Translate

5 Eylül 2024 Perşembe

Sarıyer Lozan Mübadiller Derneği: Bir Mirasın Korunması ve Yaşatılması




 Sarıyer Lozan Mübadiller Derneği: Bir Mirasın Korunması ve Yaşatılması

Sarıyer Lozan Mübadiller Derneği, 2008 yılında,Evladı fatihan  olan Müslüman Türklerin Selanik'ten göç etmiş Bahçeköy 'ün kurucuları  olan 80 ailenin torunlarının bir araya gelmesiyle kurulmuş  bir sivil toplum kuruluşudur. Dernek, mübadeleyle birlikte Türkiye'ye gelen ailelerin kültürel mirasını korumak, yaşatmak ve gelecek nesillere aktarma amacıyla önemli çalışmalar yürütmektedir.

Derneğin Amaçları:

 * Kültürel Mirasın Korunması: Mübadele sürecinde yaşanan zorluklara rağmen korunmuş olan kültür, sanat, folklorik değerlerin gelecek nesillere aktarılması.

 * Tarihsel Araştırma: Yakın tarihimizdeki önemli dönüm noktalarından biri olan mübadeleyi bilimsel olarak araştırmak, belgelemek ve bu konuda farkındalık yaratmak.

 * Kültür Varlıklarının Korunması: Mübadillerin geride bıraktığı kültürel varlıkların korunması için çaba göstermek.

 * Sosyal Dayanışma: Mübadele göçmenleri ve sonraki kuşaklar arasında sosyal ve kültürel dayanışmayı güçlendirmek.

 * Barış Kültürü: Türkiye ve Yunanistan halkları arasında dostluk, sevgi ve işbirliğini geliştirmek, barış kültürünün yerleşmesi için çaba göstermek.

Derneğin Tarihçesi:

Birinci kuşak mübadiller, yeni yurtlarına yerleşme ve hayata tutunma mücadelesi vermişlerdir. İkinci kuşak ise sosyal hayata daha fazla katılmış, spor kulüpleri, dernekler gibi sivil toplum kuruluşları kurmuşlardır. Üçüncü kuşak ise köklerine daha fazla bağlanma ihtiyacı hissederek, kültürel miraslarını gelecek nesillere aktarmak amacıyla Sarıyer Lozan Mübadiller Derneği'ni kurmuşlardır.

Sarıyer Lozan Mübadiller Derneği, sadece bir dernek olmaktan öte, bir ailenin, bir kültürün ve bir tarihin yaşayan bir örneğidir. Dernek, mübadelenin izlerini taşıyan herkese kapılarını açarak, bu önemli mirası birlikte korumak ve geleceğe taşımak için çalışmaktadır. Derneğimize katılabilir, projelerimize destek olabilirsiniz.

Hüsnü Yazıcı 



Sarıyer Gazetesi nde yazılarım






Linki Sarıyer Gazetesi nde yazılarım 


https://sariyergazetesi.com/kultur-sanat/sariyerin-unutulmayan-hikayesi/



 








Atatürk'e karşı düşmanlık,

 Atatürk'e karşı düşmanlık, Türkiye'nin karmaşık tarihsel, siyasi ve sosyal yapısından kaynaklanan çok yönlü bir konudur. Bu düşmanlığın temel nedenleri arasında şunlar sayılabilir:

 * İdeolojik Farklılıklar: Atatürk'ün modernleşme ve laikleşme hedefleri, geleneksel değerlere bağlı bazı kesimleri rahatsız etmiştir. Özellikle dinin siyasetten ayrılması ve bazı İslamî uygulamaların kısıtlanması, bu kesimlerde tepkilere yol açmıştır.

 * Siyasi Çıkarlar: Bazı siyasi aktörler, kendi ideolojilerini ve çıkarlarını güçlendirmek için Atatürk'e karşı bir söylem geliştirmişlerdir. Bu durum, özellikle geçmişte ve günümüzde yaşanan siyasi çekişmelerde sıklıkla gözlemlenmiştir.

 * Tarihsel Revizyonizm: Atatürk'ün hayatı ve devrimleri hakkında farklı yorumlar ve hatta yanlış bilgiler yaygınlaştırılmaya çalışılmıştır. Bu durum, özellikle genç nesiller arasında Atatürk'e karşı olumsuz bir algı oluşmasına neden olmuştur.

 * Korku ve Belirsizlik: Atatürk'ün başlattığı değişimler, toplumun bazı kesimleri için korku ve belirsizliğe yol açmıştır. Özellikle geleneksel yaşam tarzlarına bağlı olanlar, bu değişimlere ayak uymakta zorlanmışlardır.

 * Kişisel Nedenler: Bazı kişiler, Atatürk'e karşı düşmanlık beslemelerinin kişisel nedenleri olduğunu öne sürerler. Bu nedenler arasında, aileden gelen önyargılar, kişisel deneyimler veya psikolojik faktörler yer alabilir.

Bu nedenlerin bir araya gelmesi, Atatürk'e karşı farklı şiddetlerde ve farklı gerekçelerle düşmanlık besleyen çeşitli grupların ortaya çıkmasına neden olmuştur.

Önemli Not: Atatürk, Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu ve modern Türkiye'nin mimarı olarak kabul edilir. Onun fikirleri ve devrimleri, Türkiye'nin bugün olduğu yere gelmesinde büyük rol oynamıştır. Atatürk'e karşı yapılan eleştiriler, demokratik bir toplumda doğal karşılanabilir ancak bu eleştiriler, tarihi gerçekleri çarpıtmamalı ve kişisel hakaretlere dönüşmemelidir.

Bu konuda daha detaylı bilgi almak için aşağıdaki kaynakları inceleyebilirsiniz:

 * Kitaplar: Mustafa Kemal Atatürk'ün hayatı ve devrimleri hakkında yazılmış birçok bilimsel çalışma bulunmaktadır.

 * Belgeseller: Atatürk'ün hayatı ve devrimleri hakkında yapılmış belgeseller, konuyu daha anlaşılır hale getirebilir.

 * Akademik Makaleler: Bu konuda yazılmış akademik makaleler, farklı bakış açılarını sunabilir.

Unutmayın ki, Atatürk'e karşı düşmanlık, Türkiye'nin demokratik geleceği için önemli bir sorun teşkil etmektedir. Bu sorunun çözümü için, tarihsel gerçeklerin doğru bir şekilde öğrenilmesi, farklı görüşlere saygı duyulması ve toplumsal uzlaşının sağlanması gerekmektedir.

Not: Bu cevap, genel bir bilgi verme amacı taşımaktadır. Her bireyin Atatürk hakkındaki düşünceleri farklı olabilir ve bu farklılıklar saygı gösterilmelidir.

Cumhuriyet Döneminde Heykel Yapımının Amacı

 Cumhuriyet Döneminde Heykel Yapımının Amacı

Cumhuriyet döneminde heykel yapımının sürekliliğinin temel amacı, yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti'nin modern kimliğini ve değerlerini görsel olarak ifade etmek, ulusal birlik ve beraberliği pekiştirmek ve yeni bir sanat anlayışını topluma yaymaktı.

Bu amacın altında yatan daha spesifik nedenler şunlar olabilir:

 * Modernleşme ve Batılılaşma: Heykel sanatı, o dönemde modern ve medeni kabul edilen Batılı ülkelerle uyumlu bir imaj çizmek için önemli bir araç olarak görülüyordu.

 * Ulusal Bilinç: Heykeller aracılığıyla milli kahramanlar, tarihi olaylar ve kültürel değerler yüceltilerek, halkta güçlü bir ulusal bilinç oluşturulmaya çalışılıyordu.

 * Sanatın Toplumsal Hayata Entegrasyonu: Heykeller, kamu alanlarına yerleştirilerek sanatın sadece elit bir kesimin değil, tüm halkın erişimine açık hale getirilmesini amaçlıyordu.

 * Yeni Nesillerin Yetiştirilmesi: Heykel sanatı eğitimine önem verilerek, yeni nesillere sanatın önemi ve güzelliği aşılanmaya çalışılıyordu.

Özetle, Cumhuriyet döneminde heykel yapımının sürekliliği, yeni bir devletin kuruluşunun heyecanı, modernleşme çabaları ve ulusal bir kimlik oluşturma isteğinin bir yansımasıydı.

3 Eylül 2024 Salı

1568 yılı Gostolob - Gustulüp köyü Osmanlı dönemi

 Karye­i Gostolob, an­zeamet­i müşarun­ileyhİbrahim  tabi­i Yenice­i Vardar

Çiftlik­i Hasan, merd­i timar, haliya der­yed­i Memiveled­i O

Çiftlik­i Hamza, haliya der­yed­i Hüseyin veled­i O, Ç (çift)

Çiftlik­i Hacı Cafer, nim (yarım çiftlik)

Mahmud(veled­i) İlyas, nim (yarım çiftlik)

Mahmud(veled­i) Hasan, nim (yarım çiftlik)

Osmanlıca Belge Tercümesi ve Analizi

Belgenin Genel İçeriği:

Bu Osmanlıca belge, bir köyün (Gostolob) ve ona bağlı çeşitli çiftliklerin mülkiyet ve işletme durumunu açıklamaktadır. Belgedeki terimler, o dönemdeki toprak düzenine ve idari birimlere dair önemli bilgiler vermektedir.

Tercüme:

 * Karye-i Gostolob: Gostolob köyü.

 * Anzeamet-i müşarun ileyh İbrahim: Bu köye bağlı olan İbrahim'e ait.

 * Tabi-i Yenice-i Vardar: Yenice-i Vardar'a bağlı (idari olarak).

 * Çiftlik-i Hasan, merdi timar: Hasan çiftliği, timarlı bir çiftliktir. (Timar: Belirli bir geliri olan ve bu gelirle devlete hizmet eden sipahilerin kullandığı toprak parçası.)

 * Haliya deryed-i Memiveled-i O: Memi oğlu'nun deniz (yani büyük) hali (tarla) sahibi.

 * Çiftlik-i Hamza, haliya deryed-i Hüseyin veled-i O, Ç: Hamza çiftliği, Hüseyin oğlu'nun deniz hali sahibi, bir çiftlik.

 * Çiftlik-i Hacı Cafer, nim: Hacı Cafer çiftliği, yarım çiftlik.

 * Mahmud(veled-i) İlyas, nim: İlyas oğlu Mahmud, yarım çiftlik sahibi.

 * Mahmud(veled-i) Hasan, nim: Hasan oğlu Mahmud, yarım çiftlik sahibi.

Analiz:

 * Toprak Düzeni: Belge, Osmanlı toprak düzeninde sıkça görülen timar sistemi ve çeşitli büyüklükteki çiftliklere dair örnekler vermektedir. Timar, sipahilerin devlet hizmet karşılığında kullandığı toprak parçası iken, çiftlikler ise daha küçük ve genellikle çiftçiye ait olan tarım arazileridir.

