HÜSNÜ YAZICI BİLGİ AMAÇLI YAZDIĞI KONULAR
Translate
20 Şubat 2026 Cuma
18 Şubat 2026 Çarşamba
Bahçeköy’e 1924 yılında mübadele ile Selanik Sancağı’ndan Türkler iskân edildi.
Gelen kurucu 80 aile içinden Bahçeköy’ün ilk muhtarı Ali Kıvanç oldu.
Lakabı “Aga Paşa” idi.
Bahçeköy Merkez Mahalle muhtarları:
Ali Kıvanç (Aga Paşa)
Mustafa Çetin (Müftü)
Hüseyin İpek
Osman Man
Kamil Tulum
İbrahim Gülsev
Fehmi Gürhanel
Hasan Güzel
Fethi Barlas
Süleyman Kasap
Abdül Gül
Mustafa Şen
Sadık Güney
İsmet Barlas
Salih Kavrazlı
Ali Gül
Muhittin Atmaca
Ayşe Çoban
Mehmet Sevinç
Unuttuğumuz veya yazamadığımız muhtar ismi varsa ekleyebilirsiniz.
Bağımsız Araştırmacı Yazar Hüsnü Yazıcı
#bahçeköy #sarıyer #bahçeköymuhtarlığı #bahçeköycamii #bahçeköyilkokulu
Mübadele sonrasında boşalan yerleşimlere devlet tarafından yerleştirilen muhacir aileler, bu köy ve kasabaların yeni dönem kurucu nüfusunu oluşturmuştur. İskân edilen aileler, yerleşim hayatını yeniden kurmuş; cami, mektep ve muhtarlık gibi temel idarî ve sosyal kurumların oluşmasına zemin hazırlamıştır. Köylerin sosyal düzeni, üretim yapısı ve idarî teşkilatı bu ilk yerleşen muhacir haneler tarafından şekillendirilmiştir.
Bazı yerleşimlerde mübadele öncesinden veya iskân sürecinde bulunan memurlar ise kurucu nüfus kapsamında değerlendirilmez. Devlet hizmeti nedeniyle görevli olarak bulunan bu kişiler, iskân edilen muhacir haneler arasında yer almamış, toprak ve hane tahsisi yapılan yerleşik nüfusun parçası sayılmamıştır. Bu nedenle mübadeleyle yerleştirilen aileler, bulundukları tüm bölgelerde yerleşimin kurucu aileleri olarak kabul edilir.
17 Şubat 2026 Salı
15 Şubat 2026 Pazar
RUMELİ BİLGİLERİ
YABANCI SEYYAHLAR
Rumeli’yi gezen yabancı seyyahların tuttuğu notlar, çoğu zaman masum bir gezi hatırası değildi. Yazılanlar; siyasi, askerî ve misyoner amaçlarla toplanan istihbarat niteliği taşıyordu. Köyler ve halklar, yerinde gözlemden çok, kendi devletlerinin çıkarlarına göre sınıflandırıldı ve kayda geçirildi. Bu nedenle seyyah metinleri, dönemin güç mücadelelerinden bağımsız ve tarafsız kaynaklar olarak değerlendirilmemelidir
HARİTALAR
Haritalar 19. yüzyıl sonu ve 20. yüzyıl başında hazırlanan Rumeli haritaları çoğunlukla bilimsel meraktan değil, toprak ve nüfuz mücadelesi için üretildi. Balkanlar’daki devletler ve büyük güçler, bir bölgeyi sahiplenebilmek için nüfus çoğunluğunu kendi milletlerinden göstermek istedi. Bu nedenle aynı köy farklı haritalarda farklı etnik kimlikle gösterildi; haritalar siyasî ve askerî iddiaların aracı olarak kullanıldı.
Bağımsız Araştırmacı Yazar Hüsnü Yazıcı
1923 Lozan Mübadelesi sonrasında Selanik’te bırakılan yüksek değerli mülkler ile Bahçeköy’de verilen sınırlı tarım araçları ve küçük bir ev arasında ciddi bir değer farkı oluştu. Mübadeleyle gelen aileler, bıraktıkları geniş topraklar ve varlıklı yaşamın yerine bir öküz, bir pulluk, 10 dönüm tarla ve az miktarda tohumla yeni bir hayata başlamak zorunda kaldı. Bu tablo, mübadelenin ekonomik dengesizliğini ve yeni hayata zor başlangıcı açık biçimde ortaya koymaktadır.
12 Şubat 2026 Perşembe
10 Şubat 2026 Salı
Selanik sancağına bağlı Karacaova (Moglena) bölgesi, Osmanlı fethinden önce de Türk varlığının görüldüğü bir sahaydı. XI. yüzyıl sonlarından itibaren Bizans kaynakları, bölgeye yerleştirilen Peçenek ve ardından gelen Kuman topluluklarını kaydeder.
1091 Lebunion (Enez/Edirne) Savaşı’nda Bizans’a yenilen Peçeneklerin sağ kalanları imparator Aleksios Komnenos tarafından Moglena (Karacaova) bölgesine aileleriyle birlikte yerleştirildi. Bu yerleştirme askerî iskân niteliğindeydi. Peçenekler Bizans hizmetine alınarak süvari ve sınır askeri olarak kullanıldı; aynı zamanda çiftçi-yerleşik nüfus haline getirildi. Bizans tarihçisi Ioannes Zonaras, Lebunion yenilgisi sonrası kurtulan Peçeneklerin Moglena’ya yerleştirildiğini ve sonradan Bizans ordusunda görev aldıklarını yazar.
Türk konargöçer varlığı XII. yüzyılda da devam etti. İmparator Andronikos I Komnenos’un 1184 tarihli Lavra (Büyük Lavra Manastırı) prostaxis belgesi, Kumanların Moglena ve çevresindeki manastıra ait yaylaklarda hayvan otlattığını ve vergi verdiğini kaydeder. Bu kayıt, Kumanların Bizans’a bağlı, yerleşik ve kayıtlı bir topluluk olarak Karacaova sahasında bulunduğunu gösterir.
