Translate

31 Mart 2026 Salı

Karacaova: Tarih, Kimlik ve Bellek – Türk ve Müslüman İskânı Hüsnü Yazıcı


Karacaova: Tarih, Kimlik ve Bellek – Türk ve Müslüman İskânı

Hüsnü Yazıcı

Karacaova (Moglena), bugün Yunanistan sınırları içinde, Vodina (Edessa) ile Gevgeli arasında yer alan verimli ve stratejik bir ovadır. Balkanlar’ın önemli geçiş güzergâhlarından biri üzerinde bulunması sebebiyle tarih boyunca askerî ve ekonomik açıdan önem taşımıştır.

Bu bölge üzerine çalışmaya 2007 yılında başladım. Osmanlı arşivleri, Yunan arşivleri, kilise kayıtları ve birincil sözlü kaynakları birlikte değerlendirdim. Elde ettiğim veriler, Karacaova’nın demografik ve kültürel yapısını açık biçimde ortaya koymaktadır.

Osmanlı öncesi dönemde Karacaova’nın nüfus yapısı; yerli Slav toplulukları, Rumlar, Ulahlar ve Slavlaşmış Türk unsurlarından oluşmaktadır. Peçenek, Kuman ve Uz gibi Türk boylarının bir kısmının zamanla Slavlaştığını; dil ve kültürel dönüşüm yaşadığını tespit ettim.

Bizans kroniklerinde bölge Moglena adıyla geçmektedir. 11. ve 12. yüzyıllarda Peçenek ve Kuman Türklerinin burada bulunduğu, Anna Komnene ve Zonaras tarafından kaydedilmiştir. 1184 tarihli Lavra belgesi, Kumanların bölgede yerleşik olduğunu ve vergi verdiğini göstermektedir.

Osmanlı hâkimiyeti ile birlikte Karacaova sistemli bir iskân sürecine girmiştir. Evrenos Bey komutasında yürütülen fetihlerden sonra bölgeye, Evlad-ı Fâtihân kapsamında Anadolu’dan ve Rumeli’den Türk ve Müslüman nüfus yerleştirilmiştir. Bu süreç sonucunda Osmanlı döneminde bölge nüfusunun; Evlad-ı Fâtihân, Yörük ve Konyar Türkleri ile yerli Slav unsurların birlikte yaşadığı karma Müslüman topluluklardan oluştuğunu ortaya koydum.

Osmanlı döneminde Karacaova köylerinin önemli bir kısmının Evlad-ı Fâtihân köyleri olarak kayıtlı olduğunu tespit ettim. 1720 tarihli Müdevver Defteri’nde 18 köyün 14’ünün bu statüde olduğu görülmektedir. 1831 nüfus sayımı ise bölgede yaygın ve yerleşik Türk-Müslüman nüfusu açık şekilde göstermektedir.

Karacaova yalnızca bir tarım bölgesi değildir; aynı zamanda Osmanlı ordusuna düzenli asker veren bir merkezdir. Arşiv kayıtlarına göre 1802 yılında Mısır Seferi için bölgeden 500 asker talep edilmiştir.

Bölgede dinî ve sosyal yapının da kurumsallaştığını tespit ettim. Padişah desteğiyle açılan mektepler ve vakıf sistemi bu yapının temelini oluşturmaktadır. 1893 tarihli belge, Notya köyünde padişah desteğiyle açılan mektebi doğrulamaktadır.

1912 Balkan Savaşı sonrasında Karacaova’daki eğitim kadrosunun önemli bir kısmının Anadolu’ya nakledildiği görülmektedir. 1913 tarihli Osmanlı kayıtları, Karacaova’dan Anadolu’ya öğretmen tayinlerinin yapıldığını göstermektedir.

Karacaova’nın sosyal yapısını ortaya koyan en güçlü veriler sözlü kaynaklardır.

İskender Özsoy’un aktardığı Ali Solmaz’ın ifadesi:

“Benim köyüm Türk köyüydü. 40–50 hane Hristiyan vardı. Hristiyanlar Rum, Bulgar ve Roman karışıktı. Bize ‘ağa’ derlerdi. Ağalar, gâvurlara küçük küçük evler yapmıştı. Onlar bizim işçimizdi.”

Gustulup doğumlu Süleyman Ilgaz:

“Güstülüp Türk köyüydü. İki cami, bir mescit ve bir mektep vardı. Üç su değirmeni çalışırdı.”

Erdek Ocaklar’a yerleşen Karacaovalı mübadil Mutu Yusuf’un anlatımı, kökenin Konya–Karaman’a dayandığını ve göç sürecinin Selanik üzerinden Anadolu’ya gerçekleştiğini göstermektedir.

Mübadele sürecine dair en önemli belgelerden biri, Erzincan Mebusu ve Muhtelit Mübadele Komisyonu üyesi Hamdi Bey’in 1923 tarihli raporudur. Bu rapor, Atina, Selanik, Drama ve Kavala incelemelerini içermektedir.

Raporda:

Karacaova ve çevresinde yaklaşık 25.000 Türk nüfus bulunduğu,

9.140 kişinin yardıma muhtaç olduğu,

Mal ve hayvan varlıklarının önemli ölçüde kaybedildiği belirtilmektedir.

Bu verilerin, sözlü kaynaklardaki göç ve kayıp anlatımlarıyla örtüştüğünü tespit ettim.

Karacaova’daki Türk varlığı, Lozan Mübadele Protokolü ile sona ermiş; bölgedeki Türk ve Müslüman nüfus Anadolu’ya göç etmiştir.

Kaynaklar ve Linkler

Anna Komnene, Alexiad

Zonaras, Epitome Historiarum

Lavra Manastırı Belgesi (1184, Athos Arşivi)

Akdes Nimet Kurat, Peçenek Tarihi

Halil İnalcık, Osmanlı’da Devlet, Hukuk, Adalet

Tayyib Gökbilgin, Rumeli’de Yörükler ve Evlad-ı Fâtihân

Levent Kayapınar, “Selanik Vilayeti ve Evlâd-ı Fâtihân”

Anton Tuma, Die Türken in Europa

İskender Özsoy, İki Vatan Yorgunları

Nevzat Varhan, Mübadeleden Günümüze Ocaklar Beldesi (Gonia)

Hüsnü Yazıcı, Karacaova / Karacaabad 1831 Yılı Nüfus Defteri

Tasfiye Talepnameleri

Bağımsız Araştırmacı Yazar

Hüsnü Yazıcı


29 Mart 2026 Pazar

 ERDEK OCAKLAR KÖYÜ’NDEN

KARACAOVA MÜBADİLİ MUTU YUSUF’UN ANLATISI

Karacaova’nın Bereketli Toprakları

Karacaova; yemyeşil, sulak ve verimli bir ovadır. Tarım ve hayvancılık güçlüdür.

Dedelerinden Duyduğu Köken

Mutu Yusuf, dedelerinden duyduğuna göre atalarının Konya – Karaman’dan geldiğini belirtir.

Savaş ve Dağılan Düzen

Balkan Savaşları ile huzur bozulur. Komitacılar ortaya çıkar. Çanakkale Savaşı haberleri umut verir.