 * Mülkiyet ve İşletme: Belgede bahsedilen kişilerin mülkiyet hakları ve tarım arazilerinin büyüklükleri belirtilmektedir. "Haliya deryed" ifadesi, geniş bir tarım arazisine sahip olmayı ifade eder.

 * İdari Bağlılık: Gostolob köyünün Yenice-i Vardar'a bağlı olduğu belirtilmektedir. Bu da bölgedeki idari yapılanma hakkında bilgi vermektedir.

Sonuç:

Bu Osmanlıca belge, basit gibi görünse de, Osmanlı toprak sistemi, mülkiyet ilişkileri ve idari yapılanma hakkında önemli ipuçları sunmaktadır. Belgedeki terimler ve kavramlar, o dönemdeki kırsal hayatı ve ekonomik durumu anlamak için anahtar niteliğindedir.

Ek Bilgiler:

 * Çeviri Notları: Belgede geçen bazı terimler, günümüz Türkçesinde tam karşılığı olmayan veya anlamı değişen terimlerdir. Bu nedenle çeviride bazı açıklamalar yapılmıştır.


1 Eylül 2024 Pazar

Karacaova (Karacaabad) Bölgesinin Tarihsel Gelişimi


Karacaova (Karacaabad) Bölgesinin Tarihsel Gelişimi

Karacaova (Karacaabad), tarih boyunca farklı medeniyetlere ev sahipliği yapmış önemli bir bölgedir. Özellikle Bizans ve Osmanlı dönemlerinde bölgenin önemi artmıştır.

Bizans Dönemi

 * Hristiyan Türkler: Bölgede Peçenek, Kuman (Kıpçak) ve Uz-Oğuz gibi Hristiyan Türk toplulukları yaşamını sürdürmüştür.

 * Makedonya'nın En Büyük Türk Yerleşimi: Bizans döneminde Karacaova, Makedonya'nın en büyük Türk yerleşim yeri olarak kabul edilir.

Osmanlı Dönemi

 * Müslüman Türkler: Osmanlı hakimiyetiyle birlikte bölge ağırlıklı olarak Müslüman Türklerin yaşadığı bir yer haline gelmiştir.

 * Evladı Fatihan, Konyar, Yörük: Bölgedeki Türkler, Evladı Fatihan, Konyar ve Yörük gibi farklı kökenlere sahip topluluklardan oluşmaktaydı.

 * Karacaova ve Karacaabad Adları: Osmanlı döneminde bölgeye Karacaova adı verilmiş, idari merkezi olan kaza ise Karacaabad olarak anılmıştır.

Farklı Dönemlerdeki Adları

 * Bizans, Bulgar ve Sırp Dönemleri: Bu dönemlerde bölgeye sırasıyla Alpomia, Moglena ve Olivir adları verilmiştir.

Özetle, Karacaova (Karacaabad) bölgesi, tarih boyunca farklı adlarla anılmış ve çeşitli halklara ev sahipliği yapmıştır. Bölgenin, özellikle Türkler açısından önemli bir yerleşim merkezi olduğu ve bu durumun Bizans döneminden itibaren devam ettiği görülmektedir.

Yazıcı Ailesi: Mübadelenin İnsan Yüzü

 




Yazıcı Ailesi: Mübadelenin İnsan Yüzü

1923 yılında Türkiye ve Yunanistan arasında yapılan nüfus mübadelesi anlaşmasıyla milyonlarca insanın hayatını kökten değiştirdi. Bu zorlu süreçte, evladı fatihan Müslüman Türkler den Yazıcı ailesi de yeni bir hayata başlamak zorunda kaldı. Torun Hüsnü Yazıcı'nın anlatımıyla şekillenen aile hikayesi, mübadelenin bireysel etkilerini gözler önüne sererek, bu büyük insanlık trajedisinin derinliğini ortaya koyuyor.

Selanik'ten Bahçeköy'e: Köklü Bir Ailenin Hikayesi

1700'lü yıllardan itibaren Selanik'in Karacaabad kazası, Gustulüp köyünde yaşayan Yazıcı ailesi, nesiller boyu bölgeye kök salmıştı. Osmanlı devlet arşivlerinde "yazıcı" olarak geçen aile, köylüler arasında saygın bir konuma sahipti. Ailenin soy ağacı, 1831 yılı nüfus defterinde 1700 yıllarına kadar takip edilebiliyor ve bu defterde "Yazıcı" lakaplı Mehmet Efendi'nin Fustan köyünden Ümran Hanım ile evlendiği ve bu evlilikten Hüsnü, Basri ve diğer çocuklarının olduğu belirtiliyor.

Ancak 1923 yılında gerçekleşen mübadele, bu köklü ailenin hayatını sonsuza dek değiştirdi. Aile, zorunlu göçle İstanbul'a geldi ve Bahçeköy'e  1924 yılında köyün kurucu aileleri olarak yerleştirildi. Mübadele öncesinde köyünde saygın bir konumu olan Yazıcı Hüsnü Efendi, yeni yuvasında da topluma faydalı olmak için çabaladı. Köye gelen misafirleri ağırladı, köyün sorunlarıyla ilgilendi ve çevresinde sevilen bir kişi oldu.

Kayıplar ve Yeni Başlangıçlar

Mübadele, Yazıcı ailesi için büyük kayıplar anlamına geliyordu. Selanik'teki evleri, toprakları ve sevdikleri geride kalmıştı. Bahçeköy'e geldiklerinde kendilerine verilen ev ve tarla, eski yaşamlarına göre oldukça yetersizdi. Üstelik, yaşadıkları ev kısa süre sonra bir yangında kül oldu. Ancak aile, bu zorluklara rağmen yılmadı ve yeni bir hayat kurmak için çabaladı.

Ailenin büyük oğlu Hüsnü, Trablusgarp'ta askerlik yaptığı sırada yaşadığı bir olay, ailenin hayatında önemli bir dönüm noktası oldu. Askerliğe giderken kayınpederine emanet ettiği altınları, dönüşünde bulamadı. Bu olay, ailenin yaşadığı zorlukların yanı sıra, o dönemki insanların güven duygusunun ne kadar zedelendiğini de gösteriyordu.

Bahçeköy'de Yeni Bir Hayat

Yazıcı ailesi, Bahçeköy'de yeni bir hayata başlarken, hem geçmişe özlem duyuyor hem de geleceğe umutla bakıyordu. Ailenin erkek bireyleri, tarım, ticaret ve hayvancılıkla uğraşarak geçimlerini sağlamaya çalıştı. 

Hüsnü Efendi, Bahçeköy'de de saygın bir konuma geldi. Komşularına yardım eden, sorunlarını dinleyen ve çözüm bulan bir kişi olarak tanındı. Aynı zamanda, köyün sosyal ve kültürel hayatına da önemli katkılar sağladı.

Mücadelenin İnsan Yüzü

Yazıcı ailesinin hikayesi, mübadelenin sadece bir istatistik değil, aynı zamanda bireylerin yaşadığı acı dolu bir deneyim olduğunu göstermektedir. Ailenin yaşadığı kayıplar, özlemler ve yeni bir hayata adapte olma mücadelesi, mübadelenin insan yüzünü ortaya koymaktadır. Aynı zamanda, ailenin dayanışması, birbirine destek olması ve yeni bir hayata tutunma çabası, insan ruhunun gücünü de gözler önüne sermektedir.

Miras ve Gelecek

Yazıcı ailesi, yaşadıkları zorluklara rağmen gelecek nesillere güçlü bir miras bıraktı. Çalışkanlık, dayanışma, yardımseverlik gibi değerler, ailenin temel taşlarını oluşturdu. Ailenin çocukları, farklı mesleklerde çalışarak toplum hayatına katıldı ve aile adını daha da ileriye taşıdı.

Sonuç

Yazıcı ailesinin hikayesi, mübadelenin bireyler üzerindeki derin izlerini gözler önüne seren önemli bir örnektir. Bu hikaye, aynı zamanda geçmişle gelecek arasında bir köprü kurarak, gelecek nesillere bırakılan değerlerin önemini vurgulamaktadır. Ailenin yaşadığı zorluklar ve başarılar, bize insan ruhunun dayanıklılığını ve umudun gücünü hatırlatmaktadır.

Anavatandan Ata toprağına  görevli gidiş, Ata toprağından Ana vatana zorunlu  göç yolculuğu

31 Ağustos 2024 Cumartesi

Mübadele, Mülteci, Sığınmacı, Göçmen ve Mübadil Kavramları

 Mübadele Nedir?

Mübadele, iki ülke veya toplum arasındaki nüfus değişimidir. 

1923 Türk-Yunan nüfus   mübadelesi, Lozan Antlaşması ile birlikte gerçekleştirildi. Yaklaşık 1 milyon Rum ve 550 bin Türk, yaşadıkları toprakları terk ederek karşılıklı olarak yer değiştirdi.

 Mübadele öncesinde her iki toplumun taşınmaz malları özel komisyonlarca değerlendirildi ve resmi kayıtlara geçirildi.

Mübadele, her iki toplum için de büyük ekonomik ve sosyal kayıplara yol açtı.

 Mübadeleyle mecburi göç edenlerin geriye kalan mallarının karşılığı verilmesi planlanmıştı ancak bu uygulama tam olarak gerçekleşmedi. 

Mübadele, iki ülke için de derin izler bırakan bir süreç oldu. Hem ekonomik hem de sosyal hayatta büyük dönüşümler yaşandı.


Mülteci, Sığınmacı, Göçmen ve Mübadil Kavramları


Günümüzde sıkça duyduğumuz "mülteci", "sığınmacı", "göçmen" ve "mübadil" gibi kavramlar, birbirine benzer görünmekle birlikte farklı anlamlara sahiptir. Bu kavramları doğru anlamak, göç hareketlerini daha iyi kavramamız için önemlidir.


Mülteci Kimdir?

 * Tanım: Vatandaşı olduğu ülkede ırkı, dini, milliyeti, belirli bir sosyal gruba mensubiyeti veya siyasi düşüncesi nedeniyle zulüm göreceği korkusu taşıyan ve bu nedenle ülkesini terk etmek zorunda kalan kişidir.

 Uluslararası koruma altındadırlar ve yaşadıkları ülkede temel hak ve özgürlüklerden yararlanırlar.


Sığınmacı Kimdir?

 Mülteci statüsü için başvuran ancak henüz bu statü verilmemiş kişidir.

Mülteci olma olasılığı değerlendirilirken geçici olarak koruma altına alınırlar.


Göçmen Kimdir?

 Daha iyi bir yaşam, iş imkanı veya eğitim gibi nedenlerle gönüllü olarak yaşadığı ülkeden başka bir ülkeye veya bölgeye yerleşen kişidir.

Mübadil Kimdir?