Belgeli ✅
Kaynak: Ortaçağ Araştırmaları Dergisi 2022, s.499; Ioannes Zonaras; 1184 Lavra prostaxis belgesi.
Peçenekler Lebunion Savaşı’nda hezimete uğratıldılar. Zonaras’a göre
kurtulanlar Moglena’ya yerleştirildiler [25, s. 303–304] ve sonraları Bizans
ordusunda süvari olarak görev aldılar. Peçenekler Birinci Haçlı Seferi
sırasında Haçlıları takip etmek ve Haçlı ordularının kırsal bölgeleri
yağmalamalarını önlemekle görevlendirildiler [48, s. 18–19]. 1122’de
Moglena (karacaova) ve Lavra Belgesi (1184) İmparator Andronikos I Komnenos’un 1184 tarihli prostaxis belgesi, Kumanların Büyük Lavra Manastırı’na ait yaylaklarda hayvanlarını otlattığını ve vergi ödediğini kaydeder.
1184 tarihli Lavra prostaxis belgesi, Moglena (Karacaova) bölgesinde Kumanların yerleşik ve vergiye bağlı bir topluluk olarak bulunduğunu açıkça göstermektedir.
İmparator Andronikos I Komnenos dönemine ait bu belgede, Kumanların Büyük Lavra Manastırı’na ait yaylak ve mera alanlarında hayvan otlattıkları ve “pakton” vergisi ödedikleri kayıtlıdır.
Bu kayıt, Karacaova’da Osmanlı’dan önce Türk varlığının yerleşik, kayıtlı ve Bizans idaresi altında bulunduğunu kesin olarak ortaya koymaktadır.
Kaynak: Actes de Lavra I, no.66 (1184); Mark C. Bartusis, 2012.
8 Şubat 2026 Pazar
1720 yılına gelindiğinde bölgenin idari yapısında belirgin bir değişim görülür. 16. yüzyılda tahrir defterlerinde ayrı bir kaza ve yerleşim alanı olarak görülen Olivir adı, 18. yüzyıl başlarında kaybolur ve yerini Karacaova bölge adı alır. Bu dönemde Karacaova, idari olarak Karacaabad kazası içinde değerlendirilir ve kayıtlar bu yeni düzen üzerinden tutulur. Böylece Olivir’e bağlı köyler de Karacaabad ve Yenice-i Vardar idari sistemi içinde yeniden sınıflandırılır.
1600’lü yılların başlarında savaşlar, salgınlar ve ekonomik zorluklar sebebiyle Rumeli’nin birçok köyünde yerel hiristiyan nüfus azalmış, bazı köyler kısmen boşalmıştır. 17. yüzyıl sonlarından itibaren Osmanlı idaresi bu durumu dengelemek amacıyla yeniden iskân politikası uygulamaya başlamıştır. 1720 yılı müdevver ve avarız defterlerinde görüldüğü üzere, nüfusu azalan veya boşalan köylere Evlad-ı Fatihan zümresinden aileler ile birlikte karma Müslüman nüfus yerleştirilmiştir. Bu iskân hareketi yalnız askerî amaçlı değil, aynı zamanda üretimi artırmak, vergi düzenini yeniden kurmak ve bölgedeki Osmanlı varlığını güçlendirmek amacı taşımaktadır.
Evlad-ı Fatihan olarak kaydedilen nüfus, Rumeli’nin fethinden itibaren bölgeye yerleştirilen Türk-yörük kökenli askerî ailelerin torunlarıdır. 18. yüzyılda bu zümre yeniden teşkilatlandırılmış ve nüfusu azalan köylere yerleştirilerek hem güvenlik hem de tarımsal üretim açısından bölgenin canlandırılması hedeflenmiştir. Bu süreçte bazı köyler tamamen Müslüman nüfus ağırlıklı hale gelirken, bazı köylerde ise yerli Hristiyan halk ile birlikte karma yerleşim düzeni oluşmuştur.
1720 kayıtları, Karacaova ve çevresinde köy sayısının ve hane miktarının arttığını, özellikle Yenice-i Vardar ve Karacaabad hattında nüfusun yeniden toparlanma sürecine girdiğini göstermektedir. Böylece 16. yüzyılda nüfus kaybı yaşayan yerleşimlerin önemli bir bölümü 18. yüzyıl başlarında Evlad-ı Fatihan ve Müslüman iskânı ile yeniden canlanmış, bölgenin demografik yapısı belirgin biçimde değişmiştir. Bu dönüşüm, Karacaova’nın yalnızca coğrafi bir bölge adı değil, aynı zamanda yeniden yapılandırılmış bir iskân ve idari düzenin merkezi haline geldiğini ortaya koymaktadır.
1600’lü yıllarda Yenice-i Vardar ve Karacaova bölgesinde yerli Hristiyan nüfusun azalmasının temel nedeni doğrudan savaş değil, savaşların oluşturduğu ekonomik ve güvenlik baskısıdır.
1593-1606 Osmanlı-Avusturya (Uzun Türk) savaşları sırasında bölgeden yoğun asker ve zahire sevkiyatı yapılmış, köyler ağır vergi ve iaşe yükü altında kalmıştır.
1600-1620 arasında salgın hastalıklar ve kıtlık Balkanlar’da nüfusu ciddi biçimde düşürmüştür.
1683-1699 Osmanlı-Avusturya savaşları ve ardından gelen karışıklık döneminde bazı köyler kısmen boşalmış, göçler artmıştır.
Bu süreç sonucunda Yenice-Vardar ve Karacaova köylerinde 17. yüzyıl boyunca hane sayısı azalmış, bazı köyler küçülmüş veya geçici olarak zayıflamıştır.
18. yüzyıl başında ise boşalan ve nüfusu azalan köylere Evlad-ı Fatihan ve Müslüman iskânı yapılarak yerleşim düzeni yeniden güçlendirilmiştir.
