Translate
25 Aralık 2025 Perşembe
Karacaova Gustulüp köyü camii 1714 yılıp köyü Camii
23 Aralık 2025 Salı
PERAKENDE İŞYERİ AYLIK ve YILLIK SABİT / DEĞİŞKEN GİDERLER**
#Deprem #sarıyer
**PERAKENDE İŞYERİ
AYLIK ve YILLIK SABİT / DEĞİŞKEN GİDERLER**
Aylık Giderler
Elektrik
Su
Telefon
İnternet
Personel maaşı
SGK (SSK)
Bağ-Kur
Muhasebe ücreti
Kira
KDV
Stopaj
Geçici (Peşin) Vergi
POS komisyonları
Banka hesap işletim / EFT – Havale giderleri
Poşet bedeli
Temizlik malzemeleri
Kırtasiye
Güvenlik / kamera sistemi (varsa)
Yazarkasa POS bakım gideri
Yıllık Giderler
Motorlu Taşıtlar Vergisi (Araç – senede 2 taksit)
Araç sigortası
Araç muayenesi (2 yılda bir ama fiilen gider)
Ticaret Odası aidatı
E-imza
Muhasebe / yazılım lisansları
Emlak vergisi
Çevre temizlik (çöp) vergisi
Terazi muayenesi
Yangın tüpü dolumu
İşyeri ruhsat harçları (yenileme / denetim)
Düzensiz ama Kaçınılmaz Giderler
Tamirat / bakım
Nakliye
Raf, dolap, ekipman yenileme
Elektrik–tesisat–su arızaları
Zayi / fire / son kullanma tarihi geçen ürünler
Hırsızlık – kırık – dökük zararları
PERAKENDE İŞYERİNDE GİZLİ GİDERLER
1. Fire ve Zayi
Son kullanma tarihi geçen ürün
Kırılan, dökülen, bozulmuş mal
Tartı farkları
👉 Kâğıt üstünde yok, kasadan gerçek para çıkar.
2. Fiyat Artışı Farkı
Malı pahalı alıp eski fiyattan satmak
Etiket güncellenene kadar oluşan kayıp
👉 Sessiz kâr erimesi.
3. POS Komisyonu + Vade
Banka komisyonu
Geç ödeme (blokaj)
👉 Satış var sanırsın, para ortada yoktur.
4. Zaman Kaybı (En Büyük Gizli Gider)
Banka, muhasebe, vergi dairesi işleri
Mal peşinde koşma
👉 Kimse yazmaz ama maaşsız çalışırsın.
5. Eksik veya Yanlış Fiyatlama
Maliyet hesabı yapılmadan konan etiket
“Sürüm olsun” diye zararına satış
👉 En tehlikelisi budur.
6. Personel Kaybı
Hatalı kasa işlemleri
Fazla iskonto
Dikkatsizlik
👉 Küçük gibi görünür, ay sonunda büyük çıkar.
7. Elektrik ve Enerji Kaçağı
Eski dolaplar
Kapısı açık kalan soğutucular
👉 Fatura şişer, sebebi anlaşılmaz.
8. İade Edilen Ürünler
Satıldı sanılır, geri gelir
Ambalaj bozulur, satılamaz
👉 Çift zarar.
9. Vergi Ceza ve Gecikme Faizleri
Bir gün geciken beyan
Küçük ihmal, büyük ceza
👉 Esnafı sessizce bitiren kalem.
10. Moral ve Motivasyon Kaybı
Yorgunluk
Dikkatsizlik
👉 Hata oranı artar, kâr düşer
18 Aralık 2025 Perşembe
17 Aralık 2025 Çarşamba
İsmar kuruluşu
İSMAR’ın kurucu üyelerinden biri olarak birkaç satır yazmak istedim.
İlk olarak kendi markalarımızla yerel marketçilik yaptık. Antalya’da Unilever firmasının düzenlediği toplantıya İstanbul’dan yaklaşık yirmi marketçi olarak katıldık. Çoğumuz birbirimizi ilk kez orada tanıdık. O toplantıda önemli bir karar aldık: Marketçiler bir araya gelmeliydi.
O dönemde yerel marketler hem büyük holding marketleriyle hem de belediyelerin tanzim satış mağazalarıyla rekabet etmek zorundaydı. Tek tek ayakta kalmak zordu. Bu nedenle önce dernekleşme yoluna gittik, ardından şirketleşerek bu birlikteliği kurumsal bir yapıya kavuşturduk.
İSMAR, yerel marketlerin ortak alım gücünü artırmak, kendi markalarını oluşturmak ve piyasa karşısında güçlü durabilmesini sağlamak amacıyla kuruldu. Marketçiliği bir yerde biz öğrendik, bir yerde de geliştirerek öğrettik. Yerel marketçiliğin de doğru organizasyonla başarılı olabileceğini fiilen gösterdik. Türkiye’de marketçiliğin yalnızca büyük sermayeye ait olmadığını ortaya koyduk.
Biz bu yola çıktığımızda bugünkü anlamda ulusal zincir marketler yoktu. Migros gibi holding marketlerine ve tanzim mağazalarına karşı yerel marketlerin varlığını koruması için mücadele ettik. Yerel marketçiliğin öncülüğünü yaptık. Bizden sonra ulusal zincirler yaygınlaştı.
Söz uçar, yazı kalır. Hafızalarda kalması için bunları yazıya dökmek istedim.
Yazıcı Market Sarıyer
Bağımsız Araştırmacı Yazar
Hüsnü Yazıcı
10 Aralık 2025 Çarşamba
Türk Kültürünün Derinliği: Töre, İnanç ve Sentez
🇹🇷 Türk Kültürünün Derinliği: Töre, İnanç ve Sentez
Türk kültürü, Orta Asya’nın Töre geleneği ile Anadolu-İslam medeniyetinin hikmet anlayışını birleştiren güçlü bir sentezdir. Bu kültür, etnik bir çerçevenin ötesine geçip geniş bir tarih ve coğrafya birikimini taşır.
I. Töre ve Karakterin Temel Yapısı
Türk kültürünün merkezinde yazısız ama bağlayıcı bir düzen olan Töre bulunur. Töre, dürüstlük, cesaret (alplik), adalet, misafirperverlik ve devlet bağlılığı gibi temel davranış kurallarını belirler. Bozkır yaşamının pratikliği, dayanışma zorunluluğu ve aile yapısı bu değerlerin oluşmasında etkili olmuştur.
Ordu-millet anlayışı: Savunma sorumluluğunun toplumun bütün bireylerine ait olduğu düşüncesi, güçlü bir güvenlik ve birlik bilinci yaratır.
Aile ve hiyerarşi: Büyüklerin sözünün dinlenmesi, bilge kişilere saygı gösterilmesi kültürel düzenin temelidir.
II. İnançların Sentezi ve Felsefi Miras
Eski Türk inançlarında Gök Tanrı, atalar kültü ve şamanizm önemli yer tutuyordu. 10. yüzyıldan itibaren İslamiyet’in kabulüyle bu inançlar tamamen yok olmadı; Anadolu’da İslam ile birlikte yeni bir uyum içinde yaşamaya devam etti.
Tasavvuf etkisi: Ahmet Yesevi’nin öğretileri, daha sonra Yunus Emre ve Mevlana’nın yaklaşımıyla birleşerek Anadolu’da güçlü bir hoşgörü ve insan merkezli düşünce geleneği oluşturdu.
Halk inançları: Nazar inancı, Hızır kültü, dilek ağaçları gibi kadim öğeler, İslami pratiklerle yan yana varlığını sürdürdü.
III. Sanatta Biçim ve Sembol Düzeni
Türk sanatının estetik dili, İslam’ın figüratif temsile mesafeli yaklaşımıyla birleşerek güçlü bir soyutlama geleneği ortaya çıkardı.
Mimari: Selçuklu ve Osmanlı mimarisi; kubbe, minare ve avlu düzeniyle hem işlevsel hem sembolik bir bütün oluşturur.
İnce sanatlar: Hat, tezhip, minyatür ve ebru; sabrı, tertibi ve estetik disiplini temsil eder. Halı ve çini desenleri (rumi, hatayi) evren düzenini ve sürekliliği ifade eden semboller taşır.
IV. Gündelik Hayat ve Ritüeller
Türk kültürü en çok gündelik yaşamda görünür. Ritüeller, toplumsal birlik duygusunun en güçlü taşıyıcılarıdır.
Misafirperverlik: Eve giren misafirin “Tanrı misafiri” olarak kabul edilmesi, kültürün temel davranış kodudur.
Yemek kültürü: Ortak sofra geleneği aile bağlarını güçlendirir. Çay ve Türk kahvesi sosyal iletişimin sembolüdür.
Toplumsal mekânlar: Köy odaları ve kahvehaneler, hafızanın aktarıldığı, sözlü kültürün canlı tutulduğu yerlerdir.
V. Modernleşme ve Cumhuriyet
Bu derin kültürel miras, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşuyla birlikte Atatürk’ün önderliğinde çağdaş bir çerçeveye taşınmış, geleneksel yapı ile modern devlet anlayışı arasında yeni bir denge kurulmuştur.
Bağımsız Araştırmacı Yazar Hüsnü Yazıcı
🇹🇷 Türk Kültürünün Derinliği: Töre, İnanç ve Sentez
Türk kültürü, Orta Asya’nın Töre geleneği ile Anadolu-İslam medeniyetinin hikmet anlayışını birleştiren güçlü bir sentezdir. Bu kültür, etnik bir çerçevenin ötesine geçip geniş bir tarih ve coğrafya birikimini taşır.
I. Töre ve Karakterin Temel Yapısı
Türk kültürünün merkezinde yazısız ama bağlayıcı bir düzen olan Töre bulunur. Töre, dürüstlük, cesaret (alplik), adalet, misafirperverlik ve devlet bağlılığı gibi temel davranış kurallarını belirler. Bozkır yaşamının pratikliği, dayanışma zorunluluğu ve aile yapısı bu değerlerin oluşmasında etkili olmuştur.
Ordu-millet anlayışı: Savunma sorumluluğunun toplumun bütün bireylerine ait olduğu düşüncesi, güçlü bir güvenlik ve birlik bilinci yaratır.
Aile ve hiyerarşi: Büyüklerin sözünün dinlenmesi, bilge kişilere saygı gösterilmesi kültürel düzenin temelidir.
II. İnançların Sentezi ve Felsefi Miras
Eski Türk inançlarında Gök Tanrı, atalar kültü ve şamanizm önemli yer tutuyordu. 10. yüzyıldan itibaren İslamiyet’in kabulüyle bu inançlar tamamen yok olmadı; Anadolu’da İslam ile birlikte yeni bir uyum içinde yaşamaya devam etti.
Tasavvuf etkisi: Ahmet Yesevi’nin öğretileri, daha sonra Yunus Emre ve Mevlana’nın yaklaşımıyla birleşerek Anadolu’da güçlü bir hoşgörü ve insan merkezli düşünce geleneği oluşturdu.
Halk inançları: Nazar inancı, Hızır kültü, dilek ağaçları gibi kadim öğeler, İslami pratiklerle yan yana varlığını sürdürdü.
III. Sanatta Biçim ve Sembol Düzeni
Türk sanatının estetik dili, İslam’ın figüratif temsile mesafeli yaklaşımıyla birleşerek güçlü bir soyutlama geleneği ortaya çıkardı.
Mimari: Selçuklu ve Osmanlı mimarisi; kubbe, minare ve avlu düzeniyle hem işlevsel hem sembolik bir bütün oluşturur.
İnce sanatlar: Hat, tezhip, minyatür ve ebru; sabrı, tertibi ve estetik disiplini temsil eder. Halı ve çini desenleri (rumi, hatayi) evren düzenini ve sürekliliği ifade eden semboller taşır.
IV. Gündelik Hayat ve Ritüeller
Türk kültürü en çok gündelik yaşamda görünür. Ritüeller, toplumsal birlik duygusunun en güçlü taşıyıcılarıdır.
Misafirperverlik: Eve giren misafirin “Tanrı misafiri” olarak kabul edilmesi, kültürün temel davranış kodudur.
Yemek kültürü: Ortak sofra geleneği aile bağlarını güçlendirir. Çay ve Türk kahvesi sosyal iletişimin sembolüdür.
Toplumsal mekânlar: Köy odaları ve kahvehaneler, hafızanın aktarıldığı, sözlü kültürün canlı tutulduğu yerlerdir.