Devletler arasında yapılan anlaşmalar sonucu, yaşadığı ülkeden zorunlu olarak başka bir ülkeye yerleştirilen kişidir.

 Göç kararında kendi iradeleri olmadığı için diğer gruplardan ayrılırlar.

Özetle:

 Mülteci: Zulümden kaçan, uluslararası koruma altındaki kişi.

Sığınmacı: Mülteci olma olasılığı değerlendirilen kişi.

Göçmen: Daha iyi yaşam için gönüllü göç eden kişi.

 Mübadil: Devletler arası anlaşma sonucu zorunlu göç eden kişi.

Hüsnü Yazıcı 


Bir Hatıra Yolculuğu

Bir Hatıra Yolculuğu

Mayıs 2008'de, Lozan Mübadilleri Vakfı'nın düzenlediği bir geziyle tarihin derinliklerine doğru unutulmaz bir yolculuğa çıktık. Bahçeköy'den yola çıkan otobüsümüz, gece yarısı karanlığında ilerlerken heyecanımız giderek artıyordu. Sabahın ilk ışıklarında Ipsala sınır kapısını geçerek Yunanistan'ın Batı Trakya bölgesine ulaştık.

Tarihin İzinde Bir Yolculuk

Meriç ve Karasu nehirleri arasında kalan bu topraklar, yüzyıllardır Türklerin yaşadığı köklü bir geçmişe sahip. Gümülcine ve İskeçe gibi şehirlerdeki yoğun Türk nüfus, bizi derinden etkiledi. Dedeagac üzerinden Gümülcine'ye ulaştık ve ardından Rodop Dağları'nın eteklerindeki Türk köylerini geçerek İskeçe'ye vardık. Drama'da yöresel lezzetleri tadıp, Seres'te tarihi kaleyi ziyaret ettik.

Atalarımızın Topraklarında

Selanik'e doğru yol alırken, Langada ve Vodina gibi kasabalarda durarak atalarımızın izini sürdük. Vardar Ovası'nın bereketli topraklarında, mübadele sırasında Anadolu'dan getirilen Rumların yerleştirildiği köyleri gezdik. Özellikle Karacaova'daki ziyaretlerimiz, unutulmaz anılar biriktirmemize vesile oldu.  Kuzuşene'de düzenlenen gece, bizleri bir araya getirerek kardeşlik bağlarımızı güçlendirdi.

Geçmişle Geleceğin Buluşması

Vodina'da şelaleyi ziyaret edip, yöresel ürünler satın aldık. Gezdiğimiz köylerde, insanların sıcakkanlılığı ve misafirperverliği bizi çok etkiledi. Sieste saatlerinde sessizleşen sokaklar, akşamları yeniden canlanıyordu. Ancak atalarımızın evlerini bulabilmek mümkün değildi. Zamanın acımasızlığı, her şeyi değiştirmişti.

Selanik'te Anılar Canlandı

Selanik'te Beyaz Kule, sahil ve Atatürk'ün evini ziyaret ederek, mübadelenin zorlu süreçlerini bir kez daha hatırladık. Kavalya'da yola koyulmadan önce, deniz ürünleriyle donatılmış lezzetli bir akşam yemeği yedik. Gümrükte alışveriş yapıp, Tekirdağ'da mola verdikten sonra yorgun ama mutlu bir şekilde evlerimize döndük.

Bir Miras, Bir Sorumluluk

Karacaova mübadilleri olarak, Sarıyer, Kemerburgaz,  İzmir, Alaçatı, Çanakkale, Biga, Edirne, Kıyık, Bursa, Gürsu, Bilecik, Vezirhan ve Kütahya gibi farklı yerlere yerleştik. Birinci kuşak, sıfırdan başlayarak büyük zorluklar aştı ve ikinci kuşağa daha rahat bir yaşam sundu. Üçüncü kuşak ise geçmişini merak ederek, atalarının izini sürüyor. bu gezi, bize geçmişimizi hatırlatırken, geleceğe daha sıkı bağlanmamızı sağladı.

Atatürk Arboretumu

Atatürk Arboretumu

Bir Yaşamın İzinde, Doğanın Kalbinde

İstanbul'un yeşilin en yoğun hissedildiği köşelerinden biri olan Bahçeköy, bünyesinde barındırdığı doğal güzelliklerle ziyaretçilerini büyüler. Bu eşsiz coğrafyada yer alan Atatürk Arboretumu ise, hem bilimsel hem de estetik açıdan büyük öneme sahip bir yeşil ada olarak dikkat çeker.

1939 yılında İstanbul Üniversitesi Orman Fakültesi tarafından başlatılan arboretum projesi, uzun yıllar süren çalışmalarla günümüzdeki görkemli haline ulaşmıştır. 1973 yılında 56 hektara yayılan alan, 1980 yılında Atatürk'ün doğumunun yüzüncü yılı anısına Atatürk Arboretumu olarak adlandırılmış ve 343 hektara çıkarılarak önemli bir dönüm noktası yaşamıştır.

Atatürk Arboretumu, dünyanın en büyük arboretumlarından biri olma özelliğini taşır. Burası, adeta canlı bir ağaç ve bitki müzesi gibidir. Dünyanın dört bir yanından getirilen binlerce ağaç türü, bu eşsiz koleksiyona katılmıştır. Her bir ağacın üzerindeki kimlik kartı, ziyaretçilere ağacın türü, geldiği coğrafya ve yaşı hakkında bilgi verir. Arboretum içindeki göletler, yürüyüş parkurları ve çeşitli bitki örtüsü, ziyaretçilere huzurlu ve keyifli bir deneyim sunar.

Arboretum, sadece görsel bir şölen sunmakla kalmaz, aynı zamanda bilimsel araştırmalara da ev sahipliği yapar. İstanbul Üniversitesi Orman Fakültesi ile olan işbirliği sayesinde, arboretumda birçok önemli bilimsel çalışma yürütülmektedir. Özellikle bitki ıslahı, genetik çeşitlilik ve iklim değişikliğinin etkileri gibi konularda yapılan araştırmalar, bilim dünyasına önemli katkılar sağlamaktadır.

Atatürk Arboretumu, Orta Avrupa, Akdeniz ve Güney Avrupa, Karadeniz ve kısmen Kafkas olmak üzere üç farklı floraya ait 450'den fazla ağaç türünü bünyesinde barındırır. Bu zengin biyolojik çeşitlilik, arboretumun bilimsel önemini daha da artırmaktadır.

Not, Ulaşım ve Ziyaret Bilgileri

Atatürk Arboretumu, İstanbul'a ulaşımın oldukça kolay olduğu bir konumdadır. Taksim'e 20, Boğaz sahiline 6  kilometre uzaklıkta bulunan arboretum, toplu taşıma araçları veya özel araçlarla rahatlıkla ulaşılabilir. Arboretum, yılın her mevsimi ziyaret edilebilecek bir yerdir. Ancak bahar ve sonbahar ayları, doğanın en güzel renklerini sunduğu için ziyaret için en uygun zamanlardır.

Hüsnü Yazıcı 

BelgratOrmanı

 Belgrad Ormanları: İstanbul'un Yeşil Kalbi

İstanbul'un Kuzeyindeki Yeşil Cennet

İstanbul'un kuzeyinde yer alan Belgrad Ormanları, 5.300 hektarlık geniş bir alana yayılmış, şehrin hem akciğeri hem de doğal bir mirasıdır. Yıllardır İstanbul halkının dinlenme ve rekreasyon alanı olarak kullanılan orman, tarihi dokusu ve doğal güzellikleriyle ziyaretçilerini büyülemektedir.

Belgrad Ormanları adını, Kanuni Sultan Süleyman'ın Belgrad seferi dönüşünde getirdiği esirlerin buraya yerleştirilmesinden alır. Osmanlı döneminde şehrin su ihtiyacının büyük bir kısmı bu ormandaki bentlerden sağlanmıştır. Kömürcü Bent, Büyük Bent, Topuzlu Bendi gibi tarihi yapılar, hem sulama sisteminin önemli bir parçası olmuş hem de ormanın doğal güzelliklerine ayrı bir hava katmıştır.

Ormanın en dikkat çekici özelliklerinden biri, zengin bitki örtüsüdür. Meşe, kayın, gürgen ve kestane ağaçları, ormana hakim türler arasında yer alır. Ayrıca, çeşitli çalı ve bitki türleri de ormanın biyolojik çeşitliliğini artırır. Belgrad Ormanları, birçok kuş türüne de ev sahipliği yapar.

Belgrad Ormanları, İstanbul halkının hafta sonlarını değerlendirmek için sıkça tercih ettiği bir yerdir. Orman içindeki yürüyüş parkurları, piknik alanları, bisiklet yolları ve spor tesisleri, ziyaretçilere farklı aktiviteler sunar. Özellikle Neşet Suyu çevresi, temiz havası ve doğal güzellikleriyle öne çıkar.

Belgrad Ormanları, uzun yıllardır koruma altında olan bir alandır. Ancak, artan nüfus ve şehirleşme, ormanın doğal yapısını tehdit etmektedir. Bu nedenle, ormanın korunması ve sürdürülebilir kullanımı büyük önem taşımaktadır.

Not

 Ormanı temiz tutun, çöp bırakmayın.

  Ateş yakmayın, sigara izmaritlerini yere atmayın.

 Bitkilere zarar vermeyin, hayvanları rahatsız etmeyin.

 Ormanın doğal yapısını korumak için belirlenen yolların dışında dolaşmayın.

Belgrad Ormanları, İstanbul'un en değerli doğal miraslarından biridir. Hem tarihi hem de doğal güzellikleriyle ziyaretçilerine unutulmaz anlar yaşatan bu orman, gelecek nesillere aktarılması gereken bir değerdir.

30 Ağustos 2024 Cuma

Peçenek Türkleri Büyükdere de

 Sarıyer'in Unutulmayan Hikayesi: Boğazı  Atla Yüzen 15 Bin Peçenek Türkleri 

Sarıyer, İstanbul'un gözde ilçelerinden biri olmasının yanı sıra, köklü bir tarihe sahip.  İki denizi birleştiren Boğaz, Marmara ve Karadeniz'i aynı anda görebildiğimiz eşsiz coğrafyasıyla, sadece doğal güzellikleriyle değil, aynı zamanda tarihi olaylara tanıklık etmiş olmasıyla da dikkat çekiyor.

Bizans kaynaklarından öğrendiğimiz üzere, 15 bin kişilik bir Peçenek Türk topluluğu, bir zamanlar Bizans'a paralı askerlik yaparken, Selçukluların ilerlemesini durdurmak üzere yola çıkmış. Ancak Üsküdar'a ulaştıklarında, soydaşlarına karşı savaşmak istemeyerek geri dönmek istemişler. Bizanslıların engellemesi üzerine çaresiz kalan Peçenekler, atlarıyla birlikte boğaza atlayarak yüzer halde Sarıyer Büyükdere'ye ulaşmışlar. Bu sayede, dünyada boğazı denizde atla geçen ilk Türkler olarak tarihe geçmişler.


