24 Mayıs 2009 Pazar

SARIYERİN bazı mahaleleri

Sarıyer yaklaşık 260.000 nüfusu ve 150.000 seçmeni ile İstanbul'un güzel ilçelerinden biridir. Sarıyer'in 9 köyü bulunmaktadır,
önemli semtleri;
Rumelikavağı, Boğazağzı, Büyükdere, Kefeliköy, Kireçburnu, Tarabya, Yeniköy, İstinye, Emirgan, Boyacıköy, Baltalimanı,bahçeköy ve Rumelihisarı'dır.


bahçeköy,
Sarıyer’in yemyeşil bir semtidir
.İlk kuruluşu 1521 yıllarına dayanmaktadır.
Kanuni Sultan Süleyman Belgrat Seferi sonrasında yanında getirdiği sırp esirleri bu bölgeye yerleştirmiş.
Ve kurulan bu köye Belgrat köy çevresindeki ormana Belgrat köy adı verilmiştir.
Daha sonra köyün bent sularına zarar verdiği anlaşılarak köy buradan topluca alınarak şuan ki yerine taşınmıştır.(1894)
Bu köye de Bahçeköy adı verilmiştir.
1924 mübadelesinde selanik sancağına bağlı vodina karacaova bölgesi gustulüp ve fuştan köyünden lozan antlaşması gereği ordaki mallarına karşılık 8 dönüm tarla 1 ev verilerek müslüman türkler yerleştirilmiştir.
Daha sonra türkiyenin değişik illerinden göç almıştır.
Bahçeköy sporkulübü, cami derneği,sarıyer lozan mübadiller derneği, giresunlular derneği,avcılar dernekleri bulunmaktadır,
7 haziran 1992 yılında belediye olan belde
ilk başkan
muzaffer altınsoy

ilk meclis üyeleri

hüsnü yazıcı mustafa şen
sami kasap osman aktaş baki yurttaş yakup çakıröğlu.
2 nci dönem belediye başkanı
mustafa başaran

diğer dönem meclis üyeleri
mehmet ali adıgüzel-mehmet yüksekten-hüseyin tulum-suat kasap-fahrettin erkaptan-yılmaz tamer-ali taşdemir-yılmaz tank-ahmet aktepe-nizam hacıosmanoğlu-cevdet kain-osman can-şenel demirkaya-bekir demirbilek-ibrahim man

20008 yılında anayasa mahkemesi kararı gereği belediye fesh olup sarıyer ilçesinin mahallesi oldu .
bahçeköy spor kulübünde başkanlık yapanlar

nurettin özbekrem hüseyin yalaza mustafa coşkun nadir ylmazel ömer gülüştür muzaffer altınsoy fahrettin erkaptan abdullah ziya şen mustafa başaran tahir sarıoğlu
hüsnü yazıcı- zeki yazıcı.

Bahçeköy de İstanbul Üniversitesi, Orman Fakültesi, Orman İşletme Müdürlüğü, Fidanlık, 2 özel okul 1 ilköğretim okulu, öğrenci yurdu bulunmaktadır.
Bahçeköy’ü çevreleyen Belgrat ormanı, İstanbul halkının rekreasyon ihtiyacını karşılayan yegane dinlenme yeridir.
Orman muhafaza alanı olarak ayrılan Belgrat ormanları geçmişte de bugün olduğu gibi İstanbul’un su ihtiyacını karşılamıştır.
Mimar Sinan tarafından inşa edilen su kemerleriyle İstanbul’un belli bölgelerine su verilmektedir. Günümüzde hala bu fonksiyonları yerine getiren 7 adet bent bu orman içerisinde yer almaktadır.
Bu bentler: 1. Kömürcü bent(1620). 2. Büyük bent (1724) 3. Topuzlu bent(1750) 4. Ayvat bendi(1765) 5. Valide bendi,(1796) 6. Kirazlı bent(1818) 7. II. Sultan Mahmut Bendi(1839) yıllarında inşa edilmişlerdir
.Belgrat ormanı bünyesinde bulunan Av-Koruma-Üretme Sahası ve Balık Üretme İstasyonu halkın eğlenme, spor dinlenme ihtiyaçlarını karşılayıp kalabalık İstanbul şehrine çok yönlü hizmetler sunduğu için ayrı bir öneme sahiptir.
Türkiye’nin ilk, Dünyanın planlı ve ünlü Arberetumu olan Atatürk Arberetumu da Belgrat ormanı içerisinde tesis edilmiştir. Arberetumlar bilimsel araştırma ve gözlem amacıyla orijinal ve yaşları belli, her biri doğru ve dikkatli bir şekilde bir araya getirilmiş, çoğunlu ağaç ve diğer odunsu bitkilerin uygun seçilmiş alanlarda yetiştirilip sergilendiği tabiat parçalarını ortaya çıkarmaktadırlar.
Bahçeköy, Karadeniz iklimi etkisindedir. Ilıman ve nemli bir iklim tipi mevcuttur. Bahçeköy de orman ve fundalık alanlar stepler geniş yer kaplamaktadır. Meşe türleri ve çam çınarlar çoğunluktadır.
Yörenin havasının ve suyunun temiz olup önemli bir piknik alanı olması, yaz ve kış mevsiminde hafta içi ve hafta sonları dinlenme, eğlenme ve spor amaçlı kullanılmaktadır.
Bahçeköy ün güneyinde ve doğusunda yer alan Belgrat ormanı ve içindeki tarihi bentler gerek yabancı gerekse yerli turistlerin ilgisini çekmekte, yaz nüfusu 30.000 kişiyi bulmaktadır