V. Modernleşme ve Cumhuriyet
Bu derin kültürel miras, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşuyla birlikte Atatürk’ün önderliğinde çağdaş bir çerçeveye taşınmış, geleneksel yapı ile modern devlet anlayışı arasında yeni bir denge kurulmuştur.
Bağımsız Araştırmacı Yazar Hüsnü Yazıcı
#türk
#rumeli
#anadolu
#mübadele
#mübadil
#töre
#kültür
#inanç
#iskan
5 Aralık 2025 Cuma
DNA testleri etnik kimlik söylemez.
DNA TESTLERİ ETNİK KİMLİĞİ GÖSTERMEZ
DNA yalnızca genetik benzerlik oranlarını ölçer.
Türklerin tarihi tek bir coğrafyaya sığmayacak kadar geniştir.
Orta Asya’dan Balkanlar’a, Kafkasya’dan Anadolu’ya ve Orta Doğu’ya uzanan binlerce yıllık yolculuk, genetik izlerimizin de çok geniş bir alana yayılmasına neden olmuştur.
Bugün kullanılan DNA testleri, tarihte yaşamış toplulukları değil, modern popülasyonları referans alır.
Bu nedenle aynı aile bireylerinde bile farklı sınıflandırmalar görülebilir.
Anadolu kökenliye “Balkan–Levant”,
Azeri’ye “Kafkas”,
İran Türklerine “Pers” yazılabilmektedir.
Sorun kimlikte değil; metodolojidedir.
Referans setleri doğru oluşturulmazsa sonuçlar, kimliği değil teknik sınırlılıkları yansıtır.
Kimlik; dildir.
Kimlik; kültürdür.
Kimlik; yaşadığın toplulukla bağın, hissettiğin aidiyettir.
DNA ise sadece biyolojik benzerliğin kaydıdır.
İnsanı belirleyen yalnızca genetik değildir.
Geçmişimiz çoktur; kimliğimiz tektir.
Bağımsız Araştırmacı – Yazar
Hüsnü Yazıcı
DNA Testleri NE Söyler?
• Genetik olarak hangi modern popülasyonlara yakınsın
• Anne / baba hattından gelen büyük göç yönleri
• Yakın akraba eşleşmeleri (örneğin 3.-4. dereceden kuzen)
• Bazı hastalık riskleri veya taşıyıcılık özellikleri
• Yüzdelik oranlarla genetik benzerlik haritası
Bu veriler istatistiksel tahminlerdir, mutlak gerçek değil.
Bilimsel doğruluk payı vardır ama yorum kısmı çok önemlidir.
---
DNA Testleri NE SÖYLEYEMEZ?
• “Atan kesin şu topluluktandı” diyemez
• Antik kavimlerle doğrudan soy bağı kuramaz
• Tarihi bir kişinin senin akrabın olup olmadığını kanıtlayamaz
• Kültür, kimlik ve aidiyeti tanımlayamaz
• Bir köyden veya belirli bir aileden geldiğini gösteremez
Bu sınırlar görmezden gelindiğinde yanlış tarih anlatıları doğar.
---
Nerede işe yarar?
• Soy araştırmasına ek veri sağlar
• Arşiv belgeleri ve sözlü tarih ile birleştirildiğinde çok güçlü olur
• Büyük göç hareketlerini anlamada araçtır
• Aile içi kayıp bağları bulmada etkilidir
---
Nerede tehlikeli olur?
• Sonuçları etnik kimlik gibi yorumlamak
• “%X şu millettenmişim” şeklinde milliyet eşitlemesi yapmak
• Tarihi soy bağlarını kanıtladığını düşünmek
• Kültürel aidiyeti DNA’ya indirgemek
DNA biyolojidir.
Aidiyet ise tarih, toplum ve insan hikâyesidir.
Bu ikisi karıştırıldığında hem bilim hem kültür zarar görür.
30 Kasım 2025 Pazar
26 Kasım 2025 Çarşamba
22 Kasım 2025 Cumartesi
Osmanlı’nın Yeniden Toparlanma Sürecinde Rumeli’nin Yeri
20 Kasım 2025 Perşembe
RUMELİ’DEN GELENLERE YÖNELİK İFTİRA VE BELGEYE KARŞI İNKÂR
RUMELİ’DEN GELENLERE YÖNELİK İFTİRA VE BELGEYE KARŞI İNKÂR
Rumeli’den gelen Türklere ve diğer Müslüman halklara yönelik sosyal medya üzerinden yürütülen ithamlar, yalnızca bireylere değil; doğrudan devlete, resmi kayıtlara ve tarihsel hafızaya yönelmiş ciddi bir saldırıdır. Bu söylemler, Osmanlı’nın asırlardır titizlikle tuttuğu nüfus sayımları, tahrir defterleri, tapu ve vakıf kayıtlarını görmezden gelen, belgeye mesafeli bir zihniyetin ürünüdür.
Selanik özelinde oluşturulan algı da bu çarpıtmanın bir parçasıdır. 1430 yılında Osmanlı idaresine giren Selanik’te Müslüman varlığının başladığı gerçeği bilinmesine rağmen, tarihsel bağlam bilinçli şekilde dışlanmaktadır. 1492’de İspanya’dan kovulan Sefarad Yahudilerinin II. Bayezid’in fermanıyla Osmanlı topraklarına kabul edilerek Selanik başta olmak üzere birçok şehre yerleştirildiği tarihi bir vakıadır. Bu iskân politikasıyla Yahudi nüfus artmış, ancak bu durum Selanik’in tamamını temsil edecek bir yapı oluşturduğu anlamına gelmemektedir. Selanik, bir sancak ve vilayet merkeziydi; demografik yapı çok katmanlıydı.
Sorun bir görüş ayrılığı değil; veriye ve arşive karşı sergilenen seçici bir inkâr tutumudur. Belgeyi dışlayıp söylentiyi esas almak, bilimsel yöntemi reddetmek anlamına gelir. Bu yaklaşım eleştiri değil, açık bir itibarsızlaştırma girişimidir.
Gerçek açıktır:
Tarih kanaatle değil, kayıtla yazılır.
Belgeler yok sayılamaz.
İftira geçicidir, arşiv kalıcıdır.
Bu tür söylemler günü kurtarabilir; ancak yarını inşa edemez.
Bağımsız Araştırmacı Yazar Hüsnü Yazıcı
Not, Hafızada olsun.
1923 Lozan Mübadelesi kapsamında Yunanistan’dan Türkiye’ye 355–400 bin Müslüman gönderilmiştir. Bu rakam akademik kaynaklarla doğrulanmıştır.
Selanik Yahudileri ise mübadeleye dâhil edilmemiş, yani zorunlu göçe tabi tutulmamıştır. Türkiye’ye gerçekleşen Yahudi göçü toplu değil, sınırlı ve gönüllü niteliktedir. Göç edenlerin büyük bölümü Türkiye yerine Filistin (manda dönemi), Fransa ve diğer Avrupa ülkeleri ile ABD ve Güney Amerika’ya yönelmiştir. Selanik Yahudilerinin Türkiye’ye gelişiyle ilgili resmî mübadele rakamı bulunmamaktadır.
Sabetay
Selanik merkezli Sabetay topluluğunun 20. yüzyıl başındaki büyüklüğü 15.000 – 20.000 kişi civarındadır.
1923 mübadelesi uygulanırken kriter din esaslıydı. Pazarlık konusu onların Müslüman mı, Yahudi mi sayılacağı konusunda yaşandı. Sonuçta büyük çoğunluğu Müslüman kabul edilerek Türkiye’ye geçti.
Bu nedenle:
Türkiye’ye mübadeleyle gelen Sabetay nüfusu için en makul tahmin:
400 bin mübadil arasındaki sayıları
12.000 – 18.000 kişi arası
#rumeli
#balkan
#mübadele
#mübadil
#göçmen
#selanik
17 Kasım 2025 Pazartesi
Türkiye İllerin Meşhurları
Türkiye’nin 81 ili, her biri kendi kimliğini taşıyan birer marka alanı gibi durur. Birine yemek sorarsın lezzet döker, birine tarih sorarsın çağ açıp kapayan hikâyeler çıkarır. Her ilin hafızaya kazınmış bir “meşhuru” vardır; kimi zaman ürün, kimi zaman yapı, kimi zaman da bir kültür kodudur.
Aşağıdaki liste, illerin yıllardır kamuoyunda kabul gören, herkesin duyduğu, dillere yerleşmiş meşhurlarıdır. Resmî bir kayıt olmadığı için tamamı kamu algısı niteliğindedir ve bu nedenle Söylenti ⚠️ olarak işaretlidir.
---
TÜRKİYE’NİN 81 İLİ — MEŞHURLARI
Adana – Kebap
Söylenti ⚠️
Adıyaman – Nemrut Dağı
Söylenti ⚠️
Afyonkarahisar – Sucuk, kaymak, lokum
Söylenti ⚠️
Ağrı – İshak Paşa Sarayı
Söylenti ⚠️
Aksaray – Ihlara Vadisi
Söylenti ⚠️
Amasya – Elma
Söylenti ⚠️
Ankara – Tiftik keçisi, simit
Söylenti ⚠️
Antalya – Turizm başkenti
Söylenti ⚠️
Ardahan – Çıldır Gölü, Kafkas balı
Söylenti ⚠️
Artvin – Macahel doğası
Söylenti ⚠️
Aydın – İncir
Söylenti ⚠️
Balıkesir – Höşmerim
Söylenti ⚠️
Bartın – Amasra salatası
Söylenti ⚠️
Batman – Hasankeyf
Söylenti ⚠️
Bayburt – Dede Korkut kültürü
Söylenti ⚠️
Bilecik – Ertuğrul Gazi Türbesi
Söylenti ⚠️
Bingöl – Bal
Söylenti ⚠️
Bitlis – Büryan
Söylenti ⚠️
Bolu – Mengen aşçıları, Abant
Söylenti ⚠️
Burdur – Bucak salebi
Söylenti ⚠️
Bursa – İskender, ipek
Söylenti ⚠️
Çanakkale – Gelibolu tarihi
Söylenti ⚠️
Çankırı – Tuz mağarası
Söylenti ⚠️
Çorum – Leblebi
Söylenti ⚠️
Denizli – Pamukkale
Söylenti ⚠️
Diyarbakır – Karpuz, Sur kültürü
Söylenti ⚠️
Düzce – Fındık
Söylenti ⚠️
Edirne – Ciğer, Kırkpınar
Söylenti ⚠️
Elazığ – Orcik, Harput
Söylenti ⚠️
Erzincan – Tulum peyniri
Söylenti ⚠️
Erzurum – Cağ kebabı, Oltu taşı
Söylenti ⚠️
Eskişehir – Lületaşı, çiğ börek
Söylenti ⚠️
Gaziantep – Baklava
Söylenti ⚠️
Baklava UNESCO kaydında olduğu için ürünün kendisi Belgeli, fakat “şehrin meşhuru” yorumu halk kabulüdür.
Giresun – Fındık
Söylenti ⚠️
Gümüşhane – Pestil köme
Söylenti ⚠️
Hakkâri – Ters lale
Söylenti ⚠️
Hatay – Künefe, Antakya mutfağı
Söylenti ⚠️
(Not: Hatay UNESCO Gastronomi Şehridir; ancak “meşhurluk” algı niteliğindedir.)