Bu unutulmaz olayı ve iki denizin birleşmesini aynı anda görülmesi Sarıyer Spor Kulübü önü ve Büyükdere sahili gibi sembolik noktalara bu hikayeyi anlatan bilgilendirme panoları yerleştirilerek, hem yerli hem de yabancı turistlerin bu tarihi olaya tanıklık etmeleri sağlanabilir.

Bu tür tarihi olayları gelecek nesillere aktarmak, ilçemizin zengin mirasını korumak ve gelecek kuşaklara taşımak adına hepimizin görevidir.


Hüsnü Yazıcı

29 Ağustos 2024 Perşembe

Sarıyer Gazetesi nde kitabım ile ilgili yazı

 SARIYER GAZETESİ'NDE

BEŞİNCİ KİTABIMIN HABERİ 


Hüsnü Yazıcı’dan Sarıyer’e yeni eser


Sarıyer’in sevilen isimlerinden Hüsnü Yazıcı, geçmişten günümüze mübadele yıllarını anlatan eserlerine bir yenisini daha ekledi. “Mübadele Selanik’ten Sarıyer’e 1924” kitabı yayınlanan Yazıcı, Sarıyer Gazetesi’ni ziyaret ederek kitabı üzerine sohbet etti.



Rukiye Ay29 Ağustos 2024, 18:16 yayınlandı






  


Sarıyer’in sevilen simalarından Hüsnü Yazıcı, mübadele yıllarını anlattığı kitaplarına bir yenisini daha ekledi. Araştırmalarıyla zenginleştirdiği ve Sarıyer’in geçmişten bugüne kadar mübadele yıllarına kaynak oluşturacak bilgilerle kaleme aldığı 4 kitabına bir yenisini daha ekleyen Hüsnü Yazıcı, Sarıyer Gazetesi’ne ziyarette bulundu. Sarıyer Gazetesi İmtiyaz Sahibi ve Genel Yayın Yönetmeni Bekir Batu ile Haber Müdürü Rukiye Ay’ın misafiri olan Hüsnü Yazıcı önemli değerlendirmelerde bulundu.





“AKADEMİSYEN DEĞİLİM, AKTARACAK SÖZÜ OLAN YAZABİLİR”


Renkli kişiliği ve araştırmayı seven yapısıyla çevresindekilerin sevgisini kazanan Hüsnü Yazıcı, basılı olarak yayınlanan beşinci kitabı “Mübadele Selanik’ten Sarıyer’e 1924” isimli kitabı üzerine değerlendirmelerde bulundu. Yazıcı, “Bu kitapta ailemin geldiği ata toprağı Selanik Karacaova bölgesi ve Anavatanda iskan oldukları Sarıyer bölgesi Bahçeköy’ün bilgileri ailem ve biraz da benim hakkımda hatıraları yazdım. Mübadele konusuna ilgim ilk olarak 2005 yılında başladı. Akademisyen değilim, akademisyenlerin yapması gereken çalışmalardaki boşlukları yerinde kaynaklarını araştırarak yazıyorum. Yazar olmak için eğitim zorunlu değildir, yazarlık becerisi olan herkes yazar olarak çalışabilir. Söyleyecek, aktaracak sözü olan herkes kitap yazabilir ve kitap çıkarabilir. Kitaplarım çok sayıda kütüphaneye kaynak eser olarak girdi ve o yılları araştıran öğrenciler için de kaynak bilgiler sağlıyor. O yılları hem yaşayan hem de araştıran bir isim olarak bu beni çok mutlu ediyor” dedi.





 “KISA VE ÖZ YAZILARLA BİLGİLERİ PEKİŞTİRMEYİ AMAÇLIYORUM”


Kitaplarının genellikle az sayfa sayısına sahip olduğuna da dikkat çeken ve bunu ne için yaptığını da anlatan Hüsnü Yazıcı; “Günümüzde ne yazık ki kitap okuma oranları yeterli seviyede değil! Ben de kitaplarımla bilgileri pekiştirmeyi hedeflerken bunu da göz önünde bulunduruyorum. Yani benim kağıt olarak basılı beşinci ve dijital ortamda da yer alan kitaplarımla sayıları dokuzu bulan araştırma kitaplarımı herkes rahatlıkla kısa sürede okuyabilir. Mübadele yıllarını Sarıyer’de yaşadığım ve o yıllardan günümüze anılarımızın da kaynak oluşturduğu için merak eden herkesin okumasını tavsiye ederim. Google Kitaplar’dan da rahatlıkla ulaşıp okuyabilirler” diye konuştu.





Hüsnü Yazıcı, geçmişten bugüne Sarıyer’de mübadele yıllarını anlatan ve fotoğraflarla da tarihe not düştüğü kitabını Sarıyer Gazetesi ekibi adına imzalayarak misafirperverliklerinden ötürü teşekkür ettiği Sarıyer Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Bekir Batu’ya takdim etti. Sarıyerliler için önemli ve faydalı bir çalışma olduğunun altını çizen Bekir Batu, ziyaretinden duyduğu memnuniyeti ifade ederek Hüsnü Yazıcı’ya başarılar diledi.





HÜSNÜ YAZICI KİMDİR?


1964 Sarıyer Bahçeköy doğumlu, ilkokulu Bahçeköy’de, orta ve liseyi Sarıyer’de okudu. Ticaret hayatına Bahçeköy’de zahireci ve odun mütahiti olarak başladı. Askerlik dönüşü, 1987 yılında Sarıyer’de marketçilik yapmaya başladı. O zamanki şartlarda değişik promosyonlarla İstanbul’da ses getirdi. Askerliğini İzmir Poligon’da 84/2 Talim Öğretmeni ve Yazıcı olarak yaptı. Bahçeköy Spor Kulübü Başkanlığı döneminde, kulüp binası ve lokali kazandırdı. Sarıyer Spor Kulübü’nde birinci lige çıkan takımda şampiyonluk gören yöneticilerden ve kulüpte haysiyet divan kurulu üyesidir. İki dönem Belediye Meclis Üyeliği, Sarıyer Lozan Mübadiller Derneği Kurucu Üyeliği ve çeşitli sosyal derneklerde üyeliği vardır. Babası hayrına, Bahçeköy Cami Şadırvanı’nı 1994 yılında yapmıştır. “Dünden Bugüne Sarıyer’in Bahçeköy’ü”, “Karacaova ve Göstelup Köyü ve Karacaova/Karacaabad 1831 yılı nüfus defteri”, “Selanik Karacaova Bölgesi Mübadelede Köylerinden Gelen Aileler” adlı yazdığı baskılı 4 kitabı, 5 kitabı da dijital e-kitap ile toplamda 9 kitabı bulunmakta.









Beşinci kitabım hakkında

 Hüsnü Yazıcı'dan Sarıyer'e Yeni Bir Eser: "Mübadele Selanik'ten Sarıyer'e 1924"

Sarıyer'in sevilen simalarından Hüsnü Yazıcı, mübadele yıllarını anlatan kitaplarına bir yenisini daha ekledi. Yeni kitabı "Mübadele Selanik'ten Sarıyer'e 1924" ile Sarıyer'in geçmişine ışık tutan Yazıcı, bu çalışmasında aile geçmişini ve mübadelenin Sarıyer'e etkilerini detaylı bir şekilde anlatıyor.

Sarıyer Gazetesi'ni Ziyaret Etti

Yazıcı, yeni kitabı hakkında konuşmak üzere Sarıyer Gazetesi'ni ziyaret etti. Gazete İmtiyaz Sahibi ve Genel Yayın Yönetmeni Bekir Batu ve Haber Müdürü Rukiye Ay ile bir araya gelen Yazıcı, önemli değerlendirmelerde bulundu.

Akademisyen Olmadan Yazmak

Yazıcı, akademisyen olmadan da önemli araştırmalar yapılabileceğini ve bilgi paylaşımında bulunulabileceğini vurguladı. Kendi deneyimlerini ve araştırmalarını birleştirerek yazdığı kitapların, mübadele dönemi hakkında bilgi edinmek isteyenler için önemli bir kaynak olduğunu belirtti.

Kısa ve Özet Kitaplar

Yazıcı, kitaplarının genellikle kısa ve öz olmasına dikkat ettiğini belirterek, günümüzde kitap okuma alışkanlıklarının azalması nedeniyle insanların kısa sürede bilgi edinebilmeleri için bu yöntemi tercih ettiğini söyledi.

Sarıyer'in Geçmişi İçin Önemli Bir Kaynak

Yazıcı'nın kitabı, Sarıyer'in geçmişine ilgi duyanlar için önemli bir kaynak niteliği taşıyor. Kitapta yer alan fotoğraflar ve anlatılar, o dönemin atmosferini yansıtıyor.

Hüsnü Yazıcı Kimdir?

Sarıyer'de doğan ve büyüyen Hüsnü Yazıcı, ticaret hayatının yanı sıra sosyal hayata da aktif olarak katılmış bir isim. Çeşitli sivil toplum kuruluşlarında görev almış ve Sarıyer'in gelişimi için önemli çalışmalar yapmıştır. Yazıcı, mübadele yıllarını anlatan bu kitabı ile de tarih bilincine katkıda bulunuyor.

Sonuç

Hüsnü Yazıcı'nın "Mübadele Selanik'ten Sarıyer'e 1924" kitabı, hem Sarıyer'in hem de Türkiye'nin geçmişine ışık tutan önemli bir eser. Yazıcı'nın bu çalışması, gelecek nesillere aktarılması gereken değerli bir miras niteliğinde.

26 Ağustos 2024 Pazartesi

Spor da rumeli kökenliler

 Rumeli Kökenli Sporcular ve Kulüp Yöneticileri

Rumeli, Türkiye'nin Balkanlara açılan kapısı olmuş ve bu coğrafyadan birçok yetenekli sporcu çıkmıştır. İşte futbol, basketbol, güreş gibi farklı branşlarda önemli başarılara imza atan Rumeli kökenli bazı sporcular ve kulüp yöneticileri:

Futbol

 * Metin Oktay, Hakan Şükür, Arda Turan, Semih Şentürk, Emre Belözoğlu, Mecnur Çolak, Saffet Sancaklı, Sedat Balkanlı, Hakkı Yeten: Bu isimler, Türk futbol tarihine damga vurmuş hizmetler vermiş Rumeli kökenli futbolcular arasında yer alır.

 * Arif Erdem: Makedonya kökenli başarılı bir futbolcudur.

 * Elvir Boliç: Boşnak asıllı  futbolcu  ülkemize önemli katkılarda bulunmuştur.