Mübadele Kararı

Lozan Antlaşması sonrası göç kararı alınır.

Göç ve Yolculuk

Selanik üzerinden vapurla Anadolu’ya geçilir. Zorlu bir yolculuk yaşanır.

Ocaklar’da Yeni Hayat

Erdek Ocaklar’da yerleşim başlar. Barakalar kurulur, tarım yeniden yapılır.

Bitmeyen Hasret

Karacaova özlemi hiç bitmez.

Kaynak: Nevzat Varhan, Mübadeleden Günümüze Ocaklar Beldesi / Gonia (Erdek)

Belgeli ✅

nadirkitap.com/mubadeleden-gu…⁠�


#Karacaova #Karacaabad #erdek #balıkesir #ocaklarköyü #mübadele #mübadil #Moglena #Moglen #Almopia #rumeli #iskan #arşivler #google

 Gazeteci-yazar İskender Özsoy’un kitabından aktarılan bu anlatım, yüz yılı aşan bir ömrün tanıklığını içerir. Üç padişah, bir halife ve on cumhurbaşkanı gören Ali Solmaz’ın Kapiyan’daki yaşamı daha sonra Bilecik Vezirhan’da devam eder. Ali Solmaz, her mübadil gibi söze köyünü anlatarak başlar:

“Benim köyüm Türk köyüydü. 40-50 hane Hristiyan vardı. Hristiyanlar Rum, Bulgar ve Roman karışıktı. Bize ‘ağa’ derlerdi. Ağalar, gâvurlara küçük küçük evler yapmıştı. Onlar bizim işçimizdi. İş zamanı dışında özel hayatımıza karışmazdık Hristiyanlarla.”

Bu kısım arşivlere ve kilise kayıtlarına göre yazılmıştır. Karacaova bölgesinde Türk iskânının “Türk” olarak geçmediği; Osmanlı öncesinde Peçenek, Kuman ve Uz, Osmanlı döneminde ise Evladı-Fâtihan Yörük olarak kayıtlarda yer aldığı bir iskân yapısı içinde, Türk ve gayrimüslim nüfusun bir arada yaşadığı; sosyal ve ekonomik ilişkilerin belirli sınırlar içinde sürdürüldüğü bir dönemin doğrudan tanıklığıdır.

Belgelerde kilise kayıtları, Osmanlı ve Yunan arşivlerinde Osmanlı öncesi ve Osmanlı dönemi iskân kayıtları bulunmaktadır. DNA testleri etnik kimliği kesin olarak belirlemez; yalnızca genetik benzerlik gösteren coğrafi bölgeleri ortaya koyar. Aynı bölgede farklı topluluklar yaşamış olabileceği için bu sonuçlar etnik kimliği değil, genetik yakınlığı ifade eder.

Karacaova bölgesinden gelen işçilerin torunları olduğu tahmin edilenler de bulunmaktadır; bunlar da Müslüman olup gelenlerdendir. Ancak şahsen ihtida kaydı arşivlerde yoktur. Bu kişiler etnik köken konusunda belge ortaya koyamadıkları için kayıtlarda olmayan kökenler ileri sürmekte, belgelere cevap veremediklerinde ise hakarete başvurmaktadır.

Bağımsız Araştırmacı Yazar

Hüsnü Yazıcı

#Karacaova #Karacaabad  #Mübadil #Mübadele #Rumeli #KaracaovaMübadilTorunları

Belgeli ✅

devletarsivleri.gov.tr⁠�

26 Mart 2026 Perşembe

 KARACAOVA MÜBADİL HİKAYESİ BİRİNCİ KUŞAK

Yazar gazeteci İskender Özsoy’un kitabından alıntı


Karacaova mübadil hikâyesi


“Güstülüp Türk köyüydü. Evler büyük bahçeler içindeydi ve yüksek duvarlarla korunurdu. Sokakları genişti. Haftada bir pazar kurulurdu köyde. Üç tane su değirmeni vardı. Ortadan dere geçerdi. Derenin etrafındaki ağaçlar kesilmezdi; dağlardan sel gelirse köyü basmasın diye. Dağ köyleri Hıristiyan köyleriydi. Bizova ve Sırayista (İda) köyleri de vardı yakınımızda.


Evimiz önceleri yukarı mahalledeymiş. Sonra babam 20 sene sonra başka bir ev almış. Köyde iki cami, bir mescit ve bir halk mektebi vardı. Hasan, Muhammet ve Mehmet hocalar bize okuma yazmayı, Kur’an-ı Kerim’i öğretti. Memlekette çok zenginmişiz, mal mülk sahibiyiz. Ama şimdi zenginlik mefhumumuz kalmadı. Babam Hüseyin Yemen’de dokuz sene askerlik yaptı.”


Süleyman Ilgaz


Süleyman Ilgaz 10 Eylül 2005 tarihinde vefat etmiştir.


Bağımsız Araştırmacı Yazar


Hüsnü Yazıcı


#karacaova #Karacaabad #fuştan #bursa #Ankara #mübadil #mübadele #rumeli #karacaovamübadiltorunları




 