Iğdır – Kayısı
Söylenti ⚠️
Isparta – Gül, gül yağı
Söylenti ⚠️
İstanbul – Tarihi yarımada
Söylenti ⚠️
İzmir – Boyoz, kumru
Söylenti ⚠️
Kahramanmaraş – Dondurma
Söylenti ⚠️
Karabük – Safranbolu
Söylenti ⚠️
Karaman – Buğday kültürü
Söylenti ⚠️
Kars – Kaşar, Ani Harabeleri
Söylenti ⚠️
Kastamonu – Pastırma, siyez
Söylenti ⚠️
Kayseri – Mantı, pastırma
Söylenti ⚠️
Kırıkkale – MKE kültürü
Söylenti ⚠️
Kırklareli – Hardaliye
Söylenti ⚠️
Kırşehir – Ahilik geleneği
Söylenti ⚠️
Kilis – Zeytinyağı, cennet çamuru
Söylenti ⚠️
Kocaeli – Pişmaniye
Söylenti ⚠️
Konya – Mevlana, etli ekmek
Söylenti ⚠️
Kütahya – Çini
Söylenti ⚠️
Malatya – Kayısı
Söylenti ⚠️
Manisa – Mesir macunu
Söylenti ⚠️
Mardin – Taş mimari, Süryani şarabı
Söylenti ⚠️
Mersin – Tantuni, cezerye
Söylenti ⚠️
Muğla – Turkuaz sahiller
Söylenti ⚠️
Muş – Lale
Söylenti ⚠️
Nevşehir – Kapadokya
Söylenti ⚠️
Niğde – Patates
Söylenti ⚠️
Ordu – Fındık
Söylenti ⚠️
Osmaniye – Yer fıstığı
Söylenti ⚠️
Rize – Çay
Söylenti ⚠️
Sakarya – Islama köfte
Söylenti ⚠️
Samsun – Bafra pidesi
Söylenti ⚠️
Siirt – Perde pilavı
Söylenti ⚠️
Sinop – Mantı, tarihi cezaevi
Söylenti ⚠️
Sivas – Kangal köpeği
Söylenti ⚠️
Şanlıurfa – Göbeklitepe
Söylenti ⚠️
(Göbeklitepe UNESCO’dadır; fakat “ilin meşhuru” yorumu halk algısıdır.)
Şırnak – Cudi Dağı
Söylenti ⚠️
Tekirdağ – Köfte, şarap
Söylenti ⚠️
Tokat – Tokat kebabı, Zile pekmezi
Söylenti ⚠️
Trabzon – Hamsi, Sümela
Söylenti ⚠️
Tunceli – Munzur Vadisi
Söylenti ⚠️
Uşak – Tarhana, battaniye
Söylenti ⚠️
Van – Van kahvaltısı, inci kefali
Söylenti ⚠️
Yalova – Termal kaplıcalar
Söylenti ⚠️
Yozgat – Testi kebabı
Söylenti ⚠️
Zonguldak – Taş kömürü
Söylenti ⚠️
Bağımsız Araştırmacı Yazar Hüsnü Yazıcı
10 Kasım 2025 Pazartesi
RUMELİ’DE DOĞAN VEYA ATALARI RUMELİ’DEN GELEN TANIDIKLARIMIZ
Not:
Bu çalışma, Rumeli’de doğan veya ataları Rumeli’den gelen tanıdık isimleri kayıt altına almak amacıyla derlenmiştir. Bilgiler çeşitli kaynaklardan derlendiği için eksik ya da hatalı isimler bulunabilir. Katkı veya düzeltme yapmak isteyenlerin anlayışına sunulur.
RUMELİ’DE DOĞAN VEYA ATALARI RUMELİ’DEN GELEN TANIDIKLARIMIZ
Derleyen: Hüsnü Yazıcı
Mustafa Kemal Atatürk – 1881 Selanik doğumlu.
Zübeyde Hanım – Langaza, Vodina sancağı.
İsmet İnönü – Anne tarafı Deliorman (Bulgaristan) kökenli.
Fevzi Çakmak – Anne tarafı Varna göçmeni.
Refet Bele – 1881 Selanik doğumlu.
Ali Fethi Okyar – Pirlepe (Makedonya) doğumlu.
Kazım Özalp – 1882 Köprülü (Veles, K. Makedonya) doğumlu.
Şeyh Bedrettin – 1359 Simavna (Yunanistan) doğumlu.
Köprülü Mehmed Paşa – Rudnik (Berat, Arnavutluk) doğumlu.
Harbiye Nazırı Enver Paşa’nın annesi Ayşe Hanım Manastır doğumludur.
Debre/Tanuşay doğumlu
Müderris Deli Cafer Hoca’nın oğlu, Arnavut klanlarının şefi ve Altunizade Mazlum Ağa Köşkü’nün banisi Mazlum Özbilici Manastır doğumludur.
Necip Draga’nın yeğeni olan, Mitrovice/Kosova kökenli, İstanbul’un ilk seçilen belediye başkanı, milletvekili, yazar ve fikir adamı Nuri Eroğan da aynı bölgedendir.
Kosova kökenli olan, Tarabya Oteli ve diğer önemli eserlerin müellifi, Türkiye’nin ilk ödüllü sinema aktörü Yüksek Mimar Kadri Eroğan
Tepedelenli Ali Paşa, 1740 civarında Arnavutluk’un Tepedelen kasabasında doğdu. Genç yaşta bölgesel güç mücadelesi içinde öne çıktı. 1788’de Osmanlı tarafından Yanya Valisi yapıldı ve zamanla Epir, Tesalya ve Güney Arnavutluk’ta yarı-bağımsız bir güç odağına dönüştü. Kendi ordusu, vergi düzeni ve diplomatik ilişkileriyle merkezden büyük ölçüde bağımsız hareket etti. 19. yüzyıl başında etkisi zirveye ulaştı ancak II. Mahmud’un merkezileşme politikalarıyla çatıştı. 1820’de isyanla suçlanarak kuşatıldı ve 1822’de Yanya Kalesi’nde öldürüldü. Ölümüyle birlikte bölgedeki otoritesi tamamen sona erdi.
Kavalalı Mehmet Ali Paşa – 1769 Kavala (Yunanistan) doğumlu.
Barbaros Hayreddin Paşa – Midilli doğumlu, babası Yenice-i Vardar (Selanik).
Fatih Sultan Mehmed – 1432 Edirne doğumlu.
Ali Sami Yen – Babası Frashër (Arnavutluk) kökenli.
Korgeneral Abdüllâtif Naci Eldeniz (1875–1948)
Manastır doğumlu, Osmanlı ve Cumhuriyet dönemlerinde görev yapmış, Harbiye’de Atatürk dâhil birçok komutanın yetişmesinde rol oynayan üst düzey bir asker ve devlet adamı.
Yahyapaşazâde Arslan (Aslan) Paşa (ö. 1566)
Kanuni Sultan Süleyman döneminde Budin Beylerbeyi olarak görev yapan, 16. yüzyılın etkili askerî yöneticilerinden biri.
Vrioni Ailesi (18.–20. yy.)
Berat ve Fier bölgelerinde etkin olmuş, Arnavut kökenli köklü bir aile. Aile mensupları uzun yıllar bölge yönetiminde ve siyasette önemli roller üstlenmiştir.
Kenan Evren – Baba tarafından Manastır göçmeni.
İlker Başbuğ – Aile Manastır kökenli.
Tansu Çiller – Anne tarafı Selanik göçmeni.
Ahmet Necdet Sezer – Dede tarafı Serez mübadili.
Ali Dinçer – 1945 Razgrad (Bulgaristan) doğumlu.
Meral Akşener – Selanik mübadili bir ailenin kızı.
Lütfullah Kayalar – Selanik kökenli aile.
Cavit Çağlar – Aile Batı Trakya göçmeni.
Şarık Tara – 1930 Üsküp doğumlu.
Ali Şen – 1939 Priştine (Yugoslavya) doğumlu.
Özhan Canaydın – Arnavut kökenli.
Saffet Sancaklı – 1966 Tutin (Sırbistan, Sancak) doğumlu.
Hakan Şükür – Aile Priştine kökenli.
Arda Turan – Anne ve baba tarafı Kalkandelen (Tetova) kökenli.
Arif Erdem – Aile Kumanova (Makedonya) kökenli.
Metin Oktay – Makedonya kökenli Rumeli Türkü.
Naim Süleymanoğlu – 1967 Kırcaali (Bulgaristan) doğumlu.
Hakkı Yeten – 1910 Vodina (Yunanistan) doğumlu.
Candan Erçetin – Lüleburgaz doğumlu, aile Makedonya mübadili.
Can Yaman – Arnavut / Makedonya
Bergüzar Korel – Girit
Özgü Namal – Selanik / Makedonya
Kıvanç Tatlıtuğ – Boşnak / Arnavut / Yugoslavya
Tolgahan Sayışman – Selanik / Arnavut
Engin Altan Düzyatan – Balkan Göçmeni
Cansu Dere – Selanik / Bulgaristan
Çağatay Ulusoy – Boşnak / Bulgaristan
Pelin Karahan – Arnavut / Selanik
Merve Boluğur – Yugoslavya
Bade İşçil – Romanya / Bulgaristan
Erdal Beşikçioğlu – Arnavut / Kosova
Fatih Artman – Boşnak
Şahan Gökbakar – Balkan Göçmeni
Seda Bakan – Boşnak / Yunanistan
Farah Zeynep Abdullah – Boşnak
Birkan Sokullu – Boşnak
Hande Ataizi – Selanik
Filiz Ahmet – Makedonya
Ertan Saban – Makedonya
Nur Fettahoğlu – Girit / Kosova
Tuba Büyüküstün – Girit
Demet Evgar – Arnavut
Ozan Güven – Bulgaristan
Cem Yılmaz – Selanik
Halit Ergenç – Arnavut
İsmail Hacıoğlu –
Bulgaristan
Vahide Perçin – Yunanistan
Canan Ergüder – Boşnak
İlker Ayrık – Makedonya
Hidayet Türkoğlu – Aile Yugoslavya-Boşnak kökenli.
Mirsad Türkcan – Novi Pazar (Yugoslavya) doğumlu.
Hulusi Kentmen – 1911 Tırnovo (Bulgaristan) doğumlu.
Emel Sayın – Aile Selanik göçmeni.
Suzan Kardeş – 1960 Priştine (Kosova) doğumlu.
Arif Şentürk – 1941 Kumanova (Makedonya) doğumlu.
Sibel Can – Babası Üsküplü müzisyen.
Beyazıt Öztürk – Annesi Dobriç (Bulgaristan) kökenli.
Yeşim Salkım – Babası Arnavut müzisyen Dursun Salkım.
Cem Adrian – 1980 Novi Sad (Yugoslavya) doğumlu.
Hüsamettin Cindoruk – Aile Yanya-Selanik kökenli.
Uğur Dündar – Aile Selanik mübadili.
Ali Kırca – Aile Bulgaristan göçmeni.
İlhan Selçuk – Anne tarafı Selanik göçmeni.
Necip Hablemitoğlu – Aile Bulgaristan göçmeni.
Hasan Tahsin (Osman Nevres) – 1888 Selanik doğumlu.
Zekeriya Sertel – 1890 Ustrumca (Selanik) doğumlu.
Nazım Hikmet Ran – 1902 Selanik doğumlu.
Makbule Atadan – 1885 Selanik doğumlu.
Yahya Kemal Beyatlı – 1884 Üsküp doğumlu.
Sezen Aksu – Aile Selanik mübadili.
Hülya Koçyiğit – Anne tarafı Bulgaristan göçmeni.
Pakize Suda – Aile Girit kökenli.
Fikret Kuşkan – Arnavut kökenli.
Gani Müjde – Kosova-Prizren kökenli.
Oktay Sinanoğlu – Aile Kavala-Selanik kökenli.
Ahmet Piriştina – Arnavut kökenli.
Yusuf Nalkesen – Aile Selanik göçmeni.
Affet İnan – Selanik doğumlu.
Şefik Hüsnü Değmer – Selanik doğumlu.
Mithat Şükrü Bleda – Selanik doğumlu.
Cavit Bey – Selanik doğumlu.
Ali Osman Sönmez – Bulgaristan doğumlu.
Serdar Hotiç – Saraybosna doğumlu.
Burhan Öcal – Kırklareli doğumlu, baba tarafı Arnavut.
Hakan Peker – Arnavut kökenli.
Şoray Uzun – Bulgaristan göçmeni aile.
Müşerref Akay – Selanik göçmeni aile.
Nilüfer Yumlu – Babası Selanik kökenli.
Arzu Balkan – Aile Makedonya kökenli.
Melike Öcalan – Balkan göçmeni aile.
Hüsnü Yazıcı –iş insanı ,siyasetçi,yazar,spor insanı,Selanik Karacaova (Karacaabad) kökenli mübadil Türkler.
Abdullah Acar – Fenerbahçe yöneticisi; aile Selanik Vodina Karacaova kökenli mübadil Türk ailesi.
Köprülü Hamdi Bey – 1869 Vize (Kırklareli) doğumlu.
Debreli Hasan – Drama-Debre bölgesinden, Rumeli’nin halk kahramanlarından.
Adalı Halil – Kilise Köy / Yunanistan – Güreşçi
Adem İbrahimoğlu – Manastır – Futbolcu
Nevzat Güzelırmak – “İngiliz Nevzat”, milli futbolcu, Kumanova kökenli.