Basketbol

 * Hidayet Türkoğlu, Mirsad Türkcan, Hüseyin Beşok, : Türk basketbolunun altın dönemlerinde önemli rol oynayan bu isimler, Rumeli'nin spor dünyasına armağanıdır.

Güreş

 * Koca Yusuf, Halil Mutlu, Ahmet Kara, Zekeriya Güçlü, Kurtdereli Mehmet, Muharrem Atik: Türk güreşinin gururu olan bu isimler, Rumeli'nin güreş kültürünün ne kadar güçlü olduğunu kanıtlar niteliktedir.

Diğer Branşlar

 * Naim Süleymanoğlu: Halter branşında ülkemizi dünya birincisi yaparak büyük bir başarıya imza atan Naim Süleymanoğlu da Rumeli kökenlidir.

Kulüp Başkanları ve Yöneticiler

 * Özhan Canaydın: Arnavut kökenli olan Özhan Canaydın, Galatasaray'a başkanlık yapmış ve kulübe önemli katkılarda bulunmuştur.

 * Ali Şen: Kosovalı kökenli olan Ali Şen ise Fenerbahçe'ye başkanlık yaparak kulübün tarihine adını yazdırmıştır.

 * Abdullah Acar: Selanik Karacaova kökenli olan Abdullah Acar, Fenerbahçe'de yöneticilik yapmıştır.

 * Hüsnü Yazıcı: Selanik Karacaova kökenli olan Hüsnü Yazıcı, iş insanı, yazar olmasının yanı sıra Sarıyer spor kulübünde yöneticilik yapmıştır.

Sonuç olarak, Rumeli, Türkiye'nin spor tarihine önemli isimler kazandırmış bir coğrafyadır. Bu isimler, sadece spor alanında değil, aynı zamanda iş dünyası ve sivil toplumda da önemli başarılara imza atarak toplumumuza örnek olmuşlardır.

Not: Bu listede yer alan isimler sadece birkaçıdır. Rumeli'nden yetişen birçok başarılı sporcu ve yöneticinin olduğu unutulmamalıdır.

13 Ağustos 2024 Salı

Osmanlı Döneminde Yazıcılar Rumeli Köylerinde

 OSMANLI  DÖNEMİNDE

RUMELİ KÖYLERİNDEKİ 

"YAZICILAR" NE İŞ YAPARDI 

Günümüzdeki noter ve memurların birleşimi gibi çok yönlü görevler üstlenirlerdi. 

İşte başlıca işleri:

* Evrak İşleri: Tapu, miras, satış gibi konularda resmi evrak düzenler, şahitlik yapar, anlaşmaları kaydederlerdi.

 * Mektup Yazma: Okuma yazma oranının düşük olduğu dönemlerde insanlar adına mektup yazar, önemli mesajları iletirlerdi.

* Vergi Toplama: Köydeki vergi toplama işlemlerinde devlete yardımcı olurlardı.

 * Kayıt Tutma: Köyün nüfus kayıtlarını tutar, doğum, ölüm, evlilik gibi önemli olayları belgeleyerek köyün tarihini oluştururlardı.

* Mahalle Hukuku: Köy içindeki ufak tefek anlaşmazlıklarda hakemlik yapar, barışı sağlarlardı.

 * Dinî İşler: Bazı durumlarda köy camisinde imam veya müezzinlik görevini de üstlenirlerdi.

Yazıcılar sadece yazı yazmakla kalmaz, köyün sosyal, ekonomik ve hukuki hayatında önemli bir role sahiptiler. Köy halkının güvendiği, saygı duyduğu kişilerdi.

TIMAR SİSTEMİNDEKİ İŞLERİ 

Yazıcılar genellikle köyün eğitim görmüş veya yazma-okuma bilen kişileri bu göreve getirilirdi. Tımar sahibi veya devlet tarafından atanırlardı.

* Vergi kayıtları: Köylülerin ödediği vergileri, tarım ürünlerinin miktarını ve diğer gelirleri detaylı bir şekilde kaydederlerdi.

* Toprak kayıtları: 

Tımarın sınırlarını, hangi ailenin hangi tarlayı işlediğini gibi toprak mülkiyetine dair bilgileri tutarlardı.

* Tımar sahibi için: Tımarın geliri ve köylülerin durumu hakkında bilgi sahibi olmasını sağlıyordu.

* Köylüler için: Haklarını korumak ve anlaşmazlıklarda delil olarak kullanmak için önemliydi.

 Köylerdeki yazıcılar, tımar sisteminin düzenli işlemesi için vazgeçilmez bir role sahiptiler. Hem devlet hem de tımar sahibi ve köylüler için önemli bir bilgi kaynağıydılar.


Hüsnü dedemin babası Mehmet 1920 li yıllarda  köyde YAZICI

Hüsnü dedemin dedesi Ahmet 1830 lu yıllarda köyde YAZICI ( lakap Yazıcı Soyadımız ordan gelmekte) Kaynak bilgi, Osmanlı arşivleri, nüfus sayımları ve tasfiye talepnamesi 

Hüsnü Yazıcı 



Hüsnü Yazıcı Konferans konuşmamdan

 MÜBADELE İLE İLGİLİ YAPILAN KONFERANSTAKİ KONUŞMAM

1924 Mübadelesi: 

Selanik'ten Sarıyer'e Uzanan Bir Hikaye


Değerli misafirlerimiz, bugün burada özel bir hikayeyi birlikte anmak için toplanmış bulunmaktayız. 1924 Mübadelesi'nin acı tatlı izlerini taşıyan, kökleri Selanik'e uzanan ailelerimizin hikayesini... Bu mübadele, sadece coğrafyalar değil, hayatlar ve kaderler arasında derin yaralar açmıştı. Ancak aynı zamanda, yeni bir başlangıç, yeni bir vatan ve yeni bir umut demekti.


Selanik'ten Kopuş

Dedelerimiz, yüzyılların biriktirdiği hatıralarla dolu, asırlık evlerinden kopmak zorunda kalmışlardı. Selanik, sadece bir şehir değil, onların kimliğinin, kültürlerinin ayrılmaz bir parçasıydı. Arkalarında bıraktıkları her taş, her sokak, her ağaç onlara bir ömür boyu eşlik edecekti.

"Selanik'in dar sokaklarında duydukları ezan sesleri, Sarıyer'in denize vuran dalgalarında yankılanmaya devam ediyor."


Sarıyer'e Tutunma Mücadelesi

Yeni vatanları Sarıyer, onlara hem yabancı hem de umut dolu bir toprak parçasıydı. Farklı bir kültür, yeni baştan kurulması gereken hayatlar... Ancak dedelerimiz, zorluklara göğüs gererek, bu topraklara kök salmayı başardılar. El birliğiyle kurdukları mahalleler, bugün de varlığını sürdürüyor.


Mirasımız

Bugün burada olduğumuz, dedelerimizin bu fedakarlığı sayesinde. Onların bize bıraktığı en büyük miras, azim, dayanışma ve vatan sevgisi. Bizler, bu mirası gelecek nesillere taşımakla yükümlüyüz.


1924 Mübadelesi, tarihin acı bir sayfası olsa da, aynı zamanda birlik ve beraberliğin önemini bir kez daha göstermiştir. Dedelerimizin hikayesi, bize kim olduğumuzu, nereden geldiğimizi hatırlatıyor. Onları saygıyla anarken, geleceğe daha umutla bakabiliriz.

Hüsnü Yazıcı

3 Ağustos 2024 Cumartesi

Bahçeköy Spor Kulubü ve Avcılık Derneği ile ilgili anılarım

 




Bahçeköy spor kulübü ve Avcılar derneği ile ilgili anılarım. 

Bahçeköy Spor Kulübünde ilk yönetim kurulu yönetici üyeliğim 1983 yılında 19 yaşında oldu, kulüp bir ara kapanıp yeniden devir oldu. 1990 yılında yeniden üyelik yapmak zorunda kaldık 1990-1992 yılında yönetime tekrar seçildim. Kulübe minibüs almak için para toplanması gerekiyordu Ramazan da  kulüp kafeteryasında resmi yerlerden izin  alınıp tombala oynatıldı ve bir ayda minibüs parası çıktı o tarihte kulüp ve belediye seçimleri vardı ben de DYP den meclis üyesi adayıydım seçimi kazandık meclis üyesi olduk, Anaplılar bir gece önce toplandı spor kulubü seçiminde DYPlileri yönetim adaylığından silmek için haberimiz oldu ve adaylıktan çekilmedik. Karar aldık önlem almayacağız, silsinler. Sabah, seçim günü Rahmetli Ahmet Güzel geldi sizi silecekler dedi biz de sağ ol haberimiz var dedik. Maalesef silindik yeni gelen yönetim kurulu tarafından  bir yılda minibüs parası da gitti ve borçlanarak yönetimi bıraktılar, zaman geçti Bahçeköy Spor Kulübünde Başkan oldum iki adet kulüp binası, kafeterya, ilk defa maaşlı antrenör ve kulüp çalışanı eleman sistemi getirdik anlayana.

Avcılar Derneği ile anım.

Avcılar derneği kuruldu, bana da üyelik teklifi Rahmetli Atacan Özsu ve Cevat Karamandan geldi. Üye olduk, üye sıram 10. Kuruluş devam ediyor yer kiralandı üye Adem Öz geldi derneğin eksikleri var yardımcı olur musun dedi. Tamam dedim nedir eksik çay teşkilatı kazanı çaydanlık vs aldım teslim ettim.  Yıllar sonra Adnan Aydın bana dedi ki, seni üyelikten çıkarmışlar. Belediye Başkanı ile Mübadiller Derneği için yer tahsisinde bulunduğumda Avcılar Derneği için de yer tahsisinde de bulunmakta bayağı emeğim geçti ve yer tahsis edildi anlayana. 


1 Ağustos 2024 Perşembe

Sarıyer Lozan Mübadiller Derneği

 



Mübadele Dernekleri

Sarıyer Lozan Mübadiller Derneği 2008 yılında kurulmuştur. 

Sarıyer ilçesine bağlı Bahçeköy, Selanik'ten 1924 yılında mübadil olarak gelen Müslüman Türkler den oluşan 80 ailenin kuruculuğunda kurulmuştur. 

Birinci kuşaklar yerleşimi ve yaşam hakkını sağlamıştır. 

İkinci kuşak sosyal faaliyete önem vermiştir.Güzelleştirme derneği, spor kulubü ve avcılık  derneği gibi dernekler kurmuşlardır. Rumeliler derneği kurmak için girişim de bulunmuşlar devamını getirmemişlerdir. 