RUMELİKAVAĞI:
Bu civarda Milton (Telli Tabya) ve Sarapicion vardı. Anadolu ye Rumeli Kavakları kalelerinin bulunduğu yerde eskiden iki tapınak vardı. Rumeli kıyısındaki Bizanslıların, Anadolu kıyısındaki Kalkedonluların tapınağı idi. Sonraları Bizans İmparatorluğu, karşı karşıya bulunan bu iki tepenin üstünde, Boğazı savunmak üzere iki kale inşa etmiş, tepeden kıyıya kadar uzanan bir duvar yapmıştı. Bir kıyıdan ötekine uzanan, kıyıdaki duvarlara bağlı büyük bir zincirle Boğaz kapatılırdı. Bu kalelerden Anadolu kıyısındaki, Ceneviz kalesi oldukça sağlam bulunmasına karşın, Rumeli kıyısındakinin ancak yıkıntıları görülmektedir.
Gillius'ta burası Rumeli (Hieron Romelias) u biçiminde geçer. Kale duvarından sonra gelen vadi, eskiden dolaydaki taşların altın kapsadığı sanıldığı için, Chrysorrhoas (Altın su) adını taşıyordu. Burada, Gillius'un zamanında, Meryem'e izafe edilen küçük bir kilise vardı. Bu vadinin sonundaki kaynağın bulunduğu tepede, her halde, vaktiyle fener işini gören, büyük yuvarlak bir kule bulunuyordu. Dionysios buna Timea Turris adını verir.
Burası Murat IV. zamanında yaptırılan kale (Boğaz Hisarı) ile, önemli bir yer olmuştu. Bu kale dört köşesi bin adım olmak, güney yanında bir kapısı bulunmak üzere, Anadolu-Kavağı ile birlikte, Kazak ve Rus saldırılarına karşı yaptırıldı; sonradan bir çok kez onarıldı, değiştirildi. Evliya Çelebi, kalenin içinde muhafızlar için 60 ev olduğunu, burada Galata mollasının bir naibi bulunduğunu kaydeder. Murat IV. ün yaptırdığı bir cami ile Karakaş Mustafa Çelebi 'nin yaptırdığı bir mescit, sonradan, Vâlide Hatice Turhan Sultan (Mehmet IV. in annesi) tarafından kardeşi Yusuf Ağa adına bina ve Mahmut II. tarafından tamir ettirilen Valide camii buranın eski ulusal anıtlarını oluşturur. Kıyıda Otuz-Bir suyu adı ile tanınan bir mesiresi de vardır.
BOĞAZAĞZI (RUMELİ):
Rumeli Kavağı'ndan sonra, kayalıkların bir burunla bittiği yerde, Karadeniz'den girerken, Boğazın Rumeli kıyısındaki ilk limanı vardır. Buna Ephesiates ("Epheslilerin Limanı"; bugünkü Büyük Liman) denirdi. Sonra Aphrodision burnu (Taşlıca Burnu veya Toptaşı) vardır. Daha ileride eski Aphrodite heykeli ile Myreleion mevkii bulunuyordu. Bundan sonra gelen küçük koya Limen Dykion ("Lykialıların Limanı"; bugünkü Hamsi Limanı) ve Karibce kalesi kuzeyindeki limana da Licnias deniliyordu.
Buradan sonra kıyı daha taşlı, daha özel bir biçim alırdı. Eskiden buraya akbaba ve kartalların yuva yapmasından dolayı Gypopolis (Akbaba şehri) denmişti. İhtimal, Papas-Burnu'na kadar sürüp giden bu yerde Argonotları çağıran Kral Phineas'ın sarayı vardı.
Boğazın son bulduğu yerdeki burun Panium (Gallius, Phanarion demektedir; Rumeli feneri burnu) dur. Karşısında Kyaneai adacığı (Kızıl-kayalar ya da Kokonora adası) vardır. 1352'de burada Venedik ve Ceneviz donanmaları arasında, Karadeniz egemenliği için, büyük bir savaş olmuştu. Boğazın Rumeli kıyısındaki en son noktaya Symplegades adı veriliyordu. Boğazın dışında Hamus (Istıranca dağIarı) eteklerinde vaktiyle Fener görevi yapan Ovid kulesi denilen bir yer kaydedilmektedir.
Bu yerlerin (Büyük Liman, Karipçe ve Fener) Türk tarihinde, buralarda XVIII. ve XIX. yüzyıllarda savunma düzeni alınmasından başkaca bir değerleri yoktur. Ancak Boğazın girişinde gemilerin geceleyin karaya oturmaması ya da yanlış işaret vererek, bunları yağma etmek isteyen bazı hırsızlardan korumak için, zaman zaman çareler düşünülmüş, Abdülhamit I. zamanında kıyıda mahalleler kurularak, imarına çalışılmış, böylece bu gibi sakıncaların önüne geçilmek istenilmiştir. Abdülaziz döneminde ise, kazazedeleri kurtarmak için, Cankurtaran yapılmış, bu kuruluş bugünkü tahlisiye örgütüne temel olmuştur.
BÜYÜKDERE:
Büyükdere ve vadisi eskiden Bathykolpos adı ile tanınmıştı. Megoralılar tarafından yaptırılan Saron adak yerinden dolayı buraya Saron körfezi veya Saron burnu (Büyükdere burnu).deniyordu, Bundan başka güzelliği nedeniyle, Kalos Agros ve geniş çayırlığı dolayısıyla, Libadia adları ile tanınırdı .Bu çayırlıkta, "Yedi Kardeş" denilen 7 ağaçlı bir yer vardı ki kesin olarak bilinmemekle beraber, 1096'da birinci Haçlı seferinde Godefroy de Bouillon, ordusu ile, burada kalmıştı.
Vaktiyle Selim II.'in büyük ve geniş çayırlığına sık sık geldiği bu semt derin bir körfezin kıyısını kaplar ve adını körfeze dökülen bu dereden alır. Tarabya gibi, burasıda Beyoğlu'nda kışlık Büyük Elçilikleri olan, bazı Avrupa Büyük Elçilerinin sayfiyesi idi. Rusya ye İspanya Büyük Elçilerinin de yalıları burada bulunuyordu Büyükdere 'de biri Kılıç Ali Paşa yanında çıraklık yapmış olan Mahmut Efendi, öteki Mustafa II. zamanında sadaret kethüdası ünlu Kara Kethüda Ahmet Ağa taraflarından yaptırılan iki cami vardır. Mehmet Ağa 'nın bahçesi de (Kara-Kahya bahçesi) buranın sayılı mesirelerinden biri idi. Kefeli köy ile Büyükdere ,Şehzâde Sultan Mehmet cami vakfındandır.
KEFELİKÖY:
Kireçburnu'ndan sonra, Büyükdere körfezine dökülen derenin ağzında daha çok balıkçıların oturduğu bir mahalledir. Adını, Kırım'ın İmparatorluğa katılmasından sonra, Kefe 'den getirilerek' buraya yerleştirilen göçmenlerden almış olması ihtimali vardır. Burada Kaptanı derya Uluç Hasan Paşa (ölm. 1589/1590)'nın yaptırdığı bir mescit vardır. Daha sonra; Şeyhülislam Damatzâde Abu' I-Hayr Ahmed Efendi (ölm. 1144 = 1731/1832) buradaki yalısında son zamanlarını geçirdiği sırada, bu mescide cuma vaizi atanmıştır.
KİREÇBURNU:
Buraya, boğazın kuzey ucu göründüğü için, Karadeniz'in kilidi ve anahtarı anlamına gelen "Kleides kai kleithra tou Pontou" denirdi. Bizanslılar döneminde burada Euphemia'ya verilmiş ve herkesin ziyaret ettiği bir ayazma vardı. Kefeliköy'e giderken yüksekte bulunan bir kaya, Dionysios zamanında, adını bir efsaneden alan Dikaia Petra ("âdil taş") çok ünlüydü.
Burası Tarabya ile Büyükdere arasında bir mahalledir. İskanı konusunda XIX. yüzyılda, Fuat Paşa 'nın sadareti sırasında ve 1293 harbinde girişimler ve çabalar gösterildi. Kireçburnu cami adı ile bir cami, Kireçburnu setleri adlı iki set ile ,biri 1163'te gümrük emini İshak Ağa tarafından hayrat olarak, öteki, 1237'de Tabyalar inşa edildiği vakit yaptırılan iki çeşmesi vardır. Ağaçaltı adı ile tanınan yerde Rumların çok ziyaret ettiği bir ayazma bulunur.
TARABYA:
Bu liman, İstinye gibi, denize egemen uluslar için, önemli ticari bir yer olmuştur. 1352'de Cenevizler ile Venediklilerin deniz savaşı sırasında Venediklilerin Amirali Nicola Pisani buraya çekilmişti. Bizanslılar çağında burada, içinde savaş esirlerinin hapsedildiği bir hapishane bulunuyordu. Eski çağda Pharmacias adını taşıyan, Medea'nın zehiri ile ilgili görülen bu yer, sonradan havasının güzelliğinden dolayı, Therapia ("Tedavi") diye anılmıştır. Musahipleri Şemsi Paşa, Celil Bey ve ozan Baki gibi kişiler ile Boğaziçi'nde çeşitli yerlerle, has bahçelerden, görünümü güzel korularda ve kıyılarda şölenler düzenleyen Selim II, o çağda balıkçı kulübelerinden başka bir şey bulunmayan Tarabya 'da, bir kasaba kurulmasını ve kendisi için bir köşk yaptırılmasını Sokullu 'ya emretmiş ve ondan sonra burası da bayındır olmuştur . Sonradan, güzelliği dolayısıyla, özellikle Rum zenginlerinin oturduğu bir yer idi. Hatta hükümet aleyhinde bunların gizli tasavvur ye kararları burada konuşulurdu. Eflak Boğdan beyliklerindeki ayrılıkçı hareketler ile Rum ayaklanmaları buradan yönetilirdi. Tanınmış Rum ailelerinden olup, bu gibi fesat hareketlerinde elebaşılık ettiği hükümetçe anlaşılan Ypsilanti 'lerin Tarabya 'da ki sahilhaneleri, bu yüzden zorla ellerinden alınmış ve Selim III. tarafından Fransa büyük elçiliğine bir sayfiye yeri olmak üzere verilmişti. Bundan başka, vaktiyle burada bulunan İsveç ve Napoli elçilerine özgü yalılara ek olarak, sonradan İngiltere, Almanya, Romanya ve Danimarka Büyük Elçileri de birer sayfiye edinmişlerdir. Bu yalılar çoğunlukla doğu zevkine göre döşenirdi. Yazın buralarda yaşam çok canlı olurdu. İsveçli gezgin Björnstahl 'in buradan yazdığı dikkate değer mektupları bu yaşamdan söz eder.Aynı zamanda, Tarabya koyunda sonuçlanan yeşil vadide ilgi çekici bir mesire idi. Evliya Çelebi zamanında, Tarabya, 1033'te uğradığı Kazak saldırı ve tahribatının izlerini taşımakla birlikte, imar da görmekte idi. Burada bânisi tüccardan Hacı Osman Ağa olan bir cami vardır ki, bu ilkin Mustafa III döneminde Alacacı Hüseyin Ağa, sonra 1244'te .Silahdar-i şehriyari Ali Ağa tarafından değiştirilip genişletilmiştir. Tarabya 'da Mahmut II. ve Bezmialem Valide Sultan taraflarından yaptırılmış iki çeşme de vardır.
YENIKÖY:
Yeniköy kıyısı, burada yetiştirilen çilek dolayısıyla, Komarodes ve bir az ilerisi Bakchiai diye adlandırılmıştı. Kalender Koyu, bir barbar kralının adını (Pitheku Limen) taşımakta idi. Aynı zamanda Bizanslılar buraya, durgun denizi nedeniyle, Eudios Kalos demişlerdir.