Ayfer ve Yavru Ayhan Elmastaşoğlu – Galatasaray ve Altay formaları giyen milli futbolcu kardeşler, Priştine kökenli.
Ertan Gürkan – “Kelebek Ertan”, milli futbolcu (Altay, Galatasaray), Selanik kökenli.
Bahri Altıntabak – Milli futbolcu (Göztepe, Altınordu, Galatasaray), Gümülcine kökenli.
Beytullah Baliç – Futbolcu ve antrenör (Altınordu), Priştine kökenli.
Metin Oktay – “Taçsız Kral”, anası Köprülü (Makedonya) doğumlu.
Yahya Kaptan – Nutuk’ta da adı geçen milli kahraman, Köprülü kökenli.
Necati Cumalı – Yazar, “Viran Dağlar” eseriyle tanınır, Makedonya doğumlu.
Yılmaz Gürbüz – Sporcu ve yazar, Makedonya kökenli.
Adnan Cahit Ötüken – Manastır – Kütüphaneci, yazar
Afet İnan – Doyran / Selanik – Tarihçi, akademisyen
Ahmet Derviş – Selanik – Asker
Ahmet Emin Yalman – Selanik – Gazeteci, yazar
Ahmet Fuat Bulca – Selanik – Asker, siyasetçi
Ahmet Hamdi Martonaltı (Manastırlı Hamdi) –
Manastır – Telgraf memuru, kahraman
Ahmet Naci Eldeniz – Manastır – Asker
Ahmet Naci Tınaz – Serfice / Manastır – Asker, devlet adamı
Ahmet Nuri Diriker – Rusçuk – Asker
Ahmet Orhan Arda – Selanik – Mimar (Anıtkabir)
Ahmet Priştina – Kosova – İzmir Belediye Başkanı
Ahmet Şefik Gürmeriç – Cisri Mustafapaşa – Besteci, öğretmen
Ahmet Zeki Soydemir – Selanik – Asker
Aka Gündüz (Enis Avni) – Ketrin / Alasonya – Gazeteci, yazar
Akif Erdemgil – Debre – Asker, siyasetçi
Ali Dinçer – Razgrad – Siyasetçi, belediye başkanı
Ali Fethi Okyar – Pirlepe – Asker, siyasetçi, Başbakan
Ali Galip Pekel – Gümülcine – Siyasetçi, vali, yazar
Ali Kemali Aksüt – Yanya – Bürokrat, yazar
Ali Rıza Artunkal – Filibe – Asker, siyasetçi
Ali Rıza Tuncay (Sarı) – Üsküp – Fotoğraf sanatçısı, Atatürk’ün fotoğrafçısı
Ali Şevket Öndersev – Selanik – Asker
Ali Tanrıyar – Pravişte / Kavala – Doktor, bakan, GS başkanı
Ali Ulvi Elöve – Selanik – Öğretmen, “Gençlik Marşı” yazarı
Ali Ülkü Azrak – Resmo / Girit – Hukukçu, akademisyen
Aliye Mutlu – Varna – Besteci, ses sanatçısı
Arif Kazım Taşkent – Preveze – Sanayici, iş insanı, milletvekili
Ata (Ataullah) Nutku – Preveze – Ordinaryüs Prof. Dr., deniz mühendisi
Ayhan Işık – Selanik / İzmir – Oyuncu, yönetmen, ressam
Ayla Algan – Girit – Oyuncu, tiyatrocu
Aziz Basmacı – Selanik – Tiyatro, sinema oyuncusu
Besim Rasim Abdullah – Kırcaali – Doktor, yazar
Bigalı Mehmet Çavuş – Filibe – Asker, Çanakkale gazisi
Bombacı Ali Çavuş – Girit – Çeteci, İstiklal madalyalı kahraman
Cafer Tayyar Eğilmez – Priştine – Asker, siyasetçi
Cahit Arf – Kayalar / Kosova – Matematikçi
Cahit Uçuk (Cahide Üçok) – Selanik – Yazar
Celile Hikmet Uğuraldım – Selanik – Ressam
Cenap Şahabettin – Manastır – Doktor, yazar, şair
Cevat Abbas Gürer – Niş – Asker, siyasetçi
Cevat Şakir Kabaağaçlı (Halikarnas Balıkçısı) – Girit – Yazar, denizci
Çağan Irmak – Girit kökenli – Film yönetmeni
Delimeyrem (Meryem Alaca) – Kırımşa / Kayalar – Direnişçi
Dramalı Hasan Güler (Hasgüler) – Drama – Müzisyen, besteci
Dramalı Rıza Bey – Drama – Komitacı, milli kahraman
Edip Rüştü Akyürek – Sakız Adası – Doktor, belediye başkanı
Emin Fikri Eralp – Manastır – Asker, siyasetçi
Enver Ziya Karal – Kosova / Osmaniye – Tarihçi, Ordinaryüs Prof.
Esin Afşar – Kavala – Sanatçı, piyanist
Fahrettin Altay – İşkodra – Asker
Fakihe Öymen – İşkodra – Milletvekili, eğitimci
Fatma Hikmet İşmen – Yanya – Ziraat mühendisi, senatör
Fatma Müfide Kazım Küley – Sakız Adası – Doktor, akademisyen
Halil Adalı – Adaiçi / Yunanistan – Güreşçi, Kırkpınar başpehlivanı
Kazım Taşkent – Preveze – Sanayici, Yapı Kredi kurucusu
Manastırlı Hamdi (Martonaltı) – Manastır – Telgrafçı, kahraman
Mihri Müşfik Hanım – Selanik – Ressam
Nehar Tüblek – Manastır – Karikatürist
Neveser Kökdeş – Drama – Besteci
Nezihe Viranyalı – Vidin – Pilot
Nüzhet Haşim Sinanoğlu – Kavala – Diplomat, yazar
Oktay Sinanoğlu – Bari / Kavala kökenli – Bilim insanı, akademisyen
Osman Kibar (Asfalt Osman) – Selanik – Siyasetçi, İzmir Belediye Başkanı
Ömer Fahrettin Türkkan (Fahrettin Paşa) – Rusçuk – Asker, Medine Müdafii
Pertev Naili Boratav – Darıdere / Zlatograd – Halkbilimci, yazar
Ragıp Gümüşpala – Balkan kökenli – Asker, siyasetçi
Rıfat Ilgaz – Balkan kökenli – Yazar
Sabahattin Ali – Balkan kökenli – Yazar
Selahattin Pınar – Girit kökenli – Besteci
Şakir Zümre – Varna – Sanayici, mühimmat üreticisi
Şarık Tara – Üsküp – İş insanı (ENKA Holding kurucusu)
Yıldız İbrahimova – Razgrad / Bulgaristan – Caz sanatçısı
---
Kaynaklar:
– Evladı Fâtihan Blog, 2009
– Bitaraf Haber Gazetesi, 22 Ocak 2016
– T.C. Devlet Arşivleri, TDV İslam Ansiklopedisi, Wikipedia, biyografya.com
Sosyal medya
Bağımsız Araştırmacı Yazar Hüsnü Yazıcı
Soy Ağacı: Göbek Soyu ile Toplam Atalar Arasındaki Fark
Soy Ağacı: Göbek Soyu ile Toplam Atalar Arasındaki Fark
Yedi göbek geriye gittiğinde iki farklı ölçü vardır: “Göbek soyu” ve “toplam atalar.”
Göbek soyu, yalnızca yedinci nesildeki ataları kapsar. Bu, 128 kişi eder.
Toplam atalar ise birinci göbekten yedinciye kadar tüm kuşakları içerir. Yani:
2 (anne-baba) + 4 + 8 + 16 + 32 + 64 + 128 = 254 kişi.
Özetle, göbek soyu ağacın uç dalları, toplam atalar ise tüm ağacın kendisidir.
Kaynak: FamilySearch Number of ancestors by generation
Bağımsız Araştırmacı Yazar Hüsnü Yazıcı
128 Ata
Yedi kuşak geriye gittiğinde, insanın arkasında tam 128 ata durur. Her biri farklı bir hikâyenin taşıyıcısı, farklı bir toprağın sesidir. Onların genleri, kararları, inançları ve hayalleri bugün bizim damarlarımızda dolaşır. Bu sayı sadece bir istatistik değildir; bir kimliğin sessiz haritasıdır.
9 Kasım 2025 Pazar
Bağımsız araştırmacı yazar,
Bağımsız araştırmacı yazar, herhangi bir kurum, üniversite veya finansal destek kuruluşuna bağlı olmadan kendi kaynaklarıyla araştırma yapan ve bulgularını yazılı ya da dijital yayınlarda paylaşan kişidir.
Kısacası; özgür, kendi fikir ve verileriyle üreten araştırmacı yazardır.
Kaynak: MEB - Araştirma Jygulama izinleri Başvuru ve Değerlendirme Kilavuzu (16.07 .2025)
Dönem: II. Abdülhamid (1876–1909)
Doğum: Selanik (arşivlerde açık gün/ay/yıl kaydı yok)
Baba: Ali Rıza Efendi — Selanik Rüsumat (Gümrük) memuru; memuriyet/maaş ve vefat sonrası varis kaydında eşi Zübeyde Hanım ve çocukları geçer.
Anne: Zübeyde Hanım — varis kaydında zevce olarak yer alır.
Öğrenim (kayıtlı kurumlar): Şemsi Efendi Mektebi (sivil), Selanik Askerî Rüştiyesi, Manastır Askerî İdadisi, Mekteb-i Harbiye-i Şahane, Erkân-ı Harbiye Mektebi (kayıtlar ilgili okul ve devlet dairelerinin arşivlerinde).
Bu belgeler, tamamı II. Abdülhamid dönemine ait Osmanlı arşivlerinde yer almaktadır.
Bugün bu kayıtlara inanmayanlar, aslında Atatürk’e değil, Abdülhamid’in kurduğu devlet düzenine ve kendi arşiv sistemine inanmıyor demektir.
Tarih, belgeyle konuşur.
📚 Kaynaklar:
– Cumhurbaşkanlığı Devlet Arşivleri Başkanlığı (Osmanlı Arşivleri)
– T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı — Atatürk Portalı
– Mehmet Ali Öz, Atatürk ve Ailesi: Osmanlı Arşiv Belgelerine Göre, Türk Tarih Kurumu Yayınları, 2019
Not:
Mustafa Kemal Atatürk’ün doğum yılı Osmanlı arşivlerinde kesin gün ve ay olarak kayıtlı değildir, yalnızca yaklaşık yıl (1881) bilgisi bulunur. Bunun nedeni, o dönemde Selanik gibi taşra bölgelerinde doğum tarihleri genellikle sadece yıl olarak kaydedilmesidir. Gün ve ay bilgisi ise daha çok saray mensupları ve üst düzey memurlar için tutulurdu. Modern doğum kayıt sistemi 1900’lerin başında düzenli hale gelmiştir. Bu nedenle Atatürk’ün doğum günü olarak 19 Mayıs 1881 tarihi sonradan sembolik olarak kabul edilmiştir.
Bağımsız Araştırmacı-Yazar Hüsnü Yazıcı
#Atatürk
#selanik
#Abdülhamid
#osmanlıarşivleri
#mustafakemal
#rumeli
#mübadele
#mübadil
2 Kasım 2025 Pazar
BAHÇEKÖY RAHMETLİLER & YAŞAYANLAR ALBÜMÜ
https://www.facebook.com/share/p/18tt6mcbSH/
LİNKİN ÜZERİNİ TIKLAYIP AÇ KISMINA BASILINCA FACEBOK SAYFASI PAYLAŞIMI ÇIKAR RAHMETLİLER VE YAŞAYANLARIN RESMİ ÇIKAR
BAHÇEKÖY
RAHMETLİLER & YAŞAYANLAR ALBÜMÜ
“Bir Mahallenin Hafızası”
Hazırlayan: Hüsnü Yazıcı
Yıl: 2025
Mahallemizden hatıralar, unutulmasın diye…
Bu albüm, daha önce benim yönettiğim fakat çalınan sayfamda yıllar içinde biriken paylaşımlar ile ailelerin kendi rızalarıyla gönderdiği fotoğraflardan yeniden derlenmiştir.
Amaç; rahmetlilerimizi saygıyla anmak, yaşayan büyüklerimizi yaşarken onurlandırmak ve mahalle kültürümüzü geleceğe aktarmaktır.
Her fotoğraf bir emektir.