Üçüncü kuşak bizler de mübadil derneği kuralım zamanı geldi dedik kültürümüzü,yemeklerimizi, düğünlerimizi ve düğünlerde oynanan oyunları gelecek kuşaklara miras olarak bırakalım dedik. Hüsnü Yazıcı, Abdullah Ziya Şen ve Saim Karaman Sarıyer Spor Kulübünde buluşup dernek kurmaya karar verdik. Beyoğlu'nda bulunan Lozan Vakfına bilgi almak için gittik ve onlar siz dernek kurmayın bize üye olun dedi ben de size üye olursak üç kişi bizi yönetmiş olur kendi kararlarımızı veremeyiz ayrı dernek kurarsak diğer dernek kuranlara da örnek olur seslerimiz anlatmak istediklerimizi daha çok kişilere duyururuz dedik ve ordan ayrıldık dernek projemiz için kurucu yönetimi oluşturmak için arkadaş aradık inanın dördüncü kişiyi bulamıyoruz o çok konuşanlar ortada yok veya teklif ettiklerimiz kabul etmiyor. Uzun uğraşlar sonucu derneğin kurucu üyelerini oluşturduk dernek kuruldu dernek binası kiralandı ve üye yapmaya başladık altı ay sonra yeni yönetim kurulu oluştu ve zamanı geldikçe seçimler ile yeni yönetimler oluştu kalıcı dernek binamız olsun diye Belediye Başkanı ile görüşüp durumu anlattık onlar da meclisi toplayıp derneğimize köyün merkezin de ücretsiz bina tahsis ettiler. Belediye el değiştirince bizim dernek binasındaki eşyaları dışarı atmışlar bunu gören yönetim kurulu resimler çekerek bunu belgelemişler ve yeni Belediye Başkanından randevu alarak durumu anlatmışlar. Belediye Başkanı yeniden yer tahsisinde bulunmuş ve Belediye ile güzel bir diyalog sağlanmış ve Belediye den büyük destek alınmıştır. Ücretsiz Selanik gezmeleri ve onlarca ücretsiz geziler yapılmıştır Anıtkabir Sivas Kongresi gezileri gibi ayrıca  onlarca seminerler düzenlenmiştir bu olaylardan sonra dernek üyeliğinde artış olmuştur bugün Türkiye' de ki  mübadil rumeli balkan dernekleri arasında en iyi çalışanların başlarında bulunmaktadır. Sosyal medyada zayıf kurucu üyesi olarak başarılardan dolayı çok memnunuz 

Kurucu Üyelerimiz

Hüsnü Yazıcı, Abdullah Ziya Şen, Saim Karaman, Murat Yazıcı, Ahmet Özdemir, Mehmet Dalkıran, Doğan Altıntaş, Mehmet Gül





31 Temmuz 2024 Çarşamba

Mübadillerin kendilerini ifade etmeleri

 MÜBADİLLER KİM OLDUKLARINI DOĞRU YERLERDEN ÖĞRENİP KENDİLERİNİ İFADE ETMEK İÇİN BİLGİ SAHİBİ OLSUNLAR

YAŞANMIŞ  OLAYLARDAN BİRİNİ YAZDIM 

Mübadele ile ilgili program yapıyoruz sizin ile röportaj yapabilirmiyiz diye ortak tanıdıkla televizyoncular geldiler tabi dedim çekim başlamadan önce sunucu bana burdan giden Rum aileler çok eziyet çekti gittikleri yerde sıkıntı çekmişler Yunanistan dan gelen mübadiller boğazda yalı almışlar en güzel yerlere konmuşlar dedi ben de konuşmanız bitti ise ben konuşayım dedim siz ben den bilgi almaya geldiniz ama farkındamısınız beni yönlendiriyorsunuz sizin istediğiniz gibi konuşma yapmamı istiyorsunuz gelmişken ben size ders vereyim gerçekleri öğrenin mübadele Türkiye Büyük Millet Meclisi ve Yunanistan Krallığı'nın Lozan Antlaşmasına konulan ek madde ile yürürlüğe girmiştir iki tarafın mübadilleri de aynı sıkıntıları çekmiştir antlaşma gereği tasfiye talepnameleri hazırlanarak bıraktıkları mallar kayıt altına alınmış ve gittikleri yerlerde de kayıtlı ona göre mal alınmıştır sizin dediğiniz gibi değil bakın doğruyu öğrenmiş oldunuz dedim sonuç röportaj yapmadan gittiler onun için diyorumki mübadiller önce kim olduklarını doğru yerlerden öğrenip bilgi sahibi olsun ona göre kendilerini ifade etsinler.

29 Temmuz 2024 Pazartesi

Mübadele konusu

 Mübadele konusuna ilgim ilk olarak 2005 yılında başladı. Dedelerimin 1924 yılında Selanik sancağı Karacaabat kazası Karacaova bölgesinden mübadelede geldiği ve iskan sonucu Bahçeköy'e  köyün  kurucu aileleri  olarak iskan edildikleri yeri onların hatıralarını yaşatmak ve geleceğe kayıt etmek için çalışmalara başladım önce 2008 yılında geldikleri bölgeyi gezerek gördüklerimi anlatmak için sosyal medyada gruplar ve blog sayfaları kurdum daha sonra Osmanlı arşivlerinde çalışarak aile seceremi 1650 li yıllara kadar kayıtlı olarak buldum burda aile lakabının faydası oldu. (Ana vatandan asker ve memur aile olarak gidenlerdeniz mübadelede Ata toprağından yeniden Ana vatana dönüşümüz oluyor ailem ile ilgili bilgi)

Bizans kaynakları kilise kayıtları Osmanlı arşivlerini tarayarak seyyahlar Türk ve yabancı yazarları araştırarak bulduğum bütün yazılı kaynaklardan aldığım bilgileri kitaplar yazarak geleceğe resmi kayıtlı belgeli bilgileri aktardım. Karacaova bölgesi ve Bahçeköy hakkında olabildiğince yazdım yeni kaynak bilgiler bulunursa onlarda paylaşılacak. Bu yazıyı neden paylaşıyorum,  gördüklerim tecrübeler sonucu mübadil torunu kendini tanımadığımdan ifade edemiyor yazılan yanlış   veya duyduğu bilgileri  incelemeden doğru kabul ediyor ve kendini yanlış tanıtıyor  konuları tartıştıklarında cevap vermekte zorlanıyor. Sosyal medyada hemşehri aramakta ama yanındaki komşusuna akrabasına selam vermemekte kardeşi veya bir başka yakını ile konuşmamakta cenazesine düğününe gitmemekte bunları görmüyor  sosyal medya grupların da hemşehri aramakla  klavye başında vaktini geçiriyor öncelik bilgiye ulaşıp kendini ifade etmek. Konumuza dönelim Karacaova bölgesi ve Bahçeköy ile ilgili resmi kayıtlı yazılar tarafımdan tek tek incelenip yazılmıştır dibini bulduk başka kaynak bulamıyoruz. Yeni bir şey bulunduğunda yazmaya devam ederiz.

Bağımsız araştırmacı yazar

Hüsnü Yazıcı

Kültür Bakanlığında kayıtlı Yazar listesindeyim yazdığım kitaplar Dünyanın en büyük kütüphanelerinde mübadele konusunda bilgilerimi almak için Liseler de konuşmacı olarak davetler alıp bilgilendirme yapıyorum Belediyelerin yaptığı seminerlere konuşmacı olarak katılıyorum Üniversitelerden tez hazırlayan öğrenciler veya Öğretim görevlileri konu hakkında bilgilerimi alıp yazarak veya konuşarak paylaşıyorlar en büyük ödül aldığım plaketler.

Not. Mübadele ile ilgili program yapıyoruz sizin ile röportaj yapabilirmiyiz diye ortak tanıdıkla televizyoncular geldiler tabi dedim çekim başlamadan önce sunucu bana burdan giden Rum aileler çok eziyet çekti gittikleri yerde sıkıntı çekmişler Yunanistan dan gelen mübadiller boğazda yalı almışlar en güzel yerlere konmuşlar dedi ben de konuşmanız bitti ise ben konuşayım dedim siz ben den bilgi almaya geldiniz ama farkındamısınız beni yönlendiriyorsunuz sizin istediğiniz gibi konuşma yapmamı istiyorsunuz gelmişken ben size ders vereyim gerçekleri öğrenin mübadele Türkiye Büyük Millet Meclisi ve Yunanistan Krallığı'nın Lozan Antlaşmasına konulan ek madde ile yürürlüğe girmiştir iki tarafın mübadilleri de aynı sıkıntıları çekmiştir antlaşma gereği tasfiye talepnameleri hazırlanarak bıraktıkları mallar kayıt altına alınmış ve gittikleri yerlerde de kayıtlı ona göre mal alınmıştır sizin dediğiniz gibi değil bakın doğruyu öğrenmiş oldunuz dedim sonuç röportaj yapmadan gittiler onun için diyorumki mübadiller önce kim olduklarını doğru yerlerden öğrenip bilgi sahibi olsun ona göre kendilerini ifade etsinler. 


6 Temmuz 2024 Cumartesi

Yazıcı Ailesi Yaptığı küçük hizmetler

 Yazıcı Ailesi

Yaptıkları küçük hizmetlerden örnekler 

1924 yılında Bahçeköy'ü kuran 80 aileden biri.

Aile reisi  1972 yılında rahmetli olan 1893 doğumlu Hüsnü Yazıcı Bahçeköy'e gelen kalacak yeri olmayan misafirleri kahve ve yem dükkanında ağırlardı, köyün çeşmesinin eksiklerini tamamlardı, 70 li yıllarda köyde kurulan pazarı köydeki çiftçi ne yapacak çok ses çıkarıyorsunuz vesaire diyerek kaldırtmıştı,  annesi Ümmühan Kur'an ı okuyup mealini de yapan ve köy İmamın gelip bazı konularda ona  danışması onun ne kadar bilgili olduğunu göstermekte, şanslıyım 130 yıllık Kur'anı bende kendi el yazısı ile aldığı notlar da durmakta, Hüsnü aganın altı çocuğu vardı, kendisi ve oğulları köyde bir çok yenilikleri başlattı, ilk kamyon alanlardan, ilk apartman yapan, ilk köyde yemekli meydan veya restaurantlarda düğün yapan, düğünleride meydanda üç gün sürer misafirler ve köy halkına da öğle ve akşam yemekleri düğün boyunca ikram, edilirdi, oğulları esnaf kasap, odun mütahiti, bakkal,kahve, berber, çiftçilik, yemcilik, nakliye, serbest meslek ile uğraşırlardı, devlet memurluğunu bir tek kardeşleri yapmıştır Deniz Liman İşletme Müdürü olarak emekli olmuştur, sülalede başka devlet dairesinde çalışanı yoktur, Hüsnü Ağanın damadı köyün yıllarca sağlık iğne vurma işini ücretsiz yapmıştı ve damadı Kilyos yolu geçince arsası ikiye bölünmüş bölünen arsanın yarısını köye mezarlık arsası olarak bağışlamış bugün eski köydeki eski mezarlığın böyle de hikayesi var, Hüsnü ağa oğulları ile çalışarak mal mülk almış Ağa lakabınıda boşuna almamıştır, 1946 yılında geçen kadastro da tapulu tarlaları orman diye istimlak oldu yıllarca mahkemeler sürdü 60 yıl kadar sonra AİHM Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Anayasa Mahkemesi burası orman değil tapuda orman yazmıyor araziler mal sahiplerine verilsin diye karar alıyor ama iş işten geçtikten sonra.