1530
Yenice-i Vardar: 40 köy
Vodina: 32 köy
Olivir (Karacaova): 24 köy
Toplam: 96 köy
1720 (Yenice-i Vardar – Vodina – Karacaabad)
Toplam köy: 146
Evlad-ı Fâtihan kayıtlı köy: 51
Karacaova (Karacaabad): 18 köy
Karacaova köylerinin 14’ü Evlad-ı Fâtihan kayıtlıdır
1530–1720 arası köy artışı: +50 köy
7 Şubat 2026 Cumartesi
2 Şubat 2026 Pazartesi
7 Ocak 1930 tarihi itibarıyla
İstanbul ve kazalarına yerleştirilen mübadil ve muhacirler
Cumhuriyet arşiv kayıtlarına göre, 7 Ocak 1930 tarihinde İstanbul vilayeti ve kazalarına yerleştirilen mübadil ve muhacirlerin sayısı aşağıdaki gibidir:
İstanbul Merkez Kazası:
Kadın 6.941 – Erkek 8.370 – Toplam 15.311
Beyoğlu:
Kadın 4.710 – Erkek 5.528 – Toplam 10.238
Üsküdar:
Kadın 4.117 – Erkek 1.463 – Toplam 2.574
Adalar:
Kadın 43 – Erkek 53 – Toplam 96
Bakırköy:
Kadın 1.300 – Erkek 1.161 – Toplam 2.461
Çatalca:
Kadın 6.546 – Erkek 6.911 – Toplam 13.427
Şile:
Kadın 16 – Erkek 29 – Toplam 45
Kartal:
Kadın 2.196 – Erkek 2.163 – Toplam 4.359
Beykoz:
Kadın 250 – Erkek 308 – Toplam 558
Silivri:
Kadın 1.209 – Erkek 8.073 – Toplam 9.282
Genel toplam:
Kadın 24.292 – Erkek 34.054 – Toplam 58.346 kişi.
Bu rakamlar, mübadele ve Balkan göçleri sonrası İstanbul’da kalıcı olarak nüfusa dâhil edilen mübadil ve muhacirleri göstermektedir. 1930 yılı itibarıyla bu kişiler artık geçici iskân kapsamında değil, İstanbul nüfusunun bir parçası olarak kabul edilmiştir.
1927 ve 1935 genel nüfus sayımları birlikte değerlendirildiğinde, 1930 yılı itibarıyla İstanbul’un nüfusu yaklaşık 780.000 kişi olarak kabul edilmektedir. Buna göre, İstanbul’a yerleştirilen 58.346 mübadil ve muhacir, toplam nüfusun yaklaşık yüzde 7–8’ini oluşturmaktadır.
Kaynak:
Cumhurbaşkanlığı Devlet Arşivleri
272-0-0-11 / İskân
07.01.1930
Hüsnü Yazıcı
Bağımsız araştırmacı yazar
#rumeli
#balkan
#mübadil
#mübadele
#iskan
1 Şubat 2026 Pazar
1924 tarihli bu belge, kasabalarda terk edilmiş evler bulunmasına rağmen bu evlerin asker ve bazı memurların ileri gelenleri tarafından işgal edildiğini ortaya koyuyor. Bu nedenle mübadeleyle gelen muhacirler barınacak yer bulamıyor, cami köşelerinde kalmak zorunda bırakılıyor. Devlet, yaşanan bu açık adaletsizliği tespit ederek işgal edilen terk evlerin muhacirlere verilmesini istiyor. Bu kayıt, mübadele sonrası dönemde muhacirlerin nasıl bir barınma kriziyle karşı karşıya kaldığını ve yerel düzeydeki keyfî uygulamaları açık biçimde göstermektedir.
Mübadele resmen 1923 Lozan Anlaşması ile yapıldı.
Ama sistem o tarihte kurulmadı.
19 Ocak 1916 tarihli İSKAN belgesi, devletin mülkiyet ve iskân politikasını çok daha önce belirlediğini gösteriyor.
Bu belgede, geldiği yerde mal bırakanlarla, herhangi bir karşılığı olmayan göçmenler ayrı statüde değerlendiriliyor.
Devlet şunu net koyuyor:
Mal bırakanlar karşılık esaslı, diğerleri ise yardım esaslı iskân edilir.
Özetle:
1916’da kural kondu
1923’te uluslararası anlaşmayla uygulandı
Mübadele ani bir karar değil, önceden hazırlanmış bir devlet politikasıdır.
Belgeli ✅
Kaynak: T.C. Devlet Arşivleri Başkanlığı – İSKAN Fonu
272-0-0-11 / 9-21-4 (19.01.19
16)
https://www.devletarsivleri.gov.tr
25 Ocak 2026 Pazar
Mübadele kapanış belgesi
1923 Lozan Antlaşması uyarınca yürütülen Türk-Yunan Nüfus Mübadelesi,
Milletler Cemiyeti gözetiminde faaliyet gösteren Karma Mübadele Komisyonu
tarafından tamamlanmıştır.
Bu belgede, 19 Ekim 1934’te İstanbul’da imzalanan nihai raporun
2 Ocak 1935’te Cenevre’de Konsey’e sunulduğu
ve tüm üye devletlere resmen gönderildiği kayıt altına alınmaktadır.
Belge, mübadelenin uluslararası hukuk bakımından resmen kapandığını göstermektedir.