OCAKLAR KÖYÜ ERDEK BALIKESİR

Alıntı: Nevzat Varhan


Ocaklar Beldesinin tarihi Cumhuriyetle birlikte oluşmuştur. 1924 yılında mübadele sonucu Yunanistan'ın Vodina (Edessa)-Selanik bölgesinden buraya yerleştirilen muhacirler (Karacaovalı Türkler) yeni sakinler olarak yaşam sürmeye başlamışlardır. Osmanlı arşivlerinde Karacaova ile ilgili birçok belgenin içinde göç ile ilgili *- Tarih: 22.5.1924 Sayı: Dosya: Fon Kodu: 272..0.0.14 Yer No: 76.31..19. Avrethisar(Kilkis) ve Karacaova’dan göçmenlerin deniz yoluyla getirildiği belgesi bizimle ilgili olsa gerek. Karacaova (karacaabad) Yunanistan'ın Makedonya sınır bölgesi Vodina (Edessa) kentinin bulunduğu yükseltiler ile Kaymakçalan dağları arasında kalan ovalık bölgeye verilen ad. Osmanlı zamanında Selanik sancağına bağlı müslüman Türklerin oturduğu yerleşim yeridir. 1923 yılında yapılan mübadelede lozan antlaşması gereği buradaki 20.000 müslüman Türk Türkiye'ye yerleştirilmiştir. 1923 yılında Vodina, Karacaova, ve Yenicei, Vardar nahiyelerinin birleştirilmesiyle Karacaabad kazası kuruldu. İki yıl sonra ayrılıp tekrar eski adlarını almışlardır. Karacaova’ya bağlı 54 köy bulunmaktadır. Ayrıca Karaköse, Bayburt, Erzincan'dan da üç-dört aile ile birlikte Saraybosnadan Boşnaklar dahil olmuştur. Trabzon'dan iki aile ile Biga'dan üç aile sonradan buraya yerleşmiş olup, Uzunköprü'den Bakkal Hüseyin ve kardeşi İpekçi Ali, Mürefte'den Osman Bey eklenmiştir. Gülcemal vapuru ile bir Temmuz günü önce Tuzla'ya, sonra Bandırma'ya getirilen mübadiller Belkız'da karantinaya alınıp, buradan dağıtımla köylere iskan edilmiş, 95 aileye yakın Tresino, Bizofka, Priştinalı Gonia'ya yerleşmişlerdir. Burada bir noktaya açıklık getirmekte fayda görüyorum. Günümüze kadar gelen yanlış olduğunu düşündüğüm bilgiyi düzeltmek istiyorum. Karacaova Türklerine Pomak, konuştukları dile de Pomakça denmektedir. Kimse araştırıp sorgulamadığı için durumu kabullenmiştir. Oysa Dedem Balon Hasan Varhan ve diğer yaşlılar bizim atalarımızın Konya Karamanlı olduğunu söylerdi. Tarihi bilgilerden II. Murat zamanında fethedilen Balkan topraklarına Anadolu'dan Türklerin yerleştirildiğini biliyoruz. 2001 yılında, deniz kenarında evimizin önünde annemle oturup sohbet ederken, yandaki pansiyonda kalan turist; -Teyze siz hangi dili konuşuyorsunuz diye sordu. Annem alışkanlıkla Pomakça dedi. O kişi itiraz ederek hayır teyze sizin konuştuğunuz dil Makedonca, benzese de pomakça değil. Çünkü ben Pomak'ım ve Pomakçayı iyi konuşurum dedi. Buna bağlı olarak 2010 yılında köyümüzden Tresino'ya(Orma) ziyarete giden topluluğun orada yaşayan yaşlı bir Makedonla konuşmaları sonucunda, bu yaşlı Makedonun “Türklerin mahallesi burasıydı” demesi (Ağabeyim İsmet Varhan olayın birinci derecede muhatabı) de düşündürücü. Kısaca özetlemek gerekirse bunları nasıl yorumlamak gerekir bilemiyorum. En doğrusunu tarihçiler bilir. Bizim dedelerimizin konuştuğu dilin eski makedonca olduğu su götürmez bir gerçek. Konuştuğumuz dilde birçok Türkçeden bozulmuş sözcüklerin varlığı da ayrıca değerlendirilmesi gerekir. Belki de kökenimiz Kuman, Peçenek, Uz Türklerine dayanıyor olabilir.


(Burada tarihi kaynaklara dayanarak Pomak sözcüğünün nereden geldiğini açıklamakta yarar görüyorum. Bulgarların "Müslüman Bulgarlar", Yunanlıların "Müslüman Grekler" olduğunu iddia ettikleri Pomak Türkleri; Orta Asya'dan kuzey göç yolu (Hazar denizi ve Karadeniz'in kuzeyini izleyerek Ukrayna ile Besarabya'ya giden, buradan da XI.yy'da Balkanlara inen ve Peçeneklerin yardımıyla 1034'den itibaren Rodoplar, Batı Trakya, Pirin ve Vardar Makedonya'sını egemenlikleri altına alan Kıpçaklar'ın veya Avrupalıların Kuman olarak adlandırdığı Türk boylarının devamıdır. Pomak ismi ise; XIV.yy'da Anadolu'dan Balkanlara gelen soydaşlarına maddi ve manevi yönde büyük destek sağlayan Kıpçak-Kuman'lara, “yardım eden” anlamına gelen “Yardımcı” anlamında olarak Slavlar tarafından verilmiştir. Nitekim bu kelime, Slavca “Pomaga”, “Pomagaç” yani yardımcı, yardım eden, işbirlikçi anlamında olan kelimelerden türemiştir.)


ÖNSÖZ


Mübadeleden Günümüze Ocaklar Beldesi - (Gonia)'yı hazırlamak düşüncesi nasıl ortaya çıktı? Bunun yanıtı doğal olarak mesleğimle ilgili olsa gerek. Uzun yıllar yöneticilik yaptım. Her yıl ile son sınıfların yılsonu hazırlık çalışmalarında, öğrencilik yıllarımda böyle bir şeyin olmadığına üzülürdüm. Uygarlıkların sergilendiği müzeleri de gezdiğimde ülkelerin, kentlerin, kurumların olduğu gibi insanların da kişisel müzelerinin olması gerektiği düşüncesi bende heyecan yarattı. Beldemizin 1924 öncesinde olduğu gibi, sonrasında da yazılı hiçbir derlenmiş, toplanmış çalışma olmamasını bir eksiklik olarak görüyordum. Bu konuda bir şeyler yapmak düşüncesi uzun zamandır beynimi meşgul ediyordu. Beldede yaşayanların fotoğraflarını çekip bir arşiv hazırlayıp, bunu yıllık olarak bastırma şeklinde gelişen projemi 2011 yılında uygulamaya karar verdim. Konuyu Belediye Başkanımız Sayın Hüseyin Durak’la paylaştım. Olumlu yaklaşımı cesaretimi arttırdı. Kadınların fotoğraflarının çekiminde de kardeşim Hatice Varhan Sunay yardımcı oldu. “Sel gider kum kalır örneği elimizde bir belge kalacak gelecek yıllara. Ben elimden geldiği kadar Beldeme yakışır bir çalışma ortaya koymaya çalıştım. Gelecek yıllarda belki de güncelleştirilip daha da geliştirilir ümidiyle bu yapıtı Ocaklar Beldesi'ne armağan ediyorum. Ayrıca Sayın Belediye Başkanımız Hüseyin DURAK'a şimdiye kadar yaptığı hizmetlerden dolayı beldemiz sakinleri adına teşekkür ediyorum.


ÖZGEÇMİŞİM


01.05.1952 (11.06.1951) (Selanik - Vodina - Tresino (Orma) (Karacaabat)'lı Molla Hasan oğlu, Balon Mehmet - Fatma oğlu, Balon Hasan - Servet oğlu Mehmet - Zeliha (Beler) Varhan’dan, (İbrahim, İsmet, Fatma, Nevzat, Hatice) doğma beş kardeşten dördüncü olarak dünyaya geldim. Ocaklar İlkokulu, Erdek Ortaokulu, Balıkesir Necati İlköğretmen Okulu, İstanbul Atatürk Eğitim Enstitüsü Resim-İş Eğitimi bölümünü bitirip Anadolu Üniversitesinde Lisansımı tamamladım. Uzmanlık sınavına girerek, Uzman Resim Öğretmeni ünvanını kazandım. Manyas Erecek Köyü ilkokul öğretmenliği ve müdürlüğü, Malatya Erkenek Ortaokulu Resim-İş öğretmenliği, Balıkesir Susurluk Karapürçek Ortaokulu Resim-İş öğretmenliği, Susurluk Lisesi Resim ve Sanat Tarihi öğretmenliği, Cebeci Ortaokulu (Depo tayini), Ankara Altındağ Battalgazi Ortaokulu Resim-İş öğretmenliği ve Müdür Yardımcılığı yaptım. 1983 yılından başlayarak Ankara Atatürk Lisesi Resim-İş, Sanat Tarihi öğretmenliğinin yanında Müdür yardımcılığı görevini sürdürürken 2009 yılında emekliye ayrıldım. Evliyim. Burcu adında Arkeolog bir kızım vardır. Denizi ve yüzmeyi çok severim. Amatör olarak Resim, karikatür çalışmalarını sürdürüyorum. Masal derlemelerinin yanında, şiir, öykü çalışmalarım da vardır.


