu yaklaşık 780.000 kişi olarak kabul edilmektedir. Buna göre, İstanbul’a yerleştirilen 58.346 mübadil ve muhacir, toplam nüfusun yaklaşık yüzde 7–8’ini oluşturmaktadır.

Kaynak:

Cumhurbaşkanlığı Devlet Arşivleri

272-0-0-11 / İskân

07.01.1930


Hüsnü Yazıcı

Bağımsız araştırmacı yazar


#rumeli

#balkan

#mübadil

#mübadele

#iskan







1 Şubat 2026 Pazar

 1924 tarihli bu belge, kasabalarda terk edilmiş evler bulunmasına rağmen bu evlerin asker ve bazı memurların ileri gelenleri tarafından işgal edildiğini ortaya koyuyor. Bu nedenle mübadeleyle gelen muhacirler barınacak yer bulamıyor, cami köşelerinde kalmak zorunda bırakılıyor. Devlet, yaşanan bu açık adaletsizliği tespit ederek işgal edilen terk evlerin muhacirlere verilmesini istiyor. Bu kayıt, mübadele sonrası dönemde muhacirlerin nasıl bir barınma kriziyle karşı karşıya kaldığını ve yerel düzeydeki keyfî uygulamaları açık biçimde göstermektedir.




 


Mübadele resmen 1923 Lozan Anlaşması ile yapıldı.

Ama sistem o tarihte kurulmadı.

19 Ocak 1916 tarihli İSKAN belgesi, devletin mülkiyet ve iskân politikasını çok daha önce belirlediğini gösteriyor.

Bu belgede, geldiği yerde mal bırakanlarla, herhangi bir karşılığı olmayan göçmenler ayrı statüde değerlendiriliyor.

Devlet şunu net koyuyor:

Mal bırakanlar karşılık esaslı, diğerleri ise yardım esaslı iskân edilir.

Özetle:

1916’da kural kondu

1923’te uluslararası anlaşmayla uygulandı

Mübadele ani bir karar değil, önceden hazırlanmış bir devlet politikasıdır.

Belgeli ✅

Kaynak: T.C. Devlet Arşivleri Başkanlığı – İSKAN Fonu

272-0-0-11 / 9-21-4 (19.01.19




16)

https://www.devletarsivleri.gov.tr

25 Ocak 2026 Pazar

Mübadele kapanış belgesi


 



1923 Lozan Antlaşması uyarınca yürütülen Türk-Yunan Nüfus Mübadelesi,

Milletler Cemiyeti gözetiminde faaliyet gösteren Karma Mübadele Komisyonu

tarafından tamamlanmıştır.

Bu belgede, 19 Ekim 1934’te İstanbul’da imzalanan nihai raporun

2 Ocak 1935’te Cenevre’de Konsey’e sunulduğu

ve tüm üye devletlere resmen gönderildiği kayıt altına alınmaktadır.

Belge, mübadelenin uluslararası hukuk bakımından resmen kapandığını göstermektedir.

Mübadele resmi karar







Açıklama Metni:
Mübadele, yalnızca insanların yer değiştirmesi değil; mal ve mülkün de devletler arasında kayıt altına alınarak tasfiye edilmesidir.
Lozan Antlaşması uyarınca, Yunanistan’da kalan Müslüman Türk nüfus, ata topraklarında bıraktıkları taşınır ve taşınmaz mallarıyla birlikte mübadele kapsamına alınmıştır. Bu mallar, mübadele komisyonları tarafından tespit ve kayıt altına alınmış, karşılığında Türkiye’de iskân edilecekleri yerler devlet kararıyla belirlenmiştir.
Bu süreç, bireysel tercihlerle değil; uluslararası antlaşma ve uygulama yönetmelikleriyle yürütülmüş, mübadeleye tâbi nüfusun yerleştirilmesi hukukî ve idarî esaslara bağlanmıştır.
Bağımsız araştırmacı yazar Hüsnü Yazıcı