Emeği geçen ve katkı sağlayan herkese teşekkür ederim.
Herhangi bir fotoğrafın kaldırılmasını isteyen yakınlar benimle iletişime geçebilir; anında gereken yapılacaktır.
——————————
Bahçeköy'ün Unutulmaz İsimleri:
Bir Hikaye Anlatısı
Bahçeköy'ün tarihi, kasabaya adını veren pek çok önemli isimle doludur. Bu isimler, sadece birer kelime değil, aynı zamanda kasabanın dokusunu şekillendiren, hikayelerini yazan ve gelecek nesillere miras bırakan bireylerdir.
Abdullah Acar gibi isimler, sadece bir spor kulübünde yöneticilik yaparak değil, aynı zamanda kasaba hayatına aktif olarak katılarak iz bırakmışlardır.
Hüsnü Yazıcı gibi isimler, sporun yanı sıra farklı alanlarda da önemli başarılara imza atarak kasabanın gururu olmuşlardır. (Yazamadığım çok ilklerin öncü isimleri var kusura bakmasınlar, özet bir yazı oldu. )
Neco gibi sanatçıların babalarının Bahçeköy'de yaşaması, kasabanın kültürel zenginliğini gösterir. Can Tüysüz gibi sporcular, Türkiye'ye kazandırdıkları başarılarla kasabanın adını duyurmuşlardır.(Yazamadığım çok ilklerin öncü isimleri var kusura bakmasınlar, özet bir yazı oldu. )
Süleyman Yazıcı, Hasan Güzel gibi isimler, kasabanın ilk odun müteahhitlerinden olmuş ve modernleşme sürecinde önemli rol oynamışlardır. Sönmez ailesi gibi aileler, kasabanın ekonomik hayatına yön vererek, bir döneme damga vurmuşlardır.(Yazamadığım çok ilklerin öncü isimleri var kusura bakmasınlar, özet bir yazı oldu. )
Mustafa Şen, Abdül Gül, İsmet Barlas, Fethi Barlas gibi muhtarlar, kasabanın altyapısının gelişmesinde büyük emek sarf etmişlerdir. Ali Kıvanç, Mustafa Çetin, Hüseyin İpek,Kamil Tulum gibi ilk muhtarlar ise kasabanın yönetim tarihinde önemli bir yer tutmaktadır.
İlk kadın Muhtar Ayşe Çoban'ı da unutmayalım.(Yazamadığım çok ilklerin öncü isimleri var kusura bakmasınlar, özet bir yazı oldu. )
Şevket Sönmez gibi ilk imamlar, kasabanın dini hayatına yön vermişlerdir. Ali Özbekrem, Abdullah Altıparmak, Dursun Esen, Nurettin Özbekrem, Mustafa Yazıcı ve isimlerini yazamadığımız ilk üniversite mezunları ise eğitim seviyesinin yükselmesinde öncü olmuşlardır.(Yazamadığım çok ilklerin öncü isimleri var kusura bakmasınlar, özet bir yazı oldu. )
İbrahim Erkaptan gibi isimler, spor kulüplerinin kurulmasında ve yönetilmesinde önemli rol oynayarak, kasabanın spor hayatına yön vermişlerdir. Baç ailesi, Ali Yazıcı, Mustafa Şen, Nadir Yılmazel, Hasan Bileyci gibi isimler ise kasabanın ilk kasaplarından olmuştur.(Yazamadığım çok ilklerin öncü isimleri var kusura bakmasınlar, özet bir yazı oldu. )
Yazıcı ailesi, Sönmez ailesi, Güzel ailesi gibi aileler, kasabanın ekonomik hayatında önemli bir yere sahip olmuşlardır. Mustafa Şen gibi isimler, kasabanın ilk aygaz bayii olarak hizmet vererek, modernleşme sürecinde önemli bir rol oynamışlardır.(Yazamadığım çok ilklerin öncü isimleri var kusura bakmasınlar, özet bir yazı oldu. )
Mehmet Sönmez gibi isimler, kasabanın ilk ayakkabı mağazalarını açarak, ticaretin gelişmesine katkı sağlamışlardır. Çoşkun ailesi, Usta ailesi gibi isimler ise kasabanın ilk lokantalarını açarak, kasabanın sosyal hayatına renk katmışlardır.(Yazamadığım çok ilklerin öncü isimleri var kusura bakmasınlar, özet bir yazı oldu. )
Hasan bey gibi isimler, kasabanın ilk saraçları olarak hizmet vererek, kasabanın ihtiyaçlarını karşılamışlardır. Hüseyin Bargın gibi isimler ise kasabanın ilk kunduracıları olarak, kasabanın ekonomik hayatına katkı sağlamışlardır.(Yazamadığım çok ilklerin öncü isimleri var kusura bakmasınlar, özet bir yazı oldu. )
Osman usta gibi isimler, kasabanın ilk at arabası tamircileri olarak hizmet vererek, ulaşımın gelişmesine katkı sağlamışlardır. Abdül Gül, Hasan Yazıcı gibi isimler ise kasabanın ilk nalburları olarak, katkı sağlamışlardır.(Yazamadığım çok ilklerin öncü isimleri var kusura bakmasınlar, özet bir yazı oldu. )
Tulum ailesi, Yazıcı ailesi, Çoşkun ailesi, Güzel ailesi gibi aileler, kasabanın ilk kahvelerini açarak, insanların sosyalleşmesine olanak sağlamışlardır. Yunus bey, Ali Yazıcı gibi isimler ise kasabanın ilk berberleri olarak, insanların kişisel bakımına hizmet vermişlerdir.(Yazamadığım çok ilklerin öncü isimleri var kusura bakmasınlar, özet bir yazı oldu. )
Süleyman Yazıcı, Gürhanel ailesi, Man ailesi gibi isimler, kasabaya ilk kamyonları getirerek, ulaşımın gelişmesine katkı sağlamışlardır. Man ailesi ve Konyalı Ömer gibi isimler ise kasabanın ilk oto tamircileri olarak, ulaşımın daha güvenli hale gelmesine katkı sağlamışlardır.(Yazamadığım çok ilklerin öncü isimleri var kusura bakmasınlar, özet bir yazı oldu. )
Mustafa Özbekrem gibi isimler, kasabanın ilk iğnecileri olarak, insanların ihtiyaçlarını karşılamışlardır. Muzaffer Altınsoy gibi isimler, kasabanın ilk belediye başkanı olarak, kasabanın gelişimi için önemli çalışmalar yapmıştır.(Yazamadığım çok ilklerin öncü isimleri var kusura bakmasınlar, özet bir yazı oldu. )
Hüsnü Yazıcı, Mustafa Şen, Sami Kasap, Osman Aktaş, Mehmet Güney, Baki Yurttaş, Yakup Çakıroğlu, isimler, kasabanın ilk meclis üyeleri olarak, kasabanın yönetimine katılmışlardır.(Yazamadığım çok ilklerin öncü isimleri var kusura bakmasınlar, özet bir yazı oldu. )
Kastamonulu Sadık bey gibi isimler, kasabanın ilk börekçileri olarak, insanların damak zevkine hitap etmişlerdir. Fehmi bey gibi isimler, kasabanın ilk okul müdürleri olarak, eğitimin gelişmesine katkı sağlamışlardır.(Yazamadığım çok ilklerin öncü isimleri var kusura bakmasınlar, özet bir yazı oldu. )
Süleyman Yazıcı gibi isimler, kasabanın ilk büyük düğünlerini yaparak, kasabanın sosyal hayatına renk katmışlardır. Hasan Barlas, Ahmet Altıparmak, İbrahim Konuk gibi isimler, kasabanın ilk polisleri olarak, güvenliğin sağlanmasında önemli rol oynamışlardır.(Yazamadığım çok ilklerin öncü isimleri var kusura bakmasınlar, özet bir yazı oldu. )
Kazım Zeren, Orman Fakültesi’nden emekli boyacı olup aynı zamanda Bahçeköy’de yıllarca boyacılık yaparak köyün emek veren isimlerinden biri olmuştur. Mustafa Uslu ise Fakültenin traktörüyle uzun yıllar Bahçeköy’de çöp toplama hizmeti vermiştir. (Yazamadığım çok ilklerin öncü isimleri var kusura bakmasınlar, özet bir yazı oldu. )
Ahmet Dalkıran, Foto Nuri kardeşler gibi isimler, kasabanın ilk fotoğrafçıları olarak, kasabanın anılarını ölümsüzleştirmişlerdir. Nurettin Özbekrem, Ahmet Sönmez gibi isimler, kasabanın ilk avukatları olarak, adalete hizmet etmişlerdir.(Yazamadığım çok ilklerin öncü isimleri var kusura bakmasınlar, özet bir yazı oldu. )
Ali Özbekrem, Abdullah Altıparmak, Hüseyin Çimen, Hüsnü Esen gibi isimler, kasabanın ilk orman mühendisleri olarak, çevrenin korunmasına katkı sağlamışlardır. Celal Barlas gibi isimler, kasabanın ilk subayları olarak, ülkesine hizmet etmişlerdir. Mustafa Yazıcı ise Bahçeköy’ün ilk üniversite mezunlarından olup köyün eğitim tarihinde ayrı bir yere sahiptir. (Yazamadığım çok ilklerin öncü isimleri var kusura bakmasınlar, özet bir yazı oldu. )
Bu isimler, sadece birer başlangıç noktasıdır. Bahçeköy'ün tarihinde iz bırakan birçok başka isim de vardır. Bu isimleri araştırmak ve onların hikayelerini öğrenmek, kasabanın geçmişini daha iyi anlamamızı sağlayacaktır.
Unutmayalım ki, bir kasabanın tarihi sadece binalardan ve sokaklardan ibaret değildir. Asıl önemli olan, o kasabada yaşayan insanların hikayeleri, hayalleri ve mücadeleleridir.
Yazamadığım çok ilklerin öncü isimleri var kusura bakmasınlar, özet bir yazı oldu.
#bahçeköy #Sarıyer
#bahçeköy #Sarıyer
Hüsnü Yazıcı
28 Ekim 2025 Salı
DNA, Şecere, Genetik Benzerlik ve Kimlik Üzerine
DNA, Şecere, Genetik Benzerlik ve Kimlik Üzerine
Son yıllarda DNA testleri popüler hale geldi. Birçok kişi sonuçlarda çıkan yüzdelere bakarak kimliğini oradan tanımlamaya çalışıyor. Oysa gerçek tablo çok daha farklı. DNA testleri etnik kimlik vermez; yalnızca genetik benzerliği ölçer.
Genetik benzerlik, bir kişinin DNA’sının belirli bir bölgedeki insanların DNA örneklerine hangi oranda benzediğini gösteren bilimsel bir karşılaştırmadır. Bu bir kimlik değil, sadece coğrafi yakınlık verisidir.
Örneğin bir DNA testinde “%60 Batı Anadolu” sonucu çıkabilir. Bu, atalarının bir dönem İzmir, Manisa, Aydın, Balıkesir, Denizli, Muğla, Kütahya, Uşak gibi Batı Anadolu illerinde yaşamış olma ihtimalini yükseltir. Ama bu sonuç, “etnik olarak şu millettendir” anlamına gelmez. Çünkü bu topraklarda tarih boyunca Türk, Rum, Yahudi, Ermeni, Levanten, Yörük, Balkan muhaciri gibi pek çok topluluk iç içe yaşamıştır. DNA sadece yer işareti verir, kimlik vermez.
Aynı şekilde, bir Türk’ün DNA testinde “Türkiye” yazmaması da çok doğaldır. Çünkü Türk kimliği dil, kültür, tarih ve aidiyetle tanımlanan bir üst kimliktir. DNA ise “Türk” kavramını ölçemez. Bu yüzden bir Türk’ün test sonucunda Balkan, Kafkas, Orta Asya, Orta Doğu, Alman veya İtalyan gibi bölgeler çıkması şaşırtıcı değildir. Anadolu yüzyıllardır büyük bir karışım coğrafyasıdır. Osmanlı göçleri, Balkan ve Kafkas muhacirleri, farklı halklar ve kültürler birbirine karışmış, bu çeşitlilik DNA sonuçlarına yansımıştır.
7 göbek şecere çıkarmak da değerlidir. Emek, belge ve tarih bilgisi gerektirir. Ancak şunu unutmamak gerekir: Şecere yalnızca baba hattını gösterir. Oysa yedi göbekte 128 ata vardır ve bunun sadece bir kolu belgelendiğinde, büyük resmin tamamı görülemez. Anne hattı, diğer kollar, göçler ve karışımlar bu tabloda yer almaz. Bu nedenle şecere de tek başına mutlak kimlik değildir.