Kazandığım ödüller ve katıldığım yarışmalı sergiler aşağıdaki gibi sıralanmıştır.


ALDIĞIM ÖDÜLLER:


1991 yılında T.S. Enstitüsü tarafından düzenlenen 4. Ulusal karikatür yarışmasında MANSİYON ödülü.


1987 yılında (Denizli Belediyesi) Uluslar arası “Konut Yılı” konulu resim yarışmasında MANSİYON ödülü.


2001 yılında Burdur Valiliği (İl Kültür Müd.) tarafından düzenlenen 16. Ulusal Karikatür Yarışmasında 1.’lik ödülü.


KATILDIĞIM YARIŞMALI SERGİLER:


1 - 1984 - 6. Rassegna Umoristica Internazionale - İtalya


2 - 1985 - Malatya Valiliği Amblem yarışması sergisi


3 - 1986 - Türkiye Eczacılar 15. yıl karikatür sergisi


4 - 1986 - Milliyet sanat Dergisi karikatür sergisi


5 - 1987 - Türk Tabipler Birliği “Sağlık” konulu sergi


6 - 1987 - Kent-Koop “Genç İnsan ve Çevresi” karikatür sergisi


7 - 1988 - Şişli Belediyesi “Sigaranın Hayır” karikatür sergisi


8 - 1988 - Vaddingtons cartoon – İngiltere – karikatür sergisi


9 - 1988 - 1989 - 1990 Satire Dadi – İtalya


10 - 1988 - 8. Uluslar arası Nasrettin Hoca Karikatür Yarışması sergisi, Akşehir/KONYA


11 - 1990 - 1991 T.S.E. III. ve VI. Ulusal karikatür sergisi


12 - 1990 - 1991 - 1992 Çankaya Belediyesi 1.2.3. Ulusal Karikatür yarışma sergisi


13 - 2001 - Burdur Valiliği İl Kültür Müd. “Eski Eserler-Müze-İnsan İlişkisi” konulu sergi


14 - 2002 - Odaklar Belediyesi kişisel resim sergisi


15 - 2006 - Burdur Valiliği Arkeoloji konulu sergi


16 - 2010 - Tekel İşçileri dayanışma sergisi


17 - 2011 - Erzurum kış olimpiyatları konulu Karikatür sergisi


18 - 2011 - Don Quichote – 50 Years Together – Turkey (Almanya)


19 - 2011 - Demokrasinin 50. yıldönümü konulu sergi


20 - 2012 - Güngör Kabaşlıoğlu Portre Karikatür Sergisi (İstanbul ve Antalya)


Bağımsız Araştırmacı Yazar


Hüsnü Yazıcı


#karacaova #Karacaabad #fuştan #bursa #Ankara #mübadil #mübadele #rumeli #



 KARACAOVALI MÜBADİLLERİN HİKAYESİ

Gazeteci-yazar İskender Özsoyun’un kitabından aktarılan bu anlatımda, yüz yılı aşan bir ömrün tanıklığı yer alır. Üç padişah, bir halife ve on cumhurbaşkanı gören Ali Solmaz’ın Kapiyan’daki yaşamı, daha sonra Bilecik Vezirhan’da devam eder.


Ali Solmaz, her mübadilin yaptığı gibi söze köyünü anlatarak başlar:


“Benim köyüm Türk köyüydü. 40-50 hane Hristiyan vardı. Hristiyanlar Rum, Bulgar ve Roman karışıktı. Bize ‘ağa’ derlerdi. Ağalar, gâvurlara küçük küçük evler yapmıştı. Onlar bizim işçimizdi. İş zamanı dışında özel hayatımıza karışmazdık Hristiyanlarla.”


Köyün çevresinde sekiz-on hudut köy bulunduğunu da belirtir. Bunlar arasında Sıbska (Aridea), Gustulüp (Kostandi), Fuştan, Bizova (Megapltonas) ve Slatin gibi yerleşimler sayılmaktadır.


Bu anlatım, Karacaova bölgesinde Türk ve gayrimüslim nüfusun birlikte yaşadığı, ancak sosyal ve ekonomik ilişkilerin belirli sınırlar içinde sürdürüldüğü bir dönemin doğrudan tanıklığını ortaya koymaktadır.


Bağımsız Araştırmacı Yazar Hüsnü Yazıcı


#Karacaova #Karacaabad #fuştan #bursa #Ankara #mübadil #mübadele #rumeli #karacaovamübadiltorunları


 Karacaova Evlad-ı Fatihan Torunu Hafız Mehmed Hulusi Efendi

Hasan Burkay’ın babası, Hacı İbrahim Ağa’nın oğlu olan Hafız Mehmed Hulusi Efendi’dir. Doğum tarihi hakkında kesin bir bilgi bulunmamaktadır. Çocukluk ve gençlik yıllarını Selanik’in Karacaova ilçesine bağlı Fuştan bölgesinde geçirmiştir.

İlk eğitimini babası Hacı İbrahim Ağa’dan almış, onun rehberliğinde hafız olarak yetişmiştir. Dinî eğitimi ve terbiyesiyle bizzat babası ilgilenmiştir. İlerleyen yıllarda ticarete başlamış, bu dönemde yaptığı ilk evliliğinden Abdullah adını verdiği bir oğlu dünyaya gelmiştir. Ancak bu evlilik uzun sürmemiş ve geçimsizlik nedeniyle sona ermiştir.

Daha sonra Hasene isimli bir hanımla ikinci evliliğini yapmış, bu evlilikten Fatma adını verdiği bir kızı olmuştur. Babası İbrahim Ağa, torunu Fatma’nın doğumundan kısa bir süre sonra vefat etmiştir.

Osmanlı İmparatorluğu döneminde bölgede yaşanan karışıklıklar sırasında, Yunan isyancı gruplara karşı birkaç arkadaşıyla birlikte silahlı mücadele verdiği, bölge halkına yapılan baskılar karşısında Yunan askerleriyle çatıştığı ifade edilmektedir. Bu olaylar sonrasında Yunan makamlarınca arananlar listesine alındığı ve idamla yargılandığı belirtilmektedir. Bunun üzerine bulunduğu bölgeyi terk ederek Selanik’ten İstanbul’a, oradan da Bursa’ya göç etmiştir.

Ailesini yanına almak istemiş ancak eşi Hasene Hanım bu süreçte vefat etmiştir. Bursa’nın Maksem Mahallesi’nde ev satın almış, burada sabunculuk yaparak geçimini sağlamaya başlamıştır. Daha sonra polislik görevine girmiş ve komiserliğe kadar yükselmiştir.

Bursa’da bulunduğu dönemde, ulemanın sıkça uğradığı, kavafiye dükkânı sahibi ve sohbet ehli olarak tanınan Tevfik Efendi’nin Ayşe adında bir kızı olduğunu öğrenmiş, kendisi giderek Allah’ın emriyle Ayşe Hanım’a talip olmuştur.