Mübadele resmi karar
18 Ocak 2026 Pazar
Dinî çevrelerin karşı çıktığı uygulamaların TAM LİSTESİ
Dinî çevrelerin karşı çıktığı uygulamaların TAM LİSTESİ
1) Türkçe ezan, Türkçe hutbe, Türkçe dua
→ Gerekçe: “Arapça kutsaldır”
→ Gerçek: Ayet yok, zorunluluk yok
2) Şapka Kanunu
→ Gerekçe: “Gavur işi”, “secde olmaz”
→ Gerçek: Başlık din değildir
3) Kıyafet devrimi (sarık–cübbe sınırlandırması)
→ Gerekçe: “Sünnet elden gidiyor”
→ Gerçek: Kıyafet örftür
4) Tekke ve zaviyelerin kapatılması
→ Gerekçe: “İrşat engelleniyor”
→ Gerçek: Örgütlü dinî güç dağıtıldı
5) Tarikatların yasaklanması
→ Gerekçe: “Tasavvuf bitiyor”
→ Gerçek: Devlet içinde paralel yapı istemedi
6) Medreselerin kapatılması
→ Gerekçe: “Din eğitimi yok ediliyor”
→ Gerçek: Eğitim birleştirildi, denetime alındı
7) Tevhid-i Tedrisat (Eğitim Birliği)
→ Gerekçe: “Din elden gidiyor”
→ Gerçek: Çift başlı eğitim bitti
8) Laiklik ilkesinin kabulü
→ Gerekçe: “Devlet dinsizleşiyor”
→ Gerçek: Devlet mezhepsizleşti
9) Latin alfabesine geçiş
→ Gerekçe: “Kur’an okunamaz”
→ Gerçek: Kur’an dili Arapça, alfabe değil
10) Ayasofya’nın müze yapılması
→ Gerekçe: “Fetih ruhu”
→ Gerçek: Dini zorunluluk yok, sembol meselesi
11) Türbelerin kapatılması
→ Gerekçe: “Evliya düşmanlığı”
→ Gerçek: Hurafe ve aracılık sona erdi
12) Evliya, keramet, yatır kültünün sınırlandırılması
→ Gerekçe: “Maneviyat bitiyor”
→ Gerçek: Din–hurafe ayrıldı
13) Kadınların kamusal hayata girmesi
→ (okul, iş, meclis, sahne)
→ Gerekçe: “Fitne”
→ Gerçek: Toplumsal rol değişti
14) Karma eğitim
→ Gerekçe: “Ahlak bozulur”
→ Gerçek: Pedagojik tercih
15) Kadınlara seçme–seçilme hakkı
→ Gerekçe: “Kadın yönetemez”
→ Gerçek: Dinde yasak yok
16) Soyadı Kanunu
→ Gerekçe: “Atalar siliniyor”
→ Gerçek: Ağa–şeyh hiyerarşisi çöktü
17) Unvanların kaldırılması (ağa, şeyh, hafız vb.)
→ Gerekçe: “İtibar gidiyor”
→ Gerçek: Kişisel ayrıcalık bitti
18) Mezarlık ve defin düzenlemeleri
→ Gerekçe: “Gelenek bozuluyor”
→ Gerçek: Kamu düzeni
19) Miladî takvim, saat ve ölçü birimleri
→ Gerekçe: “Gelenek”
→ Gerçek: Modernleşme
20) Hukukun şeriat yerine laik esaslara bağlanması
→ Gerekçe: “Allah’ın hükmü”
→ Gerçek: Devlet hukuku evrenselleşti
21) Ceza hukukunun dinden ayrılması
→ Gerekçe: “Hadler uygulanmalı”
→ Gerçek: Çağdaş hukuk
22) Nikâhın resmîleşmesi
→ Gerekçe: “İmam nikâhı yeter”
→ Gerçek: Kadın ve çocuk güvencesi
23) Din adamlığının devlet denetimine alınması (Diyanet)
→ Gerekçe: “Devlet dine karışıyor”
→ Gerçek: Keyfî fetva bitti
24) Ramazan, ibadet ve dinin kamusal zorunluluk olmaktan çıkarılması
→ Gerekçe: “Toplum bozulur”
→ Gerçek: İnanç bireyselleşti
25) Bilimsel eğitim (evrim, fen, tıp)
→ Gerekçe: “Dine aykırı”
→ Gerçek: Bilim alanı ayrıldı
26) Müzik, heykel, resim
→ Gerekçe: “Haram”
→ Gerçek: Sanat yasak değil
27) Tiyatro, sinema, sahne sanatları
→ Gerekçe: “Günah”
→ Gerçek: Ahlak–sanat ayrımı
28) Bayram, tören ve millî semboller
→ Gerekçe: “Bidat”
→ Gerçek: Ulus-devlet inşası
29) Fes, sarık, cübbe dışında kıyafetler
→ Gerekçe: “Taklit”
→ Gerçek: Örf değişir
30) Akıl, eleştiri ve sorgulamanın teşviki
→ Gerekçe: “İman zayıflar”
→ Gerçek: İnanç körlük değildir
TEK CÜMLELİK SONUÇ
Bu itirazların hiçbiri doğrudan ayet zorunluluğuna dayanmaz.
Ortak payda şudur:
Din, inanç alanı olmaktan çıkıp güç ve denetim aracına dönüşünce; modernleşme tehdit gibi algılandı.
Bu tabloyu mümkün kılan siyasal irade Mustafa Kemal Atatürk döneminde netleşti.
Karşı çıkışın hedefi reformlar değil, kaybedilen ayrıcalıklardı.
4 Ocak 2026 Pazar
GENETİK TÜRK” – “KÜLTÜREL TÜRK” MESELESİ
“GENETİK TÜRK” – “KÜLTÜREL TÜRK” MESELESİ
Türklerin genetik yapısının karma olduğu doğrudur. Ancak bu durum yalnızca Türklere özgü değildir. Tarih boyunca geniş coğrafyalara yayılan, göç eden, savaşan, yerleşen ve farklı toplumlarla temas kuran hiçbir halk biyolojik olarak saf kalmamıştır. Bugün dünyada genetik açıdan homojen kabul edilen tek bir millet yoktur.
Genetik karışım, Türk kimliğini zayıflatmaz. Aksine Türk tarihinin doğal sonucudur. Çünkü Türk kimliği hiçbir zaman yalnızca kan bağı üzerinden tanımlanmamıştır. Türk olmak, DNA oranıyla ölçülen bir aidiyet değil; dil, kültür, tarih ve devlet bilinciyle oluşan ortak bir kimliktir.