 


 

18 Ocak 2026 Pazar

Dinî çevrelerin karşı çıktığı uygulamaların TAM LİSTESİ


Dinî çevrelerin karşı çıktığı uygulamaların TAM LİSTESİ

1) Türkçe ezan, Türkçe hutbe, Türkçe dua

→ Gerekçe: “Arapça kutsaldır”

→ Gerçek: Ayet yok, zorunluluk yok

2) Şapka Kanunu

→ Gerekçe: “Gavur işi”, “secde olmaz”

→ Gerçek: Başlık din değildir

3) Kıyafet devrimi (sarık–cübbe sınırlandırması)

→ Gerekçe: “Sünnet elden gidiyor”

→ Gerçek: Kıyafet örftür

4) Tekke ve zaviyelerin kapatılması

→ Gerekçe: “İrşat engelleniyor”

→ Gerçek: Örgütlü dinî güç dağıtıldı

5) Tarikatların yasaklanması

→ Gerekçe: “Tasavvuf bitiyor”

→ Gerçek: Devlet içinde paralel yapı istemedi

6) Medreselerin kapatılması

→ Gerekçe: “Din eğitimi yok ediliyor”

→ Gerçek: Eğitim birleştirildi, denetime alındı

7) Tevhid-i Tedrisat (Eğitim Birliği)

→ Gerekçe: “Din elden gidiyor”

→ Gerçek: Çift başlı eğitim bitti

8) Laiklik ilkesinin kabulü

→ Gerekçe: “Devlet dinsizleşiyor”

→ Gerçek: Devlet mezhepsizleşti

9) Latin alfabesine geçiş

→ Gerekçe: “Kur’an okunamaz”

→ Gerçek: Kur’an dili Arapça, alfabe değil

10) Ayasofya’nın müze yapılması

→ Gerekçe: “Fetih ruhu”

→ Gerçek: Dini zorunluluk yok, sembol meselesi

11) Türbelerin kapatılması

→ Gerekçe: “Evliya düşmanlığı”

→ Gerçek: Hurafe ve aracılık sona erdi

12) Evliya, keramet, yatır kültünün sınırlandırılması

→ Gerekçe: “Maneviyat bitiyor”

→ Gerçek: Din–hurafe ayrıldı

13) Kadınların kamusal hayata girmesi

→ (okul, iş, meclis, sahne)

→ Gerekçe: “Fitne”

→ Gerçek: Toplumsal rol değişti

14) Karma eğitim

→ Gerekçe: “Ahlak bozulur”

→ Gerçek: Pedagojik tercih

15) Kadınlara seçme–seçilme hakkı

→ Gerekçe: “Kadın yönetemez”

→ Gerçek: Dinde yasak yok

16) Soyadı Kanunu

→ Gerekçe: “Atalar siliniyor”

→ Gerçek: Ağa–şeyh hiyerarşisi çöktü

17) Unvanların kaldırılması (ağa, şeyh, hafız vb.)

→ Gerekçe: “İtibar gidiyor”

→ Gerçek: Kişisel ayrıcalık bitti

18) Mezarlık ve defin düzenlemeleri

→ Gerekçe: “Gelenek bozuluyor”

→ Gerçek: Kamu düzeni

19) Miladî takvim, saat ve ölçü birimleri

→ Gerekçe: “Gelenek”

→ Gerçek: Modernleşme

20) Hukukun şeriat yerine laik esaslara bağlanması

→ Gerekçe: “Allah’ın hükmü”

→ Gerçek: Devlet hukuku evrenselleşti

21) Ceza hukukunun dinden ayrılması

→ Gerekçe: “Hadler uygulanmalı”

→ Gerçek: Çağdaş hukuk

22) Nikâhın resmîleşmesi

→ Gerekçe: “İmam nikâhı yeter”