Kanuni 'nin zamanında kurulmakla bu günkü adını alan bu köy, Türklerin Boğaziçi'ndeki imarcı ve medeni rollerini, hizmetlerini açık bir biçimde gösterir. Yeni-köy, Evliya Çelebi zamanında, 3.000 evli ve bağlı bahçeli bir kasaba idi. Galata nâibi idaresinde olup, su başısı , yeniçeri serdarı, çavuş ve yasakçıları vardı. Halkı hep Trabzonlu ve Karadeniz kıyısından gelme idi. Zaten Tarabya, Büyükdere, Sarıyer halkı da çoğunlukla bu gibi diyardan gelenlerden idi. Burada banileri, Osman II. döneminde kaptanı derya ve sadrazam olan Güzelce Ali Paşa ile Zembilli Ali Efendi 'nin oğlu Fazlı efendi (ölm. 1583) olan Ali Paşa ye Molla Çelebi camileri ve Şeyh İsmail'in Halveti tekkesi de vardı . Karadenize çıkan gemilerin kaptanları peksimetlerini Galata ile Yeniköy 'den alırlardı. Mahmut II. döneminde Rum zenginleri, Yeniköy 'de Osmanlı mimarisine en güzel örnek olacak l yalılar yaptırmışlardı. Burada Rumlardan başka Ermeniler de vardı. Bunlar evlerini siyaha ve Rumlar ise, kırmızıya boyatmak zorunda idiler. Bununla birlikte sonradan bu yöntem bırakılmış, yeşil dışında, Hristiyanlar evlerini istedikleri renge boyatabilmişlerdir. Bir az ilerideki Köy Başı'nda bir tabya ve daha ilerideki koy da Kalender köşkü vardı. Bu ad, burada gömülü bu addaki bir dervişten alınmış olacağı gibi, durgun denizi nedeniyle verilen Eudlas Kalos 'tan gelmiş olacağı da düşünülebilir . Buradaki köşk, Ahmet III. döneminde, Damat İbrahim Paşa tarafından yaptırıldı. 0 zamandan beri burası Boğaziçi'nin en güzel mesirelerinden biri oldu. 1243 (1827/ 1828) Türk-Rus savaşında Mahmut II. Sancağı Şerifi çıkarıp, Kalender köşküne koymuş, burası harekat üssü olmuştur.
İSTİNYE:
Çok güzel doğal bir liman olarak, eski zamanlardan beri ünü bulunan İstinye'nin eskiden3 adı vardı: I. Stenos (Boğazın baş1angıcına yakın bir koy olmasından dolayı); 2. Leosthenes .yada Leahthanes (Megaralıların burada yetiştirdikleri bir bitkiden dolayı); 3. Sasthenion (Argonotların Amykos 'u yenmelerinin şükran anısı olarak inşa ettikleri adak yerinden dolayı. Burada daha önce Amphiaraos adak yeri bulunuyordu ve bunu büyük Konstantin bir Hıristiyan tapınağına dönüştürmüştü. Bizanslılar zamanında burada imparatorlarının sarayları vardı ki, 921'de Boğaziçi'ne kadar gelen Tuna Bulgarları, bunlardan Romanus 'un sarayını yakmışlardı. Bizans'ı denizden kuşatmaya gelen kavimlerin bu arada Rusların, gemileri burada demir atardı.
Boğaziçi 'nin en derin koyu etrafında olan bu köy, XVI. yüzyıl ortasından sonra gelişmiştir. Halkı yerli Rum ahali ile daha çok denizcilerden (Kürekçi-başı Ahmet Bey, gemi kaptanlarından Derviş Reis vb. gibi-) oluşurdu. Bunların sahilhaneleri ve kurdukları, inşa ettikleri mescit ve mahallelerden başka, Bayezıt II 'in torunu Nesli Şah Hanım Sultan 'ın yaptırdığı, mescit ve mahalle vardır ki, inşa tarihi ve bu mescidin İstanbul'daki vakıflarını gösteren vakfiyesi 947 (1540) tarihlidir. Evliya Çelebi zamanında limanın ağzında bir de misafirhane vardı. Koyun kıyısında ve iç tarafta bulunan köşkler ve yalılar zenginlerin rağbet ettiği bu semti her çağda Boğaziçi'nin en bayındır köşelerinden biri yapmış ve koyun sonundaki çayırlık ünlü bir mesire haline gelmiştir. Dolayındaki tepelerde kireç, ve taş ocakları bulunduğu gibi, özellikle Cezayirli Gazi Hasan Paşa zamanında faaliyet gösteren ve en büyük gemilerin kalafat ve tamir edilmelerine uygun bir kalafat yeri de vardı. Meşrutiyet döneminde de burada "Tamir Havuzları ve Destgahları Osmanlı Anonim Şirketi" adı ile bir denizcilik tesisi kurulmuştu. Bu kurum Cumhuriyet döneminde Devlet Deniz Yolları idaresinin elinde, bu türden işlere ayrılmıştır.
EMİRGAN (MİRGÜN):
Buraya eskiden ünlü "Münşa'at al-salâtin" yazarı Nişancı Feridun Bey'e izafeten Feridun Bey bahçesi (Feridun Paşa bahçesi) denirdi. Murat IV.'ın Revan Fethi sırasında bu kalenin komutanı olup, kaleyi kahyası Murat Bey ile birlikte teslim edip padişaha sığınarak, İstanbul'a gelen, mansıplar ve vezirlik hasları alan Emirgüne 'ye burası da verildi. Onun burada, ara sıra kendisini ziyaret eden padişaha (Murat IV.) bir taht kurdurmak suretiyle sanatkârca ve İran zevkine göre inşa edilip donatılan süslü bir köşk yaptırması ile, bu semt daha çok ün kazandı. Katlinden (1051 = .1641/1642) sonra Kara Mustafa Paşa 'ya verilen bu kasır, onun da idamından sonra çeşitli kimselere geçti, ancak bir kısmı has bahçeye ayrılarak Mirgün adı bütün semtin adı oldu.
Abdülhamit I. döneminde şeyhülislam Mehmet Esat Efendi 'den devlete kalan buradaki köşk ye sahilhanenin yerine, padişahın emri ile, yeni bir cami ile dükkanlar ve hamam inşa edilerek, bir köy kuruldu ki, burası; Selim III. döneminde daha çok gelişti. Abdülhamit I. vakfından bir çeşme ile, Haseki kadın sarayı adı ile bilinen bir eve bitişik öteki bir çeşme (bânisi, Murat IV.), büyük Reşit Paşa. hayratından üçüncü bir çeşme vardır. Emirgan'ın suyu boldur. Bu çeşmelere Valide bendinden su gelirdi. Kanlıkavak diye tanınan su da köyün suyu olup, kaynağı 3 km. kadar güneybatıda ve Hacı Osman bayırındadır. Kıyının kuzey kısmında Mısır hidivi İsmail Paşa 'nın köşkleri bulunuyordu. Bunun yanındaki bahçe de ünlü bin mesire idi. Burası 1943'te İs- tanbul belediyesi tarafından halka özgü bir gezinti yeri durumuna getirilmek üzere, satın alındı.
Kıyının güney kısmında Mirgün camii bitişiğinde Şerif Abdullah Paşa sahilhanesi vardır ki, bu yalının süsleri çok güzel olan selamlık dairesi ,güzel bin sanat eseri sayılmaktadır. Gerek Hidiv ailesinin, gerek Şerif Abdullah Paşa'nın Mirgün'de yaptıkları; bir takım hayrat daha vardır.Koru dolayında kurulup da daha sonra eskimeye yüz tutması yüzünden belediyece yıktırılan hastanede bu aradadır.Boğaziçi'ndeki gümrüklerden biride burada bulunuyor ve gelirleri , beratla saray adamlarına veriliyordu.
BOYACIKÖY:
Baltalimanı ile Emirgân arasında bir mahalledir. Semtin bu ismi almasına neden, şayak v.b. boyamak ve bu sanatı yurt da yaymak üzere, Kırkkilise dolayından Selim III. tarafından 1221 (1806/1807) 'de 40 evlik göçmen getirilip, buraya yerleştirilmesi olmuştur.
Köyde Topal Hüsrev Paşa hayratından iki eski çeşme vardır. Bunu izleyen kıyıya, servi ağaçları ile kaplı olduğu için, Kyparodes (bugünkü Kestane Korusu) deniliyordu. Bir kaya üzerinde tanrıçalardan Hekate'ye tahsis edilmiş bir adak yeri vardı.
BALTA LiMANI:
Rumeli-Hisarı burnundan sonra, kral Barbys'in Phaidaliae adlı kızının, üzerinden atlayarak, intihar ettiği kayaya ye kayanın dolayındaki yere Sinus Phidailae (bugünkü Balta-Limanı) adı verilmiştir. Burası, bundan başka Portas Muilerum (Gynaikon Limen "Kadınlar limanı") adını taşımış ve Gillius'a göre, Sarantakopa da denilmiştir.
Fatih'in kaptanı deryası Baltaoğlu Süleyman Bey'den adını alan bu koy, Rumeli Hisarı ve Emirgan arasında, kaynağı Levent ciftliğinde olan bir derenin ağzındadır. Burada Paşmakçı Şücaeddin tarafından kurulup mimberini , İmam-ı Sultani (Ahmet III.'in) adı ile tanınan al-Sayyid Muhammet Efendi'nin yaptırdığı bir cami ile Hezarpare Ahmet Paşa'nın blr çeşmesi vardır.
Selim III. döneminde valide kethüdası Giritli Yusuf Ağa da, dere içersindeki çayırlıkta, bir biniş köşkü yaptırmıştı. Bazen, sür-i hümayun dolayısıyla, burada vükela için çadırlar kurulur ve eğlenceler düzenlenirdi .
1236'da Mahmut II. cağında limanın ağzına bir tabya inşa edildi. Baltalimanı XIX. yüzyılda İstanbul zenginlerinin rağbet ettiği bir yer olduğundan, kıyı boyunca bir çok büyük yalılar vardı. Büyük Reşid Paşa tarafından yaptırılan ve sonra yüksek bir fiyatla Hükümete satıp, oğlu Ali Galip Paşa ile onun eşi Fatma Sultan'a verilen büyük kagir yalı, hala durmakta ise de, yakınında yine o yalı ile birlikte hükümete satılmış olan daha eski ve ahşap kısım yıkılmıştır. Bu kagir yalı eşi Seniha Sultan'dan dolayı, en son Osmanlı sadrazamlarından Damad Ferit Paşa ya geçmiş ve Mütarekeden sonraki dönemde (1918-1923) siyasi ve Mili Mücadele aleyhine görüşmelere, Hürriyet ve itilaf Fıkrası toplantılarına sahne olmuştur. Cumhuriyet döneminde burada bir süre Balıkçılık Enstitüsü kurulmuş, bugün bir hastane durumuna getirilmiştir. Sonradanda Baltalimanı ile Emirgan arasında "Reşit Paşa arazisi" denilen yerde bir kısım yer ayrılarak Reşit Paşa adı ile bir mahalle kuruldu. Reşit Paşa, Hariciye Nazırlığı zamanında eski yalısında, 3 Ağustos 1838'de Belçika ile, 16 ağustosta İngiltere ile birer ticaret antlaşması imzalamış, sadareti sırasında da Rusya ile 1 Mayıs 1849'da Eflâk-Boğdan beylikleri hakkında imzaladığı ant1aşma da, Balta-Limanı antlaşması adını almıştır.
RUMELİHİSARI:
Rumeli Hisarı burnu, buradaki Hermes adak yerinden dolayı, Hermaion adını taşıyordu . Gene durumundan dolayı Lemocopion ve dalgaların gürültüsü bir köpeğin havlamasına benzetilerek, Pyrhias Kyon ("kızıl köpek") adları da verilmişti. Burada, İskitlere karşı savaşa giden Dara'nın ordusunu geçirmek Üzere, Sisamlı Androkles sallar ile ünlü bir köprü yapmıştı.
Rumeli Hisarı adı Fatih'in burada yaptırdığı hisardan gelir. Bebek ve Baltalimanı koyları arasında genişçe bir çıkıntı üzerinde bulunan bir yerdir.