Burada asıl belirleyici olan kültürdür. Deden başka bir dil konuşmuş olabilir, onun dedesi daha farklı bir dil konuşmuş olabilir. Bu hayatın doğal akışıdır. Devletler, sınırlar, nüfus hareketleri değişir; aileler göç eder, kültürler birbirine karışır. Ama insanın kim olduğuna dair en güçlü belirleyici, bugün senin hangi dili konuştuğun, evde ailenle nasıl iletişim kurduğun ve hangi kültürde yaşadığındır. Kimlik, biyolojik kökenden çok, içinde yetiştiğin kültürle şekillenir.
Son söz nettir:
DNA veri verir… Şecere belge sunar… Dil, kültür ve hayat tarzı ise kimliği belirler.
Bir insan nerede büyüdüyse, hangi dili konuşuyorsa, hangi değerlerle yaşıyorsa ve kendini nereye ait hissediyorsa, kimliği oradadır.
Biyolojik köken sadece başlangıç çizgisidir; insanı tanımlayan esas unsur aidiyet ve kültürdür
Bağımsız araştırmacı yazar
Hüsnü Yazıcı
24 Ekim 2025 Cuma
Kurucusu olduğum Sarıyer Lozan Mübadiller Derneği ve İstanbul Beyoğlu’ndaki Lozan Vakfı, yıllardır mübadele konusuna emek veren biri olarak kaleme aldığım yazıları ve kitapları paylaşamadılar — nedeni her neyse…
Kurucusu olduğum Sarıyer Lozan Mübadiller Derneği ve İstanbul Beyoğlu’ndaki Lozan Vakfı, yıllardır mübadele konusuna emek veren biri olarak kaleme aldığım yazıları ve kitapları paylaşamadılar — nedeni her neyse…
Akademisyen değilim, ama 20 yıldır mübadele tarihini araştırıyorum. Atalarımın geldiği toprakları gezdim; Osmanlı arşivlerinden Bizans kaynaklarına, kilise kayıtlarına kadar her belgeyi inceledim. Bu çabanın ürünü olan kitaplarım bugün dünya üniversitelerinin kütüphanelerinde referans kaynak olarak yer alıyor.
Kurucusu olduğum gruplarda paylaştığım yazılar binlerce kişiye ulaşıyor. Yalnızca son yazım, dört günde 30 bin erişim aldı. İnsanların ilgisi, yılların emeğinin karşılığıdır.
Yine de bu iki sivil toplum örgütü yazdıklarımı görmedi ya da paylaşmadı. Sebebini bilmiyorum, ama artık susmak da istemiyorum. Bu emeği, bu mücadeleyi kayda geçirmek istiyorum. Çünkü söz uçar, yazı kalır. Bu satırlar, hem tarihe bir not, hem de emeğin görünür olması için kaleme alındı.
Bağımsız Araştırmacı Yazar
Hüsnü Yazıcı
#lozanvakfı
#sarıyerlozanmübadillerderneği
18 Ekim 2025 Cumartesi
Rumeli kültürü
Rumeli kültürü
dediğimiz şey, coğrafyadan daha büyük, tarihten daha derin, folklordan daha canlı bir ruhtur. Rumeli sadece bir bölge değildir. Rumeli, Türk’ün Avrupa’daki nefesidir. Bu nefes kimi zaman İstanbul terbiyesi kadar zarif, kimi zaman Balkan dağları kadar sert, kimi zaman göç yolları kadar hüzünlü, kimi zaman düğün meydanları kadar neşelidir. Rumeli kültürü bu dört halin aynı bedende birleşmiş halidir.
Rumeli Türkü hem savaş görmüş hem medeniyet kurmuştur. Hem kaybetmiş hem direnmiştir. Hem başkentte yaşamış hem sürgün yemiştir. Bu yüzden Rumelili insanın karakteri tek boyutlu değil, katmanlıdır. Görgülü ama kibirli değildir. Neşeli ama laubali değildir. Hüzünlü ama karamsar değildir. Sert ama kaba değildir. Cesur ama gözü dönmüş değildir. Bu denge, başka hiçbir coğrafyada bu kadar ustalıkla tutturulamamıştır.
Anadolu Türkü toprağın insanıdır. Rumeli Türkü ise tarih ve hafızanın insanıdır. Anadolu’da töre kökse, Rumeli’de hatıra köktür. Bu yüzden Rumeli insanı geçmişini asla unutmaz. Nereden geldiğini bilir. “Biz Üsküplüyüz, biz Manastırlıyız, biz Selanikliyiz” demek onun için sadece yer belirtmek değildir; kimlik, onur, aidiyettir. Kaybedilen toprakların acısı hâlâ kuşaktan kuşağa aktarılır. Dedelerin mezarı orada kaldıysa, Rumelili çocuk bile o acının ağırlığını hisseder.
Rumeli’de aile hayatı Anadolu’ya göre daha açıktır. Evler küçüktür ama kalpler geniştir. Büyük saygı görür ama küçük susturulmaz. Sofrada herkes konuşabilir. Kadın evin içinde hapsedilmez; toplumsal hayatta yer alır. Rumeli’de kadın-erkek yan yana oturur, birlikte sohbet eder, birlikte karar alır. Rumeli kadını güçlüdür, zekidir, lafını bilir, sözünü esirgemez. Erkeği de bu gücü kabul eder. Rumeli erkeği “delikanlı”dır ama dayatma yapmaz. Erkeklik göstererek adamlık kazanılmaz; zarafetle, vefa ile, adaletle kazanılır. Bu yüzden Rumeli efendiliği diye bir kavram vardır. “Efendi adam” olmak, sadece kibar olmak değil; adil, vicdanlı, tutarlı, sözünün eri olmak demektir.
Komşuluk Rumeli’de kan bağı kadar kuvvetlidir. Kapılar kilitlenmezdi. Kimse randevuyla misafirliğe gitmezdi. Akşamları avluda, balkonda, kapı önünde herkes toplanır, çay demlenir, muhabbet edilir. Mahalle sadece oturulan yer değil, sosyal ailedir. Bir evde düğün varsa bütün mahalle yardım eder. Bir evde cenaze varsa herkes yas tutar. Kimse kimseyi yalnız bırakmaz. “Biz” duygusu Rumeli’nin en büyük hazinesidir.
Rumeli Türkçesi berraktır. İstanbul Türkçesine en yakın konuşma Rumeli’den çıkar. Çünkü Osmanlı’nın eğitimli, şehirli, okumuş kitlesi büyük oranda Rumeli’dendir. Kadı, paşa, subay, öğretmen, hattat, şair… Birçoğu Rumeli kökenlidir. Bu yüzden dil temizdir, telaffuz düzgündür. Ağız vardır ama kabalık yoktur. Rumelili biri küfretse bile kulağa zarif gelir çünkü ifade tarzı bile estetik taşır. “Yavaş ol hele…” dediğinde tehdit etmez ama duruş koyar. Kelimeler bazen Balkan dillerinden etkilenir, “komşina, sepetko, peçenek” der, ama cümlenin ruhu tamamen Türktür.
Rumeli’de yemek sadece karın doyurmak değildir. Sofra bir kimliktir. Rumeli mutfağı sade ama derin lezzetlidir. Gösterişsizdir ama zevklidir. En bilinen yemekler: Boşnak böreği (burek), su böreği, kol böreği, çiğ börek (Tatar etkisiyle), Arnavut ciğeri, papara (bayat ekmeği tirit yaparlar), kaçamak (mısır unuyla yapılan ama kuymak gibi değil), kelle paça (baharatı hafif, limonlu), yoğurt mutlaka sofradadır. Tatlılarda kaymaçina, trileçe (yeni bir tatlı olsa da mantık Rumeli), revani, şerbetli ama hafif tatlılar. Rumeli sofrasında aşırılık yoktur. Her şeyin kararı vardır. Ekmek, yoğurt, turşu, börek… Basit ama rafinedir. Çünkü Rumeli kültürü içten gelen zarafettir, dıştan değil.
Rumeli giyim kuşamında da zarafet vardır. Osmanlı’nın şehir modası halka kadar iner. Kadınlar entari giyer, başörtüsü bağlar ama yüzünü örtmez. Erkekler setre pantolon, yelek, fes ya da şapka takar. Köylüsü bile şıktır. Temizlik, düzen, özen Rumeli kültürünün temel alışkanlığıdır. “Üstün başın düzgün olsun” lafı boşuna değildir.
Düğünler Rumeli’nin en görkemli adetidir. Düğün sadece iki kişinin evlenmesi değil, bütün mahallenin bayramıdır. Kadın-erkek birlikte oynar. Oyunlar hızlıdır, hareketlidir. Klarnet başroldedir. Keman eşlik eder. Tambura, darbuka, def, bazen davul-zurna. Hora oynanır, oro oynanır, çiftetelli coşturur. Ama düğünün ortasında bir anda hüzünlü türkü çalınır. Çünkü Rumeli neşeyi de hüznü de aynı anda yaşar. Anadolu’da zeybek ağır ağır yürür, Rumeli’de hora coşarak akar. Biri Anadolu’nun vakur duruşuysa, biri Rumeli’nin içindeki fırtınadır.
Sünnet, nişan, asker uğurlama… Her biri hem ritüel hem şölendir. Sünnette çocuk korkmasın diye şakalaşılır. Nişanda kahve tuzlu yapılır ama küçük düşürmek için değil, tatlı bir oyun için. Asker uğurlamada ağlayan da olur, oynayan da. Çünkü Rumeli insanı duyguyu saklamaz. Ağlamak ayıp değildir. Gülmek de günah değildir. İnsan olmak doğal olandır. Rumeli doğallığı sever ama disiplini de elden bırakmaz.
Cenaze adetlerinde saygı esastır. Sessizlik vardır. Ağlamak vardır ama feryat figan yoktur. Ölüm Allah’tandır, teslimiyet vardır. Cenaze sonrası yemek verilir, mevlit okunur. Cenazeye gelen aç bırakılmaz. Bu Anadolu’da da vardır ama Rumeli’de daha düzenli, daha sistemlidir. Çünkü tertip ve denge Rumeli’de hayatın her alanına sızmıştır.
Müzik Rumeli’nin dilidir. Rumeli türküleri sadece melodi değildir; hatıra defteridir. “Manastır’ın ortasında var bir havuz” dediğinde sadece bir yer anlatmaz, bir kaybı anlatır. “Drama köprüsü bre Hasan” dediğinde sadece köprüyü değil, ıstırabı söyler. Rumeli türküleri hep ikilidir: Neşeli çalar, hüzünlü söyler. Bu Rumeli insanının ruhudur. Müzik bazen halk müziğine benzer, bazen sanat müziğine yaklaşır. Çünkü Rumeli, saray kültürü ile halk kültürünü birlikte taşımıştır. Anadolu’da uzun hava tek kişi söylerken, Rumeli’de koro halinde söylemek doğaldır. Çünkü Rumeli acıyı da sevinci de tek başına yaşamaz.
Din ve inanç Rumeli’de köklüdür ama fanatik değildir. Rumeli insanı Allah’a bağlıdır, camiye gider, oruç tutar, bayram yapar. Ama dini baskı için kullanmaz. Tasavvuf geleneği güçlüdür. Bektaşilik, Halvetilik, Mevlevilik etkisi büyüktür. Rumeli’de tekkeler vardı. Hem Sünni hem Alevi-Bektaşi Türkler yüzyıllarca birlikte yaşadı. Bu yüzden Rumeli İslam’ı yumuşak, insancıl, vicdanlıdır. Katılık yoktur, şekilcilik azdır. İman kalptedir, gösterişte değil.
Eğitim Rumeli’de büyük değerdir. Osmanlı’nın en iyi okulları Rumeli’deydi. Medreseler, rüştiyeler, askeri okullar… Rumeli’den çok paşa, öğretmen, kadı, şair, subay çıktıysa nedeni budur. Okumuş adam kibirli olmaz, rehber olurdu. Dil bilen, yazı yazan, fikir üreten, kültür taşıyan çoktur. Rumeli efendiliğinin arkasında bu eğitim birikimi vardır.