→ Gerçek: Kadın ve çocuk güvencesi

23) Din adamlığının devlet denetimine alınması (Diyanet)

→ Gerekçe: “Devlet dine karışıyor”

→ Gerçek: Keyfî fetva bitti

24) Ramazan, ibadet ve dinin kamusal zorunluluk olmaktan çıkarılması

→ Gerekçe: “Toplum bozulur”

→ Gerçek: İnanç bireyselleşti

25) Bilimsel eğitim (evrim, fen, tıp)

→ Gerekçe: “Dine aykırı”

→ Gerçek: Bilim alanı ayrıldı

26) Müzik, heykel, resim

→ Gerekçe: “Haram”

→ Gerçek: Sanat yasak değil

27) Tiyatro, sinema, sahne sanatları

→ Gerekçe: “Günah”

→ Gerçek: Ahlak–sanat ayrımı

28) Bayram, tören ve millî semboller

→ Gerekçe: “Bidat”

→ Gerçek: Ulus-devlet inşası

29) Fes, sarık, cübbe dışında kıyafetler

→ Gerekçe: “Taklit”

→ Gerçek: Örf değişir

30) Akıl, eleştiri ve sorgulamanın teşviki

→ Gerekçe: “İman zayıflar”

→ Gerçek: İnanç körlük değildir

TEK CÜMLELİK SONUÇ

Bu itirazların hiçbiri doğrudan ayet zorunluluğuna dayanmaz.

Ortak payda şudur:

Din, inanç alanı olmaktan çıkıp güç ve denetim aracına dönüşünce; modernleşme tehdit gibi algılandı.

Bu tabloyu mümkün kılan siyasal irade Mustafa Kemal Atatürk döneminde netleşti.

Karşı çıkışın hedefi reformlar değil, kaybedilen ayrıcalıklardı.


4 Ocak 2026 Pazar

GENETİK TÜRK” – “KÜLTÜREL TÜRK” MESELESİ

 “GENETİK TÜRK” – “KÜLTÜREL TÜRK” MESELESİ

Türklerin genetik yapısının karma olduğu doğrudur. Ancak bu durum yalnızca Türklere özgü değildir. Tarih boyunca geniş coğrafyalara yayılan, göç eden, savaşan, yerleşen ve farklı toplumlarla temas kuran hiçbir halk biyolojik olarak saf kalmamıştır. Bugün dünyada genetik açıdan homojen kabul edilen tek bir millet yoktur.

Genetik karışım, Türk kimliğini zayıflatmaz. Aksine Türk tarihinin doğal sonucudur. Çünkü Türk kimliği hiçbir zaman yalnızca kan bağı üzerinden tanımlanmamıştır. Türk olmak, DNA oranıyla ölçülen bir aidiyet değil; dil, kültür, tarih ve devlet bilinciyle oluşan ortak bir kimliktir.

Tarih boyunca kurulan Türk devletlerinde resmî ve hâkim dil Türkçe olmuştur. Ancak bu, o devletlerin yalnızca etnik olarak Türklerden oluştuğu anlamına gelmez. Türk devlet geleneğinde esas olan, yöneten unsurun Türk olması ve devletin Türk töresiyle idare edilmesidir. Devletin bünyesinde yer alan farklı kökenlerden topluluklar, Türkçe konuşarak, Türk hukukuna ve kültürüne dâhil olarak zamanla Türk kimliği içinde yer almıştır. Bu durum, Türk devletlerinin kapsayıcı ve dönüştürücü yapısının doğal sonucudur.

Bu nedenle “Türk devleti” kavramı, yalnızca etnik bir tanımı değil; siyasal ve kültürel bir kimliği ifade eder. Türkçe konuşmak, Türk devlet düzeni içinde yaşamak ve bu düzeni benimsemek, tarih boyunca Türk kimliğinin temel belirleyicilerinden biri olmuştur.