Rumeli Hisarı, yangından sonra, Mahmut L tarafından yeniden yaptırılan (1746) İskele mescidi bânisi Hacı Kemaleddin mahallesi ile, mescidinin banisi (1540) defterdar Mustafa Efendi olan Arpa Emini Ali Torlak (Ali Dede mescidinin banisi), Kale içi ye Meydan mahallelerini kapsar. Evliya Çelebi burayı, hisar dışındaki mahallelerden bağ ve bahçesiz, kayalar üzerinde 1000'den fazla evden ibaret bir semt olarak gösterir. Buradaki muvakkithâne Beyhan Sultan (Mustafa III.'nın kızı) tarafından' yaptırılmıştır. Cuma ve Bayram günleri hisara bayrak çekilir ve padişah boğaza çıktıkça, buradaki toplar onu selamlardı . Her dönemde saray ye devlet adamlarından bir çoğunun burada bağ ve yalıları vardı. Bu arada XVII. yüzyılda Vâlide Sultan (Mehmet IV.'in validesi)'in yaptırdığı köşk, XVIII. yüzyıl başlarında matbah-emini Halil Efendi 'nin bağı ile XVIII. ve XIX. yüzyıllarda, şeyhülislamlardan Mekki Mehmet Efendi Sıdkızade Ahmed Reşid Efendi'nin sahilhaneleri zikredilebilir. Rumeli Hisarı' nın en yüksek noktasında, tekkelerin kapatılmasına kadar, Nafi Baba tekkesi adlı bir bektaşi tekkesi bulunduğu gibi, civarındaki şehitlikte ünlülerden bir çokları gömülüdür.Ünlü hattatlardan Mustafa b. 'Abd al-Rahim ve Ahmed Vefik Paşa bunlar arasındadır.
Köşkü de burada bulunan Ahmed Vefik Paşa, kendisini hisarın bekçisi sayardı. Abdülaziz zamanında bu kalelerden birisi yıkılarak yerine bir saray inşa edilmesi söz konusu olunca, gösterdiği sinirlilik ve verdiği cevap, onun, bu büyük Türk anıtına karşı duyduğu bağlılığın derecesini belirtir
ZEKERİYAKÖY / GENEL BİLGİ
Sarıyer'in en eski köylerinden biri olan Zekeriyaköy; Maden, Bahçeköy, Uskumru Köy, Demirciköy ve Rumelifeneri'nden sınır alır. Köy ismini, mezarı camiin arkasında bulunan Zekeriya Baba isimli yatırdan alır. Zekeriyaköy ilçe merkezine 5, Taksim'e 26 ve Eminönü'ne 28 km uzaklıktadır. Zekeriyaköy'deki cami Çelebi Müfti lakabı ile maruf Şeyhülislam Hocazade Mehmet Efendi (Ö.1615) tarafından yaptırıldı. Ayrıca camiin bakımı, onarımı ve diğer ihtiyaçlarının karşılanması için de Sarıyer'de bir hamam yaptırarak vakfetti. Vakfedilen Sarıyer hamamı İsazade vakfındandır. Cami birkaç kez onarılmış, hatta en son onarımında hemen hemen yeniden inşa edilerek eski özelliğini kaybetti. Zekeriyaköy'deki bir diğer cami de KİPTAŞ Sitesi içindeki Abdullah Kadı Camiidir (Bu cami Kiptaş Camii de denilmektedir) camiin tarihi Özelliği yoktur. Köydeki diğer tarihi eserler ise çeşmelerdir. Köy içinde ulu çınar ağacının altındaki çeşme Padişah Avcı Mehmet'in (IV. Mehmet) hanımı ve Padişah Üçüncü Ahmet'in annesi Emetullah Valide Sultan tarafından 1745 yılında yaptırıldı. Ne var ki onarımlar sırasında tarihi özelliğini kaybetti. Son onarımı 1994 yılında yapılarak bugünkü duruma getirildi ve eski tarihi özelliğinden herhangi bir eser kalmadı. Çeşmenin eski kitabesi muhtarlıkta koruma altındadır. Meydan çeşmesi hüviyetindeki Hüseyin Ağa Çeşmesinin (1764) yeri yol yapım çalışmaları nedeniyle iki kez değiştirilmiş, üçüncü seferinde ise tamamen yıkılmıştır. Bu çeşme yapılış tarihinden sonra iki kez onarım görmüş olacak ki ayna taşı üzerinde üç ayrı kitabe konulmuştur. Birinci kitabede hayratı yapan Hüseyin Ağadan (1764), ikincisinde Hacı İsmail Efendiden (1790) ve üçüncü de ise Zübeyde Hanımdan (1889) bahsediyor. Bu çeşmenin iki kitabesi köy muhtarlığınca korunuyor. Soğuksu Çeşmesi (1793) önemli tarihi eserlerden biridir. Bu çeşmenin asıl adı Ziştovi Ayşe Hanım Çeşmesidir. Çeşme ilk yapıldığı yerde korunmaktadır. Bir diğer çeşme de Kirazlı Bahçe'deki Çeşmedir (1927). Zekeriyaköy'de anıt ağaç hüviyetinde iki dev çınar ağacı var. Çeşmenin yanındakinin çevresi 11 metre, yaşının ise bine yakın, muhtarlık binasının yanındakinin ise çevresinin 7.5 metre yaşının da dört yüz elli beş yüz civarında olduğu ifade edilmektedir. Zekeriyaköy'ün ne zaman kurulduğu bilinmemektedir. Ancak halkının Türk olduğu anlaşılmaktadır. Bu köy de diğer köyler gibi 93 Harbi (1877 Rus Harbi) seferberliği nedeniyle göç alan köylerden biridir. Harp nedeniyle Tataristan ve Gürcistan'dan göçmen aileler geldiği gibi Karadeniz bölgesinden de köye göçen aileler oldu. Ayrıca Yerliköy'ün, sahibi çıkması üzerine köy sakinleri yirminci asrın başlarında Sarıyer'in diğer köylerine dağıtıldı. Bu dağıtımdan Zekeriyaköy'de göç aldı. Bu yerleşim bölgesi çiftliğe dönüştürülerek Yerliköy Çiftliği adını aldı. Bu çiftlik Zekeriyaköy'ün sınırları içerisindedir. Köyde Rum ve Ermenilere ait herhangi bir kalıntı yok. Köyün Türkler tarafından kurulduğu dolayısıyla da yerli halkının Türk olduğu anlaşılıyor. Zekeriyaköy halkı yakın zamana kadar bahçecilik, hayvancılık, odunculuk ve orman işçiliği gibi işlerle uğraşıyorlardı. Halen bu işleri yapan bir kısım aile varsa da köy nüfusunun çok büyük oranda artması nedeniyle değişik iş kollarında çalışanlar bulunmaktadır. Köy içinde olduğu gibi köy dışında ve yeni yerleşim bölgesi olan Koza Evleri gibi yerleşim bölgelerinde ticaret, emlakçilik ve müteahhitlik işleriyle uğraşılmaktadır. Zekeriyaköy, köy içinden çok, siteler içerisindeki işyerleri ile köyden ziyade modern bir kent görünümündedir. Marketi, kitapevi, eczanesi, cafeleri, muhallebicisi, restaurantları, mobilyacısı, antikacısı, sanat evleri, kebapçısı, pizzacısı, bankaları ile gerçekten bir kent havasındadır. Amerikan Hastanesinin köyde bir şube açmış olması da bunun göstergesidir. Evliya Çelebi'nin konu ettiği Sarıyer'in Lal renkli sulu Kirazları'nın merkezi Zekeriyaköy'dür. Kirazlıbahçe restaurant ve çay bahçesinde kirazlar altında dinlenme, eğlenme ve yenilip içilme olayı halen yaşatılmaktadır. Bilhassa sitelerin fazlalaşması modern işletmeciliği de beraberinde getirmiş, bu nedenle de eğlence yerleri çoğalmıştır. Acarlarda Coliseum Aktif, Koza Evleri ve civarında Nar Cafe Bar, D&G Cafe, Fincan Bresseria Restaurant, Pizza Mia, Mama Mia Restaurantları ile Zeck Clup bu tür işyerlerinden bazılarıdır. Zekeriyaköy bağlık ve bahçelikti. Göz alabildiğine ekin alanları ve meralarıyla büyük ve verimli köylerden biriydi. Üzüm bağları, kirazı ve diğer meyveleriyle da ünlü bir köydü. Bilhassa kirazı, üzümü ve karpuzu aranılan meyveleriydi. Evliya Çelebi Sarıyer'den bahsederken "7000 bağı vardır, cümle dağları bağlarla tezyin olunmuştur. Lal renkli sulu kirazları meşhurdur. Hisar kirazı adı ile meşhur olan Gülnar bu Sarıyer'de yetişir ki, her birinden yüzer damla su çıkar methine söz yetmez..." demektedir ki bu ifadenin içinde aslında kirazı ve kiraz bahçeleriyle ünlü olan Zekeriyaköy vardır. Köyün adı çok kez "Kiraz Köy" olarak da anılmaktadır. Bunun nedeni de sultani, dalbastı ve dragaani (siyah, yazılı ve sarı) gibi çok değişik türlere sahip olmasındandır. Zekeriyaköy büyük gelişme gösteren köylerden biridir. Bilhassa ekin alanlarının ve meraların imara açılması, bazı alanların orman kapsamı dışında utulması nedeni ile Zekeriyaköy villa ve siteler kenti görünümüne dönüşmüştür. Köyün nüfusu 1980'de 386 iken 1997'de 3.047'ye yükselmiştir. Muhtarlıkça nüfusun 7.500'ü geçtiği ifade edilmektedir. Yaz aylarında nüfus daha da artmaktadır. Zekeriyaköy içinde yeni bir kısım binalar yapılmasına karşın eski köy havasını da yansıtmaktadır. Köy dışına çıkılmadan başlayan villa ve siteler insanı modern bir kente götürür. Yirmi dört sitenin dışında Kasap Çayırı Mahallesi, Karaağaç Mahallesi Uzunçayır Mahallesi olarak isimlendirilen yerleşim yerleri Zekeriyaköy sınırları içindedir. Kılıçpınar Mesiresinin de bir kısmı Zekeriyaköy bir kısmı da Bahçeköy sınırları içinde kalmaktadır. Köy kaynak suları bakımından da zengindir. Soğuk Su, Olukdere Suyu, Molla Suyu, Kirazlı Bahçe ve Kılıçpınar Suyu içimi bakımından çok iyi sulardır. Zekeriyaköy ağaçlıklar içerisinde şirin bir köydür. Turizme açıktır. Çay bahçeleri, piknik yerleri ve Kirazlı Bahçe ve Barınak isimli restaurantları ile bilhassa yaz aylarında ilgi çekmektedir. Yaz kış hizmet veren Göçmen Çiftliği ve Göçmen Ranch (Binicilik) Tesisleri ilgi gören yerlerdendir. Burada köyün adını taşıyan bir ilköğretim okulu var. 1925 yılında iki derslikli olarak açılan okul 1955 yılma kadar devam etmiştir. 1955 yılında okul yeniden yaptırılmış, 1975 ve 1987 yıllarında da onarım görmüştür. Zekeriyaköy'de özel okul da var. Biri 1998 yılında kurulan Özel Okul Öncesi Eğitim Kurumu olan Anaokuludur. Diğeri de Acarlar Sitesi içindeki Özel Acarlar Anaokulu ile İlköğretim Okuludur. 1998 yılında öğretim ve eğitime başlayan okul, 1999 yılında Özel Acarlar Anaokulu ve Özel Acarlar İlköğretim Okulu olarak isim değiştirmiştir. Aynı kampus içindeki Özel Acarlar Lisesi de 2000/2001 öğretim yılında eğitim ve öğretime başladı. Köyde ve Koza Evleri Sitesi içinde Amerikan Hastanesi Kliniği bir de Hill's adını taşıyan hayvan hastanesi var. Köyde; Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği Zekeriyaköy Şubesi, Zekeriyaköy Rotary Derneği, Zekeriyaköy Rotaract Derneği, İstanbul Su ve Doğa Sporları Kulübü Derneği ve Zekeriyaköy İlköğretim Okulu Aile Birliği Derneği adlarını taşıyan beş dernek faaliyet göstermektedir. Zekeriyaköy'de bu güne kadar; Ethem Ağa, İsmail Efendi (Bingöl), Mustafa Efendi (Dayal), Şerafettin Dayal, Hasan Efendi (Özgen), İsmail Bingöl, Cela Balaban, Ahmet Dayal, Nihat Bingöl ve Mustafa Bingöl (halen görevde)muhtar olarak görev yaptılar. Zekeriyaköy'de; Merkez Mahalle ile birlikte 11 Mahalle (ayrı muhtarlık değil) 22 Cadde, 108 Sokak, 25 Site, 1 Lojman var.