Tarih boyunca kurulan Türk devletlerinde resmî ve hâkim dil Türkçe olmuştur. Ancak bu, o devletlerin yalnızca etnik olarak Türklerden oluştuğu anlamına gelmez. Türk devlet geleneğinde esas olan, yöneten unsurun Türk olması ve devletin Türk töresiyle idare edilmesidir. Devletin bünyesinde yer alan farklı kökenlerden topluluklar, Türkçe konuşarak, Türk hukukuna ve kültürüne dâhil olarak zamanla Türk kimliği içinde yer almıştır. Bu durum, Türk devletlerinin kapsayıcı ve dönüştürücü yapısının doğal sonucudur.
Bu nedenle “Türk devleti” kavramı, yalnızca etnik bir tanımı değil; siyasal ve kültürel bir kimliği ifade eder. Türkçe konuşmak, Türk devlet düzeni içinde yaşamak ve bu düzeni benimsemek, tarih boyunca Türk kimliğinin temel belirleyicilerinden biri olmuştur.
“Gerçek Türk yoktur” iddiası bilimsel değil, ideolojiktir. Modern ulusların tamamı uzun etnik oluşum süreçlerinin ürünüdür. Türkler de bu kuralın dışındadır denemez. Farklı kökenlerden gelen topluluklar, yüzyıllar boyunca Türk dili ve kültürü etrafında birleşmiş, ortak bir tarihsel bilinç oluşturmuştur.
Türk tarihini ayakta tutan unsur genetik benzerlik değil; töre, devlet geleneği ve siyasal aidiyettir. Bu unsurları benimseyen herkes, tarih boyunca Türk toplumunun parçası olmuştur. Bu nedenle genetik farklılık, bir zayıflık değil; Türklerin tarihsel yayılımının ve dönüştürücü gücünün göstergesidir.
Türkiye Cumhuriyeti açısından bakıldığında ise mesele nettir. Cumhuriyet, etnik köken ya da inanç üzerine değil, ulusal kimlik üzerine kurulmuştur. Bu topraklarda yaşayan, bu devleti ayakta tutan ve geleceğine sahip çıkan herkes Türk’tür.
Türk olmak bir kan meselesi değil, bilinç meselesidir.
Genetik değişir, kültür kalır.
Devletler yıkılır, gelenek devam eder.
2 Ocak 2026 Cuma
Tarihçilere güvenmiyorum diyenlere
Tarihçilere güvenmiyorum, yeni tarih yazalım” diyenlere basit bir soru soruyorum: Arşivlere inanmıyorsan neye inanıyorsun? Osmanlı arşivleri padişahlar döneminde tutuldu, Cumhuriyet tarihi ise yerli ve yabancı resmî belgelere dayanarak yazıldı. Bu kayıtların tamamını reddedersen sadece Cumhuriyet’i değil, Osmanlı’yı da inkâr etmiş olursun. O zaman Fatih Sultan Mehmed’in İstanbul’u fethettiğine, Osmanlı’nın üç kıtaya hükmettiğine de inanmıyorsun demektir. Tarih inanç meselesi değildir; belgeyle yazılır. Belgeyi reddeden tarih yazmaz, masal anlatır.
25 Aralık 2025 Perşembe
Karacaova Gustulüp köyü camii 1714 yılıp köyü Camii
23 Aralık 2025 Salı
PERAKENDE İŞYERİ AYLIK ve YILLIK SABİT / DEĞİŞKEN GİDERLER**
#Deprem #sarıyer
**PERAKENDE İŞYERİ
AYLIK ve YILLIK SABİT / DEĞİŞKEN GİDERLER**
Aylık Giderler
Elektrik
Su
Telefon
İnternet
Personel maaşı
SGK (SSK)
Bağ-Kur
Muhasebe ücreti
Kira
KDV
Stopaj
Geçici (Peşin) Vergi
POS komisyonları
Banka hesap işletim / EFT – Havale giderleri
Poşet bedeli
Temizlik malzemeleri
Kırtasiye
Güvenlik / kamera sistemi (varsa)
Yazarkasa POS bakım gideri
Yıllık Giderler
Motorlu Taşıtlar Vergisi (Araç – senede 2 taksit)
Araç sigortası
Araç muayenesi (2 yılda bir ama fiilen gider)
Ticaret Odası aidatı
E-imza
Muhasebe / yazılım lisansları
Emlak vergisi
Çevre temizlik (çöp) vergisi
Terazi muayenesi
Yangın tüpü dolumu
İşyeri ruhsat harçları (yenileme / denetim)
Düzensiz ama Kaçınılmaz Giderler
Tamirat / bakım
Nakliye
Raf, dolap, ekipman yenileme
Elektrik–tesisat–su arızaları
Zayi / fire / son kullanma tarihi geçen ürünler
Hırsızlık – kırık – dökük zararları
PERAKENDE İŞYERİNDE GİZLİ GİDERLER
1. Fire ve Zayi
Son kullanma tarihi geçen ürün
Kırılan, dökülen, bozulmuş mal
Tartı farkları
👉 Kâğıt üstünde yok, kasadan gerçek para çıkar.
2. Fiyat Artışı Farkı
Malı pahalı alıp eski fiyattan satmak
Etiket güncellenene kadar oluşan kayıp
👉 Sessiz kâr erimesi.
3. POS Komisyonu + Vade
Banka komisyonu
Geç ödeme (blokaj)
👉 Satış var sanırsın, para ortada yoktur.
4. Zaman Kaybı (En Büyük Gizli Gider)
Banka, muhasebe, vergi dairesi işleri
Mal peşinde koşma
👉 Kimse yazmaz ama maaşsız çalışırsın.
5. Eksik veya Yanlış Fiyatlama
Maliyet hesabı yapılmadan konan etiket
“Sürüm olsun” diye zararına satış
👉 En tehlikelisi budur.