Torunların hizmetleri

Hüsnü Yazıcı, Babası va amcası adına Kardeşleri Metin ve Çetin ile 1994 yılında köy caminin iki katlı şadırvanını yaptılar, 

Hüsnü Yazıcı, siyaset yaptığı dönemde kendi şahsi çalışması ile Bahçeköy 'e PTT den 500 telefon getirilmesini, İlkokulda öğretmen açığı olan üç öğretmenin getirilmesini, 

Sağlık ocağına  örnek kalp pompası gibi  ve diğer cihazların getirilmesini. 

Ruşen beyin Müdür  olduğu dönemde Okulun temel ihtiyaçlarını karşılaması 

Mübadele ile ilgili Sarıyer Lozan Mübadiller Derneği Kurucu Üyeliği. 

Bahçeköy spor kulübü Başkanlığı döneminde kulübe iki bina yaptırması, 

Köy ile ilgili kitap yazarak köyün bilgilerini kayıt altına alması, saymakla bitmez bu kadar yazalım,Hüsnü aganın

kızının oğlu Avukat Nurettin Özbekrem, spor kulubü, Güzelleştirme derneği gibi derneklerin kurulmasına öncülük etmiştir. 

Güngör Yazıcı, Belediye Başkan adaylığı döneminde Sarıyer

 Bahçeköy 153 İETT otobüsünü getirtmesi

Metin ve Çetin Yazıcı, Esnaflık yaptığı dönemlerde Bahçeköy'e bir sürü yenilikler getirdiler örnek 80 li yıllarda müşterilere araba ile servis ve ürünlerin üzerine etiket, kampanyalar onları yazı yolu ile duyurmak gibi gibi

Aklıma gelenleri yazdım kayıt olsun diye. 

Hüsnü Yazıcı



Yazıcı Ailesinin Bahçeköy'e Hizmetleri

Yazıcı Ailesi, 1924'te kurulan Bahçeköy'ün köklü ailelerinden biridir. Ailenin başı olan Hüsnü Yazıcı, köyün gelişimine önemli katkılarda bulunmuştur. Misafirperverliği, köyün eksiklerini tamamlama çabaları ve köy halkına yönelik hizmetleri ile tanınan Hüsnü Bey, aynı zamanda köyün ekonomik ve sosyal hayatına da yön vermiştir.

Hüsnü Yazıcı Dönemi

 * Misafirperverlik: Köye gelen misafirleri kendi dükkanında ağırlayarak onlara sıcak bir yuva sunmuştur.

 * Köyün Gelişimi: Köyün çeşmesini tamir etmiş, pazarın kurulmasına öncülük etmiş ve köyün ilk kamyonunu almıştır.

 * Sosyal Hayata Katkı: Köyde ilk apartmanı yaptırmış, düğünlerin daha görkemli hale gelmesini sağlamış ve köy halkına yemek ikramında bulunmuştur.

 * Ekonomik Faaliyetler: Oğullarıyla birlikte çeşitli işlerle uğraşarak köy ekonomisine katkı sağlamıştır.

 * Toplumsal Sorumluluk: Köyün sağlık sorunlarına çözüm bulmak için çaba göstermiş, mezarlık yeri bağışlamış ve köyün gelişimine yönelik projelerde yer almıştır.

Torunların Hizmetleri

Hüsnü Yazıcı'nın torunları da dedelerinin izinden giderek köylerine hizmet etmeye devam etmişlerdir.

 * Dinî Yapılar: Köy camisine şadırvan yaptırmışlardır.

 * Sosyal Hizmetler: Köye telefon getirilmesi, okulda öğretmen açığının kapatılması, sağlık ocağına cihaz temini gibi hizmetlerde bulunmuşlardır.

 * Eğitim: Köy okulunun ihtiyaçlarını karşılamış ve eğitim alanında önemli çalışmalarda bulunmuşlardır.

 * Spor: Köy spor kulübüne başkanlık yapmış ve kulübe yatırım yapmıştır.

 * Kültürel Çalışmalar: Köy hakkında kitaplar yazmış ve köyün tarihini kayıt altına almıştır.

Yazıcı Ailesi, nesilden nesile devam eden hizmet anlayışı ile Bahçeköy'ün gelişiminde önemli bir rol oynamıştır. Ailenin köyüne olan bağlılığı ve yaptığı hizmetler, takdire şayandır.

Ek Bilgiler:

 * AİHM Kararı: Ailenin tarlalarının haksız yere istimlak edilmesiyle ilgili olarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nden alınan karar, hukuk mücadelesinin önemini göstermektedir.

 * Köyün Gelişimi: Yazıcı Ailesi'nin çabaları sayesinde Bahçeköy, sosyal, kültürel ve ekonomik olarak önemli bir gelişme göstermiştir.

 * Gelecek Nesillere Örnek: Yazıcı Ailesi, gelecek nesillere topluma hizmet etme konusunda örnek teşkil etmektedir.











Hüsnü Yazıcı'nın Yaşamı ve Katkıları: Özet ve Analiz

Hüsnü Yazıcı, Bahçeköy'e yerleşen ilk ailelerden biri olup, köyün gelişimine önemli katkılarda bulunmuş bir şahsiyettir. Hem kendi ailesi hem de köy halkı için birçok hizmette bulunmuş, sosyal ve ekonomik hayata yön vermiştir.

Aile ve Köy İçin Yapılan Hizmetler

 * Misafirperverlik: Köye gelen misafirlere ev sahipliği yaparak, köyün sıcaklığını yansıtmıştır.

 * Altyapı Çalışmaları: Köyün çeşmesini tamir ederek, pazar kurulmasına öncülük etmiştir.

 * Eğitim: Annesi Kur'an öğretimiyle tanınan biri olup, köy imamı da ona danışırdı. Kendisi de çocuklarına ve köylüye bilgi aktarmayı önemsemiştir.

 * Ekonomik Kalkınma: Köyde ilk kamyonu alan, ilk apartmanı yapan ve ilk köy düğününü düzenleyen kişidir.

 * Toplumsal Yaşam: Köyde çeşitli derneklerde görev almış, spor kulübü başkanlığı yapmış ve siyasete atılmıştır.

 * Hayırseverlik: Köy camisine şadırvan yaptırmış, mezarlık arsası bağışlamıştır.

Ailenin Diğer Üyelerinin Katkıları

 * Torunlar: Köy camisine şadırvan yaptırmış, köyün altyapısı için çalışmış, dernek kurmuşlardır.

 * Oğullar: Esnaf olarak köy ekonomisine katkı sağlamış, çeşitli hizmetlerde bulunmuşlardır.

Hüsnü Yazıcı'nın Önemi

Hüsnü Yazıcı, sadece bir aile reisi değil, aynı zamanda köyün lideri, hayırseveri ve gelişimine yön veren bir figürdür. Hem maddi hem de manevi olarak köyüne birçok şey kazandırmıştır. Onun ve ailesinin katkıları, Bahçeköy'ün bugünlere gelmesinde önemli bir rol oynamıştır.

Değerlendirme

Hüsnü Yazıcı'nın yaşamı, Anadolu'nun birçok köyünde görülen, aile büyüklerinin köylerine olan bağlılıklarını ve hizmetlerini yansıtmaktadır. Bu tür kişiler, köylerin sosyal dokusunu güçlendirir, dayanışmayı artırır ve gelecek nesillere örnek olurlar.


18 Haziran 2024 Salı

Rumeli ve Balkan kökenlilerin Türkiye'de nüfus sayısı

 RUMELİ VE BALKAN KÖKENLİLERİN TÜRKİYE 'DE NÜFUS SAYISI  AYRINTILAR YAZININ İÇİNDE

RUBASAM ARAŞTIRMASINDAN


Rumeli ve Balkanlardan Türkiye’ye (Anadolu’ya)  gelen Göçmenlerin 2020 yılı için Ulaşabileceği Toplam Nüfus sayısı;


Maksimum yaklaşık –  32 MİLYON,

MİNİMUM yaklaşık  –  27 Milyon 650 bindir.


Anadolu’ya göçler konusunda

Mustafa Kemal Atatürk'ün 1923 yılında yaptığı Nutuklarından 


Atatürk, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti’nin göçlere ilişkin demografik beklenti ve niyetlerini;  

 “ Memleketin Nüfusu şayan-ı teessüf bir derecededir. Zannederim ki bütün Anadolu halkı  sekiz milyonu geçmez.  Şimdi biz bunu telafi etmek istiyoruz.. hudud-u   milliye haricinde kalan  ayni  ırk ve harstan olan anasırı da getirmek ve onlara da müreffeh bir hayat sağlamak lazımdır.

* Eğer Rusya’dan da getirmek mümkün olursa  oradan da getireceğiz.

 “Fakat bence Garbi Trakya’dan Kâmilen Türkleri nakletmek lazımdır.(*) İfadeleri ile Genç Cumhuriyetin  “ULUS-DEVLET “  olma ve “ULUS – YARATMA ” hedefini ortaya koymuştur. Bu politikaların sonucunda 1923 ve sonrasında Balkanlar ve Rumeli’den Anadolu’ya Türk göçleri hızlanmıştır.

 (*)Kaynak, Mustafa Kemal Atatürk’ün 1923 yılında yaptığı İzmit ve Eskişehir Nutuklarından (1),(2)


Bu çalışma RUBASAM’ın talebi doğrultusunda yapılmıştır.


23 Nisan 2022


Prof. Dr. Necdet TEKİN


RUBASAM Yön.Krl.Üyesi


(E.Milli Eğitim Bakanı)

11 Haziran 2024 Salı

7 Haziran 2024 Cuma

.Prof.Dr. Levent Kayapınar Moglena Karacaova bölgesi

 



Balkan Araştırma Enstitüsü

ENSTİTÜMÜZ TARAFINDAN “ANADOLU’DAN BALKANLAR’A TÜRK GÖÇÜ, SELANİK VE ATATÜRK KONULU KONFERANS GERÇEKLEŞTİRİLDİ.