KİLYOS





Kilyos, İstanbul'a 30, havaalanına 50 kilometre uzaklıkta. Boğaz'a gitmekten daha kolay olduğunu söylemekte bir beis yok. Bu şirin köye ulaşmak için ya Sarıyer üzerinden, ya da Maslak istikametinde Bahçeköy geçişini kullanmanız gerekiyor. Yolun tamamı asfalt. Maslak yolu orman içi olması sebebiyle manzaralı ve daha keyifli. Yerleşimi çok eskilere dayanan köye ulaştığınızda göze ilk çarpan tarihi bina Cenevizliler döneminde yapıldığı bilinen kalesi oluyor. Askeri saha içinde kalan kale Sultan II. Mahmut zamanında restore edilmiş. Ortasında bir sarnıç bulunuyor. Yağmur yağdığı zaman sarnıçların dolması için su toplayacak bir sistem kurulmuş. Hicri 1197-1241 tarihinde Bahçeköy'e kadar tüm sarnıçlar bu dönemde imar ve restorasyon görmüş. Taş yapımı kalenin temizliği ile dikkat çeken kemerli, korunaklı muhafız bölümleri aynen korunmuş. II. Dünya savaşında Boğazların korunması amacıyla Almanlar tarafından verilmiş 19. yy Krupp Kamalı çelik top kalenin burçlarında. Kale içinde 8 ayrı top sergileniyor Kale kapısı üzerinde Sultan II. Mahmut tuğrası, her iki yanında iki savaş topu, karşısında kalenin ele geçirilişi şerefine o dönem dikilip günümüze ulaşan anıt çınar ağacı bulunuyor. 26 metre yüksekliğinde, 5,4 metre gövde çevresine sahip çınarın dikim tarihini gösteren tabelada 1460 yılı belirtiliyor. Üç yüksek noktadaki su terazileri de kaledeki sarnıçtan su dağıtan sistemin birer parçası. Köydeki diğer tarihi yapılar ingilizlerin İstanbul'u işgali ettiklerinde Boğaz girişini kontrol etmek için yaptıkları eski tahlisiye binaları, kayıkhane, iskele, köprü ve çeşme. Tahlisiye binaları halen kıyı koruma tarafından kullanılıyor.