6. Personel Kaybı
Hatalı kasa işlemleri
Fazla iskonto
Dikkatsizlik
👉 Küçük gibi görünür, ay sonunda büyük çıkar.
7. Elektrik ve Enerji Kaçağı
Eski dolaplar
Kapısı açık kalan soğutucular
👉 Fatura şişer, sebebi anlaşılmaz.
8. İade Edilen Ürünler
Satıldı sanılır, geri gelir
Ambalaj bozulur, satılamaz
👉 Çift zarar.
9. Vergi Ceza ve Gecikme Faizleri
Bir gün geciken beyan
Küçük ihmal, büyük ceza
👉 Esnafı sessizce bitiren kalem.
10. Moral ve Motivasyon Kaybı
Yorgunluk
Dikkatsizlik
👉 Hata oranı artar, kâr düşer
18 Aralık 2025 Perşembe
17 Aralık 2025 Çarşamba
İsmar kuruluşu
İSMAR’ın kurucu üyelerinden biri olarak birkaç satır yazmak istedim.
İlk olarak kendi markalarımızla yerel marketçilik yaptık. Antalya’da Unilever firmasının düzenlediği toplantıya İstanbul’dan yaklaşık yirmi marketçi olarak katıldık. Çoğumuz birbirimizi ilk kez orada tanıdık. O toplantıda önemli bir karar aldık: Marketçiler bir araya gelmeliydi.
O dönemde yerel marketler hem büyük holding marketleriyle hem de belediyelerin tanzim satış mağazalarıyla rekabet etmek zorundaydı. Tek tek ayakta kalmak zordu. Bu nedenle önce dernekleşme yoluna gittik, ardından şirketleşerek bu birlikteliği kurumsal bir yapıya kavuşturduk.
İSMAR, yerel marketlerin ortak alım gücünü artırmak, kendi markalarını oluşturmak ve piyasa karşısında güçlü durabilmesini sağlamak amacıyla kuruldu. Marketçiliği bir yerde biz öğrendik, bir yerde de geliştirerek öğrettik. Yerel marketçiliğin de doğru organizasyonla başarılı olabileceğini fiilen gösterdik. Türkiye’de marketçiliğin yalnızca büyük sermayeye ait olmadığını ortaya koyduk.
Biz bu yola çıktığımızda bugünkü anlamda ulusal zincir marketler yoktu. Migros gibi holding marketlerine ve tanzim mağazalarına karşı yerel marketlerin varlığını koruması için mücadele ettik. Yerel marketçiliğin öncülüğünü yaptık. Bizden sonra ulusal zincirler yaygınlaştı.
Söz uçar, yazı kalır. Hafızalarda kalması için bunları yazıya dökmek istedim.
Yazıcı Market Sarıyer
Bağımsız Araştırmacı Yazar
Hüsnü Yazıcı
10 Aralık 2025 Çarşamba
Türk Kültürünün Derinliği: Töre, İnanç ve Sentez
🇹🇷 Türk Kültürünün Derinliği: Töre, İnanç ve Sentez
Türk kültürü, Orta Asya’nın Töre geleneği ile Anadolu-İslam medeniyetinin hikmet anlayışını birleştiren güçlü bir sentezdir. Bu kültür, etnik bir çerçevenin ötesine geçip geniş bir tarih ve coğrafya birikimini taşır.
I. Töre ve Karakterin Temel Yapısı
Türk kültürünün merkezinde yazısız ama bağlayıcı bir düzen olan Töre bulunur. Töre, dürüstlük, cesaret (alplik), adalet, misafirperverlik ve devlet bağlılığı gibi temel davranış kurallarını belirler. Bozkır yaşamının pratikliği, dayanışma zorunluluğu ve aile yapısı bu değerlerin oluşmasında etkili olmuştur.
Ordu-millet anlayışı: Savunma sorumluluğunun toplumun bütün bireylerine ait olduğu düşüncesi, güçlü bir güvenlik ve birlik bilinci yaratır.
Aile ve hiyerarşi: Büyüklerin sözünün dinlenmesi, bilge kişilere saygı gösterilmesi kültürel düzenin temelidir.
II. İnançların Sentezi ve Felsefi Miras
Eski Türk inançlarında Gök Tanrı, atalar kültü ve şamanizm önemli yer tutuyordu. 10. yüzyıldan itibaren İslamiyet’in kabulüyle bu inançlar tamamen yok olmadı; Anadolu’da İslam ile birlikte yeni bir uyum içinde yaşamaya devam etti.
Tasavvuf etkisi: Ahmet Yesevi’nin öğretileri, daha sonra Yunus Emre ve Mevlana’nın yaklaşımıyla birleşerek Anadolu’da güçlü bir hoşgörü ve insan merkezli düşünce geleneği oluşturdu.
Halk inançları: Nazar inancı, Hızır kültü, dilek ağaçları gibi kadim öğeler, İslami pratiklerle yan yana varlığını sürdürdü.
III. Sanatta Biçim ve Sembol Düzeni
Türk sanatının estetik dili, İslam’ın figüratif temsile mesafeli yaklaşımıyla birleşerek güçlü bir soyutlama geleneği ortaya çıkardı.
Mimari: Selçuklu ve Osmanlı mimarisi; kubbe, minare ve avlu düzeniyle hem işlevsel hem sembolik bir bütün oluşturur.
İnce sanatlar: Hat, tezhip, minyatür ve ebru; sabrı, tertibi ve estetik disiplini temsil eder. Halı ve çini desenleri (rumi, hatayi) evren düzenini ve sürekliliği ifade eden semboller taşır.
IV. Gündelik Hayat ve Ritüeller
Türk kültürü en çok gündelik yaşamda görünür. Ritüeller, toplumsal birlik duygusunun en güçlü taşıyıcılarıdır.
Misafirperverlik: Eve giren misafirin “Tanrı misafiri” olarak kabul edilmesi, kültürün temel davranış kodudur.
Yemek kültürü: Ortak sofra geleneği aile bağlarını güçlendirir. Çay ve Türk kahvesi sosyal iletişimin sembolüdür.