Hafız Mehmed Hulusi Efendi’nin oğullarından biri olan Hasan Burkay ise, ilerleyen yıllarda tasavvuf yoluna yönelmiş ve Nakşibendi geleneği içerisinde yetişmiştir. Ankara’ya yerleşerek burada irşad faaliyetlerinde bulunmuş, çevresinde bir talebe halkası oluşmuştur. Hayatı boyunca dinî hizmetlerle anılmış, Ankara’da vefat etmiştir.

Bağımsız Araştırmacı Yazar Hüsnü Yazıcı

Söylenti ⚠️

#Karacaova #Karacaabad #fuştan #bursa #Ankara #mübadil #mübadele #rumeli #karacaovamübadiltorunları



21 Mart 2026 Cumartesi

Mübadil Bir Geçmişin Arşivi: Karacaova

 Mübadil Bir Geçmişin Arşivi: Karacaova

Devlet Arşivleri’nde yer alan 272-0-0-12-40-43-15 numaralı dosya, 1923 yılında Erzincan Mebusu ve Muhtelit Mübadele Komisyonu üyesi Hamdi Bey’in Atina, Selanik, Drama ve Kavala seyahatine dair raporudur.

Bu raporda, Karacaova ve çevresindeki Türk nüfusun durumu yerinde yapılan tespitlerle aktarılmaktadır.

Tespitler: Bölgede yaşayan Türklerin hayvan, eşya ve erzaklarının önemli bir kısmının ellerinden alındığı belirtilmektedir.

Vodina ve Karacaova çevresinde yaklaşık 25.000 Türk nüfusun 9.140’ının yardıma muhtaç durumda olduğu ifade edilmektedir.

Değerlendirme: Bu belge bir gözlem raporudur. Mübadele sürecinin yalnızca bir nüfus değişimi olmadığını, aynı zamanda ciddi maddi kayıplar ve geçim sıkıntıları doğurduğunu ortaya koymaktadır. Karacaova’dan Anadolu’ya gelen insanların hangi şartlar altında yola çıktığını anlamak açısından önemli bir kaynaktır.

Belgeli ✅

Kaynak:

https://www.devletarsivleri.gov.tr⁠� (Belge No: 272-0-0-12-40-43-15)**









19 Mart 2026 Perşembe

Yazıcı Ailesi

1924 Mübadelesi ile Selanik’ten Türkiye’ye: Yazıcı Ailesi

Selanik Sancağı, Karacaabad kazası, Güstulüp köyüne yerleştirilen Yazıcı ailesinin kökeni, Osmanlı Devleti’nin Rumeli iskân politikaları çerçevesinde bölgeye gönderilen asker ve memur zümrelerine dayanmaktadır. Ailenin bilinen en eski atası Hasan olup, 17. yüzyılda bölgeye yerleştiği anlaşılmaktadır. (Kaynak: Müdevver Defteri, 1730)

1830’lu yıllara ait nüfus kayıtlarında aile fertlerinin “Yazıcı” lakabı ile anıldığı görülmekte, bu lakabın Cumhuriyet döneminde soyadı olarak benimsendiği tespit edilmektedir. (Kaynak: 1831 Osmanlı Nüfus Defteri)

Ailenin 19. yüzyıldaki ekonomik ve sosyal durumu, 1924 Tasfiye Talepnameleri üzerinden açık şekilde izlenebilmektedir. Buna göre Yazıcı ailesinin Güstulüp köyünde yerleşik, üretime dayalı ve belirli bir ekonomik güce sahip olduğu anlaşılmaktadır.

Aileye ait kayıtlı taşınmazlar: bir dönüm bahçe içinde iki katlı ev, harman yeri, samanlık, beş dönüm dutluk ve yedi dönüm kır tarlasıdır. Bu malların toplam değeri 1294 Osmanlı altını olarak kaydedilmiştir. (Kaynak: 1924 Tasfiye Talepnamesi)

1893 doğumlu Hüsnü Efendi’nin hayatına ilişkin bilgiler, mevcut belgelerle birlikte aile içi sözlü anlatımlar üzerinden takip edilebilmektedir. Trablusgarp Harbi öncesinde askere gittiği bilinmektedir.

Aile anlatımlarına göre, askere gitmeden önce kayınpederine bir teneke altın emanet etmiş ve bu altınlar bir ağacın altına gömülmüştür. Ancak askerlik dönüşünde altınlara ulaşılamadığı, aynı dönemde kayınpederi, eşi ve kızının vefat ettiği ifade edilmektedir. Ayrıca Mehmet Efendi’nin kardeşi Molla Hasan Efendi’nin eşkıyalar tarafından öldürüldüğü ve Hüsnü Efendi’nin oğlunun geçirdiği kaza sonucu hayatını kaybettiği bilgileri de sözlü kaynaklarda yer almaktadır. (Sözlü kaynak)

1924 yılı nüfus mübadelesi kapsamında Yazıcı ailesi Selanik’ten ayrılarak Türkiye’ye gelmiş ve 19 Ocak 1924 tarihinde Bahçeköy’e iskân edilmiştir. (Kaynak: İskân Müdürlüğü Kayıtları, 1924)

İskân kayıtlarına göre aileye bir bahçe, iki parça tarla, 44 m² büyüklüğünde bir ev, bir pulluk, bir öküz ve arpa tohumu verilmiştir. İlerleyen süreçte söz konusu ev yanmış, bunun yerine 115 m² büyüklüğünde başka bir ev tahsis edilmiştir. (Kaynak: İskân Müdürlüğü Kayıtları)

Hüsnü Efendi, Bahçeköy’de kahvehane ve yemci dükkânı işletmiş, bunun yanında çiftçilik faaliyetlerini de sürdürmüştür. Aile anlatımlarına göre misafirperverliği ile tanınmış, yolda kalanlara ve ihtiyaç sahiplerine destek olmuştur. (Sözlü kaynak)

1970’li yıllarda Bahçeköy’de kurulan pazarın, köydeki üretici ailelerin zarar göreceği gerekçesiyle Hüsnü Efendi’nin girişimleri sonucu kaldırıldığı ifade edilmektedir. (Sözlü kaynak)

1946 yılında yapılan orman kadastro çalışmaları kapsamında aileye ait bazı taşınmazlara “orman” vasfı gerekçesiyle el konulmuştur. Bu süreç, yaklaşık 60 yıl süren mülkiyet ihtilaflarına ve davalara konu olmuş; uzun yıllar boyunca hukuki belirsizlik devam etmiştir.

Aile, bu süreçte kesinleşmiş kararlar ortaya çıkmadan önce haklarının bir kısmını noter satışları ile düşük bedeller karşılığında devretmek zorunda kalmıştır.