Kale kapısından ayrılıp, eski köy evlerini geride bırakıp yürüdüğünüzde tüm Kilyos manzarasına hakim bir tepeye ulaşıyorsunuz. Köydeki konaklama tesislerin çoğu burada. Deniz tarafından çıkılan merdivenlerle veya araç yolu ile gelinen oteller tepesi, panoramik manzarasıyla hayranlık uyandırıyor. 50 adım da ulaşılan çarşı, piknikle ilgili tüm gereksimlerin karşılandığı bakkal, manav, eczane gibi dükkanlar, emlak ofisleri, butiklerle cıvıl cıvıl. Yani yerleşik nufüsu kışın 2000 civarında olan Kilyos'a giderken ihtiyaç duyacağınız şeyleri taşımaya gerek yok. Jandarma bölgesi sınırları içinde kalan bölgede tüm kalabalığa rağmen huzur kaçıracak olaya da rastlanmıyor. Kilyos'un diğer adı Kumköy. Adım botanik açıdan son derece zengin kumullardan alıyor. Bu kumullar Karadeniz kıyılarında bozulmadan kalabilmiş kumul alanları arasında, en zengin bitki çeşitliliğine sahip ikinci kumul sistemi olması nedeniyle oldukça önemli. Doğal Hayatı Koruma Derneği tarafından koruma altına alınması için çalışılan Kilyos kumulları, içerdiği nadir kumul bitki örtüsündeki çeşitlilik ve ülke çapında nadir en az 15 kumul bitki taksonuna sahip. Bem Sözleşmesi Ek Liste I'de yer alan iki bitki türünün (Silene sangaria ve Verbascum degenii) zengin popülasyonlarının yer aldığı kumullardaki botanik çalışmalarının tarihi yüzyıldan daha eskiye dayanıyor. En az dört bitkinin tipömeği buradan toplanmış.
Nerede ne yenir?
Kilyos ve çevresinde taze deniz mahsulleri ve mangalda pişen et yemekleri sunan kır lokantaları damak zevkine düşkün olanlar için yaz kış açık. Bu şirin, küçük Karadeniz sahil yerleşimi göz alabildiğine uzanan kumsal plajları ile ünlüdür. Sarıyer içinden veya Belgrat Ormanlarından geçen yollar birleşerek Kilyosa varır. Orman yolu su kemerleri ve bentlerin civarından geçer. Şehir merkezine 25 km uzaklıktaki Kilyos’ta motel ve pansiyonlar, lokantalar yaz aylarında servis verirler.
Restoranlar:
Şömine Restaurant: 0212 201 25 17,
Bolu 1 & 2 Restaurant 0212 201 12 00,
Salih 1 Restaurant: 0212 201 10 64,
Salih 2 Restaurant: 0212 201 11 10,
Munzur Restaurant: 0212 201 10 04,
Gökdoğan Restaurant: (0212) 201 10 04,
Domani Restaurant: 0212 201 16 88,
Canlı Alabalık: 0212 20114 68,
Dalia Beach Clup: 0212 204 01 69,
Solar Beach: 0212 20110 12,
Dalia Beach: 0212 204 03 68,
Uzunya Beach:O212 204 07 33,
Burc Beach: 0212 203 02 30,
Doygun Restaurant: 0212 20114 62,
Baharsuyu Et Lokantası: 0212 242 27 40
Nerede kalınır?
Kilyos'ta, 1000 yatak kapasitesine sahip olan otellerin hepsi deniz manzaralı.
Yalı: 0212 201 22 10,
Grup: 0212 201 11 94,
Yuva: 0212 20110 43,
Erzurumlu: 0212 20110 03,
Kale: 0212 20118 20,
Yonca: 0212 20110 45,
Mehtap: 0212 201 10 16 ve
Mıstık: 0212 201 10 77,
Kilya Beach - Resort Otel: 0212 201 23 55
Nasıl gidilir?
Taksim'e 35 km uzaklıkta yer alan Kilyos'a özel aracınızla gidiyorsanız Maslak yönünde yol alırken sola ayrılan sapakla ana yoldan ayrılın. iki şeritli yolda ilerleyip tarihi su kemerleri yanından Bahçeköy'e gelin. Bahçeköy'ü geçip, Zekeriyaköy kavşağından sola dönün. Bir süre rampa inin ve yazlıklar, çiçek satıcıları, bahçe düzenleyicileri, kır lokantalarını geçip Kilyos meydanına ulaşın.
Bilgi için: Kilyos (Kumkoy) Doğal Çevresini Koruma ve Çevre Kültürünü Geliştirme Derneği: Tel: 0212 20110 45

Rumelikavağı....


Rumelikavağı, Sarıyer ilçesinin deniz sahilinde yer alan bir yerleşim bölgesidir. Balık lokantaları ile ünlü olan bu semt, Garipce köyünü de sayarsak, Karadeniz'e çıkışta Rumelifeneri'nden önceki son yerleşim birimidir.

Bizanslılar döneminde ismi Hieoron Romelias olan Rumelikavağı bu ismi, kalenin bulunduğu yerdeki Bizans mabedinden alıyordu. Bir diğer söylence ise: çarşı içinde bulunan anıt ağaç hüviyetinde ki çınar ağaçlarından[halk arasında çınar ağaçlarına kavak ağacı da denilmektedir.] aldığıdır. Bu ağaçlardan bir kısmının günümüzde hala yaşıyor olması bunu doğrular nitelikte olsada, Osmanlılar döneminde deniz geçişlerini kontrol etmek amacıyla yapılan çarşı içinde ki kale[kavak hisarları da denmektedir] nedeniyle Kavak adı verildiği, Rumeli yakasında olduğu için de Rumelikavağı adı verildiği diğer rivayetler arasındadır.

Rumelikavağı'nın yerli halkı Rumdu. Bizanslılar döneminde İstanbul Boğazı'nın önemli yerleşim birimlerinden olan Rumelikavağı, aldığı göç hareketleriyle yoğunlaştığı gibi, Türk nüfusu da gittikçe artmıştır. Osmanlılar döneminde ise Rum nüfus gittikçe azalmıştır. 1877 yılında yaşanan Rus harbi sonucunda büyük bir göç hareteketine sahne olan ve gittikçe nüfusu artan Rumelikavağı, Sarıyer'in en büyük köylerinden biri olmuştur.

Rumelikavağı, 1877 yılında çıkarılan Dersaadet belediye yasa'sına göre belediye sınırları içersine alınmışsa da, 1930 yılına kadar köy statüsünü korumuş, Sarıyer'in 15.05.1930 tarihinde ilçe olması üzerine köy statüsünden çıkmış ve Sarıyer'in mahallelerinden biri olmuştur. Rumelikavağı her dönem askeri bölge olma özelliğini korumuştur. Antik çağdan Bizanslılar dönemine, bu dönemden Osmanlılar dönemine kadar bu özelliğini koruduğu gibi Cumhuriyet döneminde de askeri bölge olarak kalmıştır. Burası 1960 yılına kadar yabancıların girmesinin yasak olduğu bir bölge idi.

Rumelikavağı, tarihi eserleriyle zenginlik kazanan yerleşim bölgelerinden biridir. Tarihi eserlerden bir kısmı hala yerli yerinde ve kullanılır durumda, bir kısmının kalıntıları görülmekte, bir kısmı ise yok olup gitmiştir. Rumelikavağı kalesi köyün üst kısmında şimdiki Garipçe-Fener yolunun alt tarafında bulunuyordu. Rumelikavağı kalesi, gümrük noktalarının kontrol altında tutulması amacıyla 12. yüzyılda, I.Manuel Kommenos tarafından inşa edildi. Bu kalenin eşi,yüz yıl kadar sonra karşı Kavak'da yani Anadolukavağı'nda yapıldı. Karşılıklı iki kalenin yapılmasından amaç, karşıdan karşıya zincir çekilerek ticaret gemilerinin geçişini önlemek ve gümrük parası almaktı. kale, 14. yüzyılda Cenevizlilerin, 1452 yılında da Osmanlıların eline geçti. Günümüzde kalenin sadece kalıntıları bulunmaktadır. Bu kaleye; Polikhion kalesi, Asomaton kalesi, İmros kalesi gibi isimler de verilmiştir. Osmanlılar döneminde ise, Cenevizliler kalesi ile birlikte Eski kale isimleri de kullanılmaktaydı.

Kullanılmakta olan kale ise deniz kenarındadır. 1624 yılında Sultan IV.Murad tarafından yaptırılmış, 1783 yılında Sultan I.Abdülhamid döneminde(1774-1789) Fransız mimar Tusan'a iki yeni kale inşa ettirilmiş, Sultan III.Selim ise kaleye bazı ilaveler yaptırmış, savaş sırasında Sultan IV.Mustafa(1807-1808) tarafından Fransız mimar Totti'ye birbirine karşı duran iki kale daha yaptırılmıştır. Bu kaleye, Kavakhisarı da denilmekte olup, çok amaçlı olarak günümüzde halen kullanılmaktadır.

Sultan III.Selim'in devrilmesine neden olan Kabakcı Mustafa isyanı bu kaleden yani Kavakhisarı kalesinden başlamıştır. kabakcı Mustafa etrafına topladığı bir miktar yeniçeri ile isyan bayrağını açmış ve kaleden çıkarak çayırbaşı mahallesinde bulunan büyük çayırlık alanda ordugah kurmuştur. Burada toplanan yeniçeriler ile sarayın üzerine yürümüştür. Rumelikavağı muhafızı olan Kabakcı Mustafa ve adamlarının büyük baskısı sonunda Sultan III.selim tahtdan indirilmiş ve IV.Mustafa geçirilmiştir. Bu olaydan sonra Kabakcı Mustafa, Turnacıbaşı rütbesiyle Boğaz nazırlığına atanmıştır. Alemdar Mustafa paşa olayı öğrenince ordusu ile geri gelmiş, III.Selim'i yeniden tahta çıkarmayı istemişse de, saraya girdiğinde Sultan III.Selim'in kanlı cesediyle karşılaşmıştır.(28.07.1808). Alemdar Mustafa paşa, Sultan III.Selim'i tahta çıkarma uğraşı verirken bir yandan da emrinde bulunan Pınarhisar Ayanı Hacı Ali Ağa'yı üç yüz kadar süvari ile Kabakcı Mustafa'nın üzerine göndermiştir. Rumelifeneri köyündeki köşkünde istirahat etmekte olan Kabakcı Mustafa, gelenlere karşı koyamamış ve öldürülmüştür. Alemdar Mustafa paşa, Sultan III.Selim'in öldürüldüğü sarayı basarak IV.Mustafa'yı tahtdan indirerek Sultan II.Mahmut'un tahta çıkmasını sağlamıştır.