Toplumsal mekânlar: Köy odaları ve kahvehaneler, hafızanın aktarıldığı, sözlü kültürün canlı tutulduğu yerlerdir.
V. Modernleşme ve Cumhuriyet
Bu derin kültürel miras, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşuyla birlikte Atatürk’ün önderliğinde çağdaş bir çerçeveye taşınmış, geleneksel yapı ile modern devlet anlayışı arasında yeni bir denge kurulmuştur.
Bağımsız Araştırmacı Yazar Hüsnü Yazıcı
🇹🇷 Türk Kültürünün Derinliği: Töre, İnanç ve Sentez
Türk kültürü, Orta Asya’nın Töre geleneği ile Anadolu-İslam medeniyetinin hikmet anlayışını birleştiren güçlü bir sentezdir. Bu kültür, etnik bir çerçevenin ötesine geçip geniş bir tarih ve coğrafya birikimini taşır.
I. Töre ve Karakterin Temel Yapısı
Türk kültürünün merkezinde yazısız ama bağlayıcı bir düzen olan Töre bulunur. Töre, dürüstlük, cesaret (alplik), adalet, misafirperverlik ve devlet bağlılığı gibi temel davranış kurallarını belirler. Bozkır yaşamının pratikliği, dayanışma zorunluluğu ve aile yapısı bu değerlerin oluşmasında etkili olmuştur.
Ordu-millet anlayışı: Savunma sorumluluğunun toplumun bütün bireylerine ait olduğu düşüncesi, güçlü bir güvenlik ve birlik bilinci yaratır.
Aile ve hiyerarşi: Büyüklerin sözünün dinlenmesi, bilge kişilere saygı gösterilmesi kültürel düzenin temelidir.
II. İnançların Sentezi ve Felsefi Miras
Eski Türk inançlarında Gök Tanrı, atalar kültü ve şamanizm önemli yer tutuyordu. 10. yüzyıldan itibaren İslamiyet’in kabulüyle bu inançlar tamamen yok olmadı; Anadolu’da İslam ile birlikte yeni bir uyum içinde yaşamaya devam etti.
Tasavvuf etkisi: Ahmet Yesevi’nin öğretileri, daha sonra Yunus Emre ve Mevlana’nın yaklaşımıyla birleşerek Anadolu’da güçlü bir hoşgörü ve insan merkezli düşünce geleneği oluşturdu.
Halk inançları: Nazar inancı, Hızır kültü, dilek ağaçları gibi kadim öğeler, İslami pratiklerle yan yana varlığını sürdürdü.
III. Sanatta Biçim ve Sembol Düzeni
Türk sanatının estetik dili, İslam’ın figüratif temsile mesafeli yaklaşımıyla birleşerek güçlü bir soyutlama geleneği ortaya çıkardı.
Mimari: Selçuklu ve Osmanlı mimarisi; kubbe, minare ve avlu düzeniyle hem işlevsel hem sembolik bir bütün oluşturur.
İnce sanatlar: Hat, tezhip, minyatür ve ebru; sabrı, tertibi ve estetik disiplini temsil eder. Halı ve çini desenleri (rumi, hatayi) evren düzenini ve sürekliliği ifade eden semboller taşır.
IV. Gündelik Hayat ve Ritüeller
Türk kültürü en çok gündelik yaşamda görünür. Ritüeller, toplumsal birlik duygusunun en güçlü taşıyıcılarıdır.
Misafirperverlik: Eve giren misafirin “Tanrı misafiri” olarak kabul edilmesi, kültürün temel davranış kodudur.
Yemek kültürü: Ortak sofra geleneği aile bağlarını güçlendirir. Çay ve Türk kahvesi sosyal iletişimin sembolüdür.
Toplumsal mekânlar: Köy odaları ve kahvehaneler, hafızanın aktarıldığı, sözlü kültürün canlı tutulduğu yerlerdir.
V. Modernleşme ve Cumhuriyet
Bu derin kültürel miras, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşuyla birlikte Atatürk’ün önderliğinde çağdaş bir çerçeveye taşınmış, geleneksel yapı ile modern devlet anlayışı arasında yeni bir denge kurulmuştur.
Bağımsız Araştırmacı Yazar Hüsnü Yazıcı
#türk
#rumeli
#anadolu
#mübadele
#mübadil
#töre
#kültür
#inanç
#iskan
5 Aralık 2025 Cuma
DNA testleri etnik kimlik söylemez.
DNA TESTLERİ ETNİK KİMLİĞİ GÖSTERMEZ
DNA yalnızca genetik benzerlik oranlarını ölçer.
Türklerin tarihi tek bir coğrafyaya sığmayacak kadar geniştir.
Orta Asya’dan Balkanlar’a, Kafkasya’dan Anadolu’ya ve Orta Doğu’ya uzanan binlerce yıllık yolculuk, genetik izlerimizin de çok geniş bir alana yayılmasına neden olmuştur.
Bugün kullanılan DNA testleri, tarihte yaşamış toplulukları değil, modern popülasyonları referans alır.
Bu nedenle aynı aile bireylerinde bile farklı sınıflandırmalar görülebilir.
Anadolu kökenliye “Balkan–Levant”,
Azeri’ye “Kafkas”,
İran Türklerine “Pers” yazılabilmektedir.
Sorun kimlikte değil; metodolojidedir.
Referans setleri doğru oluşturulmazsa sonuçlar, kimliği değil teknik sınırlılıkları yansıtır.
Kimlik; dildir.
Kimlik; kültürdür.
Kimlik; yaşadığın toplulukla bağın, hissettiğin aidiyettir.
DNA ise sadece biyolojik benzerliğin kaydıdır.
İnsanı belirleyen yalnızca genetik değildir.
Geçmişimiz çoktur; kimliğimiz tektir.
Bağımsız Araştırmacı – Yazar
Hüsnü Yazıcı
DNA Testleri NE Söyler?