Vefa, sadakat, dostluk Rumeli’de sadece ahlâk değil şereftir. Birine “arkadaşım” demek kolay değildir ama dediyse ömür boyudur. Dostunu satmaz. Yanında olur. Rumeli insanı iki yüzlülüğe tahammül etmez. Dürüstlüğü sever. Lafı eğip bükmez ama kalp kırmadan söyler. Devlete bağlıdır. Osmanlı ona sadece yönetim vermedi, kimlik verdi. Bu yüzden Rumeli insanı devlete küsmeyeceği gibi devleti de hafife almaz. Bayrak onun için sembol değil, namustur.
Rumeli’nin en ağır gerçeği göçtür. Bu coğrafya defalarca el değiştirdi. Savaşlar, katliamlar, zorunlu göçler… Yüz binlerce Türk Anadolu’ya sığındı. O göç yollarında analar çocuklarını kaybetti, evler bırakıldı, mezarlar geride kaldı. Rumeli çok kaybetti ama kimliğini kaybetmedi. Göçle gelen Rumelililer Türkiye’de yeniden kök saldı ama hafızasını asla bırakmadı. Bu yüzden Rumeli kültürü bugün bile canlıdır. Sofrasında, dilinde, tavrında, türküsünde, bakışında yaşar. Rumelili biri “bizim oralar” dedi mi sadece yer anlatmaz, bir medeniyet anlatır.
Ve işin özü şudur:
Rumeli kültürü zarafet ile mertliğin aynı bedende birleşmiş halidir.
Rumeli insanı hem bey gibi yaşar hem asker gibi durur.
Hem incelir hem kırılmaz.
Hem güler hem ağlar.
Hem geçmişi taşır hem bugüne uyum sağlar.
Rumeli kaybedildi sananlar yanılıyor. Toprak kaybedildi ama Rumeli ruhu bugün Türkiye’nin her şehrinde yaşayan milyonlarca insanın yüreğinde capcanlı duruyor. Bu ruh, Türk milletinin en rafine, en zarif, en dirençli damarlarından biridir.
İşte Rumeli budur:
Sadece tarih değil, karakterdir.
Sadece coğrafya değil, terbiyedir.
Sadece hatıra değil, canlı hafızadır.
Sadece kültür değil, insanlık kalitesidir.
Ve bu kalite kolay oluşmadı…
Asırlarca acı çekerek, savaşarak, kaybederek, dirilerek, koruyarak geldi.
Rumeli bir yer değil, bir duruştur.
Ve o duruş hâlâ dimdik ayaktadır.
Bağımsız araştırmacı yazar
Hüsnü Yazıcı
Balkan Türkü ile Anadolu Türkü
Balkan Türkü ile Anadolu Türkü aynı kökten gelir ama farklı iklimlerde büyümüş iki kardeş gibidir. Aynı dili konuşurlar, aynı dine inanırlar, aynı tarihe sahiptirler fakat hayatı yaşama biçimleri, adetleri, davranış tarzları yaşadıkları coğrafyanın etkisiyle birbirinden ayrılmıştır. Bu ayrılık düşmanlık değil, çeşitliliktir. Hatta bu çeşitlilik Türk milletinin zenginliğidir.
Anadolu Türkü toprağa bağlıdır. Köy hayatı, yerleşik düzen, töre ve büyüklerin sözü her şeyin üstündedir. Aile yapısı daha kapalıdır. Evde herkesin yeri bellidir. Erkek evin direği sayılır, kadın evin düzenidir. Gelin kaynananın karşısında ölçülüdür. Evin büyüğüne saygı tartışılmaz. “Büyük konuşur, küçük dinler” anlayışı hâlâ yaşar. Anadolu’da misafir baş tacıdır, sofra paylaşılır, aç yatan komşu varsa günah sayılır. Komşuluk ilişkileri kuvvetlidir, kimse kimseyi sahipsiz bırakmaz. Anadolu insanı duygusaldır ama duygusunu dışa vurmaz, içine atar, sabreder. Sabrı da toprağın sertliğinden öğrenmiştir.
Balkan Türkü ise Osmanlı’nın şehir kültürü içinde yoğrulmuştur. Rumeli coğrafyası çok uluslu bir ortamdır. Türk, Arnavut, Boşnak, Bulgar, Rum yüzyıllarca yan yana yaşamıştır. Bu durum Balkan Türküne daha açık, daha pratik, daha sosyal bir karakter kazandırmıştır. Anadolu’daki gibi kapalı aile yapısı yoktur. Kadın toplum içinde daha görünürdür. Düğünlerde, eğlencelerde kadın-erkek beraber oynar. Sohbet masası karışıktır, gülmece boldur. Balkan Türkü daha neşeli görünür ama içinde derin bir gurbet acısı vardır. Çünkü o topraklarda sürekli kaybetme, sürülme, dağılma yaşamıştır. Bu yüzden hafızası çok güçlüdür. Bir mahalleyi, bir köyü, bir komşuyu, bir türküyü ömür boyu unutmaz.
Adetlere bakarsak farklar daha da netleşir. Anadolu’da düğün günlerce sürer, halay çekilir, zeybek oynanır, erkekler ve kadınlar çoğu zaman ayrı eğlenir. Her oyunun bir ağırlığı vardır. Düğün sadece eğlence değil, töredir. Davul-zurna vazgeçilmezdir. Her adımın kuralı vardır. Balkan’da düğün yine şenliktir ama daha hareketlidir. Oyunlar hızlıdır, ritimler karışıktır, hora, oro gibi oyunlar kadın-erkek birlikte oynanır. Klarnet ön plandadır, bazen keman eşlik eder. Balkan düğünü neşeli gibi görünür ama arada hüzünlü türküler de söylenir, çünkü Balkan Türkü mutluluğun içinde bile hüzün taşır.
Asker uğurlama da iki tarafın karakterini yansıtır. Anadolu’da asker kutsaldır. Görev vatandır. Uğurlama tören gibidir. Davul-zurna çalar, dualar edilir, büyükler nasihat verir. Genç, “Anam ağlama” diyerek gider. Balkan’da da askerlik onurdur ama uğurlama daha içli, daha duygusal yapılır. Kadınlar da katılır, hep birlikte ağlarlar ama sonrasında mutlaka bir oyunla moral verilir. Çünkü Balkan Türkü acıyı hafifletmeyi de bilir.
Cenaze adetleri de farklıdır. Anadolu Türkü ölüm karşısında çok ciddi, çok derindir. Sessizlik, hüzün, taziye günlerce sürer. Mevlitler okunur, komşular yemek getirir. Balkan’da cenaze yine hüzünlüdür ama bazı yerlerde defin sonrası toplu yemek yapılır, hatta bazen hafif bir sohbet ortamı olur. Çünkü Balkan Türkü ölümü kabullenirken bile yaşamı hatırlatır. “Hayat devam eder” der.
Bayram adetlerinde benzerlik çoktur. Her iki taraf da bayram sabahı erkenden kalkar, büyüklerin eli öpülür, ziyaretler yapılır. Ama Anadolu’da bayram biraz daha resmi, daha törelidir. Balkan’da ise daha hareketlidir, daha samimidir. Kahkahalar eksik olmaz, çocuklar daha özgürdür.
Dil ve konuşma tarzı önemli bir gösterge. Anadolu’da yöresel ağızlar serttir. Erzurum ayrı konuşur, Yozgat ayrı, Ege bambaşka. Sesler boğazdan gelir. Balkan Türkü ise İstanbul Türkçesine çok yakındır. Konuşması yumuşaktır. Araya yerel Balkan dillerinden kelimeler karışsa bile Türkçe berrak kalır. Bu da Osmanlı şehir kültürünün etkisidir.
Yemek kültüründe bile fark vardır. Anadolu mutfağı bölgeden bölgeye değişir ama genellikle et, bulgur, hamur işleri, bakliyat ağırlıklıdır. Baharat çeşitlidir. Sofra büyüktür. Balkan Türkünün mutfağı ise daha sade ama dengelidir. Yoğurt, börek, köfte, turşu çok kullanılır. Saray mutfağının hafiflemiş bir hali gibidir. Yemekleri pratik ama lezzetlidir.
Dine gelince, her iki taraf da Müslümandır, ibadetine bağlıdır, bayramına sahiptir. Ama yaşayış farklıdır. Anadolu’da dinî ritüeller çok güçlüdür. Cem, mevlit, türbe ziyareti, adak kültürü yaygındır. Tarikatlar, dedeler, hocalar etkilidir. Balkan Türkünde din daha sade, daha şehirli, daha disiplinlidir. Bidatler azdır, ibadet daha net uygulanır. Ama Ramazan ve kandiller her zaman değerlidir.
Sonuç olarak;
Anadolu Türkü toprağın, sabrın, törenin insanıdır.
Balkan Türkü hafızanın, hareketin, direncin insanıdır.
Anadolu “töre” der, Balkan “hatıra” der.
Anadolu içe kapanır, Balkan dışa açılır.
Anadolu susar, Balkan anlatır.
Anadolu kaderiyle savaşır, Balkan kimliğini korumak için direnir.
Ama ikisini yan yana koyduğunda ortaya çıkan şey tek bir gerçektir: Türk milleti.
Biri kök, biri dal…
Biri gövde, biri yaprak…
Ayrı görünürler ama birbirini tamamlarlar.
Ve bu büyük ağacı ayakta tutan da tam olarak budur.
Bağımsız araştırmacı yazar
Hüsnü Yazıcı
TÜRK ADETİ DEDİĞİN ŞEY SADECE GELENEK DEĞİLDİR
TÜRK ADETİ DEDİĞİN ŞEY SADECE GELENEK DEĞİLDİR
Türk kültürünü kitaplardan okuyarak anlayamazsın. Türk insanını tanımak için onun günlük hayatına, ilişkilerine, sofralarına, düğünlerine, yasına, sevincine, korkusuna bakman gerekir. Çünkü bizde kültür sadece düşünce değildir; hayatın ta kendisidir. Ve o hayat “adet” dediğimiz görünmez kurallarla yönetilir. Kanun devletten gelir ama adet milletten gelir. Devlet bazen değişir, yasa bazen uygulanmaz ama adet toplumun damarına işlemiştir. O yüzden Türk insanı bazen kanunu çiğner ama adeti çiğnemez. Çünkü adet, bizim için kimliktir.
Türk adetlerinin merkezinde “insan” vardır. Bizim kültürde insanı tanımadan hiçbir davranış anlaşılmaz. Biz bireyci değiliz, toplulukçuyuz. “Ben”den önce “biz” gelir. Aile, mahalle, akraba, komşu, köy, devlet… Hepsi birbirine görünmez iplerle bağlıdır. Bu bağları koruyan şey işte bu adetlerdir. Selam vermekten cenaze kaldırmaya kadar her şey, aslında toplumu ayakta tutan bir sosyal sözleşmedir.
SELAM VERMEK MİDEYE DEĞİL, RUHA HİTAP EDER
Türk insanı birbirinin yanından sessizce geçmez. Selam verir. Çünkü selam “Ben düşman değilim” demektir. “Selamünaleyküm” sadece dini bir söz değil, barış ilanıdır. “Günaydın” bile sıcaklıktır. Baş eğerek selamlarsın, saygı gösterirsin. Selam vermemek kibirdir. Türk kültüründe kibir en ağır kusurlardan biridir. Çünkü kibir “ben sizden üstünüm” demektir. Biz eşitlik isteriz ama hiyerarşi tanırız. Eşitlik duygusal, hiyerarşi davranışsaldır.
MİSAFİR KAPIDAN DEĞİL, GÖNLÜNDEN GİRER
Bizde misafir gelince ev hazırlıksızsa bile ikram bulunur. Çaydan başka bir şey yoksa da “çay var” dersin. Çünkü mesele ikramın lüksü değil, gönlün açıklığıdır. Misafir baş tacı yapılır. Gelenin ayakkabısı önüne çevrilir, en güzel oda verilir, en iyi yemek önüne konur. Neden? Çünkü misafir berekettir. Bereket ekonomik değil, manevidir. Misafir ağırlamakla insan şükreder. Bugün apartmanlarda bile komşu kahveye çağrılır; kültür şekil değişir ama ruhunu kaybetmez.