Yusuf ağa cami, mahallenin iç kısmında olup, tarihi eserlerdendir. Sultan IV.Mehmet'in[avcı Mehmet] annesi Turhan Hatice Valde sultan tarafından kardeşi Yusuf Ağa adına yaptırılmıştır(1682-1688). Bu cami, ikinci dünya savaşı sırasında iki yıl boyunca ibadete kapatılmış ve Rumelikavağı'nda ki askeri birliğin karargahı olarak kullanılmıştır. Karakaş mescidi, IV.Murat döneminde(1623-1640) Karakaş Mustafa Çelebi İbnu'l Hac Abdullah ağa tarafından onarılarak yenilenmiştir. Kavakhisar içindeki bu mescit, Sarıyer de ki büyük sel felaketi sonucu yok olup gitmiştir.

Rumelikavağı tarihi biraz da Mavromolos ile zenginlik kazanır. Mavromolos'un tarihi antik çağlara kadar iner. Burada putperestlik zamanında Serapion tapınağı ve tüm putların anası olan Rea'nin mabedi vardı. Hıristiyanlık döneminde ise, Meryem Ana'ya sunulmuş Theotokos ve Panagia manastırı yapıldı. Burada, Meryem Ana kilisesinin günü olan 15 Ağustos'da büyük bir panayır kurulurdu. Zamanla kilise yıkıldı ve 1617 yılında iki hücrelik bir kısmı kaldı. Rum keşişler tarafından Mavromolos[karataş] mamur hale getirildi. Bağ, bahçe bir de değirmen inşa edildi. Dalyan kuruldu ve eski kilise kalıntıları hepten yok edilerek 1690 yılında büyük bir kilise ve manastır yapıldı. Osmanlı imparatorluğundan izin alınmadan yapıldığından, Sadrazam Damat Şehit Ali paşa tarafından manastır, kilise ve ayazma yıktırıldı. Antik çağdan Osmanlılar dönemine kadar hayli tarihi eser yapılan Mavromolos, şimdi ki adıyla Karataş'da eski eserlerin kalıntılarını bulmak bile çok zor, belki de imkansızdır. Bu alan şimdi plaj olarak kullanılmaktadır.

Rumelikavağı'nda ki tarihi eserlerden biride, Bezzazistan Kethüdası El-haç Mehmet ağa tarafından yaptırılan hamamdır. Bu hamam, iskele caddesi ile Kavak hamamı sokağının birleştiği yerde ve sokağın sol köşesinde idi. Tam karşısında Ruznameci İbrahim efendi çeşmesi vardır. Ne var ki bu tarihi eserde yok olup gitmiştir. Kavak hamamına çaresizler hamamı da denilmekteydi. Mahallede ki bir diğer tarihi eser, Rumelikavağı ile Yenimahalle arasında ki Telli Tabya'dır.[ deli tabya da denilmektedir.] Milton da denilen Telli Tabya, Sultan Abdülmecid zamanında(1839-1861) Fransiz mimar Tavsav'a yaptırılmıştır. Bu tabya savunma ve kontrol amaçlı yaptırılmış olup halen kullanılmaktadır. II.Dünya savaşı sırasında, düşman denizaltılarının boğaz'dan geçişini önlemek amacıyla 1939 yılında, Telli tabya ile Anadolukavağı arasında deniz yüzeyinden deniz dibine doğru denizaltı mania ağları çekildi. Bu denizaltı mania ağları çelikten yapılmıştı. Birinci hat; Telli Tabya'dan Anadolukavağına, ikinci hat Anadolukavağı'ndan Telli Tabya'ya doğru denizin ortasına kadar çekilmiştir. Gemilerin geçmesi çin iki hat arasında 50 metrelik bir açık kapı bırakılmaktaydı. Liman kontrol cihazlarının gelişmesi üzerine denizaltı mania ağları 1965 yılında kaldırılmıştır.
Telli tabya'nın üst tarafında yol kenarında Telli Baba adıyla anılan bir yatır ve türbesi vardır. Burada ki mezar yıllar önce, Hacı Nimet Abla tarafından onarılarak türbe haline getirilmiştir. Aslında mezarda, Türk balıkcıya aşık olmuş olan bir Rum rahibe kızın bulunduğu söylencesi yaygındır. Rahibe kız, Rumelikavağı'nda ki manastırdan deniz yolu ile kaçarken, kayığının batması üzerine boğularak ölmüş,mezarı üzerine de bir gelin teli konmuştur. Fakat zamanla söylenceler değişikliğe uğramış ve Telli gelin, Telli Baba olup çıkmıştır. Bir başka iddia ise, Telli Tabya'da bekçilik yapan bir ermişin ölmesi üzerine buraya gömülmüş olmasından dolayı buraya Telli Baba denilmiş olmasıdır.

Rumelikavağı'nda tarihi çeşmelerin çokluğu dikkati çeker. Ruznameci İbrahim efendi çeşmesi(1634), Yusuf ağa çeşmesi(1682-1688), Abdülhamit han çeşmesi(1900), Hüseyin Sırrı paşa caddesi(1894) Rumelikavağı'nda ki tarihi çeşmelerdendir. Hüseyin Sırrı paşa çeşmesi mezarlık içinde kaldığı için su verilmemektedir. Telli Baba çeşmesi(1815) ile kavak çeşmesinin(1897) kalıntıları bile artık yoktur. Otuzbir suyu çeşmesi de kullanılmamaktadır.

Rumelikavağı vapur iskelesinin 300 metre açığında bulunan Dikilikaya'da tarihi eserlerdendir. Halk dilinde buna, dikili feneri denmektedir. Bu fener, çok eski yıllarda Mesarburnu mevkiinde iken, Osmanlıların son dönemlerinde şimdiki yerine nakledilmiştir.

Rumelikavağı çarşısı içinde bulunan çınar ağaçları anıt ağaçlardandır. Semte kavak adının verilmesinini nedenleri arasında sayılmaktadır. Bu ağaçlardan biri köy içinde ki kalenin giriş kapısı yanında olup, yaşı 750 nin üzerindedir. Diğer iki anıt ağaç, yeni yapılan Ulu caminin yönünde olup, birini yaşı 500 ün üzerinde diğerinin yaşı 500 e yakındır.

Rumelikavağı sadece Sarıyer'in değil, İstanbul Boğazı'nın en büyük balıkcı köylerinden biridir. Yakın zamana kadar köy halkının yüzde sekseni balıkcılıkla uğraşırken, kalan kesimi bağ, bahçecilik ve ticaretle uğraşırdı. Ancak son yıllarda balıkcılığın yanı sıra Turizm ve ticaret konusunda büyük bir atılım gösterilmiştir. Çok sayıda balıkcı gazinosu ve lokanta yerli ve yabancı turizme hizmet vermektedir. Balık, midye ve diğer deniz ürünleri halka sunulmakta ve Rumelikavağı halkının büyük gelir kaynağını oluşturmaktadır. Rumelikavağı'nda, İskele, Şato, Nokta, Ayder, Telli Baba, Recai restaurant, Yedigün, Kahraman, Süper yedigün, Güzelyer, Boğaz canlı balık, Günay balık, Altınkum, Şampiyon, Yasin'in yeri, Reis'in yeri, Mehmet'in yeri, Kral balık, Altınkum Dicle balık, Mustaabi balık ve Köşem gibi restaurantlarda günün her vaktinde en taze balıkları bulmak mümkündür.

Midyecilik unutulmuşken, tekrar damak tadına Rumelikavaklılar tarafından sunuldu ve Büyük bir iş kolu oldu. Pek çok midye çıkarıcı, ayıklayıcı ve halka sunan esnaf bulunmaktadır. Balık avcılığında ise en son teknoloji kullanılarak av yapılmaktadır. Ahşap tekneleri, saçtan yapılmış büyük gırgırlara yerlerini ter etmişlerdir. Balıkcılık artık karadeniz ve Marmara denizinden başka, Ege ve Akdeniz'de büyük saç teknelerle yapılmaktadır. Her gemide buzhane, yatakhane, yemekhane gibi yaşam yerleri ve her türlü konfor bulunmaktadır. Bunun yanı sıra küçük ahşap yada saç teknelerle de balıkcılık yapılmakta ancak bu teknelerle yapılan balıkcılık Ege ve Akdeniz'i kapsamamaktadır.

Rumelikavağ'nda yakın zamana kadar filecilik önemlibir iş kolu idi. Ancak naylon poşetlerin gündeme gelmesiyle bu meslek değerini kaybetmiş ve tarihe karışmıştır. Sarıyer ve Yenimahalle de olduğu gini Rumelikavağı'nda da Çirozculuk 1960 lı yıllara kadar devam etti. Ancak. uskumru balığının ve türünün Marmara ve Karadeniz'e artık gelmemesi sonucu, çirozculuk da zaman içersinde kaybolmuştur.