İlerleyen yıllarda açılan davalar sonucunda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin 8 Temmuz 2008 tarihli kararı ve Anayasa Mahkemesi’nin 2018 tarihli bireysel başvuru kararları emsal teşkil etmiş; mülkiyetin iadesine yönelik hükümler ortaya çıkmıştır. Ancak önceki satışlar nedeniyle Yazıcı ailesi bu kararlardan doğrudan faydalanamamıştır. (Kaynak: AİHM, 2008 / Anayasa Mahkemesi, 2018)

Hüsnü Efendi, 1934 yılında yürürlüğe giren Soyadı Kanunu sonrasında, 1830’lu yıllardan itibaren resmi kayıtlarda geçen “Yazıcı” lakabını soyadı olarak almıştır. (Kaynak: 1831 Osmanlı Nüfus Defteri)

1893 doğumlu Hüsnü Efendi, 1972 yılında Bahçeköy’de vefat etmiştir.

Ailenin sonraki kuşakları Bahçeköy’de sosyal ve kamusal hayatta aktif rol almış; 1994 yılında köy camiine iki katlı bir şadırvan yaptırılmış, köyün altyapı, eğitim ve sağlık alanlarına katkılar sağlanmıştır. Ayrıca sivil toplum faaliyetleri ve spor kulübü çalışmaları ile köy yaşamına destek verilmiş, Bahçeköy’ün tarihi yazılı eserlerle kayıt altına alınmıştır.

Aile şeceresi şu şekilde izlenebilmektedir:

Hasan (Kaynak: 1831 Osmanlı Nüfus Defteri)

Ahmet (1751)

Hüseyin (1799)

Mehmet Efendi (İpekçi Yazıcı) (Kaynak: Osmanlı Nüfus Kayıtları)

Hüsnü Yazıcı (1893–1972) (Kaynak: Cumhuriyet Nüfus Defterleri ve sözlü kaynaklar)

Süleyman Yazıcı (1928) (Kaynak: Cumhuriyet Nüfus Defterleri)

Hüsnü Yazıcı (1964) (Kaynak: Cumhuriyet Nüfus Defterleri)

Bu metin, 1972 yılına kadar yaşananların özeti olup, torunu Hüsnü Yazıcı tarafından kaleme alınmıştır.


#yazarhüsnüyazıcı #hüsnüyazıcı #secere #sarıyer #bahçeköy. #1924 Mübadelesi ile Selanik’ten Türkiye’ye: Yazıcı Ailesi

Selanik Sancağı, Karacaabad kazası, Güstulüp köyüne yerleştirilen Yazıcı ailesinin kökeni, Osmanlı Devleti’nin Rumeli iskân politikaları çerçevesinde bölgeye gönderilen asker ve memur zümrelerine dayanmaktadır. Ailenin bilinen en eski atası Hasan olup, 17. yüzyılda bölgeye yerleştiği anlaşılmaktadır. (Kaynak: Müdevver Defteri, 1730)

1830’lu yıllara ait nüfus kayıtlarında aile fertlerinin “Yazıcı” lakabı ile anıldığı görülmekte, bu lakabın Cumhuriyet döneminde soyadı olarak benimsendiği tespit edilmektedir. (Kaynak: 1831 Osmanlı Nüfus Defteri)

Ailenin 19. yüzyıldaki ekonomik ve sosyal durumu, 1924 Tasfiye Talepnameleri üzerinden açık şekilde izlenebilmektedir. Buna göre Yazıcı ailesinin Güstulüp köyünde yerleşik, üretime dayalı ve belirli bir ekonomik güce sahip olduğu anlaşılmaktadır.

Aileye ait kayıtlı taşınmazlar: bir dönüm bahçe içinde iki katlı ev, harman yeri, samanlık, beş dönüm dutluk ve yedi dönüm kır tarlasıdır. Bu malların toplam değeri 1294 Osmanlı altını olarak kaydedilmiştir. (Kaynak: 1924 Tasfiye Talepnamesi)

1893 doğumlu Hüsnü Efendi’nin hayatına ilişkin bilgiler, mevcut belgelerle birlikte aile içi sözlü anlatımlar üzerinden takip edilebilmektedir. Trablusgarp Harbi öncesinde askere gittiği bilinmektedir.

Aile anlatımlarına göre, askere gitmeden önce kayınpederine bir teneke altın emanet etmiş ve bu altınlar bir ağacın altına gömülmüştür. Ancak askerlik dönüşünde altınlara ulaşılamadığı, aynı dönemde kayınpederi, eşi ve kızının vefat ettiği ifade edilmektedir. Ayrıca Mehmet Efendi’nin kardeşi Molla Hasan Efendi’nin eşkıyalar tarafından öldürüldüğü ve Hüsnü Efendi’nin oğlunun geçirdiği kaza sonucu hayatını kaybettiği bilgileri de sözlü kaynaklarda yer almaktadır. (Sözlü kaynak)

1924 yılı nüfus mübadelesi kapsamında Yazıcı ailesi Selanik’ten ayrılarak Türkiye’ye gelmiş ve 19 Ocak 1924 tarihinde Bahçeköy’e iskân edilmiştir. (Kaynak: İskân Müdürlüğü Kayıtları, 1924)

İskân kayıtlarına göre aileye bir bahçe, iki parça tarla, 44 m² büyüklüğünde bir ev, bir pulluk, bir öküz ve arpa tohumu verilmiştir. İlerleyen süreçte söz konusu ev yanmış, bunun yerine 115 m² büyüklüğünde başka bir ev tahsis edilmiştir. (Kaynak: İskân Müdürlüğü Kayıtları)

Hüsnü Efendi, Bahçeköy’de kahvehane ve yemci dükkânı işletmiş, bunun yanında çiftçilik faaliyetlerini de sürdürmüştür. Aile anlatımlarına göre misafirperverliği ile tanınmış, yolda kalanlara ve ihtiyaç sahiplerine destek olmuştur. (Sözlü kaynak)

1970’li yıllarda Bahçeköy’de kurulan pazarın, köydeki üretici ailelerin zarar göreceği gerekçesiyle Hüsnü Efendi’nin girişimleri sonucu kaldırıldığı ifade edilmektedir. (Sözlü kaynak)

1946 yılında yapılan orman kadastro çalışmaları kapsamında aileye ait bazı taşınmazlara “orman” vasfı gerekçesiyle el konulmuştur. Bu süreç, yaklaşık 60 yıl süren mülkiyet ihtilaflarına ve davalara konu olmuş; uzun yıllar boyunca hukuki belirsizlik devam etmiştir.

Aile, bu süreçte kesinleşmiş kararlar ortaya çıkmadan önce haklarının bir kısmını noter satışları ile düşük bedeller karşılığında devretmek zorunda kalmıştır.

İlerleyen yıllarda açılan davalar sonucunda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin 8 Temmuz 2008 tarihli kararı ve Anayasa Mahkemesi’nin 2018 tarihli bireysel başvuru kararları emsal teşkil etmiş; mülkiyetin iadesine yönelik hükümler ortaya çıkmıştır. Ancak önceki satışlar nedeniyle Yazıcı ailesi bu kararlardan doğrudan faydalanamamıştır. (Kaynak: AİHM, 2008 / Anayasa Mahkemesi, 2018)

Hüsnü Efendi, 1934 yılında yürürlüğe giren Soyadı Kanunu sonrasında, 1830’lu yıllardan itibaren resmi kayıtlarda geçen “Yazıcı” lakabını soyadı olarak almıştır. (Kaynak: 1831 Osmanlı Nüfus Defteri)

1893 doğumlu Hüsnü Efendi, 1972 yılında Bahçeköy’de vefat etmiştir.