“Gerçek Türk yoktur” iddiası bilimsel değil, ideolojiktir. Modern ulusların tamamı uzun etnik oluşum süreçlerinin ürünüdür. Türkler de bu kuralın dışındadır denemez. Farklı kökenlerden gelen topluluklar, yüzyıllar boyunca Türk dili ve kültürü etrafında birleşmiş, ortak bir tarihsel bilinç oluşturmuştur.

Türk tarihini ayakta tutan unsur genetik benzerlik değil; töre, devlet geleneği ve siyasal aidiyettir. Bu unsurları benimseyen herkes, tarih boyunca Türk toplumunun parçası olmuştur. Bu nedenle genetik farklılık, bir zayıflık değil; Türklerin tarihsel yayılımının ve dönüştürücü gücünün göstergesidir.

Türkiye Cumhuriyeti açısından bakıldığında ise mesele nettir. Cumhuriyet, etnik köken ya da inanç üzerine değil, ulusal kimlik üzerine kurulmuştur. Bu topraklarda yaşayan, bu devleti ayakta tutan ve geleceğine sahip çıkan herkes Türk’tür.

Türk olmak bir kan meselesi değil, bilinç meselesidir.

Genetik değişir, kültür kalır.

Devletler yıkılır, gelenek devam eder.

2 Ocak 2026 Cuma

Tarihçilere güvenmiyorum diyenlere

 Tarihçilere güvenmiyorum, yeni tarih yazalım” diyenlere basit bir soru soruyorum: Arşivlere inanmıyorsan neye inanıyorsun? Osmanlı arşivleri padişahlar döneminde tutuldu, Cumhuriyet tarihi ise yerli ve yabancı resmî belgelere dayanarak yazıldı. Bu kayıtların tamamını reddedersen sadece Cumhuriyet’i değil, Osmanlı’yı da inkâr etmiş olursun. O zaman Fatih Sultan Mehmed’in İstanbul’u fethettiğine, Osmanlı’nın üç kıtaya hükmettiğine de inanmıyorsun demektir. Tarih inanç meselesi değildir; belgeyle yazılır. Belgeyi reddeden tarih yazmaz, masal anlatır.

25 Aralık 2025 Perşembe

Karacaova Gustulüp köyü camii 1714 yılıp köyü Camii









Selanik sancağı 
Evladı Fatihan Kayıtlarında Yer Alan Mübadil Köy
Karacaabad/Karacaova Gustulüp köyü

Yer: Gastelip (Göstelip ?)
Bölge: Yenice Vardar
Yapı: Cami / Mescit
Durum: Mescit harap olmağa
Kayıt Tarihi: 1714
Sıra no 69
Yapım Tarihi (tahmini):
Osmanlı taşra yerleşimlerinde cami–mescit kayıtlarının çoğu, yapımdan 20–50 yıl sonra tutulmuştur. Bu nedenle yapının yaklaşık 1660–1690 yılları arasında inşa edilmiş olması makul bir tarih aralığıdır.
Tahmini yaşı:
Kayıt tarihine göre: ≈ 310 yıl
Yapım tarihine göre: ≈ 335–365 yıl
Kaynak:
Halit ÇAL, DergiPark’ta yayımlanan Osmanlı dönemi cami, mescit ve vakıf kayıtlarını içeren akademik tablo.

1714 tarihli kayda göre Göstelüp adlı köyde bulunan mescidin imamı Veli, görevini gerektiği gibi yerine getirmemiştir. İmamın hizmetini ihmal etmesi nedeniyle mescit sahipsiz kalmış ve harap duruma düşmüştür. Bu durum üzerine Veli görevden alınmış, yerine Ali Halife’nin atanmasının uygun olduğu belirtilmiştir. Kadı naibi Osman’ın arzı doğrultusunda Ali Halife’ye berat verilmesi talep edilmiş ve bu atamanın yapılması emredilmiştir. Bu kayıt, Göstelüp’te faal bir mescidin bulunduğunu, imamlık görevinin devlet tarafından denetlendiğini ve görev ihmali durumunda doğrudan müdahale edildiğini göstermektedir.
Belge
Kaynak: DergiPark’ta yayımlanan 1714 tarihli Osmanlı vakıf ve berat defteri kayıtları.