• Genetik olarak hangi modern popülasyonlara yakınsın
• Anne / baba hattından gelen büyük göç yönleri
• Yakın akraba eşleşmeleri (örneğin 3.-4. dereceden kuzen)
• Bazı hastalık riskleri veya taşıyıcılık özellikleri
• Yüzdelik oranlarla genetik benzerlik haritası
Bu veriler istatistiksel tahminlerdir, mutlak gerçek değil.
Bilimsel doğruluk payı vardır ama yorum kısmı çok önemlidir.
---
DNA Testleri NE SÖYLEYEMEZ?
• “Atan kesin şu topluluktandı” diyemez
• Antik kavimlerle doğrudan soy bağı kuramaz
• Tarihi bir kişinin senin akrabın olup olmadığını kanıtlayamaz
• Kültür, kimlik ve aidiyeti tanımlayamaz
• Bir köyden veya belirli bir aileden geldiğini gösteremez
Bu sınırlar görmezden gelindiğinde yanlış tarih anlatıları doğar.
---
Nerede işe yarar?
• Soy araştırmasına ek veri sağlar
• Arşiv belgeleri ve sözlü tarih ile birleştirildiğinde çok güçlü olur
• Büyük göç hareketlerini anlamada araçtır
• Aile içi kayıp bağları bulmada etkilidir
---
Nerede tehlikeli olur?
• Sonuçları etnik kimlik gibi yorumlamak
• “%X şu millettenmişim” şeklinde milliyet eşitlemesi yapmak
• Tarihi soy bağlarını kanıtladığını düşünmek
• Kültürel aidiyeti DNA’ya indirgemek
DNA biyolojidir.
Aidiyet ise tarih, toplum ve insan hikâyesidir.
Bu ikisi karıştırıldığında hem bilim hem kültür zarar görür.
30 Kasım 2025 Pazar
26 Kasım 2025 Çarşamba
22 Kasım 2025 Cumartesi
Osmanlı’nın Yeniden Toparlanma Sürecinde Rumeli’nin Yeri
20 Kasım 2025 Perşembe
RUMELİ’DEN GELENLERE YÖNELİK İFTİRA VE BELGEYE KARŞI İNKÂR
RUMELİ’DEN GELENLERE YÖNELİK İFTİRA VE BELGEYE KARŞI İNKÂR
Rumeli’den gelen Türklere ve diğer Müslüman halklara yönelik sosyal medya üzerinden yürütülen ithamlar, yalnızca bireylere değil; doğrudan devlete, resmi kayıtlara ve tarihsel hafızaya yönelmiş ciddi bir saldırıdır. Bu söylemler, Osmanlı’nın asırlardır titizlikle tuttuğu nüfus sayımları, tahrir defterleri, tapu ve vakıf kayıtlarını görmezden gelen, belgeye mesafeli bir zihniyetin ürünüdür.
Selanik özelinde oluşturulan algı da bu çarpıtmanın bir parçasıdır. 1430 yılında Osmanlı idaresine giren Selanik’te Müslüman varlığının başladığı gerçeği bilinmesine rağmen, tarihsel bağlam bilinçli şekilde dışlanmaktadır. 1492’de İspanya’dan kovulan Sefarad Yahudilerinin II. Bayezid’in fermanıyla Osmanlı topraklarına kabul edilerek Selanik başta olmak üzere birçok şehre yerleştirildiği tarihi bir vakıadır. Bu iskân politikasıyla Yahudi nüfus artmış, ancak bu durum Selanik’in tamamını temsil edecek bir yapı oluşturduğu anlamına gelmemektedir. Selanik, bir sancak ve vilayet merkeziydi; demografik yapı çok katmanlıydı.
Sorun bir görüş ayrılığı değil; veriye ve arşive karşı sergilenen seçici bir inkâr tutumudur. Belgeyi dışlayıp söylentiyi esas almak, bilimsel yöntemi reddetmek anlamına gelir. Bu yaklaşım eleştiri değil, açık bir itibarsızlaştırma girişimidir.
Gerçek açıktır:
Tarih kanaatle değil, kayıtla yazılır.
Belgeler yok sayılamaz.
İftira geçicidir, arşiv kalıcıdır.
Bu tür söylemler günü kurtarabilir; ancak yarını inşa edemez.
Bağımsız Araştırmacı Yazar Hüsnü Yazıcı
Not, Hafızada olsun.
1923 Lozan Mübadelesi kapsamında Yunanistan’dan Türkiye’ye 355–400 bin Müslüman gönderilmiştir. Bu rakam akademik kaynaklarla doğrulanmıştır.
Selanik Yahudileri ise mübadeleye dâhil edilmemiş, yani zorunlu göçe tabi tutulmamıştır. Türkiye’ye gerçekleşen Yahudi göçü toplu değil, sınırlı ve gönüllü niteliktedir. Göç edenlerin büyük bölümü Türkiye yerine Filistin (manda dönemi), Fransa ve diğer Avrupa ülkeleri ile ABD ve Güney Amerika’ya yönelmiştir. Selanik Yahudilerinin Türkiye’ye gelişiyle ilgili resmî mübadele rakamı bulunmamaktadır.
Sabetay
Selanik merkezli Sabetay topluluğunun 20. yüzyıl başındaki büyüklüğü 15.000 – 20.000 kişi civarındadır.
1923 mübadelesi uygulanırken kriter din esaslıydı. Pazarlık konusu onların Müslüman mı, Yahudi mi sayılacağı konusunda yaşandı. Sonuçta büyük çoğunluğu Müslüman kabul edilerek Türkiye’ye geçti.
Bu nedenle:
Türkiye’ye mübadeleyle gelen Sabetay nüfusu için en makul tahmin:
400 bin mübadil arasındaki sayıları
12.000 – 18.000 kişi arası
#rumeli
#balkan
#mübadele
#mübadil
#göçmen
#selanik












