Ailenin sonraki kuşakları Bahçeköy’de sosyal ve kamusal hayatta aktif rol almış; 1994 yılında köy camiine iki katlı bir şadırvan yaptırılmış, köyün altyapı, eğitim ve sağlık alanlarına katkılar sağlanmıştır. Ayrıca sivil toplum faaliyetleri ve spor kulübü çalışmaları ile köy yaşamına destek verilmiş, Bahçeköy’ün tarihi yazılı eserlerle kayıt altına alınmıştır.

Aile şeceresi şu şekilde izlenebilmektedir:

Hasan (Kaynak: 1831 Osmanlı Nüfus Defteri)

Ahmet (1751)

Hüseyin (1799)

Mehmet Efendi (İpekçi Yazıcı) (Kaynak: Osmanlı Nüfus Kayıtları)

Hüsnü Yazıcı (1893–1972) (Kaynak: Cumhuriyet Nüfus Defterleri ve sözlü kaynaklar)

Süleyman Yazıcı (1928) (Kaynak: Cumhuriyet Nüfus Defterleri)

Hüsnü Yazıcı (1964) (Kaynak: Cumhuriyet Nüfus Defterleri)

Bu metin, 1972 yılına kadar yaşananların özeti olup, torunu Hüsnü Yazıcı tarafından kaleme alınmıştır.


#yazarhüsnüyazıcı #hüsnüyazıcı #secere #sarıyer #bahçeköy

#

17 Mart 2026 Salı

BİR ARAŞTIRMACININ NOTU


BİR ARAŞTIRMACININ NOTU

Bu çalışmalar ticari amaçla hazırlanmadı. Amaç, yıllar içinde elde edilen bilgileri kalıcı hâle getirmekti. Dijital ortamda dağılabilecek, kaybolabilecek veriler kitaplaştırılarak kayıt altına alındı. Yazım, noktalama ve teknik detaylar ikinci planda tutuldu; öncelik her zaman bilgiye verildi.

Ortaya çıkan eserler, klasik anlamda edebî metinler değildir. Bu çalışmalar; nüfus defterleri, aile kayıtları ve arşiv belgelerine dayanan veri yoğun içeriklerdir. Bu nedenle sayfa sayısı, üslup veya anlatım biçimi değil; içerdiği bilginin özgünlüğü ve doğruluğu esas alınmalıdır. Kısa sürede okunabilen ancak yoğun bilgi içeren bu yapı, araştırma kitaplarının doğasına uygundur.

Zaman içinde bu eserlerin üniversite kütüphanelerine girmesi, uluslararası kataloglarda yer alması ve araştırmalarda referans gösterilmesi, yapılan çalışmanın amacına ulaştığını göstermektedir. Türkiye’nin yanı sıra ABD, Kanada, Avrupa ve Asya’daki önemli üniversitelerde ve ulusal kütüphanelerde bulunması, bu çalışmaların yerel bir çabanın ötesine geçtiğini ortaya koymaktadır.

Bu süreçte bazı metinler daha önce sosyal medya ve dijital ortamlarda paylaşılan içeriklerin derlenmesiyle oluşturulmuştur. Bu durum, çalışmanın değerini düşürmez; aksine uzun yıllara yayılan bir birikimin yazılı hâle getirilmesini ifade eder. Aynı konuların farklı kitaplarda yer alması ise tekrar değil, süreklilik ve veri bütünlüğü açısından gereklidir.

Bu eserler, mükemmel bir dil iddiası taşımaz. Ancak sağlam veri, arşiv temeli ve saha çalışması ile oluşturulmuştur. Akademik dünyada bir çalışmanın değeri çoğu zaman dilinden çok içeriğiyle ölçülür. Bu nedenle yazımın eksik olduğu yerler olabilir; fakat bilgi güçlüdür.

Sonuç olarak bu çalışmalar, bir yazarlık gösterisi değil; bir hafıza oluşturma çabasıdır. Yılların emeğiyle toplanan bilgilerin kalıcı hâle getirilmesi ve gelecek nesillere aktarılması hedeflenmiştir. Bugün bu eserlerin referans olarak kullanılması, yapılan işin doğru olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.

Bağımsız Araştırmacı – Yazar

Hüsnü Yazıcı






​Neden Bağımsız Araştırmacı Kimliğini Seçtim?

 

​Neden Bağımsız Araştırmacı Kimliğini Seçtim?

​Türkiye’de akademik çalışmaların ana gövdesini üniversite kadroları oluşturur. Ancak gerçek bilgi, her zaman bir kampüsün duvarları arasında şekillenmez. Bugün Türkiye genelinde, çalışmaları uluslararası projelerde (Binghamton Üniversitesi, FamilySearch vb.) birincil kaynak kabul edilen nitelikli Bağımsız Araştırmacı sayısı 10-20 kişiyi geçmemektedir. Ben, bu dar ama akademik karşılığı yüksek grubun bir ferdi olarak yoluma devam ediyorum.

​Diplomalar Eskir, Eserler Kalır!

​Pek çok kişi bana "Neden bir üniversite çatısı altında değilsin?" diye sorabilir. Cevabım net: Bilgi, unvandan büyüktür.

  • 10 Eserlik Bir Külliyat: Bugüne kadar 5 basılı ve 5 e-kitap ile Karacaova’dan Sarıyer’e uzanan devasa bir demografik hafızayı kayıt altına aldım. Bu eserler bugün sadece Türkiye’de değil; Amerika’dan Japonya’ya dünya üniversitelerinin kütüphane raflarında yerini aldı.

  • Küresel Onay: Benim diplomam, hazırladığım nüfus defteri analizlerinin dünyanın en saygın veri tabanlarına "güvenilir kaynak" olarak işlenmesidir.

  • Tam Bağımsızlık: Kendi bütçemle arşivlerin peşine düşmek, belgeleri deşifre ettirip analiz etmek bana kimsenin veremeyeceği bir özgürlük sağlıyor. Ben bir memur değil, bilginin mutfağında çalışan bir müellifim.

​Blogum ve Sosyal Medya Grubum: Yaşayan Bir Hafıza

​Blogumda (https://www.google.com/search?q=husnuyazici.blogspot.com) sadece geçmişin tozlu sayfalarını değil, bugünün toplumsal meselelerini de yazıyorum. Sosyal medya grubumuzda ise binlerce insanla köklerimizi arıyoruz. Bu, fildişi kulelerde oturarak yapılacak bir iş değil; halkın içinde, veriyle iç içe olmayı gerektiren bir tutkudur.

Sonuç olarak;

Akademik unvanlar emekli olur, diplomaların mürekkebi zamanla solar. Ancak 1831-1904 nüfus defterlerinden çıkardığımız o hakikatler ve ardımızda bıraktığımız 10 kitap, yüzyıllar boyu araştırmacıların önünü aydınlatmaya devam edecektir.