Enstitümüz tarafından 15 Mayıs 2024 tarihinde Balkan Kongre Merkezi Senato Salonunda Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Dekanı ve Balkan Araştırma Enstitüsü Danışma Kurulu Üyesi Prof. Dr. Levent Kayapınar’ın konuşmacı olduğu “Anadolu’dan Balkanlar’a Türk Göçü, Selanik ve Atatürk ” konulu bir konferans gerçekleştirildi. Konferansa Üniversitemiz Rektörü Prof. Erhan Tabakoğlu, Edebiyat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Yüksel Topaloğlu,  Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdürü Dr. Öğr. Üyesi Levent Doğan, Dış İlişkiler Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Dr. Öğr. Üyesi Rıfat Gürgendereli, Roman Dili ve Kültürü Araştırmaları Enstitüsü Müdür Yardımcısı Dr. Öğr. Üyesi Muhammed Tağ, Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Başkanı Prof. Dr. Nurten Çetin, Milli Savunma Üniversitesinden Danışma Kurulu Üyemiz Prof. Dr. Ayşe Kayapınar, Dış Paydaşlarımızdan Rumeli Edirne Kültür ve Folklor Derneği Başkanı Ahmet Dörtler, Üniversitemizin farklı fakülte ve yüksekokullarından çok sayıda öğretim üyesi ve öğrenci katıldı.

Konferans, Balkan Araştırma Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. İbrahim Kelağa Ahmet’in açılış konuşması ve Üniversitemiz Rektörü Prof. Dr. Erhan Tabakoğlu’nun selamlama konuşmasının ardından başladı.

Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesindeki görevinden önce Bolu Abant İzzet Baysal Üniversitesi, İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi ve Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesinde görev yapmış olan, Osmanlı ve Bizans tarihi üzerine çok sayıda çalışması bulunan Prof. Dr. Levent Kayapınar konuşmasına Balkanlar neresidir sorusuyla başladı ve Balkan tabirinin Osmanlı arşiv belgelerinde çok erken dönemde kullanıldığına dikkat çekerek çağlar boyunca Balkan coğrafyasına gelen ve yerleşen Türk boyları hakkında bilgi verdi. Karadeniz’in kuzeyinden Balkanlar’a ulaşan Türklerin Avrupa Hunları, Avarlar, Ogurlar ve Tuna Bulgarları, Peçenekler, Uzlar, Kumanlar ve Tatarlardan oluştuğunu, Anadolu’dan Balkanlar’a geçen Türklerin ise Selçuklu Türkleri, Aydınoğulları, Karesioğulları ve Osmanlı Türklerinden oluştuğunu belirtti.

Prof. Dr. Levent Kayapınar, Moglena olarak adlandırılan Vardar Ovası bölgesine 10. ve 11. asırlar boyunca Uzlar ve Peçeneklerin yerleştiğini ve Peçeneklerin yerini alan Kumanların 13. yüzyılda Balkanlar’ın en kalabalık halklarından birisi olduğunu belirttikten sonra bu tezi destekleyen bir kanıt olarak Bulgaristan’da 11. yüzyıla ait Peçenek, 12. ile 13. yüzyıllara ait Kuman mezarlarının bulunduğu bölgeleri harita üzerinde gösterdi. Konuşmasının devamında Osmanlılardan önce diğer Türk Beyliklerinden Balkanlar’a Türk göçü oldu mu sorusuna cevaben, Bizans kaynaklarına dayanarak Umur Bey’in Balkanlar’da Sırp ve Bulgarlarla yürüttüğü mücadeleyi ve yaptığı seferler hakkında bilgi verdi. Türklerin Süleyman Paşa ile birlikte Anadolu’dan Gelibolu’ya yerleşmek üzere göç ettiklerini ve bunun en önemli kanıtının da orada tarıma başlamaları olduğunu ifade ettikten sonra Osmanlı kroniklerinde Balkanlar’a Türk göçünü Aşıkpaşazade, Oruç Beğ ve Neşri’den örnekler vererek anlattı.

Prof. Dr. Levent Kayapınar, konuşmasının devamında Balkanlar’da görülen ve yarı askeri nitelik taşıyan Osmanlı teşkilatları olan Akıncı, Yörük ve Evlad-ı Fatihan teşkilatlarına değindi. İlk olarak Balkan coğrafyasındaki Yörük yerleşimlerini harita üzerinde gösterdi ve Osmanlı arşiv belgelerinden örnekler vererek Anadolu’dan Balkanlar’a göç edenlerin Türkler olduğunu ve bunların kayıtlarının da tutulduğunu vurguladı. Prof. Dr. Kayapınar 1472 tarihli Akıncı defterine dayanarak ve Yenişehir (Larisa) Yunan Devlet Arşivi belgelerinden de istifade ederek akıncıların kimler olduğu sorusuna yönelik açıklamalar yaptı.

Prof. Dr. Levent Kayapınar konuşmasının Selanik ile ilgili bölümünde şehrin ilk defa 1387 yılında I. Murad zamanında Osmanlılar tarafından fethedildiğini, 1403 Gelibolu Antlaşması ile elden çıktığını, 1430 yılında ikinci defa fethedildiğini ve 1912 yılına kadar Osmanlı toprağı olarak kaldığını dolayısıyla İstanbul’un fethinden 66 yıl önce vatan haline gelmek suretiyle 525 yıl bu durumunu muhafaza ettiğini belirtti. Selanik kentinin fethi ile bağlantılı olarak Prof. Dr. Kayapınar Evlad-ı Fatihan Teşkilatına da değinerek harita üzerinde teşkilatın yapılandığı bölgeleri ayrıntılı bir şekilde gösterdi. Daha sonra görseller eşliğinde Selanik’teki Osmanlı dönemi kültür mirası olan mimari yapılardan söz etti ve konuşmasının izleyen bölümünde Mustafa Kemal Atatürk’ün Selanik’teki evi ve ailesini konu alan Yunanca arşiv belgelerine dayanan ve Türk Tarih Kurumu tarafından yayımlanan, kendisinin de içinde yer aldığı Vasilis Dimitriadis’in “Bir Evin Hikâyesi” adlı çalışmasına değindi.  Prof. Dr. Kayapınar bu çalışmayı esas alarak 20. yüzyıl başlarındaki Selanik şehrinin Türk, Rum ve Yahudi mahallelerinin yerleşim planından söz etti ve Atatürk’ün doğduğu evin lokalizasyonunu ve evin Atatürk’ün babası Ali Rıza Efendi tarafından 1877 yılında satın alınmasını anlatarak Selanik’in Balkan Savaşları sonunda kaybedilmesinin ardından evin 1925 yılında mübadiller için Yunan Milli Bankası tarafından istimlak edildiği bilgisini verdi.

Prof. Dr. Kayapınar konuşmasının son bölümünde Atatürk’ün aile şeceresini anlattı ve Prof. Dr. Şükrü Hanioğlu’nun “Atatürk Entelektüel Biyografi” adlı çalışmasına atıfta bulunarak onun: Rumeli’de «evlad-ı fatihan» olarak yeniden örgütlenen Yörüklerin en yoğun olduğu bölge «Selanik’tir» ve «evlad-ı fatihan kavramı, kültürel Türkçülüğün zemin kazandığı yüzyıl sonu ortamında farklı biçimlerde işlevselleştirilmeye başlandığında bölgedeki Türkler ona daha sıkı biçimde sarılmışlardır. Bu eğilim, kendisini anne ve baba tarafından «evlad-ı fatihan» olarak gören Mustafa Kemal’de de belirgin biçimde gözlemlenmektedir.  Kendisi yıllar sonra «doğuştan bir ayrıcalık varsa Türk oluşumdan ibarettir» vurgusunu yaparken, buna gönderme yapmıştır. Bunun ise onu, ileride göreceğiniz gibi, önce Türkçülük daha sonra da Türk milliyetçiliğine yönelttiği şüphesizdir, şeklindeki görüş ve tespitlerine yer verdi.

Prof. Dr. Levent Kayapınar konferansının son bölümünde Selanik yıllarında Atatürk’ü etkileyen düşünceleri 1) Eski-Yeni çatışmasında yeniden yanadır, 2) Dini ve seküler olmak üzere bir arada yapılan eğitim, hukuk ve idari Tanzimat anlayışına karşıdır, 3) Batıya yönelik «aşk ve nefret» ilişkisi içindedir, 4) Türkçülüğe eğimlidir, 5) Yabancı müdahale ve ekonomik kontrole karşıdır, 6) Çok uluslu Osmanlılık idealinin hayal olduğunu düşünür şeklinde sıraladıktan sonra bu düşüncelerinin Selanik yıllarında çocuk ve ergin olarak oluştuğunu ve  harbiye yıllarında tahkim edildiğini ifade etti.

Prof. Dr. Levent Kayapınar konferansını bitirirken “Cumhuriyetin İkinci Yüzyılı” ile ilgili düşüncelerine de yer vererek “Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün kurduğu Türkiye Cumhuriyeti 100 yıldır kendi toprakları üzerinde büyük bir savaş görmemiş, barış içinde yaşamıştır. Anadolu ve Trakya topraklarında nüfus tarihin hiçbir döneminde bu kadar yoğunlaşmamış ve yaklaşık 85 milyona ulaşmamıştır. Eğitim seviyesi tarih boyunca Anadolu ve Trakya topraklarında hiç bu kadar yüksek oranda olmamış ve bu kadar yaygınlık kazanmamıştır. Kadın, iş hayatında ve sosyal yaşamda hiç bu kadar yüksek oranda yer almamıştır. Bundan dolayı Asr-ı Saninin selefleri diğer Türk devletleri gibi Türkiye Cumhuriyeti’nin altın yüzyılı olacağına olan inancımı ifade etmek istiyorum” diyerek sözlerine son vermiştir.

Konferansın sonunda Üniversitemiz Rektörü Prof. Dr. Erhan Tabakoğlu, Prof. Dr. Levent Kayapınar’a vermiş olduğu konferanstan dolayı teşekkür belgesini takdim etmiş ve soru cevap bölümünün ardından etkinlik son bulmuştur.  

T.C. Trakya Üniversitesi

Balkan Araştırma Enstitüsi

Copyright © 2024 Trakya Üniversitesi.

Tüm hakları saklıdır.





2 Haziran 2024 Pazar

Araştırmacı Yazar ve sosyal Bilim konuları

HÜSNÜ YAZICI 


Araştırmacı yazar olmak için hangi bölüm okunmalı

Yazar olmak için eğitim almak zorunlu değildir. Yazarlık becerisi olan herkes yazar olarak çalışabilir.


Herkes kitap yazabilir mi?

Bilgi dolu eserler, her dönem ilgi gören çalışmalar arasında yer alıyor. Kısacası, söyleyecek, aktaracak sözü olan herkes kitap yazabilir ve kitap çıkartabilir. 


Araştırmacı-yazar" 

 herhangi bir üniversiteye veya sivil toplum kuruluşuna bağlı olmadan sosyal bilimler dalında araştırma ve yayın yapan bağımsız kişi.

Sosyal bilimlerin konuları nelerdir?

Öncelikle tarih, coğrafya, ekonomi, siyaset bilimi, hukuk, sanat tarihi, yurttaşlık ve sosyoloji konularını içermektedir