Rumelikavağı'nda bağ ve bahçecilik yerini, çiçekciliğe, süs ağacı ve çeşitli ağaç türlerinin yetiştirilmesine ve halka sunulmasına yani satışına terk etmiştir. Bu semtde bulunan Ünal çiçekcilik, botanik bahçesi ve sera çiçekciliğinde öncülük yapan bir kuruluştur. Çiçekciliğin ve seracılığın Rumelikavağı'nda yapılır olması ticaretin gelişmesine de etken olmuştur. Bu arada meşhur kavak inciri az da olsa bu yörede hala yetiştirilmektedir.

Rumelikavağı'nda çay bahçelerinin ve balık lokantalarının yanı sıra, Altınkum, Elmaskum ve karataş plajları ile askeri plaj da turizm gelişmesine büyük katkıda bulunmuştur.

İSTANBUL SARIYER GÜMÜŞDERE KÖYÜ

Gümüşdere köyü, Sarıyer'in iç kısımlarında yer alan eski bir yerleşim bölgesidir. Köyün ismi Bizans döneminde olduğu gibi Osmanlılar döneminde de Domuzdere idi. Ancak zaman zaman Domuz Köy de deniliyordu. 1867 yılında Berlin'de basılmış olan Constantipolel und der Bosporus haritasında köyün ismi Domuzdere olarak geçiyor. Bu ismin verilmesine neden ise köyde domuz yetiştirilmesiydi. Köyün ismi cumhuriyet döneminde ve mübadeleden sonra Gümüşdere olarak değiştirildi. Bu ismin verilmesine neden yörede bulunan ve işletilen ancak bittikten sonra terk edilen gümüş madeni olmasındandır.


Gümüşdere'nin yerli halkı Rum'du. 1923/1924 yılındaki mübadele nedeni ile köyün Rum halkı Yunanistan'a giderken, oradan getirilen Müslüman Türkler Gümüşdere'ye yerleştirildiler, köyde hiç Rum kalmadı. Köy, ilçe merkezine 16, Taksim'e 36,5 ve Eminönü'ne 40 km uzaklıktadır.

Gümüşdere'de tarihi eser olarak pek fazla bir şey yok. Bir tek kilisesi var Domuzdere tarihini hatırlatan. Bu kilisenin ne zaman kimin adına yaptırıldığı konusunda bilgi yok. Mübadeleden sonra kilise bir süre cami olarak, daha sonraları da köy deposu olarak kullanıldı. Gümüşdere'de Hıristiyanlara ait mezarlık kilisenin etrafında idi, ancak şimdi herhangi bir kalıntı görülmemektedir. Türk Mezarlığı ise köyün mübadele ile Türkleşmesiyle birlikte kurulmuş olup Kısırkaya Yolu üzerindedir. Gümüşdere'de bir ilköğretim okulu var. 1926 yılında iki katlı ahşap bir binada eğitime başladı. İki sınıflı ve üç yıllık olan okul ilk mezununu 1930/1931 döneminde verdi. 1975 yılında İlkan Atakol adına yaptırılan lojmanlı bir bina bağışlandı, okul eğitim ve öğretime burada devam etti. 1997 yılından bu yana ise Gümüşdere İlköğretim Okulu olarak eğitim ve öğretimini sürdürmektedir. Uskumru Köy ve Kısırkaya okulları beşinci sınıfa kadar eğitim verdiklerinden, bu köylerin okulları eğitimlerini Gümüşdere İlköğretim Okuluna gelerek tamamlamaktadırlar.

Gümüşdere'de bir de yüksek okul var. Adile Sadullah Mermerci Polis Okulu 1998 yılında eğitim ve öğretime başladı. Bu okul 2001 yılında Adile Sadullah mermerci Polis Meslek Yüksek Okulu olarak isim değişikliğine uğradı ve iki yıllık eğitim ve öğretim vermeye başladı.

Gümüşdere'de 1963 yılında temeli atılan ve 1969 yılında ibadete açılan bir cami var, ancak camiin tarihi özelliği yok.
Gümüşdere'deki tarihi çeşme Gümüşdere girişinde solda ve dağ dibindedir. Çeşmenin kaynak suyu çok boldur. Çeşmenin üst üste onarım görmesi nedeniyle tarihi özelliği yok oldu. Bir diğer çeşme de köy içinde var. Ancak, 1964 yılında yapılan bu çeşmenin de tarihi özelliği bulunmuyor.

Gümüşdere halkı köy kurulduğundan beri bahçecilikle uğraşır. Rumların zamanında üzüm bağları ile tanınan köy, aynı zamanda şaraplarıyla da ünlüydü. Mübadele nedeniyle Rumlar köyden ayrılınca köyde üzüm bağlarının yerini bahçecilik aldı. Gümüşdere'de, Sarıyer İlçesinin olduğu gibi civar ilçelerin de ihtiyacını karşılayacak kadar sebze yetiştiriliyor. Yılın her ayında Gümüşdere'de mevsimin sebzesini bulmak imkânı var. Zira bu köyde son birkaç yıldan beri seracılık hayli ilerleme kaydetti. Binlerce dönüm serası ile sebzecilikte öncülüğünü korumaya devam ediyor.

Gümüşdere Köyünün bir kısmı orman sahası içindedir. Bu alanlardaki kum kireç ve taş ocaklarından üretim yapılmaktadır.

Gümüşdere Köyü İstanbul'un sayılı plajlarından birine sahip olmakla ünlüdür Yüzlerce tatilci aile, çadır kurarak tatillerini burada geçirirler. Plajın oto parkı kafeteryası, restaurantı var. Plaj ve müştemilatı bütünü ile Gümüşdere Köyü Tarımsal Kalkınma Kooperatifi tarafından işletilmektedir.
Gümüşdere'de, Gümüşdere Spor Kulübü adıyla bir dernek ve bir de kooperatif var. Gümüşdere Köyü Turizm ve Kalkınma Kooperatifi 1972 yılında kuruldu. Bilahare ismi Gümüşdere Köyü Tarımsal Kalkınma Kooperatifi olarak değiştirildi.

Gümüşdere'de bir de 1999 yılında kurulan Tulya Kurtulan Binicilik Akademisi (The Pony Club) adlı bir kulüp var. Burada Kulüp üyeleri ile başvuranlara binicilik eğitimi verilmektedir.

Gümüşdere'nin nüfusu (1997 nüfus sayımına göre) 1.291'dir. Muhtarlıkça köy nüfusunun 2.000 civarında olduğu ifade edilmektedir.

Gümüşdere Köyünde; Hoca Efendi, Memiş Çivi, İbrahim Berber, Mehmet Sami Akgül, Ali Bahçıvan, Mustafa Değirmenci, Ahmet Ozan, Galip Ozan, Mustafa Akgül ve Cevat Mutlu

Uskumruköy,

Sarıyer ilçesinin bir mahallesidir. Gümüşdere, Kilyos, Demirciköy, Zekeriyaköy, Bahçeköy ve Belgrat Ormanlarından sınır alır. Köy, İlçe merkezine 9, Taksim'e 29 ve Eminönü'ne 32 km, uzaklıktadır.

Yerleşim bölgesi olarak çok eskilere dayanan bir tarihe sahiptir. Cenevizlilerin kalma olduğu söylenen gözetleme kulesinden yola çıkılırsa çok eski bir köy olduğu ortaya çıkar. 5000’e yakın bir nüfusa sahiptir. Kır lokantaları, çay bahçeleri ve "Odun barı" vardır.

1990'lı yıllarda sonra Sarıyer ve çevre köylerinde başlayan hızlı yapılaşmada önde giden Zekeriyaköy'ün peşisıra, Uskumruköy'de bu yapılaşmadaki payını yüksek oranda almış ve almaya devam etmektedir. Yukarıda belirtilen nüfus köyün gerçek nüfusunu değil fakat civardaki yeni site ve villalarda yaşayanlarla beraber yansıtmıştır. Arazi bakımından Sarıyer'in en büyük köyü olduğu bilinir. İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin Kilyos Mezarlığı ve Kilyos Köyü Ağlamış Dede Mezarlıkları da Uskumruköy sınırları içerisindedir. Birçok site köy sınırları içinde olmasına rağmen Zekeriyaköy ön ismi ile anılır. Bu bakımdan Zekeriyaköy marka olmuştur.

Köy kurucu halkı hepsi bir yerden gelmemiş karışık bir nitelik kazanmıştır. Son yıllarda köye olan göçlerle ve yeni yapılarda başlayan ikametlerle nüfus olanca artmıştır. 90'lı yılara kadar Anadolu köyü niteliğinde ve görüntüsündeki Uskumru artık bir tarafı köy merkezi, bir tarafı orman-mera, diğer tarafları site-villa vs. şekilde dağınık bir görünümdedir.

Yerli köy halkı, muhacirlerden ve arnavutlardan oluşur. Pomaklara, gacallara ve boşnaklara rastlanmaz.