KOMŞU KAPISI ZİL DEĞİL, GÜVENDİR
Komşuluk bizde hâlâ güçlüdür. Yan dairede biri öldüğünde cenazeye gidilir, biri evlenince düğününe gidilir. Komşu hasta olsa çorba götürülür. “Komşu hakkı” diye bir şey vardır. Bu resmi bir hak değil ama kültürel bir zorunluluktur. Eskiden kapı kilitlenmezdi çünkü komşu hırsızdan daha önce girerdi. Şimdi kapılar kilitli ama gönüller tamamen kapanmadı. Hâlâ mahalle baskısı diye bir gerçek var. Kötü anlamda olabilir, ama aynı zamanda sosyal kontrol ve güvenlik sağlar. Çünkü bizde toplum kendini kendi denetler.
SOFRA YEMEK YERİ DEĞİL, DÜZEN DEMEKTİR
Türk sofrası sadece karın doyurmak için kurulmaz. Sofra, aile hiyerarşisinin sahnesidir. Büyük başa oturur, küçük bekler. Yemeğe büyük başlamadan el uzatılmaz. Bu saygıdır. Ekmek kutsaldır, yere düşerse öpülür. Kutsallığın nedeni açlık hafızasıdır. Türk tarihi yoklukla yoğrulmuştur. Bu yüzden nimet israf edilmez. Sofrada yüksek sesle kavga edilmez, çünkü sofra birliktir. Hatta küslük varsa, aynı sofraya oturmak barış teklifidir.
HİTAP ŞEKLİ BİLE BİR ADET
Bizde herkes herkese “sen” diyemez. Büyüğe “siz” denir, akraba olmayan yaşlıya “amca, teyze” denir. Bu sadece saygı değil, samimiyetle mesafe arasında kültürel dengedir. Türk insanı hitapla sınır çizer. “Abla, abi” dediğinde hem sıcaklık hem de hiyerarşi kurarsın. Dil, ilişkilerin mimarisidir.
BÜYÜK KÜÇÜĞE SAHİP ÇIKAR, KÜÇÜK BÜYÜĞE HİZMET EDER
Türk ailesi dikeydir. Batı’daki gibi “herkes eşit” anlayışı yoktur. Bizde sevgi ile saygı birbirinden ayrılmaz. “Beni seviyor ama sözümü dinlemiyor” cümlesi anlaşılmaz. Çünkü sevgi itaati içerir. Dede-ninenin otoritesi devlet gibidir. Onlara hizmet etmek angarya değildir, şereftir. Bayramda el öpmek, sadece adettir sanan yanılır. O el, hafızadır.
BAYRAMLAR İBADET DEĞİL, TOPLUM TAMİRİDİR
Bayram sabahı namaz kılınır, sonra herkes birbirinin evine gider. Bayramlaşmak helalleşmektir. Küs kalınmaz. Akraba sıralaması vardır, önce kim ziyaret edilir belli. Çocuklara harçlık verilir; bu sadece hediye değil, ekonomik adalettir. Bayram sofrası kurulur; paylaşmak berekettir. Bayramlar toplumdaki kırıkları onarmak için vardır.
KANDİLLERDE IŞIK YAKMAK DEĞİL, HATIRLAMAK VARDIR
Regaip, Miraç, Berat, Mevlit… Kandil gecesi simit dağıtmak, lokma dökmek sadece dini değildir. Cemaat oluşturur, birlik duygusu verir. Mevlit okutmak ölüye saygı kadar, yaşayanlara moral vermektir. Bu adetler, dini sadece ibadet olmaktan çıkarıp sosyal bağ haline getirir.
IMECE: DEVLET YOKSA HALK DEVLET OLUR
Köyde birinin tarlası sürülecekse herkes gelir yardım eder. Karşılık beklenmez. Bu imecedir. Bu sayede köy ayakta kalır. Devlet yetişmezse toplum kendi kendini örgütler. Bugün büyükşehirde bile mahalle dayanışması benzer mantıkla devam eder. Türk kültüründe “benim işim değil” diye bir şey yoktur. Yapabiliyorsan yaparsın.
DOĞUM: HAYAT GELDİ, KÖY TOPLANDI
Bebek doğunca sadece aile sevinmez, mahalle sevinir. Nazar korkusu vardır. Kırklama yapılır; bu hem temizlik hem inanıştır. Loğusa şerbeti ikram edilir; kadın korunur. Çünkü Türk kültüründe doğum özel değil, kutsaldır. Çocuk “ailenin” değil, “toplumun” çocuğudur.
İSİM VERME: KADER SEÇMEK
İsim rastgele konmaz. Dedenin adı verilir, büyüklerin ruhu yaşasın diye. İsim bir tür dua gibidir. “Yiğit, Mert, Kutay…” karakter yüklenir. “Fatma, Ayşe…” Peygamber ailesine bağlılık ifadesidir. Bu bile adetle dindir, soyla inanç birleşir.
SÜNNET: ERKEKLİĞE GEÇİŞ
Sünnet düğünü aile gururudur. Atla gezdirilen çocuk, padişah gibi giydirilir. Acı çekecek ama kahraman gibi davranması beklenir. Bu tören erkekliğin psikolojik sınavıdır. Kadınlar ağlar, erkekler güler. Bu bile rol dağılımıdır. Türk kültüründe herkes nasıl davranacağını adetten öğrenir.
ASKERLİK: VATAN İLE ERKEK ARASINDAKİ ANT
“Her Türk asker doğar” lafı boş değil. Asker uğurlaması düğün gibidir. Konvoy yapılır, bayrak açılır, dualar edilir. Çünkü askerlik sadece devlet görevi değil, erkeklik tamamlanmasıdır. Askerden gelen çocuk değil, adam olur. Bu kültürel kodun temelinde tarih vardır: yüzyıllarca savaşmış bir milletin hafızası.
KIZ İSTEME: EDİP DEĞİL, TOPLUMUN ONAYI
“Allah’ın emri, Peygamber’in kavliyle” diye başlanır; bu cümle nikahın sadece iki kişi arasında olmadığını gösterir. Kahve tuzlu yapılır; damat sabrı sınanır. Söz kesilir; kurdele simbolik bağdır. Nişan aile anlaşmasıdır. Kız tarafının gururu, erkek tarafının ciddiyeti vardır. Her şeyin bir adabı vardır, çünkü evlilik iki kişinin aşkı değil, iki ailenin ortaklığıdır.
ÇEYİZ: EMEK VE AĞIRLIK
Kız evinde sandık dolusu çeyiz hazırlanır. Dantel, yorgan, havlu… Bunlar sadece eşya değil, emeğin ifadesidir. Çeyiz göstermek statüdür. Hatta mahalleye serilir. Bu, kızın ailesinin saygınlığıdır. Bugün bile çeyiz bitmedi, sadece mağazadan alınmaya başladı. Ruh hâlâ aynı.
KINA GECESİ: VEDANIN GÖZYAŞI
Kına sadece gece eğlencesi değil, kızın ailesine veda törenidir. Eline kına yakılır, türkü söylenir, ağlanır. “Yüksek yüksek tepelere” sadece şarkı değildir, kültürel travmadır. Gelin gider, evden kopar. Bu duygusal yük adetle hafifletilir.
DÜĞÜN: BİRLİK GÖSTERİSİ
Düğün zenginliğin değil, toplumsal gücün göstergesidir. Kimler geldi, kaç araba oldu, kaç tepsi baklava dağıtıldı… Hepsi statüdür. Ama aynı zamanda dayanışmadır. Düğün masrafı bazen mahalle tarafından paylaşılır. Çünkü evlilik bireysel değil, kolektiftir.
TAKI MERASİMİ: EKONOMİK YARDIMLAŞMA
Altın takmak sadece gösteriş değil, çifti borçlandırmamaktır. Takılan altın ileride geri takılır. Bu karşılıklı sigortadır. Bugünün kredi kartı, dünün takısıdır.
ÖLÜM: YAS BİREYSEL DEĞİL KOLLEKTİFTİR
Bir evde ölüm olduğunda ocak sönmez; tam tersine mahalle ocağı olur. Yemek yapılmaz, komşular getirir. Cenaze hemen kaldırılır; çünkü insanı bekletmek ayıptır. Mezar başında dua edilir. Sonra 7’si, 40’ı, 52’si yapılır. Bu rakamlar sadece sayı değil, yasın ritmidir. Ölüyü unutmamak kadar, yaşayanı yalnız bırakmamak da Türk adeti.
HELVA KAVURMAK: HEM HATIRLAMA HEM ŞİFA
Cenaze sonrası helva dağıtmak ölüye rahmet, yaşayanlara destek demektir. Helva tatlıdır ama acıyı hafifletir. Bu psikolojik zekâdır. Türk kültürü acıyı bile ritüele dönüştürür.
AYIP – GÜNAH – SUÇ ARASINDAKİ FARK
Batı’da hukuk suçla ilgilenir, bizde toplum ayıpla ilgilenir. Bizde “ayıp” bazen suçtan bile ağırdır. Çünkü ayıp sosyal intihardır. “El alem ne der?” cümlesi baskı gibi görünür ama aynı zamanda toplumsal düzen sağlar. Günah Allah ile kul arasındadır, ayıp toplumla kişi arasındadır. Bu yüzden Türk insanı bazen yasadan değil, dedikodudan korkar. Bu kötü gibi görünse de aynı zamanda ahlakı korur.
SÖZ VERME: NOTERDEN DAHA GÜÇLÜ
Eskiden senet yoktu ama “namus sözü” vardı. Sözünden dönene güvenilmezdi. Bugün bile “erkek sözü” dendi mi konu kapanır. Kadının sözü de namustur. Yemin kutsaldır. El sıkışmak kontrat sayılırdı. Bu, Türk kültürünün ahlaki ekonomisidir.
KAHVEHANE VE KÖY ODASI: ERKEĞİN PARLAMENTOSU
Kahvehane sadece okey oynanan yer değil, bilgi merkezidir. Siyaset orada tartışılır, karar alınır. Köy odası misafir ağırlamak içindir; devlet büyüğü geldiğinde orada ağırlanır. Bu mekanlar toplumun gayriresmî yönetim merkezidir.
KADIN TOPLANMALARI: GÖRÜNMEYEN PARLAMENTO
Erkek kahvede ise kadın evde toplanır. Gün yapılır, altın günü düzenlenir. Bu hem sosyalleşme hem finansal dayanışmadır. Kadınlar evde gibi görünür ama bilgi ağı onların elindedir. Türk kültüründe kadının gücü sessiz ama etkilidir.
ÇOCUK YETİŞTİRME: TOPLUMSAL YATIRIM
Çocuk sadece aileye ait değildir. Sokağa çıktığında herkes onu uyarabilir. “Ayıp” der, “yapma” der. Bu sosyal kontrol gibi görünür ama aslında toplumsal sahiplenmedir. Çocuk özgür büyümez ama sahipsiz kalmaz. Türk kültüründe çocuk zenginliktir.
BÖLGESEL ADET FARKLARI: AYRI GÖRÜNÜR, AYNI RUHA ÇIKAR
Karadeniz hırçındır, Ege sakindir, Doğu ağırdır, Trakya neşelidir. Ama hepsinin özünde misafirperverlik, dayanışma, saygı, gurur vardır. Yani şekil farklı, ruh aynı. Türk kültürü bu çeşitlilikle güçlenir.
MODERNLEŞME ADETİ YOK ETMEDİ, GİZLEDİ
Apartman geldi, komşuluk zayıfladı ama bayramda hâlâ herkes köye gider. İnternet geldi, ama cenazeye hâlâ gidilir. Düğün salonu çıktı, ama kına gecesi kaybolmadı. Adetler ölmedi, dönüşüp uyum sağladı. Bizim kültür en büyük gücünü buradan alıyor: Esneme kabiliyeti yüksek ama kökü sağlam.
**BÜTÜN BU ADET
SENİN KALBİNE NİYE BU KADAR DOKUNUYOR?**
Çünkü bunlar sadece davranış değil, hafıza. Biz bu adetlerle büyüdük. Ağladık, güldük, vedalaştık, kavuştuk. Adet dediğin şey bazen bir türkü, bazen bir sessizlik, bazen bir bakış. Türk kültürü görünmez bir ağdır; biz fark etmeden onun içinde yaşarız.
Ve şunu unutma:
Bir milletin adetleri ölürse, kimliği de ölür.
Türk milleti bin yıldır ayakta duruyorsa, bu sadece kılıçla değil, adetle durmuş demektir.
Türk adeti sadece geçmiş değildir.
Türk adeti, geleceğe taşınan en büyük güçtür.
Bağımsız araştırmacı yazar
Hüsnü yazıcı





