​Ben, unvanımı okuldan değil, eserlerimden aldım.

Hüsnü Yazıcı

Bağımsız Araştırmacı Yazar

15 Mart 2026 Pazar

Kitaplarımın satış fiyatı




Bu fiyatlar yayınevinin belirlediği resmi satış fiyatı değil, satıcıların belirlediği piyasa / ikinci el satış fiyatıdır. Özellikle Nadirkitap ve Amazon’da nadir bulunan yerel araştırma kitapları bu şekilde yüksek fiyatlarla listelenebiliyor.



 

12 Mart 2026 Perşembe


Selanik Sancağı’na bağlı Karacaova bölgesi, Osmanlı öncesi dönemde yerli Slavlar, Rumlar, Ulahlar ve Slavlaşmış Türk unsurlarından oluşan bir nüfus yapısına sahipti.

Karacaova’da Slavlar ayrı bir halk topluluğudur. Bunun yanında bölgede Peçenek, Uz, Ön Bulgar ve Kuman gibi bazı Türk boylarının Slavlaşmış kollarının da bulunduğu bilinmektedir.

Slavlaşma; bir topluluğun zaman içinde Slav dilini konuşmaya başlaması, Slav kültürünü benimsemesi ve bazı durumlarda kendisini Slav kimliğiyle tanımlaması sürecidir. Bu süreçte etnik köken değişmez; ancak dil ve kültürel kimlik zamanla Slavlaşabilir.

Osmanlı döneminde ise bölge nüfusuna Evlad-ı Fatihan, Yörük ve Konyar gibi iskân edilen Türk toplulukları da eklenmiştir.

Bağımsız Araştırmacı Yazar: Hüsnü Yazıcı

Kaynaklar: Kilise kayıtları, Yunan ve Osmanlı arşivleri ile bu arşivlerle uyumlu seyyah yazıları.


#karacaovamübadilleri #karacaova #moglena #alpomia #rumeli #mübadele #mübadil #karacaova #karacaabad



8 Mart 2026 Pazar

Google yerel rehber Hüsnü Yazıcı



Google dan gelen mail

 

4 Mart 2026 Çarşamba


 


Karacaova’dan mübadele ile gelen büyüklerimizin anlattıklarına göre köylerde bazı aileler kendilerini “soy aile” olarak tanımlardı. Bu ifade soyluluk anlamında değil, köyde köklü ve itibarlı kabul edilen aileleri anlatmak için kullanılırdı. Bu ailelerin çoğu geçmişte askerlik yapmış, devlet hizmetinde bulunmuş veya geniş arazi ve çiftlik sahibi olmuş kimselerin soyundan gelirdi. Köy içinde sözü dinlenen, muhtarlık veya köy işlerinde öne çıkan aileler genellikle bu ailelerdi.

Bu ailelerin geniş tarla, bağ ve çiftlik arazileri bulunurdu. Tarım işleri yürütülürken pulyart denilen bazı aileler de yanlarında çalışırdı.

Aynı köylerde yaşayan bazı aileler için halk arasında “pulyart” gibi ifadeler kullanıldığı büyüklerin sözlü anlatımlarında yer alır. Bu tabir genellikle küçük toprağı olan veya kendi emeğiyle çalışan köylüler için söylenen bir lakaptı. Resmî bir sınıf adı değil, köy içinde kullanılan sosyal bir ifade niteliğindeydi.

Büyüklerimizin anlattığına göre, bizim ailelerimiz Karacaova’ya iskân edildiğinde bu insanlar zaten o köylerde yaşıyorlardı. Bu bilgiler birinci kuşak mübadillerin sözlü anlatımlarına dayanmaktadır.

Durum: Sözlü anlatım ⚠️


 

Marteniçka, Balkanlarda 1 Mart günü takılan kırmızı-beyaz ipten yapılmış küçük süslerdir. Baharın gelişini simgeler. Bu gelenek özellikle Bulgaristan, Kuzey Makedonya, Romanya ve Moldova’da görülür. İnsanlar bunu bileklik ya da rozet şeklinde takar; sağlık ve bereket dileğiyle taşır. İlk leylek görüldüğünde ya da ilk çiçek açtığında çıkarılıp bir ağaca bağlanması adettir..

Bu gelenek bir millete ait değildir; Balkan coğrafyasında yaşayan halkların ortak bahar geleneğidir. Türk kültürünün asli bayramlarından biri sayılmaz. Ancak Balkanlardan göç etmiş bazı ailelerde hatıra olarak yaşatıldığı görülür.


2017 yılında UNESCO tarafından “Martenitsa” adıyla Somut Olmayan Kültürel Miras listesine alınmıştır.


Bağımsız Araştırmacı Yazar Hüsnü Yazıcı


#rumeli #balkan #mübadele #marteniçka

2 Mart 2026 Pazartesi

Daire sahibi

 DAİRE SAHİBİNİN KİRA İLE İLGİLİ BİLGİSİ 

Aylık 30.000 TL’ye kiraya verdiğim, 40 yıllık, 5 katlı bir apartmandaki daire üzerinden net tabloyu ortaya koyuyorum.

Yıllık brüt kira geliri:

30.000 TL x 12 ay = 360.000 TL

Bu rakam kâğıt üzerindeki gelir. Gerçek tablo aşağıdadır:

1) Kira Gelir Vergisi

İstisna düşüldükten sonra kalan tutar gelir vergisi tarifesine göre vergilendiriliyor. Bu seviyedeki kira için yıllık vergi yaklaşık 50.000–70.000 TL bandına çıkabiliyor. Bu da yaklaşık 2 aylık kiraya karşılık geliyor.

2) Emlak Vergisi

Büyükşehir tarifesine göre hesaplanıyor. Dairenin rayiç değerine bağlı olarak yıllık ortalama 5.000–10.000 TL aralığında. Yaklaşık yarım aylık kira.

3) DASK

Zorunlu deprem sigortası. Bina yaşı 40 olduğu için prim daha yüksek. Yıllık birkaç bin TL.

4) Konut Sigortası (Özel Sigorta)

Risk artışı nedeniyle prim yükseliyor. Ortalama 5.000–10.000 TL bandı.

5) Bakım ve Tamirat

40 yıllık bina demek; tesisat, çatı, boya, elektrik, su kaçağı, kombi, asansör payı gibi sürekli risk demektir. Kiracı değişimlerinde boya, temizlik, tadilat gideri oluşur. Yıllık ortalama 30.000 TL’yi bulması şaşırtıcı değildir. Bazen daha fazlası çıkar.

Toplamda tablo şudur:

360.000 TL brüt gelirin yaklaşık 120.000–150.000 TL’si vergi ve zorunlu giderlere gidebilir.

Yani 12 aylık gelirin 4 ila 5 ayı sistem ve masraf kalemlerine gider. Kalan 7–8 ay net kazanç gibi görünse de, enflasyon ve paranın reel değeri hesaba katıldığında tablo daha da daralır.

Kâğıt üzerindeki kira ile cebe giren net gelir aynı şey değildir. Gerçek hesap net üzerinden yapılır.

Bağımsız araştırmacı yazar Hüsnü Yazıcı