Bağımsız Araştırmacı Yazar
Hüsnü Yazıcı

#karacaabad #karacaova #gustülüp #mübadele #mübadil rumeli lozan konstantia edessa

GUSTULÜP KÖYÜ (Gostolob / Konstantia)
Gustulüp Köyü, Osmanlı döneminde Gostolob adıyla anılmakta olup günümüzde Konstantia olarak bilinmektedir. Köy, Osmanlı İmparatorluğu döneminde Selanik Vilayeti’ne bağlı Vodina Kazası sınırları içinde yer almış, tarihî ve kültürel yapısıyla bölgenin dikkat çeken yerleşimlerinden biri olmuştur.
Osmanlı döneminde Gustulüp Köyü’nde ipek böcekçiliği, tarım ve hayvancılık başlıca geçim kaynakları arasında yer almıştır. Köyde bu dönemde iki cami, bir mescit ve üç su değirmeni bulunduğu kayıtlarca sabittir. Haftada bir kurulan pazar, köyün sosyal ve ekonomik hayatında önemli bir rol oynamıştır.
Mimari açıdan Gustulüp; geniş bahçeler içinde yer alan iki katlı büyük evleri, yüksek taş duvarları ve geniş sokakları ile öne çıkmaktaydı. Köyün içinden geçen dere, çevresindeki tarihi çınar ağaçları ve verimli ovalar, yerleşimin doğal zenginliklerini oluşturmaktaydı.
Osmanlı Arşiv Kayıtları (1568)
1568 tarihli Osmanlı kayıtlarında köy şu şekilde geçmektedir:
Karye-i Gostolob, an-ı zeamet-i müşarun ileyh İbrahim, tâbi-i Yenice-i Vardar.
Kayıtlarda köy ve çevresinde yer alan çiftlikler ve mülkiyet durumu ayrıntılı biçimde belirtilmiştir:
Çiftlik-i Hasan – merd-i timar
Çiftlik-i Hamza – haliya deryed-i Hüseyin veled-i O (bir çift)
Çiftlik-i Hacı Cafer – nim (yarım çiftlik)
Mahmud veled-i İlyas – nim
Mahmud veled-i Hasan – nim
Bu kayıtlar, Osmanlı timar sistemi, toprak mülkiyeti ve kırsal ekonomik yapı hakkında önemli bilgiler sunmaktadır. “Haliya deryed” ifadesi, geniş tarım arazilerini; “nim” ise yarım çiftlikleri ifade etmektedir.
Nüfus ve Hane Kayıtları (1683)
1683 tarihli Selanik Sancağı kayıtlarına göre, Karacaova bölgesindeki Gostolob Köyü’nde 23 Müslüman Türk hanesi bulunmaktadır. Kaydedilen haneler ve çiftlikler arasında şunlar yer almaktadır:
Hasan Bey Çiftliği
Mehmed Ahmed bin Mustafa
Mehmed bin İbrahim
İsmail bin Mehmed
Ali bin Veli
Veli bin Cafer
Sefer
Mustafa bin Hüseyin
Ahmed
Abdulbaki bin Hamza
Ali bin İbrahim
(ve diğer kayıtlı haneler)
Bu bilgiler, köyün 17. yüzyılda Müslüman Türk nüfus ağırlıklı, yerleşik ve üretime dayalı bir yapıya sahip olduğunu göstermektedir.
Mübadele ve Sonrası
1924 Mübadelesi ile birlikte Gustulüp Köyü’ndeki Türk nüfus Anadolu’ya göç etmek zorunda kalmıştır. Köyde geriye, Türkler tarafından inşa edilmiş çeşmeler, eski evler ve tarihi çınar ağaçları gibi kültürel miras unsurları kalmıştır. Mübadele sonrası köye yerleşen Rum nüfus tarafından 1930 yılında bir kilise inşa edilmiş, köyün adı ise 1925 yılında Konstantia olarak değiştirilmiştir.

Bağımsız Araştırmacı Yazar Hüsnü Yazıcı
 


 

23 Aralık 2025 Salı

PERAKENDE İŞYERİ AYLIK ve YILLIK SABİT / DEĞİŞKEN GİDERLER**

 #Deprem #sarıyer


**PERAKENDE İŞYERİ

AYLIK ve YILLIK SABİT / DEĞİŞKEN GİDERLER**

Aylık Giderler

Elektrik

Su

Telefon

İnternet

Personel maaşı

SGK (SSK)

Bağ-Kur

Muhasebe ücreti

Kira

KDV

Stopaj

Geçici (Peşin) Vergi

POS komisyonları

Banka hesap işletim / EFT – Havale giderleri

Poşet bedeli

Temizlik malzemeleri

Kırtasiye

Güvenlik / kamera sistemi (varsa)

Yazarkasa POS bakım gideri

Yıllık Giderler

Motorlu Taşıtlar Vergisi (Araç – senede 2 taksit)

Araç sigortası

Araç muayenesi (2 yılda bir ama fiilen gider)

Ticaret Odası aidatı

E-imza

Muhasebe / yazılım lisansları

Emlak vergisi

Çevre temizlik (çöp) vergisi

Terazi muayenesi

Yangın tüpü dolumu

İşyeri ruhsat harçları (yenileme / denetim)

Düzensiz ama Kaçınılmaz Giderler

Tamirat / bakım

Nakliye

Raf, dolap, ekipman yenileme

Elektrik–tesisat–su arızaları

Zayi / fire / son kullanma tarihi geçen ürünler

Hırsızlık – kırık – dökük zararları


PERAKENDE İŞYERİNDE GİZLİ GİDERLER

1. Fire ve Zayi

Son kullanma tarihi geçen ürün

Kırılan, dökülen, bozulmuş mal

Tartı farkları

👉 Kâğıt üstünde yok, kasadan gerçek para çıkar.

2. Fiyat Artışı Farkı

Malı pahalı alıp eski fiyattan satmak

Etiket güncellenene kadar oluşan kayıp

👉 Sessiz kâr erimesi.

3. POS Komisyonu + Vade

Banka komisyonu

Geç ödeme (blokaj)

👉 Satış var sanırsın, para ortada yoktur.

4. Zaman Kaybı (En Büyük Gizli Gider)

Banka, muhasebe, vergi dairesi işleri

Mal peşinde koşma

👉 Kimse yazmaz ama maaşsız çalışırsın.

5. Eksik veya Yanlış Fiyatlama

Maliyet hesabı yapılmadan konan etiket

“Sürüm olsun” diye zararına satış

👉 En tehlikelisi budur.

6. Personel Kaybı

Hatalı kasa işlemleri

Fazla iskonto

Dikkatsizlik

👉 Küçük gibi görünür, ay sonunda büyük çıkar.

7. Elektrik ve Enerji Kaçağı

Eski dolaplar

Kapısı açık kalan soğutucular

👉 Fatura şişer, sebebi anlaşılmaz.

8. İade Edilen Ürünler

Satıldı sanılır, geri gelir

Ambalaj bozulur, satılamaz

👉 Çift zarar.

9. Vergi Ceza ve Gecikme Faizleri

Bir gün geciken beyan

Küçük ihmal, büyük ceza

👉 Esnafı sessizce bitiren kalem.

10. Moral ve Motivasyon Kaybı

Yorgunluk

Dikkatsizlik

👉 Hata oranı artar, kâr düşer